DİSLEKSİ NEDİR ?

Disleksi, ilk kez İngiliz Doktor W.P Morgen tarafından 1896 yılında tanımlanmıştır. Morgen’a göre Disleksi”Doğuştan kelime körlüğüdür.”

İlk olarak yapılan bu tanımlamadan sonra günümüze kadar birçok disleksi tanımı yapılmıştır.

Avrupa Disleksi Derneğine göre disleksi tanımı “Disleksi;okuma,heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılıktır.”

Disleksi, zeka düzeyi “normal veya normal üstü” olan,”okuma hızı,okuma kalitesi,okumayı öğrenme hızı,okuduğunu anlama- anlatma becerisi” yaşıtlarına ve zekasına kıyasla; beklenenin altında olan okuma bozukluğunun genel adıdır.

DİSLEKSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

-Okumayı öğrenirken zorluk yaşama
-Okuma hızının beklenenin altında olması
-Yazarken harf atlama
– Bozuk yazma
-Okurken harf atlama
-Okurken kelimeleri değiştirerek okuma
-Okumakta zorlanma
– Yazarken zorlanma
-Harfleri birbirine karıştırma (b,d,p gibi)
-Rakamları ters yazma (3-6-9… gibi)
-“6-9″,”3-8″,7-4″ gibi rakamları birbirinden ayırt etmede zorluk yaşama
-Okuduğunu anlama ve anlatmada zorlanma
-Sıralı ezber gerektiren konuları ezberlemekte güçlük çekme.(Ayların sırası,haftanın günlerini sıralama)
-Çarpım tablosunu ezberlerken veya ritmik sayarken zorlanma
-Renkleri karıştırma
-Sağı solu ayırt etmekte zorlanma
– Kendini,bir konu hakkında fikrini iyi ifade etmekte zorlanma
-Toplama ve çıkarma işaretini karıştırma
-Ayakkabılarını bağlama gibi motor becerilerde zorlanma
-Okula gitmek istememe
-Yazarken sıra,satır atlama
-İmla kurallarını uygun yazmakta zorlanma
-Noktalı ve noktasız harfleri yazarken ve okurken birbirne karıştırma

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ PSİKOLOJİK OLABİLİR Mİ?

Yapılan araştırmalar öğrenme güçlüğünün kalıtsal faktörlerden kaynaklandığını öngörmektedir. Öğrenme güçlüğü gelişimsel öğrenme güçlüğü ve sonradan kazanılan öğrenme güçlüğü olarak ikiye ayrılmaktadır Gelişimsel öğrenme güçlüğü genetik olarak aktarılan bir durumdur. Sonradan oluşan öğrenme güçlüğü güçlüğü ise kişinin, başına sert bir darbe alması, kaza, felç gibi dış faktörlerden kaynaklanarak kişinin beyninde hasar oluşması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Bunun herhangi bir psikolojik travma, stress, kaygı gibi faktörlerle hiçbir ilgisi yoktur.
Öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin çevresinin ve psikolojik durumunun kişiyi etkilediği doğrudur. Ancak bu sorunun doğrudan sebebi değildir. Çevresel faktörler öğrenme güçlüğünün etkisinin artmasına veya azalmasına yardımcı olabilir. Çocuğu ile daha fazla ilgilenen, onun fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılayan bir ebeveynin çocuğu öğrenme güçlüğünü, ilgisiz çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamayan bir ebeveynin çocuğuna göre daha kolay atlatabilir. Unutulmamalıdır ki öğrenme güçlüğü her türlü fiziksel, psikolojik ve eğitimsel ihtiyaçlar karşılanmasına ve zka normal veya normal üstü olmasına rağmen öğrenme sürecinde yaşanan güçlüklerdir.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇOCUKLAR VE AİLELERİNİN DUYGUDURUMUNU NASIL ETKİLEMEKTEDİR?

Özgül öğrenme güçlüğü tanılı çocuklarda zeka düzeyinin normal olmasına karşılık beklenilen akademik başarının gösterilememesi durumu hem çocuğu hem de beraberinde aileyi stres altında bırakmaktadır. Çocukta görülen özel öğrenme güçlüğünün beraberinde yaşadığı problemlerin asıl nedeninin anlaşılamamasından ötürü çocuk suçlanmakla birlikte aile de çocuğun gelişiminde etkin rol olmadığını düşünerek kendini suçlu hissetmektedir. Yapılan bazı araştırmalar öğrenme güçlüğü tanısı alan bireylerin sıklıkla ruhsal sorunlar ve davranış bozuklukları problemleri de yaşadıklarını ortaya koymaktadır.
Aldıkları eğitimde zorluk çeken ve çoğu zaman kendini baskı altında hisseden ÖÖG tanılı çocukların aileleri ve öğretmenleriyle ilişkileri bozulmakta, özgüvenleri sarsılmakta ve ikincil ruhsal sorunlar görülebilmektedir. Özgül öğrenme güçlüğü olan çocukların duygudurumları değişkenlik gösterebilmektedir. Sosyal çevreyle ve akranlarıyla iletişim ve uyum problemleri yaşayabilmektedirler.
Kaynak:
Erden, G., Kurdoğlu, F. ve Uslu, R. (2002). İlköğretim Okullarına Devam Eden Türk Çocuklarının Sınıf Düzeylerine Göre Okuma Hızı ve Yazım Hatalarının Geliştirilmesi. Türk Psikiyatri Dergisi, 13(1), 5-13.
Özat, N.E. (2010). Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda frostig görsel algı eğitim programının etkisi. Yayımlanmış yüksek lisans tezi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Bolu.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ NASIL FARK EDİLİR?

Öğrenme güçlüğü genellikle çocuklar 1. sınıfa başladıklarında okuma yazma öğrenirken fark edilir. Ancak durumun daha geç fark edildiği durumlarda vardır. Öğrenme güçlüğü ne kadar erken fark edilirse tedavi süresi o kadar kısa olur. Öğrenme güçlüğü olan bireyde en sık görülen belirtiler şunlardır:
– İşitsel ve görsel uyaranları anlamlandırmada zorlanma
–Saati öğrenme de zorlanma ve zamanı karıştırma
-Dikkatini toplamakta zorlanma
-El ve göz koordinasyonu gerektiren işlerde zorlanma
-Dil sorunları yaşama
-Organize olmakta zorlanma
-Mantık yürütmede zorlanma

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ VE DİKKAT EKSİKLİĞİ

Öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların %20-35’inde dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı da bulunmaktadır. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğünün birbirine eşlik ettiği durumlarda çocuklar genellikle okuma yazma öğrenmekte zorlanırlar. Çok başarılı oldukları derslerde bile soruları yanlış okudukları için veya acele ettikleri için başarısız olurlar. Bu durumda zamanla çocuklarda okula gitmede isteksizlik, derslere karşı ilgisizlik, okul fobisi olarak ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda çocuğu mutlaka bir özel öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği değerlendirmesinden geçirmek gerekmektedir.
Öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği bir arada görülüyorsa çocuğa ilaç desteğinin yanında mutlaka bir eğitim desteği de aldırmak gerekmektedir. Bu eğitim desteği alanında uzmanlaşmış kişiler tarafından verilmelidir. Bu eğitimi verenler özel eğitim öğretmenleri veya alanında yetişmiş psikologlar olabilir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklara verilecek eğitim akıcı okuma ve okuduğunu anlamaya yönelik egzersizleri içeriyor olmalıdır.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN ZAMAN YÖNETİMİ BECERİLERİ

Yaygın adıyla disleksi olan özel öğrenme güçlüğü, sadece okuma, yazma ve matematikte yaşanan zorluklar değildir. Bunlar en belirgin olarak ortaya çıkan semptomlardır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuk okul derslerinde yaşadığı başarısızlığın yanında, yer yön bulma, ince kabar motor gerektiren oyunlar oynamada zorlanma, zamanı yönetememe, kendini ifade ederken zorlanma gibi durumlarla da karşı karşıyadır. Disleksi olan çocuk zaman algısı yeterince gelişmemiştir. Dün, bugün ve yarın gibi kavramları birbirine karıştırmakla birlikte, saatlerin öğrenirken de zorlanmaktadır. Bu yüzden bu zorlukla karşı karşıya kalan öğrenciler ödevlerini asla zamanında bitiremezler. Yapacakları işleri asla yetiştirmezler. Peki bu durum karşısında neler yapılmalıdır?
Öncelikle aile bu gibi belirtiler fark ettiğinde mutlaka bir uzmana başvurmalıdır. Uzman ilgili değerlendirmeleri yapıp çocuğa bir eğitim planı çıkartmalıdır. Zaman becerisi ile ilgili becerileri ilgili uzmanla kazandıktan sonra aile evde çocuğun ödevlerini yaparken zaman yönetimini kazanması için çeşitli çalışmalar yapmalıdır. Mutlaka çocuğun masasında bir saat olmalıdır. Günlük işlerinin planlı olduğu bir saat ve içerisinde görevleri yazılı olmalıdır. Soru çözerken veya ödev yaparken aile tarafından süre tutulup, alarm kurulabilir. Bu da çocuğun zamana karşı koşullanmasını sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki bunları mutlaka bir uzman eşliğinde yapılması gerekmektedir.

OGRENME GÜÇLÜĞÜ SADECE AKADEMIK ALANDA MI ORTAYA CIKAR?

Öğrenme güçlüğugenellikle akademik yasamda, konuları öğrenirken ortaya cikan bir güçlük olmakla birlikte, motor koordinasyon sorunu olarak da ortaya çıkabilir. Öğrenme güçlüğü olan çocukların el-göz koordinasyonları zayıftır(Doğan, 2012). Çatal bıçak kullanmada, makas kullanmada, ayakkabılarını bağlamakta zorlanırlar. Bunun yanında bazıları çizim yapmaları gereken işlerde zorlanırlar. Öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin birçoğu kalem tutmakta da zorlanırlar. Ayjı zamanda bu çocuklar bisiklete binmek, top sektirmek gibi aktivitelerde de zorlanmaktadırlar.
Bunun yanında öğrenme güçlüğü olan çocuklar birtakım sosyoduygusal problemlerde yaşarlar. Bunlar akran ilişkilerinde zorlanma, düşük özgüven, uyum problemleri ve iletişim problemleri olarak ortaya çıkabilir.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜGÜ NASIL TANIMLANIR?

Kırk, Gallagher’a göre öğrenme güçlüğünün tanımlanmasında 3 ölçüt vardır.
1) Çocuğun zihinsel kapasitesi ve başarısı arasında büyük bir fark olacak.
2) Çocugun öğrenme sure inde yaşadığı zorluğun herhangi bir psikolojik durumla, zihinsel yetersizlikle ilişkili olmaması
3) Çocugun kendisine özgü eğitim modeli ile bilgileri öğreniyor olabilmesidir.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÖNLENEBİLİR Mİ?

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların zekalarında ya da duygu durumlarında herhangi bir gerilik veya bozukluk yoktur. Sadece bu çocuklar yaşının ve zekasının altında bir beceri sergilemektedirler. Bazılarında matematik, bazılarında yazma, bazılarında ise okuma ve okuduğunu anlama olarak ortaya çıkar. Aldıkları eğitime göre bu çocukların bu becerilerde bu kadar geri olmaları eğitimcilerin ve ailelerin şüphelenme sebeplerinin başında gelmektedir. Öğrenme güçlüğünün en bilinen 3 sebebi nörogelişimsel sebepler, doğumdan kaynaklanan sebepler ve kalıtımdır. En çok kalıtımın öğrenme güçlüğü üzerindeki etkisi düşünüldüğünde bunun önlenmesi çok muhtemel değildir. Ancak erken müdahale programı ile bu durumun çocuk üzerindeki etkisi azaltılabilir. Öğrenme güçlüğü tanısı yapıldıktan sonra sırasıyla yapılması gereken müdahaleler: organizasyon ve bellek çalışmaları, dikkat çalışmaları ve eğitim eksikliğine yönelik çalışmaların giderilmesi çalışmalarıdır.

YAZI ÖĞRETİMİNDE ÖN HAZIRLIK NASIL OLMALIDIR?

Yazı öğretiminde, öncelikli olarak öğrencilerin gelişim düzeyleri göz önünde bulundurulmalıdır. Değişik çevrelerden gelerek oluşan öğrencilerin farklı sosyoekonomik, kültürel düzeylere sahip olabileceği esas alınarak öğretim sürecinde de algı, anlama, kavrama yetilerinde farklılıklar olabileceği düşünülmelidir.
Yazı öğretimi sürecinde öğretmen ile öğrenci arasında etkileşim ve iletişim açısından beklenmedik durumlar ortaya çıkabilir. Öğretmenin bu durumda kendi deneyimlerine dayanarak bilgi, beceri ve yaratıcılığını kullanması son derece önemli olacaktır. Öğretmenin yazı öğretimi sürecinde seçilecek harf veya sözcükleri, öğrencinin yaşantısından örnekler taşıyacak şekilde modellemesi öğrenme sürecini hızlandıracağı gibi akılda kalıcılığı da arttırmaktadır. Benzer şekilde harf yapılarının uygun formda ve belirli büyüklükte olması da önemlidir.
Kaynak: Artut, K. İlköğretim (1. Kademe-Birinci Sınıf) Yazı Öğretiminde Temel İlkeler, Çukurova Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü. Adana-Türkiye.

DİSLEKTİK ÇOCUKLARDA GÖRSEL ALGI BECERİLERİNİN OKUMA BECERİLERİ ÜZERİNE ETKİSİ

Dislektik bireylerin görsel algı becerilerini geliştirmeye yönelik ergoterapi müdahalesinin okuma becerilerine etkisi araştırılmıştır. Bireylere problem saptanan alanlara yönelik kişiye özgü ergoterapi müdahalesi uygulanmıştır. Müdahale sonucunda bireylerde görsel hafıza, görsel tamamlama, görsel ayrım, uzaysal algı, şekil-zemin algılarında ve okuma becerilerinde de artış görülmüştür.
Kişi merkezli müdahale uygulanan dislektik bireylerde görsel algı becerilerindeki artışın yanı sıra akıcı okuma ve okuduğunu anlama becerilerinde de artış görülmüştür. Olguların yaşları göz önünde bulundurulduğunda yaşı daha küçük olan dislektik bireyin hem okuma becerilerinde hem de görsel algı becerilerindeki artışın daha fazla olduğu görülmüştür. Dolayısıyla erken müdahalenin dislektik bireylerde daha etkin olduğu görülmüştür. Dislektik bireylerde hem erken tanı hem de erken müdahale ile bireylerin akademik, sosyal, psikolojik alanlarda yaşadıkları sorunların aza indirilebileceği düşünülmüştür.
Çalışmadan daha iyi sonuç almak amacıyla çalışmaya daha fazla katılımcı alınması, müdahale sürecinin uzun tutulması, bunun yanında dislektik bireylerin aile fertlerinin ve öğretmenlerinin de onların karşılaşabilecekleri sorunları ile ilgili bilgi edilmesi gerekmektedir.
Karakaya, B., & Altuntaş, O. Disleksisi Olan Çocuklarda Görsel Algı Becerilerinin, Okuma Becerileri Üzerine Etkisinin İncelenmesi. Ergoterapi, 161.

ÇOCUĞUM DİSLEKSİ ONUN İÇİN EVDE NELER YAPABİLİRİM?

Öncelikle çocuğun öğrenme güçlüğü ile ilgili mutlaka bir uzmandan destek alıyor olması gerekir. Bu uzman desteğinin yanında aileler çocuklarına evde destek olmak amacı ile, çocuğa yönergeleri hatırlatacak küçük yazıların hatırlatıldığı panolar yapabilirler. Bu panolarda çocuğun zamanı yönetebileceği bir zaman çizelgesi mutlaka asılı olmalıdır. Çocuğun okuma seviyesine göre günlük yapacağı okumalar bu listede asılmış olmalıdır. Çocuğa okumayı sevdirmek amacı ile şiirleri, tekerlemeleri buraya mutlaka asmak gerekir. Mutlaka görsellerin olduğu okumalar yaptırılmalıdır. Çocuklar önce görseldeki resmi yorumlamalı, anlatılacaklar ile ilgili tahminler yürütmeli sonra metni okumalıdır. Çocuğa okuma ağacı yapılmalıdır. Okuduğu metinden anladıklarını küçük küçük semboller ve yazılarla bu ağaca asmalıdır.
Çocuğun okuma ile ilgili motivasyonunu arttırmak için okuduğu metin birkaç kez okutulabilir. Hatalı okuduğu kelimelerle ilgili küçük kartlar hazırlanmalı ve bu kartlar mutlaka tekrar tekrar okutulmalıdır. Bunun yanında yazının içeriği ve puntosu da oldukça önemlidir. Ayrıca çocuğunuza yazıyı sevdirmek amacı ile metinleri renkli kağıtlara veya beyaz kağıtların üzerinde renkli yazılar ile bastırabilirsiniz.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI KOYMADA YARARLANILAN TESTLER VE ARAÇLAR?

Öğrenme Bozukluğunda Tanı Koymada Yararlanılan Test ve Araçlar
WISC-R
PZB, SZB’ den yüksek olduğu patern: Genellikle çocuğun dislektik olduğu düşünülür. Bu çocuklar sözlü ifadede zorlanırlar. Özgül öğrenme güçlüğü için tipiktir.
Kazanılmış Bilgi Kategorisi: Genel Bilgi+Aritmetik+Sözcük Dağarcığı alt testlerini içerir; bilgiyi kazanma ve kullanabilme yeteneğini ölçer.
Sıraya koyma Yeteneği Kategorisi: Sayı Dizisi+Resim Düzenleme+Sözcük Dağarcığı alt testlerini içerir; kısa süreli bellekte depolanan görsel ve işitsel uyarıcıları art arda koyabilme yeteneklerini ölçer.
Mekânsal Yetenek Kategorisi: Resim Tamamlama+Küplerle Desen+Parça Birleştirme alt testlerini içerir; çok boyutlu mekânda obje ya da sembolleri manipüle edebilme yeteneğini ölçer.
Kavramsal Yetenek Kategorisi: Yargılama+Benzerlikler+Sözcük Dağarcığı alt testlerini ölçer; dil işlevleriyle ilgili yetenekleri kapsar.
Bu kategorilerin her birinden elde edilecek toplam puan 30’ dur. Buna göre her bireyin zayıf ve güçlü yönlerini belirlemek mümkündür.
Özgül öğrenme güçlüğünde kavramsal yetenek kategorisinin toplamı 30’ un altına düşmez. MR’ da 30’ un altına düşer.
Özgül öğrenme güçlüğünde en düşük kategori kazanılmış bilgi kategorisidir. Daha sonra sıraya koyma yetenekleri kategorisi ve mekânsal yetenek kategorisi gelir. Mekânsal yetenek kategorisinin düşük olması organisiteyi düşündürür.
Zekâ bölümü 85 ve yukarısındaysa, WISC-R kategorilerine ya da paternlerine göre özgül öğrenme güçlüğüne yaklaşıyorsak diğer testleri de uygulamak gerekir.
Gesell Gelişim Figürleri
Dokuz figürden oluşuyor. Çocuktan şekilleri kopya etmesi isteniyor. Birinci sınıfta gamalı haç ve eşkenar dörtgeni, 9 yaşından sonra köşegenleri birleştirme ve silindiri çizebilirler. Hatalar; şekli bozma, birleştirememe bütünleştirememe, çizgilerin aralarını açık bırakma, döndürmedir.
Çocuğun figürleri çizerken zorlanması; görsel algı, ayrımlaştırma, bütünleştirme alanlarında sorunları olduğunu, ince motor becerilerinde sorun olduğunu gösteriyor.

Bender Gestalt Çizim Testi
Özgül öğrenme güçlüğünde birleştirme ve şeklin bozulması hataları daha sık yapılır.
Kendi Bedeninde ve Karşısındakinin Bedeninde Sağ-Sol Ayırt Etme (Head) Testi
Çocuğun kendi bedeninde ve karşısındakinde sağ-solu ayırt etmesinde güçlük olur.

Harris Lateralleşme Testi
Çapraz lateralizasyon varsa özgül öğrenme güçlüğü için önemli, özellikle de el-göz çapraz lateralizasyonu. Ayak-el lateralizasyonu ikinci derecede önemli.

Görsel-İşitsel Sayı Dizileri Testi
Bu test kısa süreli görsel/işitsel belleği ve dikkati ölçüyor.
İşitsel-Sözel: Sayıları önce testi uygulayan okuyor sonra okunan sayıyı çocuk söylüyor.
Görsel-Sözel: Sayılara 10 sn. bakıyor kapatınca söylüyor.
İşitsel-Yazılı: Sayılar sırayla söyleniyor çocuk yazıyla tepki veriyor
Görsel-Yazılı: Sayılara 10 sn. bakıyor sonra kâğıda yazıyor
Saat Çizimi
Saat resmi çizmesi istenir. Sonra sayıları da yerleştirmesi isteniyor.
Görsel algılama, sıraya koyma, motor becerilerde güçlü-zayıf yönleri gösteriyor.
Okuma-Yazma Becerisi İncelemesi
Sınıf düzeyinde bir metin okutuluyor 1 dk. süreyle. Okuduğu doğru kelime sayısı sayılıyor. Yaptığı hatalar not ediliyor. Okuduğunu anlama becerisi ölçülüyor. Yazma becerisi iki yönlü test ediliyor. Sınıf düzeyine uygun parçayı dikteyle yazdırıyoruz, yazım hatalarına bakıyoruz.
1. sınıf ortalama 45 kelime\dakika okuyor.
2. sınıf ortalama 73 kelime\dakika okuyor.
3. sınıf ortalama 91 kelime\dakika okuyor.
4. sınıf ortalama 97 kelime\dakika okuyor.
5. sınıf ortalama 120 kelime\dakika okuyor.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE SEBEP OLAN ETMENLER NELERDİR?

Özgül Öğrenme Bozukluğunun etyolojisi konusunda henüz fikir birliğine varılamamış olmasına karşılık yapılan çok sayıda araştırma bazı etmenleri kabul etmektedir.
Beyin Hasarı,
Gelişimsel Sapma,
Genetik, kalıtımsal etmen,
Algısal Bozukluklar
Nörolojik Fonksiyonlarda Bozukluk
Bilişsel ve nörofizyolojik çalışmalar zayıf olduğu alanların çözümleme işlemleri ve işleyen belleği olduğunu düşündürmektedir.
İleri derecede düşük doğum ağırlığı ve çok erken doğan çocuklar okuma bozukluğu ve diğer öğrenme bozuklukları için yüksek risk altındadır.
Okuma bozukluğu, genel nüfusa göre bu bozukluğun daha çok görüldüğü aileler arasında sıktır.
Sağ-sol karıştırmasının okuma güçlükleri ile ilgili olduğu gösterilmiştir.
Bilgisayarlı beyin tomografisi, manyetik rezonans görüntüleme ve otopsi üzerinde yapılan birkaç yeni çalışma okuma bozukluğu olan insanlarda temporal veya pariyetal loblarda anormal asimetrinin olduğunu göstermiştir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar merkezi sinir sisteminin yapısal ve işlevsel bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıktığı görüşünde birleşmektedir. Çocuğun bilgiyi kazanırken yaşadığı güçlüklerin çeşitli nedenleri arasında başta zihinsel gerilik olmak üzere fiziksel özürler, görme, işitme kusurları, motivasyonel faktörler, duygusal sorunlar, sosyo-ekonomik ve kültürel yoksunluklar yer alır.
Özgül Öğrenme Bozukluğu yukarıda sayılan bu faktörlerin dışında gelişme göstermektedir. Bilginin kazanılması sürecinin bir fonksiyonudur ve bilginin hangi aşamalardan geçerek kazanıldığına ilişkin bilgi işlem modeline kısaca göz atmak Özgül Öğrenme Bozukluğu olan çocukların hangi alanlarda güçlük yaşadığını anlamak açısından yararlı olacaktır.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Öğrenme bozukluğu bir bireyin dinleme, düşünme, kendini ifade etme, dikkat, algılama, sıralama gibi bilişsel becerilerindeki işleyiş farklılığından ötürü okuma, yazma, matematik gibi temel akademik becerileri kazanmada güçlük çekmesidir.
Disleksinin sözcük anlamı “okuma bozukluğu”dur. Okuma bozukluğu genellikle yazı bozukluğu, sözel-yazılı ifade bozukluğu ile beraber görülmektedir. Günümüzde bu sorunu ortak bir başlık altında toplayan ve okuma, yazma, matematik öğrenme güçlüklerini kapsayan “öğrenme bozukluğu” ya da “öğrenme güçlüğü” terimi daha sık kullanılmaktadır. Disleksi/Öğrenme bozukluğu, zekası normal ya da normalin üzerinde olmasına rağmen aklına uygun başarı gösteremeyen çocuklarda görüldüğü için çoğu zaman geç tanınmaktadır. Sorunun tembellikten, ilgisizlikten, dikkatsizlikten kaynaklandığını düşünen anne-babalar ve öğretmenler bu çocukların erken tanıdan yararlanamamasına ve travmatik öğrenme deneyimleri edinmelerine neden olmaktadır. Oysa öğrenme bozukluğu zaman içinde edinilmez ve izleri yaşam boyu sürebilir.

Beyin Eğitimi; ÖÖG’de sıklıkla sorun yaşanan görsel, işitsel ve işlem hızını güçlendirmeyi hedefleyen egzersizler de sunmakta ve bu sayede öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğun okul başarısını arttırmayı amaçlamaktadır.
Öğrenme Bozukluğu çeken çocuk ve gençlerin eğitimi, normal müfredat programlarıyla ya da özel derslerle gerçekleşememektedir. Bu vakalar psiko-pedagojik değerlendirilmelerinde belirlenen zayıf bilişsel becerilerini geliştirmek üzere hazırlanan “Bireyselleştirilmiş Eğitim Programları-BEP” ile öğrenebilirler. Özellikle dikkat yoğunlaştırma ve algılama becerilerinin eğitimi öğrenme bozukluğunun tedavisinin olmazsa olmazıdır. Bu alanda kullanılan yöntemlerden biri de hızlı okuma tekniğidir. Ancak bu programın öğrenme bozukluğu/disleksi sorunu olanlar için geliştirilmiş olması gerekir.
Görsel Beceriler: ÖÖG’ li çocuklar görsel algı, kısa süreli ve uzun süreli görsel hafızada sorunlar yaşayabilirler. Örneğin, bu çocuklar okudukları metinleri, kısa bir sonra tamamen hatırlayamayabilirler.
Sözel Beceriler: ÖÖG’li çocuklar özellikle işitsel algılama, kısa ve uzun süreli işitsel hafızada problemler yaşayabilirler. Örneğin, benzer sesli harfleri (b-m, v-f gibi) ayırt etmekte zorlanabilirler.
İşlem Hızı: ÖÖG’ li çocukların işlem hızları oldukça yavaştır. Edinilmiş bilgiyi, hızlıca depodan çıkartamayabilirler. Örneğin, yavaş okuyabilirler veya konuşurken gerekli kelimeyi bulmakta zorlanabilirler.
forbrain, ÖÖG’li çocukların geliştirmesi gereken bilişsel becerilerini tespit eder, çocuğun ihtiyacına yönelik bütünsel bir program izler.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN DİL ÖZELLİKLERİ NASILDIR?

Öğrenme güçlüğü olan çocukların dilin anlaşılması ve dilin kullanımından kaynaklı sorunlar yaşadıkları beraberinde başarısız dinleme becerisi, konuşma, yazma ve matematiksel hesaplamalarda görülen ciddi zorluklarla ifade edilmektedir.
Öğrenme güçlüğü ve dil bozuklukları arasındaki ilişki son yirmi yıldır incelenmektedir. Yapılan araştırmalarda sürekli bu iki durumun birbiriyle bağlantılı olduğu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Öğrenme güçlüğü olan çocukların %96’sının aynı tip iletişim bozukluğuna sahip olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Öğrenme güçlüğü görülen birçok çocuğun aynı zamanda dil ile ilgili problemler de yaşadığı görülmektedir. Yapılan araştırmalar doğrultusunda toplum içinde okuma güçlüğü olduğu söylenen birçok bireyin aslında öğrenme güçlüğünün alt gruplarından birine dahil olduğu öne sürülmektedir. Bu alt gruplar üç kategoriye ayrılmaktadır:
-İleri derecede dil problemi olan çocuklar
-Daha az karmaşık dil problemi olan çocuklar
-Dil problemi daha sonra fark edilen çocuklar
Dil bozuklukları ve öğrenme güçlüğü arasında ilişki bulunmakla birlikte günümüzde öğrenme güçlüğü olan birçok çocuğun aynı zamanda dil problemi yaşadığına dair sonuçlara ulaşılmakta ve bu oran artış göstermektedir. Ancak çocukta görülen dil bozukluklarının öğrenme güçlüğüne yol açtığı sonucuna kesin olarak ulaşamamaktayız.
Kaynak: Turan, F. ve Yükselen, A.(2004). Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların Dil Özellikleri. Eğitim ve Bilim 2()4, 29. Sayı 132 (43-47).

DİSLEKSİ İÇİN SÖYLENMİŞ YANLIŞLAR

•Başarılı Bireylerin Disleksili Olma İhtimali Yoktur.
Eğer kişi okulda başarılı bir öğrenciyse disleksili olma ihtimali yoktur düşüncesi de
Başka bir efsanedir. Çünkü disleksinin okulda başarısız bireylerde oluşacağına olan inancın aksine bazı disleksili bireyler, yüksek oranda görevlerine yoğunlaşarak ve çok çalışarak okulda oldukça başarılı olabilirler ve başarılı bir eğitim hayatı geçirebilirler, hatta istedikleri mesleklere ulaşabilen bireyler olabilirler. Başarısından dolayı, okul hayatı boyunca tespit edilememiş ya da geç tespit edilmiş pek çok birey bulunmaktadır. Alfabetik düzeyde, problem yaşayan disleksili bireyleri tespit etmek daha kolayken ortografik açıdan problem yaşayan bireyleri tespit etmek daha güçtür. Sadece akıcı okuma problemi olan, fakat akademik olarak başarılı bir öğrenciyi tespit etmenin güç olması nedeniyle, toplumlarda böyle bir kanı oluşmuştur (Hultquist, 2006; Pumfrey ve Reason, 1991; Taylor ve Walter, 2003).
•Zekâ ile Disleksi Arasında Doğrusal Bir İli ki Vardır.
Zekâ ve disleksi arasında k r lan diğer ağ da disleksi hakkındaki efsanelerden biridir. Disleksili bireylerin bir tür zekâ geriliği yaşadıkları düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. IQ testleri ve disleksi arasında bir bağ bulunamamaktadır. Bu nedenle bu testler, disleksi için bir kanıt olarak kabul edilmemelidir. Disleksili bireylerin arasında ortalama zekâ üstünde pek çok bireyin olduğu bilinmektedir. Kendi alanlarında zirvede olan başarılı pek çok kişi de disleksili bir birey olduğundan bahsetmektedir. Disleksinin görsel ve işitsel problemlerle bir alakasının olmadığı gibi, zekâ geriliği ile de alakası yoktur. Yapılan araştırmalar, farklı IQ seviyesindeki pek çok zayıf okuyucunun;imla fonolojik işlem, kısa süreli hafıza ve söz dizimi ile ilgili değerlerde eş değer zorluklar gösterdiğini ortaya koymuştur. IQ seviyesi daha yüksek olan zayıf okuyucular, IQ seviyesi düşük olan zayıf okuyuculardan, yapılan okuma değerlendirmelerinde ayrışmamıştır. Bu durum, zekâ ve disleksi ilişkisini daha açık ortaya koymakta ve disleksinin düşük, orta ya da yüksek IQ seviyesine sahip bireylerde de görülebilen bir problem olduğunu kanıtlamaktadır letcher ve diğ.,1994; Gus ve Samuelsson, 1999; Siegel, 1989; Stanovich, 1991; Thomson, 2003; Whyte, Curry ve Hale, 1985).
•Disleksi Toplumlarda Nadir Görülen Bir Durumdur.
Disleksinin toplumlarda sık görülmeyen nadir bir durum olduğu yargısı, disleksi hakkında yanlış bilinen diğer bir durumdur. Türkiye’de, ülke genelinde yapılan, disleksili bireylerin varlığına ilişkin bir çalışmanın varlığına rastlanılmamakla birlikte disleksinin dünyadaki ülkelerdeki varlığına göz atarak bu yargı hakkında daha net bilgi sahibi olunabilir. ABD’de öğrenme güçlüğü çeken bireyler %15-25’leri bulan bir orandadır. Bu öğrenme güçlüğü çeken bireylerin yaklaşık %80`inin ise disleksilidir (Lerner, 1989). Disleksinin; İngiltere’de görülme oranı %10 iken, Almanya’da bireylerin %5’inde, Polonya’da okul çağı öğrencilerinin %10-15’inde, Macaristan’daki öğrencilerin %7-10’unda, üç farklı okuma sistemi olan (Hiragana, Katakana, Kanji) Japonya’da ise okumada %1 oranında Hiragana, %2-3 oranında Katakana ve %5-6 oranında ise Kanji okuma sisteminde, Hollanda’da yaklaşık %10, Kuveyt’te ise %6.29 oranında disleksili bireylere rastlanmaktadır. Bu oranlara bakılacak olunursa, her ülkede ortalama en az %5 oranında disleksili birey bulunmaktadır. Yani her 5 kişiden 1’inin
kişinin disleksi olabileceği şeklinde düşünülürse, disleksinin toplumlarda nadir görülen bir durum olmadığı daha net bir şekilde anlaşılacaktır.
•Bir Birey Okuyabiliyorsa O Disleksili Olamaz
Okuyabilen bireylerin disleksili bir birey olamayacağı konusundaki inanış da yanlış bilinenler arasındadır. Disleksili bireyler kelimelerin şekillerini hafızaya alarak, tanıdık hikâyeleri ezberleyerek, ilk harflerden sonra tahminde bulunarak okuma yapma gibi farklı stratejilerle bir süreye kadar okuma yapabilmektedirler.Bu durumda, disleksi sadece okuma öğrenememe problemi olarak algılanmamalı disleksinin kişilerde farklı boyutlarda görülebileceği göz önünde tutulmalıdır. Örneğin, bazı disleksililer hiç okuyamazken bazıları okuya bilmekle birlikte okuduğunu anlayamamaktadır ya da kelimeleri karıştırarak okumaktadır.

DİSLEKSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Bir hastalık değil gelişimsel bir sorun olduğu için tedavi yerine telafi veya düzelmesi mümkün mü diye sorulması daha doğrudur. Özel eğitimle büyük oranda düzeltilebilir. Yaş olarak ne kadar erken fark edilirse o kadar kolay giderilir.Fakat teşhis konusunda işinin ehli uzmanlara danışılmalı ve dikkatli şekilde iyice araştırılmalıdır. Çünkü yanlış teşhis düzeltici yaklaşımları engelleyeceği için en azından gecikmeye yol açar. Bu gecikme süresi içinde disleksili bireyin kendine saygısı ve öğrenme motivasyonu düşebilir. Bu durumda soruna psikolojik etkenler eklenir. Bu etkenlerin sayısının ve şiddetinin artması, okula, öğrenmeye ve öğretmene karşı olumsuz bir tutuma ve sorunun şiddetlenip kalıcı olmasına yol açabilir. Disleksi olgularının çocukluk ve ergenlikte fark edilmemesi, okul ve öğrenmeye karşı isteksizliğe ve giderek yetenek ve kapasitesiyle uyuşmayan meslek ve yaşam tarzı tercihlerine yol açabilir.

DİSLEKSİ NASIL FARK EDİLİR?

Okul öncesi dönem belirtileri:
• Konuşmanın gecikmesi ve diğer konuşma bozuklukları (kelimeleri doğru telaffuz etmekte güçlük, kelime dağarcığının yetersiz ve yavaş gelişmesi, bir şey anlatırken zorlanma, az konuşma).
• Zayıf kavram gelişimi (Büyük-küçük, ince-kalın, üst-alt, iç-dış, önce-sonra gibi kavramları öğrenememe, karıştırma).
• Yetersiz motor gelişim ( öz-bakım becerilerini öğrenmekte güçlük, düğme iliklemeyi öğrenememe, beceriksizlik (sakarlık), çizim veya kopyalamaya karşı isteksizlik.

İlkokul dönemine ilişkin belirtiler:
• Akademik başarı: Birçok alanda zeki görünmelerine karşın akademik açıdan başarısızlık yaşarlar. Başarı durumu değişkendir, bazı derslerde başarısı normal/normal üstü iken, bazı derslerde düşüktür) .
• Okuma / Yazma Becerisi: Disleksisi olan çocuklar 1. sınıfta okumayı öğrenmede zorlanırlar ve gecikirler. Diğer sınıflarda ise okumaları hız ve nitelik açısından yaşıtlarından geridir. Bazı harflerin seslerini öğrenemez, harfin şekli ile sesini birleştiremez, kelimeleri hecelerken ya da harflerine ayırırken zorlanır, sınıf düzeyinde bir parçayı okuduğunda anlamakta zorlanır, başkasının okuduklarını daha iyi anlar. 1. sınıfta yazmayı öğrenmede zorlanırlar ve gecikirler. Bazı harf, sayı ve kelimeleri ters yazar ya da karıştırırlar. “Çok” yerine “koç”, “ev” yerine “ve”, “soba” yerine “sopa”, b-d, m-n, ı-i, 2-5, d-t, ğ-g gibi. Yazarken bazı harfleri, heceleri atlar ya da harf/hece ekler, sınıf düzeyine göre yazılı imla ve noktalama hataları yapar, küçük-büyük harf, noktalama, hece bölme hataları, yazarken kelimeler arasında hiç boşluk bırakmaz ya da bir kelimeyi iki-üç parçaya bölerek yazarlar. Yaşıtlarına oranla el yazıları okunaksız ve çirkindir, yavaş yazarlar, tahtadaki yazıyı defterine çekerken ya da öğretmenin okuduğunu defterine yazarken zorlanırlar.
• Aritmetik Becerileri: Sayı ve matematik sembollerini öğrenmede güçlük çekerler. Bazı aritmetik sembolleri öğrenmekte zorlanır, karıştırırlar. Sınıf düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geri kalırlar. Dört işlemi yaparken yavaştırlar. Problemi çözüme götürecek işleme karar veremezler, yaşına uygun seviyedeki matematik problemlerini yaparken otomatik olarak tepki vermekte zorlanırlar.
• Diğer alanlar: Sağ-sol, doğu-batı,kuzey-güney kavramlarını öğrenmede zorlanırlar. Zamana ilişkin kavramları (dün-bugün, önce-sonra, gün, ay, yıl, mevsim gibi) kavramlarını karıştırırlar. Hangi aydayız denilince salı, hangi mevsimdeyiz denilince şubat diyebilirler. Saati öğrenmekte zorlanırlar.
• Haftanın günlerini, ayları, mevsimleri doğru saysa bile aradan sorulduğunda (cumadan önce hangi gün gelir, marttan sonra hangi ay gelir, haftanın dördüncü günü hangisidir gibi) yanıtlamakta zorluk çeker ya da yanlış yanıtlarlar.
• Top yakalama, ip atlama, ayakkabı-kravat bağlama gibi işlerde yaşıtlarına oranla beceriksizdirler. Sakarlık vardır, sık sık düşer, yaralanır, istemeden bir şeyler kırarlar
• Kendi başlarına çalışma alışkanlığı gelişmemiştir. Öğrenme stratejileri eksiktir, nasıl çalışacaklarını, nasıl daha fazla bilgi edineceklerini ve öğrendiklerini nasıl hatırlayacaklarını bilemezler.
Bu belirtilerin hepsi bir dislektik çocukta bulunacaktır diye bir kural yoktur. Her çocuk kendine has bir şekilde farklılıklarla bu belirtileri bulundurabilir.

ÇOCUĞUM NEDEN ÖĞRENEMİYOR?

Çocuğum Neden Öğrenemiyor?

Bazı çocuklar dinleme, yazma, konuşma, matematik becerileri kazanılmasında ve sosyal iletişim becerileri gibi bir veya birden fazla alanda sorun yaşar. Bu sorunlar zeka geriliği veya eğitim olanaklarından kaynaklanmıyorsa öğrenme güçlüğü olarak adlandırılır. Öğrenme güçlüğü olan çocukların zeka düzeyleri normal ya da normalin üzerindedir. Bu çocukların nörolojik süreçlerindeki bazı farklılıklar öğrenme stillerinde de farklılıklara sebep olur.
Disleksi hangi yaşlarda ortaya çıkar?

Genellikle ilkokula başlanıldığı sırada, okumaya başlangıç aşamasında kendini gösterir. Disleksili çocuklar tahtada yazılanları defterlerine not etmekte zorlanırlar. Defterlerde genelde uzun cümlelerin yerine kısa cümleler ve kelimeler bulunur. Bazı kelimeleri yazmayı unuttuklarından cümleler bazen karmaşık ve anlaşılmaz olabilir.

Dislekside matematik becerileri

Bazı dislektik çocuklar matematikte iyiyken, bazıları ise matematiğin bazı alanlarında zorluk yaşamaktadır. Matematik becerileri zayıf olan disleksili çocuklar için işleme başlamadan önce artı, toplama, çıkarma, gibi matematiksel işlemlerin iyice açıklanması gerekmektedir. Disleksi tanısı almış çocukta diğer güçlükler görsel/algısal becerilerde, yön kavramında, sıralamada, kelime becerisinde ve hafızada gözlemlenebilir.

Disleksi ve Zaman Yönetimi

Disleksi zamanı verimli kullanmayı veya bir programa bağlı kalmayı zorlaştırabilir. Uzman desteği ile hazırlanmış çalışma programları ve çalar saat ya da dijital saat ile dislektik çocukların zamanı daha kontrollü kullanmalarına olumlu katkı da bulunulabilir.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN ANNE BABA TUTUMLARINA YÖNELİK ÖNERİLER

Özgül öğrenme güçlüğü her çocukta farklı şekilde oluşum gösterebilmektedir. Bu doğrultuda çocuğun yeterli ve yetersiz olduğu alanlar belirlenip çocuğa o doğrultuda destek sağlanmalıdır.
Özgül öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuyla birlikte görülebilir ancak DEHB’den farklı bir güçlüktür.
ÖÖG bulunan çocuklar aile ve yakın çevreleri tarafından “tembel”, “sorumsuz” gibi ifadelerle etiketlenmemeli ya da bu güçlüğü, çocukta görülen bir zeka geriliği olarak değerlendirmemeleri gerekmektedir.
Anne babanın özgül öğrenme güçlüğü hakkında bilgi sahibi olmaya çalışmaları, çocuğun varsa kardeşlerine, öğretmenlerine ve çevrelerine bu güçlük hakkında bilgi verebilmeleri önemlidir.
Ruh sağlığı kliniklerinden, özel öğretmenlerden destek alınabilmeli ve bu sorunla tek başlarına baş etmeye çalışmamalıdırlar.
Ailelerin çocuklarına özgül öğrenme güçlüğü tanısı konulduysa bunu kabul etmeleri ve çocuklarını yapamadıkları şeyler için zorlamamaları gereklidir.
ÖÖG olan çocukların zeka düzeyleri normal düzeyde ya da normalin üzerindedir. Bu sebeple bazı alanlarda çok başarılı olabilirken, okuma yazma becerilerinde akranlarının gerisinde performans gösterebilirler.
ÖÖG olan çocuklar okuma yazma becerilerinde okul ortamında sınıf arkadaşlarının gerisinde olduklarının farkındadırlar. Bu yüzden sıklıkla kaçınma davranışı gösterdikleri, isteksiz oldukları gözlenmektedir. Bu gibi durumlarda anne babanın çocuğunu teşvik etmek amaçlı onunla ders çalışması, ona yardımcı olması gereklidir.
KAYNAK: Sürücü, Ö. (2018). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Anne Baba-Öğretmen ElKitabı.

İLKÖĞRETİM DÖNEMİNDE GÖRÜLEN DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE BELİRTİLERİ NELERDİR?

İlköğretim dönemi, çocuğun okul öncesi dönemden çıktığı daha ciddi kuralların bulunduğu, yoğun dikkat ve sorumluluklar alabileceği geçiş dönemi olarak nitelendirilmektedir. Bu dönemde tüm çocuklarda göreceli olarak uyum güçlüğü yaşanabilmektedir. Çocuğun ders ortamında dikkatini yeteri kadar odaklayamaması, okul kurallarına uyum gösterememesi gibi belirtiler ilkokula yeni başlayan çocukların çoğunda görülmekle birlikte, ilk etapta DEHB tanısını düşündürmemelidir. Ancak belirtilerin devamlılığı ve sıklığı olası DEHB tanısını düşündürmeli, gerekli değerlendirme ve testler yapıldıktan sonra bir an önce tedavi sürecine başlanmalıdır.
İLKOKUL DÖNEMİNDE DEHB BELİRTİLERİ
DEHB tanısı sıklıkla ilkokul döneminde konulmaktadır. Çocukta görülen sakin ve sessizce sırada oturamama, sık sık yerinden kalkarak öğretmeninin peşinde dolaşma, derse odaklanamama, etrafı ile daha çok ilgilenme, ders işleyişi sırasında sorulan sorulara beklemeden ve söz istemeden yanıt verme, ödev ve sınavlarda dikkatsizce hatalar yapma, okul başarısında görülen değişkenlikler, diğer çocuklar tarafından dışlanma, ilişki sorunları, zorlandığı zaman çabuk pes etme, dağınıklık, sıklıkla okul eşyalarını kaybetme gibi belirtiler ilkokul dönemi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu işaret etmektedir.
Kaynak: Sürücü, Ö. (2018). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Anne Baba-Öğretmen ElKitabı.

ÇOCUKLARDA KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANIMININ GELİŞİM SÜRECİNE KATKILARI

Okuma alışkanlığı, bireyde okumayı öğrendikten sonraki süreçte gelişen ve zamanla yapılmasından zevk duyulan beceri halini alan bir eylemdir. Çocukluk evresinde kitapla tanışma, çocuğun gelecek yaşantısını da etkilemektedir. Çocukluk evresinde okuma alışkanlığı kazanan çocukların, düşünme yeteneğinde ve kelime dağarcığında artış görülmekle birlikte bu çocuklarda yaratıcı zeka, dinleme ve konuşma yeteneği gelişim göstermektedir. Kitap okuma alışkanlığının kazanımı çocukların ahlaki ve kişilik gelişimlerine katkı sağlarken, doğaya canlılara karşı hassasiyet geliştirmesine ve farkındalık kazanmasına katkı sağlamaktadır.
Okuma alışkanlığının kazanımında etkili birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar arasında ilk sırayı çocuğun ailesi, içinde yaşadığı çevre, okulu ve öğretmenleri almaktadır. Anne ve baba çocuğun okuma alışkanlığı kazanması ve bu alışkanlığı sürdürebilmesinde birer rehber olabilmelidir. Ebeveynlerin rol model olarak, çocuğun gelişimine uygun kitapları okuması gerektiği konusunda yönlendirerek, ev ortamında okuma alışkanlığı kazandırılmasına yönelik bir kitaplık oluşturarak ve çocuğa alınan oyuncağın yanı sıra kitaplar da alarak kitap sevgisi oluşturabilir ve okuma alışkanlığı kazandırılmasına yardımcı olabilirler.
Kaynakça: Tanju, E. (2010). Çocuklarda Kitap Okuma Alışkanlığı’na Genel Bir Bakış. Aile ve Toplum Dergisi, 11 (6). 1303-256.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE TEDAVİ

Öğrenme güçlüğü olan bir çocukta tedaviden önce önemli olan ilk aşama tanı ve ailenin bu konudaki yaklaşımıdır. Disleksi bir zekâ geriliği değildir. İlk olarak ailelerin bu konuda bilinçlenmesi ve olabildiğince hızlıca bir uzmandan destek alması gerekmektedir. Toplumumuzda genellikle ilkokul çağındaki çocuklarda bu fark edilmektedir. Çocuk okuldaki başarısızlığı sebebi ile kendini okuldan uzaklaştırmaya baslar bu psikolojisine ve akademik başarısına fazlasıyla olumsu, yansır. Öğrenme bozukluğu olan bir çocuğun ilaç kullanması gerekmez lakin hiperaktivite veya dikkat dağınıklığı gibi durumlarda uzman dâhilinde kullanabilir. Öğrenme bozukluğu olan çocuğun özel bit eğitimle yaşıtları ile ayni seviyeye getirilmesi gerekmektedir. Bu süreçte okuldaki öğretmenin, özel eğitmenin ve ailenin işbirliği çok önemlidir. Disiplin ve sabır ile öğrenme bozukluğu %100e yakın bir seviyede azalma gösterebilir. Çocuğun bu aşamada hem sosyal olarak kendini iyi hissetmesi sağlanmalı hem de akademik basarisi için gerekli eğitimleri sağlanmalıdır

DİSLEKSİ’DE AKICI OKUMAYI GELİŞTİRMEK İÇİN YÖNTEMLER NELERDİR?

Noktalama işaretleri, vurgu ve tonlamalara dikkat edilerek, geriye dönüş ve kelime tekrarına yer verilmeyen, heceleme ve gereksiz duruş yapılmayan, anlam ünitelerine dikkat edilerek konuşurcasına yapılan okuma (Akyol,2006) olarak tanımlanan akıcı okuma, dislektik olan bireylerin problem yaşadığı alanların başında gelmektedir. Akıcı okumayı geliştirmek için bir takım yöntemlerden faydalanılabilir.
-Tekrarlı Okuma: Kitap, dergi, veya gazeteden seçilen kısa bir metnin çocuğa bir kaç defa okutulması olan tekrarlı okuma, akıcı okuma için oldukça etkili bir yöntemdir.
-Eşli Okuma: Her yaştan okuyucunun kullanabileceği bir teknik olan eşli okuma, bir profesyonel ya da konuda bilgili bir gönüllü eşliğinde yapılabilir. Okunacak materyal seçilir ve okuyucu ile birlikte materyalin fiziksel özellikleri (yazı fontu, uzunluğu vs.) ve varsa görsel ögeleri tartışılır. Ardından aynı anda sesli okuma yapılır. Burada okuma hızı öğrenciye göre ayarlanmalı ve olumlu dönütler kullanılmalıdır.
-Okuyucu Tiyatroları: Bu teknik düz yazı, şiir gibi gibi metinleri dramatizasyon yoluyla canlandırarak okumayı içerir. Performansa başlanmadan önce zorlanılan kelimeler üzerinde çalışılır. Öğrencilere roller vermek, okunulan metnin daha iyi anlaşılmasına ve öğrencinin motive olmasına fayda sağlar. Bu teknik özellikle metnin daha iyi anlaşılması için kullanılabilir.
Kaynak : Çeliktürk Sezgin, Z.ve Akyol, H. (2015). Okuma güçlüğü olan dördüncü sınıf öğrencisinin okuma becerilerinin geliştirilmesi. Turkish Journal of Education, 4(2), 4-16.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ‘’DİSLEKSİ’’ NEDİR?

Disleksi, zeka düzeyinin normal ya da normal üstü değerlerde olup fiziksel, ruhsal, nörolojik herhangi bir bozukluğun bulunmamasına karşılık okuma, yazma, aritmetik, yer, zaman ve yön koordinasyonlarında, düşünme ve kendini ifade etme gibi alanların bir ya da birkaçında ortaya çıkan bir bozukluktur. Özel öğrenme güçlüğü bulunan bireylerin okuma hızları yavaş olabilmektedir. Kelimeleri okurken duraklayarak ve kısaltarak okuma gözlenebilmektedir. Yüksek sesle okurken yanlış vurgulama yaparak, okuduğu parçanın anlamını çıkarmakta zorlanabilmektedirler. Okuma esnasında bazı harfleri öğrenmede güçlük çekebilmekte, kelimelerin yerine başka bir kelime yerleştirme ve kimi harfleri de atlayarak geçtikleri görülebilmektedir.
Özel öğrenme güçlüğü DSM IV’ e göre okuma bozukluğu (disleksi), aritmetik bozukluğu (diskalkuli), yazılı anlatım bozukluğu (disgrafi) ve başka türlü adlandırılamayan öğrenme bozuklukları olarak dört grupta açıklanmaktadır. Aritmetik bozukluğu, sayısal sembolleri ve ilişkileri kavramada, tanımada veya yazıya dökmede açığa çıkan bir bozukluktur. Diskalkuli olan çocuklar sayıları yer değiştirmiş, ters dönmüş, bozuk şekilli yazabilmektedirler ve basit işlemleri yapmakta zorlanabilmektedirler. Disgrafi ise yazma alanında oluşan öğrenme güçlüğüdür. Yazılı anlatım bozukluğu olan bireylerde kelimeleri cümle haline dönüştürüp yazıya dökmekte problem yaşarlar. El yazıları akranlarına oranla yavaş ve yazıları bozuktur. Kimi harf ve sayıları ters yazabilmekte ya da karıştırabilmektedirler.
Salman, U., Özdemir, S., Salman, A., Özdemir, F. (2016). ‘’Özel Öğrenme Güçlüğü ‘’Disleksi’’. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı, Malatya, Türkiye. FNG & Bilim Tıp Dergisi 2016;2(2):170-176.

ÇOCUĞUM DİSLEKTİK Mİ?

Dislektik bireylerin aslında öğrenme kapasiteleri olmasına rağmen kendilerine uygun öğrenme yollarına ulaşamadıkları için okuma, yazma, heceleme, imla ve/veya matematikle sorunları vardır. Dislektik bireyler bunları öğrenebilir, ancak genellikle bu problemlerin üstesinden gelmek için özel eğitime ihtiyaç duyarlar. Yetenekli ve üretken zihinlere sahip bu bireylerin öğrenmelerinde bir farklılık söz konusudur.
DİSLEKTİK BİREYLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Birçoğumuzda bu özelliklerin bir iki tanesi bulunur. Bu bizim de dislektik olduğumuz anlamına gelmez. Dislektik bir insan bu özelliklerin birçoğuna çok uzun süre sahip olan ve bunlardan ötürü öğrenme güçlüğü çeken kişidir.
KONUŞMA
– Konuşmayı geç öğrenme
– Kelimeleri telaffuz etmede güçlük çekme
– Kelimeleri ve yaşa uygun gramer kurallarını öğrenmede güçlük çekme
– Verilen görevleri yapmakta güçlük çekme
– Önce/sonra, sağ/sol vb. ifadeleri karıştırma
– Alfabeyi, tekerlemeleri ve şarkıları öğrenmede güçlük çekme
– Kavramları ve ilişkilerini anlamada güçlük çekme
– Kelime hatırlama ve sorunları isimlendirmede güçlük çekme
OKUMA
– Okumayı öğrenmede güçlük çekme
– Kafiyeli kelimeleri öğrenmede güçlük çekme
– Kelimelerdeki heceleri saymakta güçlük çekme
– Kelimelerdeki sesleri duymakta güçlük çekme
– Kelimelerdeki değişik sesleri ayırt etmede güçlük çekme
– Harflerin seslerini öğrenmede güçlük çekme
– Harflerin isimlerini ve şekillerini hatırlamada güçlük çekme
– Okurken ve yazarken kelimelerdeki harflerin yerlerini değiştirme
– Çok kullanılan kısa kelimeleri yanlış okumak veya hiç okumama
– Uzun kelimeleri okurken bocalama
– Sesli veya sessiz okumada, genellikle kelimeler düzgün okunamadığı için anlama güçlüğü çekme
– Yavaş ve güçlükle sesli okuma
YAZMA
– Düşünceler kağıda dökmekte güçlük çekme
– Çok fazla yazım hatası yapma
DİSLEKTİK BİREYLERDEKİ DİĞER ORTAK ÖZELLİKLER
– Renkleri, nesneleri ve harfleri sıralı bir şekilde isimlendirmede güçlük çekme
– Listeler, tarifler ve olayları hatırlamada güçlük çekme
– Kavramları öğrenmek için onları defalarca görmek veya duymak zorunda olma
– Görsel veya işitsel uyarıcılarla dikkatin dağılması
– Okuldaki yazılılarda ve testlerde sürekli düşüş
– Akrabalarda da benzer durumların olması

DİSKALKULİ OLAN ÖĞRENCİLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Diskalkuli, bireyin zekası ve yetenekleriyle orantısız olarak temel matematik becerilerinde yaşıtlarından geride olması durumudur. Diskalkulik öğrenciler sayıları algılamakta, temel matematik becerilerinde otomatikleşmede, geriye doğru saymada, saatleri öğrenmede, alışveriş esnasında para hesabı yapmada, büyükten küçüğe-küçükten büyüğe gibi sıralamalar yapmada problem yaşarlar. Ritmik sayma da problemli alanlardan biridir. Örneğin öğrenciden 6’dan başlayarak 20’ye kadar ikişerli sayması istendiğinde, sayabilmesi için 2’den başlaması gerekir.
3+2 gibi basit bir işlem parmaklarla sayılarak yapılır; 2+3 sorulduğunda ise toplama işleminin değişme özelliğinden faydalanmak yerine tekrar sayıları toplar. Bunlara ek olarak diskalkulik öğrencilerin matematik kaygıları yüksek, özgüvenleri ise düşüktür. Bu durum ise matematikte başarıyı düşüren bir başka etkendir.
Kaynak: Saygılı, S. (2017). Diskalkuli ile başetme üzerine bir derleme. Sınırsız Eğitim ve Araştırma Dergisi, 2(3), 34-56.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN KAYGI VE DEPRESYON DÜZEYLERİ

Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar zekaları normal ve normal üstü olmalarına rağmen potansiyelleri olan başarıyı gösterememektedirler (Görgü, 2017). Belirgin bir rahatsızlığı olmayan çocuklar yaşadıkları akademik zorluklardan dolayı okul hayatından çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Genellikle yaşadıkları zorlukların bilinmemesi, görsel, işitsel, duygusal zekâları yüksek olmasına rağmen okuma, yazma ve matematikte yaşadıkları zorluklar sebebi ile bazen aileleri, bazen de öğretmenleri tarafından tembellikle suçlanırlar veya arkadaşları tarafından dışlanırlar. (Heiman, 2004). Yaşadıkları zorlukların yanında yargılanmaları veya arkadaşları tarafından dışlanmaları çocukların psikolojisinde derin yaralara sebep olmakta ve kişilik gelişimleri olumsuz yönde etkilenmektedir ( Rea, Mclaughlin, ve Walter-Thomas, 2002). Depresyon ve kaygı gibi ruhsal bozukluklar düşük özgüven veya özgüvenin sarsılması, yalnızlık ve örselenme ile yakından ilişkili olduğu için bu tanıyı alan çocuklar risk grubunu oluşturmaktadır ( Erden, Kurdoğlu, ve Uslu, 2002). Zeka düzeyleri normal ve normal üstü olmasına rağmen okuma, yazma ve aritmetik becerilerde güçlük yaşayan bu çocukların genellikle kaygı bozukluğu yaşadığı bulgular arasındadır. Ayrıca bu çocukların okulda yaşadıkları zorluklar ve başarısızlıklar sebebi ile genellikle kaygı, depresif ve endişeli duygular hissettikleri bulgular arasındadır (Görgü, 2017). Genellikle disleksi ( okuma bozukluğu) kategorisinde yer alan çocukların depresif ve kaygılı duygulara sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca disleksi tanısı almış çocuklarda eşlik eden davranış ve duygu durum sorunları olduğu belirlenmiştir ( Heiman, 2004).
Kaygı belirsiz durumlar veya tehlikeyle baş etme söz konusu olduğunda ortaya çıkan, uyumu kolaylaştıran bir içgüdüsel bir insani mekanizmadır. Bu durum hafif tedirgin olma veya panik derecesine gelmeye sebep olacak şekilde şiddetli olabilmektedir. Güdeleyici ve ket vurucu etkisi vardır. Geleceğe yönelik korku, kararsızlık içeren duygularla insan davranışlarını etkileyen bir hale gelebilir (Deniz, M., E., , Yorgancı, Z., Özyeşil, Z., 2009).
Depresyon, toplumda en yaygın görülen ruhsal bozukluklardan birisidir. Psikiyatri dünyasının gribi olarak bilinir (Blackburn, 1993). Depresyon uyku durumunun bozulmasına, dış görünüşün özensizleşmesine, olumsuz duygu durumlarını (mutsuzluk, karamsarlık, endişe) ve hatta bazen kendisine öldürme düşüncesine varan bir durumdur (DSM 5).
Depresyon özellikle çocuk ve ergenlerin yaşamında büyük etkilere sahiptir. Depresyonun çocuk üzerindeki etkileri arkadaş ortamın, evde, okulda veya sosyalleştiği diğer ortamlarda ortaya çıkmaktadır (Deniz, M., E., , Yorgancı, Z., Özyeşil, Z., 2009).Çocuklardaki depresyon ile ilgili yapılan çalışmalar son 20 yıla yakın zamanda meydana gelmiştir. (Miller, 2002). Okul değişikliği, öğretmen değişikliği, yeni bir kardeşin olması aile içinde yaşana çatışmalar gibi çeşitli faktörlerden tetiklenmektedir ( Görgü, 2017). Bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda okula başlama veya devam eden süreçte depresyon belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlarla beraber akademik hayattaki zorlukları da yaşamak özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocuklarda depresyon görülme olasılığı daha yüksek olabilir (Deniz, M., E., , Yorgancı, Z., Özyeşil, Z., 2009).
Çocukluk döneminde yaşanan bazı deneyimler ve yaşam olayları onların bu olaylara karşı depresyon tepkisi vermesine yol açar. Aşırı olumsuz düşünceler çocukluktan itibaren bireyi depresyona meyilli bir hale getirir ( Blackburnn, 1993). Eğer çocuk okul çağında anne-baba, öğretmen veya büyüklerine karşı yenilmişlik hissederse bunun yanında akademik hayatında başarısızlık da yaşarsa çocukta “ inhibisyon “ olarak adlandırılan sönüklük oluşur. Bu durum çocuğun kendisine suçlamasına ve depresyona girmesine sebep olabilir ( Çakmaklı,1997). Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuk olumsuzluk ve başarısızlık duygusunu sürekli yaşadığı için bu çocukta okulda başarısızlık, sosyal ortamlarda dışlanma ve duygusal sorunların olması onları depresyona meyilli hale getirmektedir ( Morgan, 1989). Yapılan araştırmalara göre akademik hayatlarında başarısızlık yaşayan özel öğrenme güçlüğü olan çocukların karamsarlık ve umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir ( Gerede, 2002).
Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda kaygı ve depresyonun kişinin psikolojisi ve öğrenmedeki rolü temel alınarak öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların kaygı ve depresyon belirtilerinin sıklıkla ortaya çıkan bir durum olduğu belirlenmiştir ( Deniz, M., E., Yorgancı, Z., Özyeşil,

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN KARŞILAŞABİLECEKLERİ SORUNLAR

Özgül öğrenme güçlüğü(ÖÖG), neden olduğu öğrenme problemleri, okul başarısızlığı ve uyum problemleri ile kişinin kişisel, sosyal ve aile işlevlerini bozabilmekte ve bazı psikiyatrik problemlere zemin hazırlayabilmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuklar öğrenme konusunda sahip oldukları bu farklılık nedeniyle öğretmenleri tarafından damgalanabilmekte, akranlarınca dışlanabilmekte ve ailesinin beklentilerini yerine getiremediği hissiyatıyla gittikçe toplumdan uzaklaşıp içe kapanabilmektedir. Bu yalnızlaşma durumu düşük benlik saygısı, depresyon ve anksiyete bozukluğundan madde kullanımına uzanan pek çok psikiyatrik rahatsızlığı beraberinde getirebilmektedir. Yapılan pek çok çalışma ÖÖG’li çocuklarda daha fazla anksiyete ve depresyon görüldüğünü, ayrıca içe atım ve dışa atım problemlerinin daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.
Kaynak: Coskun,G,N., Akkın Gürbüz, H.G., Çeri, V. ve Doğangün,B. (2018). Özgül öğrenme bozukluğu olan çocuklarda psikiyatrik eş tanıların incelenmesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 19(1), 87-94.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE İNCE VE KABA MOTOR BECERİLER

Özel öğrenme güçlüğünün okuma, yazma, matematik gibi alanları etkilemesinin yanı sıra ince ve kaba motor becerileri de etkilediği bilinmektedir. Böyle çocuklar sağ ya da sol ellerini tercih etmekte gecikir, yapboz, legolar, küpler, oyun hamuru gibi oyuncaklarla oynamakta zorlanırlar. Kalem tutuşları hatalı olabilir. Düz bir çizgi üzerinde okunaklı yazmakta, resimleri taşırmadan boyamakta, kare, üçgen gibi basit geometrik şekilleri çizmekte güçlük yaşarlar. Ayrıca çorap giymek, ayakkabı bağlamak, düğme iliklemek özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar için zorlayıcı olabilir. Bu tarz ince motor becerilerin yanında, kaba motor ve koordinasyon becerilerinde de farklılıklar görülür. Merdiven çıkıp-inmek, zıplamak, seksek, ip atlama gibi oyunları oynamak, belirli bir ritimde el çırpmak sorun yaşanılan alanlardandır. Böyle çocuklar sıklıkla ebevenleri tarafından ‘sakar’ olarak nitelendirilebilirler.
Kaynak: Demirci, N. ve Toptaş Demirci, P. (2016). Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların kaba ve ince motor becerilerinin değerlendirilmesi. İnönü Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi, 3(1), 47-57.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÖĞRENCİLERİN YAZMA BECERİLERİ

Öğrenme güçlüğü(ÖG) yaşayan öğrencilerin el yazısı gelişimleri diğer akranlarına kıyasla daha yavaştır ve daha çok hata içerir. ÖÖG’li çocukların el yazıları incelendiğinde harfleri uygun şekilde yazamadıkları, bazı harfleri ters yazdıkları(b yerine d vs.), düz bir çizgi üzerinde yazmakta zorlandıkları, kelimeler arası boşluk bırakmadıkları, büyük-küçük harf kuralına uyulmadığı( rastgele görünümlü büyük-küçük harf kullanımı), noktalama işaretleri kullanmadıkları görülmüştür. Yazma sürecinde görülen bu bozulmalar öğrencinin kendini yazılı anlatım şeklinde ifade etme becerisini de olumsuz etkiler. ÖÖG’li öğrencilerin yazılı anlatımları incelendiğinde, iyi organize edilmediği, konunun dışına çıkıldığı, pek çok imla hatasıyla birlikte ana temanın işlenemediği görülmüştür. Özellikle yazılı anlatıma dayanan sınavlarda öğrenciler konuyu bilseler bile yazıya dökmekte, doğru cevapları vermekte zorlanabilirler

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN ANNE BABALARI NE YAPMALILAR?

Çocuğun güçlüğünü kabul edin. Bunun beyindeki yapısal, işlevsel bir sorundan kaynaklandığını unutmayarak başarısızlığından dolayı çocuğu suçlamayın, yargılamayın. Bu güçlüğü yenmesine yardımcı olacak terapötik eğitim ve psikiyatrik desteği sağlayın. Eğitimde kazandığı becerileri evde çeşitli oyunlar ve etkinliklerle pekiştirin. Bu çocukların bir şeyi yaparak ve yaşayarak çok daha iyi öğrendiğini unutmayın. Çocuğunuzun güçlüğü hakkında okulu ve öğretmenlerini bilgilendirin, işbirliği yapmaya çalışın. Özel öğrenme güçlüğünün eğitim yoluyla tedavisinin özel bir uzmanlık gerektirdiğini unutmayın. Bu yardımı sınıf öğretmeninden beklemeyin. Yapacağı işler konusunda çocuğunuzu yüreklendirin, destekleyin. Kendini değerli bulması ve kendine güvenebilmesi için sizin ona bunu hissettirmeniz gereklidir. Evde ders çalışmak ebeveyn-çocuk ilişkisini yıpratmaya başladıysa yardımcı olabilecek lise mezunu ya da üniversite öğrencisi abla/ ağabeyden günlük ödevler için destek alabilirsiniz. Okuması için ona örnek olun. Okuma saatleri planlayıp başlangıçta 10 dakikalık oturumlar yapabilirsiniz. Yüksek sesle okumasını isteyin. O okurken mutlaka siz de dinleyin. Disiplin ve kurallar konusunda kararlı ve tutarlı olun. Çocuğun öğrenme güçlüğünün olması onun kuralları öğrenemeyeceği anlamına gelmez. Eğitsel tedavi yavaş ilerleyen, uzun zaman sonra sonuçlarını alabileceğiniz bir tedavidir. Bu nedenle sabırlı olun.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARDA KAYGI VE DEPRESYON

Özel öğrenme güçlüğü; zeka düzeyi normal ve normal üzerinde olan bireylerde görülen, aldığı eğitime, yaşına ve fiziksel durumuna rağmen kendisinden akademik olarak beklenen gelişimsel görevleri yerine getiremeyen bireylere verilen tanının genel adıdır (Bender, 2014). En çok bilineni disleksi olmakta birlikte, disgrafi, diskalkuli ve disprakside bilinen öğrenme güçlükleri arasındadır. Disleksi; okuma, okuduğunu anlama, okuma hızı gibi süreçlerde yaşanan zorlukların genel adıdır. Disleksi olan bireylerin herhangi bir zeka veya nörogelişimsel sorunu olmamalarına rağmen ya okuma öğrenirken zorlanırlar, ya okuma hızları yaşıtlarının gerisinde olur veya okuduğu metni anlamazlar. Disleksi okuma bozukluğu olarak da bilinir. Diskalkuli; matematiksel öğrenme güçlüğü olarak bilinir. Diskalkuli olan bireyler matematiksel işlemlerden dört işlemi öğrenmekte zorlanırlar, işlemleri tersten yaparlar, çarpım tablosunu öğrenmekte zorlanırlar veya matematik problemlerini çözemezler. Disgrafi yazma bozukluğudur. Disgrafi olan bireyler yazı yazmakta zorlanırlar, ters yazarlar, harf atlarlar, okunaksız el yazıları vardır. Dispraksi ise diğer öğrenme alanları ve motor becerilerle ilgili bir güçlüktür. Dispraksi polan bireyler ayakkabı bağlamakta zorlanırlar, bisiklet kullanmakta zorlanırlar, yer yön bulmakta zorlanırlar, makas kullanırken zorlanırlar. Bu tanımlanamayan diğer bozukluk olarak da bilinir.
Öğrenme güçlüğü tanısı almış bireyler yukarıda belirtilen türlerin hepsine ya da sadece birine sahip olabilirler. Tanı için DSM-5 “Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorder” kullanılır. Genellikle ilkokulda okuma yazma öğrenilirken fark edilir, ancak daha geç de fark edildiği olur. Yapılan araştırmalar her 5 çocuktan birinin disleksi olduğunu göstermektedir (Görgü, 2017). Ayrıca özel öğrenme güçlüğü görülme oranının erkeklerde kızlardan daha fazla olduğu bulgular arasındadır.
Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar zekaları normal ve normal üstü olmalarına rağmen potansiyelleri olan başarıyı gösterememektedirler (Görgü, 2017). Belirgin bir rahatsızlığı olmayan çocuklar yaşadıkları akademik zorluklardan dolayı okul hayatından çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Genellikle yaşadıkları zorlukların bilinmemesi, görsel, işitsel, duygusal zekâları yüksek olmasına rağmen okuma, yazma ve matematikte yaşadıkları zorluklar sebebi ile bazen aileleri, bazen de öğretmenleri tarafından tembellikle suçlanırlar veya arkadaşları tarafından dışlanırlar. (Heiman, 2004). Yaşadıkları zorlukların yanında yargılanmaları veya arkadaşları tarafından dışlanmaları çocukların psikolojisinde derin yaralara sebep olmakta ve kişilik gelişimleri olumsuz yönde etkilenmektedir ( Rea, Mclaughlin, ve Walter-Thomas, 2002). Depresyon ve kaygı gibi ruhsal bozukluklar düşük özgüven veya özgüvenin sarsılması, yalnızlık ve örselenme ile yakından ilişkili olduğu için bu tanıyı alan çocuklar risk grubunu oluşturmaktadır ( Erden, Kurdoğlu, ve Uslu, 2002). Zeka düzeyleri normal ve normal üstü olmasına rağmen okuma, yazma ve aritmetik becerilerde güçlük yaşayan bu çocukların genellikle kaygı bozukluğu yaşadığı bulgular arasındadır. Ayrıca bu çocukların okulda yaşadıkları zorluklar ve başarısızlıklar sebebi ile genellikle kaygı, depresif ve endişeli duygular hissettikleri bulgular arasındadır (Görgü, 2017). Genellikle disleksi ( okuma bozukluğu) kategorisinde yer alan çocukların depresif ve kaygılı duygulara sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca disleksi tanısı almış çocuklarda eşlik eden davranış ve duygu durum sorunları olduğu belirlenmiştir ( Heiman, 2004).
Kaygı belirsiz durumlar veya tehlikeyle baş etme söz konusu olduğunda ortaya çıkan, uyumu kolaylaştıran bir içgüdüsel bir insani mekanizmadır. Bu durum hafif tedirgin olma veya panik derecesine gelmeye sebep olacak şekilde şiddetli olabilmektedir. Güdeleyici ve ket vurucu etkisi vardır. Geleceğe yönelik korku, kararsızlık içeren duygularla insan davranışlarını etkileyen bir hale gelebilir (Deniz, M., E., , Yorgancı, Z., Özyeşil, Z., 2009).
Depresyon, toplumda en yaygın görülen ruhsal bozukluklardan birisidir. Psikiyatri dünyasının gribi olarak bilinir (Blackburn, 1993). Depresyon uyku durumunun bozulmasına, dış görünüşün özensizleşmesine, olumsuz duygu durumlarını (mutsuzluk, karamsarlık, endişe) ve hatta bazen kendisine öldürme düşüncesine varan bir durumdur (DSM 5).
Depresyon özellikle çocuk ve ergenlerin yaşamında büyük etkilere sahiptir. Depresyonun çocuk üzerindeki etkileri arkadaş ortamın, evde, okulda veya sosyalleştiği diğer ortamlarda ortaya çıkmaktadır (Deniz, M., E., , Yorgancı, Z., Özyeşil, Z., 2009).Çocuklardaki depresyon ile ilgili yapılan çalışmalar son 20 yıla yakın zamanda meydana gelmiştir. (Miller, 2002). Okul değişikliği, öğretmen değişikliği, yeni bir kardeşin olması aile içinde yaşana çatışmalar gibi çeşitli faktörlerden tetiklenmektedir ( Görgü, 2017). Bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda okula başlama veya devam eden süreçte depresyon belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlarla beraber akademik hayattaki zorlukları da yaşamak özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocuklarda depresyon görülme olasılığı daha yüksek olabilir (Deniz, M., E., , Yorgancı, Z., Özyeşil, Z., 2009).
Çocukluk döneminde yaşanan bazı deneyimler ve yaşam olayları onların bu olaylara karşı depresyon tepkisi vermesine yol açar. Aşırı olumsuz düşünceler çocukluktan itibaren bireyi depresyona meyilli bir hale getirir ( Blackburnn, 1993). Eğer çocuk okul çağında anne-baba, öğretmen veya büyüklerine karşı yenilmişlik hissederse bunun yanında akademik hayatında başarısızlık da yaşarsa çocukta “ inhibisyon “ olarak adlandırılan sönüklük oluşur. Bu durum çocuğun kendisine suçlamasına ve depresyona girmesine sebep olabilir ( Çakmaklı,1997). Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuk olumsuzluk ve başarısızlık duygusunu sürekli yaşadığı için bu çocukta okulda başarısızlık, sosyal ortamlarda dışlanma ve duygusal sorunların olması onları depresyona meyilli hale getirmektedir ( Morgan, 1989). Yapılan araştırmalara göre akademik hayatlarında başarısızlık yaşayan özel öğrenme güçlüğü olan çocukların karamsarlık ve umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir ( Gerede, 2002).
Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda kaygı ve depresyonun kişinin psikolojisi ve öğrenmedeki rolü temel alınarak öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların kaygı ve depresyon belirtilerinin sıklıkla ortaya çıkan bir durum olduğu belirlenmiştir ( Deniz, M., E., Yorgancı, Z., Özyeşil, Z., 2009 ).

YETİŞKİN DİSLEKSİLİLERDE GÖRÜLEBİLECEK GENEL ÖZELLİKLER

• Yaşanan zorlukları iş arkadaşlarından, yakınlarından ve hatta aileden gizlemek
•Görece zorluk yaratmayacak ve sorunlu alanlarla uğraşmayı gerektimeyecek iş/pozisyonlarda çalışmak
•Farkında olmadan kelimeleri yanlış kullanmak, yanlış söylemek
•Kişilerin yüzlerini hatırlamak fakat isimlerini hatırlamakta zorlanmak
•Sözlü talimatları hatırlamakta zorluk yaşamak
•Sesli okumadan kaçınmak
•Konuya bağlı olarak akıcı okuma ve anlamada dalgalanmaların olması
•Yazı yazarken sadece büyük harf kullanmak ya da kelimelerin ortalarında büyük harf kullanmak
•Sağ-sol/Kuzey-Güney gibi yönleri karıştırmak
•Düşük özgüven

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUKLAR VE DİSLEKSİ

Üstün zekalı çocuklarda öğrenme güçlüğü, disleksi sıkça görülebilir. Üstün zekalı çocuğun zihni açıktır, öğrenmeye her zaman hazır ve yaratıcılığı çok gelişmiştir. Ancak bazen bu çocuklarda yaşıtlarına göre bazı tanısal farklılıklar görülebilir. Örneğin yaşıtlarına göre okul başarısının düşük olması, sosyal beceride sınırlılık, iletişimde yaşıtlarından geri olma vb. Bu durumlarda aileler bir uzmana başvurur ve uzman tarafından yapılan zeka testlerinde çocuğun aslında performansının normalden daha fazla olduğu görülür. Aileler bu durumu yanlış anlayarak ‘çok zeki ama neden böyle davranıyor’ gibi cümleler kullanabilirler. Aslında olan çocuğun sınırlarını tam olarak kullanamamasından kaynaklanmaktadır.
Üstün zekalı çocuklarda en sık görülen tanı disleksidir. Bu çocuklar kapasitelerini tam olarak kullanamadıkları için bazı problemler yaşarlar. Okulda ‘yazamıyor’, ‘okuyamıyor’ gibi şikayetler alan çocuk aslında disleksisi olan üstün zekalı bir çocuk olabilir ancak bu durum disleksiye doğru müdahale ve üstün zekalı çocuğun potansiyelinin bilinçli kullanılmasıyla olumlu yönde gelişmeye dönebilir.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ VE SOSYAL BECERİLER

Özgül öğrenme güçlüğü denildiğinde sıklıkla okuma, yazma ve matematiksel hesaplama alanlarının bir ya da birkaçında yaşanan problemler akla gelir. Oysa özgül öğrenme güçlüğü bulunan çocuklar akademik alanlarda zorlandıkları kadar sosyal beceri alanlarında da önemli güçlükler yaşayabilmektedir. Özgül öğrenme güçlüğü bulunan çocuklarla normal gelişim gösteren çocukların kıyaslandığı çalışmalar ÖÖG’li çocukların diğer akranlarına göre daha düşük sosyal becerileri olabileceğini göstermiştir. ÖÖG’li çocuklar diğer kişilerin niyetlerini doğru bir şekilde anlamakta, sözel olmayan iletişim ipuçlarını yorumlanmakta, kendi duygu ve düşüncelerini tanımlamakta, yüz ifadelerini, beden duruşu ve ses tonlarını tanımlamakta güçlükler yaşayabilirler.
Kaynak: Kılıç-Tülü, B. Ve Ergül, C. (2016). Öğrenme güçlüğü olan çocukların duyguları tanıma becerileri. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 17(3), 207-229.

DİSLEKSİDE AİLELERE DÜŞEN ROLLER

Disleksisi olan çocukların bu sorunla baş etmesinde en büyük rollerden biri de aileye düşer çünkü çocuğa en yakın olan yine ailesidir. Çocuğun hobileri, gereksinimleri, duygusal-sosyal algısını en iyi bilebilen yine ailesidir. Ancak bazen aileler işlevsel bir rol üstlenirken bocalayabilir ya da kendilerini yetersiz hissedebilirler. Bu durumda bir uzman yardımı almak ve onun talimat ve yönlendirmelerini dinlemek yardımcı olacaktır.
Bu yöntemlerden bazıları çocuğunuzla kitap okumak, kelimelerdeki heceleri vurgulamak, heceleme üzerine çalışmak, ödev yaparken diretmemek ya da baskı kurmamak olabilir. Çocukla kitap okurken düzenli ve planlı olarak kelimeleri onunla birlikte okumak ve beraberce ezberlemeye çalışmak, kelimenin son sesinden kelime türetme ya da kelimenin içinde bulunan belirli bir harfi duyma oyunları oynamak olabilir. Çocukla yeni kelimeler çalışarak bu kelimeleri hecelere ayırarak onun dikkat ve belleğinde kalmasını kolaylaştırabilirsiniz. Çocuğun ödevleri yapmasını beklerken fazla mükemmeliyetçi olmayarak ve direterek yönlendirme yapmadan, güvenli ve sağlam ilişkilerinizi bozmamaya özen göstererek çocuğunuz ve kendiniz için bu süreci eğlenceli ve öğretici hale getirebilirsiniz.

ANLAMA BECERİSİNİ GELİŞTİRMEYE YÖNELİK BİR YÖNTEM: ELVES YÖNTEMİ

İngilizce’de Excite, Listen, Visualize, Extend ve Savor kelimelerinin baş harflerinin birleşimini ifade eden ELVES yöntemi ile çocukların dinlediklerini ve okuduklarını anlama becerilerini geliştirmek hedeflenmektedir.
1.Excite (Ön Bilgilerin Hatırlanmasını Sağlama-Dikkati ÇekmeGüdüleme): Bu aşamada öğrenciye, öğrencinin ön bilgilerini ortaya çıkaracak, tahminlerde bulunmasını sağlayacak ”Sence bu hikayenin kahramanları kimler olabilir?”, ”Bu hikaye nerede geçiyor olabilir?” vb. sorular sorulur.
2.Listen (Dinleme): Bu aşamada metin öğrenciye okunur. (Ya da öğrencinin okuması istenir.)
İlk aşamada sorulara verdiği tahmini cevapların hikaye ile örtüşüp örtüşmediğini kontrol etmesi istenir. Böylelikle öğrencinin metni daha dikkatli dinlemesi/okuması hedeflenir.
3.Visualize (Görüntüleme-Canlandırma): Zihinsel canlandırma yöntemi çocukların anlam çıkarmalarına yardımcı olan bir yöntemdir. ”Hikayede bahsi geçen kedi ne renkti?”, ”Gözlerini kapatıp o parkı hayal et. Hangi oyuncaklar var?” vb. sorularla zihinnsel canlandırmaya yardımcı olunur.
4.Extend (Geliştirme-Detaylandırma): Bu aşamada öğrencilerin zihinlerindeki bilgiler ile metinde geçen yeni bilgiler arasında bir köprü oluşturulması amaçlanır. ”Bu metne başka neler eklenebilir?”, ”Bu hikaye sana neyi anımsattı?” vb. sorular sorulabilir.
5.Savor (Özümseme-Belleğe Yerleştirme): Bu aşamada ”Çevre kirliliği hakkında şimdi ne düşünüyorsun?”, ”Metinde geçen herhangi bir hayvanın yerinde olmak ister miydin? Neden?” gibi sorularla öğrencinin okuma-dinleme sürecinde kazandığı anlamı yapılandırması amaçlanır.
Kaynak: Çaycı, B. ve Demir, M.K. (2006). Okuma ve anlama sorunu olan öğrenciler üzerine karşılaştırmalı bir çalışma. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi,4(4), 437-456.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN PSİKOSOSYAL ÖZELLİKLERİ

Öğrenme güçlüğü çok farklı şekillerde ortaya çıksa da öğrenme güçlüğü olan çocukların temel bazı özelliklerini, belirli faaliyetlere saplanıp kalma (perseveration), hafıza bozukluğu, aşırı yoğunlaşma, aşırı hareketlilik veya hareketsizlik, koordinasyon bozukluğu ve dikkatini toplayamama olarak söyleyebiliriz. Bu özellikler bazen tek başına bazen de bir bütün olarak bulunabilirler. Bu da öğrenme güçlüğüne neden olabilmektedir.
Çocukların doğumundan itibaren ‘huzursuz, rahatsız, uyku problemi olan, kısa süreli ve rahatsız uyuyan, beslenme, emme güçlüğü çeken, gazlı olarak tanımlanan kas gerimi ve kas koordinasyonu düşük, sürekli hareket halinde olan, tutulmaktan ve dokunulmaktan hoşlanmayan, algısal problemleri olan’ gibi özellikler göstermesine neden olabilir. Bu da ailenin çocukla etkileşime geçmesinde sıkıntı yaratabilir. Okul dönemine başladıklarında ise okuma, yazma ve aritmetikte görülen problemler duygusal ve sosyal alanlarda da yaşanmaktadır. Bu alanda yaşadığı problem yaşıtlarıyla kıyasladığında sorun ve gerilimlere neden olabilmektedir.
S. A. Yıldız, (2004). Öğrenme güçlüğü olan çocukların psikososyal özellikleri, sorunları ve eğitimi. Hasan Ali Yücel Eğitim Dergisi 2, 169-180

AKADEMİK BAŞARISIZLIĞA KARŞI ANNE-BABA YAKLAŞIMI NASIL OLMALI?

Başarısızlığın kabul edilemeyecek bir durum olduğunu hissettiren ortamlarda, bu güçlük ile başa çıkabilmek oldukça zordur. Bu sebeple, başarısızlık karşısında yapılması gereken ilk şey, ebeveynlerin çocuğa bunun yeteri kadar çaba gösterildikten sonra aşılabilecek bir durum olduğunu fark ettirmesidir. Başarısızlık karşısında anne-babaların çocuğu sert bir dille eleştirmesi, suçlayıcı bir dil kullanmaları, oyun ve tatil zamanlarını kısarak ya da ortadan kaldırarak cezalandırmaları yanlış bir tutum olacaktır. Çocukların bilişsel düzeyde yaşadığı okul başarısızlığı durumu, duygusal ve sosyal dünyalarına zarar verecek şekilde karşılanırsa bu daha büyük sorunlara yol açacak ve okul başarısızlığının ortadan kaldırma durumuna ket vuracaktır.
Başarısız olan çocuğa yardım etmek isteyen anne ve babalar, çocuğun ders çalışmasına ve ödevlerini yapmasına yardımcı olarak, ona özel ders gibi ek imkanlar sunarak ya da tüm ev ve hayat düzenlerini çocuğa göre programlayarak destek olmaya çalışırlar. Asıl yapılması gereken, çocuğa kendi sorumluluğunu almasının öğretilmesidir. Ebeveynler bu konuda çocuğa model olmalı, çocuğun çalışması için kendini güvende hissettiği bir ortam yaratmalı, zamanı iyi programlamayı öğretmeli, ilgili ve sıcak bir şekilde ihtiyacı olduğu düzeyde yardımcı olmalıdır.
Çocuğun başarısızlığına neden olabilecek pek çok sayıda etken iyi değerlendirilmeli ve buna göre önlem alınmalıdır. Başarısızlığa yol açabilecek aile hayatında yaşanan problemler, anne-baba ilişkisi, teknoloji ile geçirilen vakit, okul hayatının ve bilgi aktarımının çocuğun öğrenme stiline uygunluğu, öğretmen ile olan ilişki gibi etkenler okul başarısını olumsuz yönde etkileyecektir. Ek olarak, organik kökenli ya da psikolojik olabilecek, çocuğun duygu dünyasını ve sosyal yaşantısını da olumsuz etkileyen bir durum olup olmadığına dikkat edilmeli. Böyle bir durum karşısında uzman desteğine başvurulmalıdır.

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU İLE ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ARASINDA AYIRT EDİCİ FARKLAR

Özel Öğrenme Güçlüğü, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nda görülebilir ama ikisi de ayrı alanlarda, ayırtedici özellikleri olan bozukluklardır. Özel Öğrenme Güçlüğü olan çocuklarda bir ya da iki alanda sorun varken diğer alanlarda sorun yoktur. Sadece okuma ya da yazmada sorun yaşarlar. Dil sorunu daha sık gözlenir. İnce motor ve kaba motor becerilerinde sorun oraya çıkabilir. Seçici dikkat sorunu yaşarlar. Mesela; ders çalışırken yoğunlaşmaları gereken noktaya dikkatlerini yoğunlaştıramazlar, dağınık bir çekmeceden istediğini bulamazlar ama buna rağmen dikkatlerini belli bir konuda yoğunlaştırmada sorun yaşamazlar. Genelde okul başarısızlığı; görsel, işitsel, dokunsal algı, ayrımlaştırma ve bellek alanlarında ortaya çıkar. Çocuk okuma yazma hatası yaptığında o anda düzeltse bile bu hatayı çok sık tekrarlar. Okul dönemine kadar zor tanımlanır ve yaşam boyu sürer. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nda her alandaki işler, bu bozukluğun yarattığı engellemeler nedeniyle etkilenir. Özellikle hiperaktivite bozukluğu varsa okuma ve yazmada zorlanırlar ve sürekli kısıtlanmak durumunda kalabilirler. Dil sorunu görülmez. Kaba motor becerilerinde ince motor becerilerine göre daha iyidirler. Bir materyalle uğraşmakta dikkat sorunu yüzünden zorlanırlar. Dikkatini bir konuya yoğunlaştıramamaktan dolayı başarısızlık yaşanır. Okuma yazma hatası yaptığında uyarıldığında düzeltir. Okul öncesinde aşırı hareketlilikleriyle çabuk tanımlanırlar. Yaşla değişerek ve azalarak devam eder.

TÜRKİYE’DE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ İLE İLGİLİ NELER YAPILIYOR?

Her çocuğun birbirinden farklı olmasıyla birlikte, ihtiyaçları da birbirinden farklıdır. Bu noktada özel eğitim, ihtiyaçları genel eğitim sistemi içinde karşılanamayan çocuklar için oluşturulmuş farklı uygulamaları içermektedir. Bu uygulamalardan bazıları,
Kaynaştırma/BEP uygulamaları: Özel gereksinimi olan çocuklar ile diğer akranlarının birlikte eğitim görmesinin iki grup için faydalı olduğu görüldükten kaynaştırma uygulamaları yaygınlaşmıştır.
Rehabilitasyon Merkezlerinden Yararlanma: 2009 yılından itibaren ÖÖG’li çocuklar 750 saati kapsayan “özel öğrenme güçlüğü destek programı”ından faydalanabilmektedir.
Uzman/Öğretmen Yetiştirilmesi: Gerek üniversitelerdeki eğitimler gerekse Milli Eğitim Bakanlığınca öğretmenlere, rehber öğretmenlere ve RAM çalışanlarına yönelik düzenlenen eğitimlerle eğitimci yetiştirmek amaçlanmaktadır.
Sivil Toplum Örgütleri: Ülkemizde ÖÖG alanında hizmet veren derneklerden bazıları; Disleksi Derneği, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite ve Özel Öğrenme Güçlüğü Derneği…
Kaynak: Özkardeş, O. (2012). Türkiye’de özel öğrenme güçlüğüne ilişkin yapılan uygulamalar. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11(21), 25-38.

DİSLEKSİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

Dislektik kişinin ‘geriye okuma’ yaptığı yargısı yanlış bir söylemdir. Araştırmalar dislektik bireylerin harfleri ve kelimeleri geriye doğru okuyup algıladıklarına dair hiçbir kanıtın olmadığından söz etmiştir. Disleksinin altında yatan ana sorun, görsel algı problemleri değildir; fonolojik düzeyde dili işlemede yaşanan problemlerdir. Sol el kullanan bireylerin dislektik olma oranının daha fazla olduğu düşüncesi ise diğer yanlış çıkarımlardan biridir. Fonolojik dislektiklerin sağ el kullanma olasılığının daha az, yüzeysel dislektiklerin ise sağ el kullanma olasılığının daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Buna rağmen sol el kullanımı ve disleksi arasında ilişkiyi tespit etmenin doğru olmayacağı belirlenmiştir. Dislektik bireylerin hepsinin özel yetenekleri olan, yaratıcı ve üstün zekâlı bireyler olduğu da yanlış bilinen genellemelerdendir. Disleksi ile zekâ arasında bir ilişki yoktur; her tür zeka seviyesinde bu problemle karşılaşmak mümkündür.
Kaynakça: Balcı, E. (2016). Disleksi Hakkında Gerçekler: Disleksi Nedir ve Ne Değildir?

DİSLEKSİ İÇİN KOLAY UYGULANABİLİR YÖNTEMLER

Disleksi olan öğrencileri sınıfta desteklemek için uygulayabileceğiniz beş kolay yöntem bulunuyor:
Sesli kitaplara erişim sağlayın: Dislektik olan öğrenciler genellikle akademik okuma seviyelerinin çok üzerinde bir düşünsel beceriye sahiptir. Öğrencilerin okuma süresi boyunca sesli kitapları dinlemelerine izin vererek eleştirel düşünme becerisi, kelime bilgisi ve arka plan bilgisinin gelişmesine yardım edin. Sesli kitapları tüm sınıf için bir okuma seçeneği olarak sunabilirsiniz ve böylece “kulaktan okuma”nın utanılacak bir şey olmadığını göstermiş olursunuz.
Öğrencilerin not alma uygulamalarını kullanmalarına izin verin: Dislektik öğrenciler not alma, ders notlarını ve konuşulanları yazma gibi günlük işleri yapmakta zorlanabilirler. Öğrencilerden, tahtada yazılanlarını deftere not alma gibi çaba gerektiren bir görev talep etmeyin, bunun yerine daha sonra üzerinden geçmek ve çalışmak üzere tahtadakilerin fotoğraflarını çekmelerine izin verin.
Öğrencilerin ödevleriyle ilgili detayları ve dersleri sesli olarak kaydetmelerine izin verin: Disleksi, dil işleme bozukluğundan kaynaklanır. Bu nedenle, dislektik öğrenciler bazen sözlü talimatları anlamakta ve uzun süren dersler boyunca odaklanmakta güçlük çekerler. Dersleri ve önemli ödevlerin detaylarını, daha sonra dinleyebilmeleri için kaydetmelerine izin verin.
Ev ödevlerini azaltın: Dislektik olan öğrencilerin ödev yapmanın getirdiği faydalara ihtiyaçları var ancak yaşadıkları zorluklar sebebiyle ödevlerini yapmaları, diğer akranlarına oranla üç ila beş kat daha uzun sürebilir. Dislektik öğrencilerin başka problemler ya da problemlerin yarısını çözmelerine müsaade edin. Ödev yapmayı, problem çözmeye ne kadar dayanacaklarını gösterdikleri bir olaya dönüştürmeyin, bilgilerini göstermeye ve uygulamaya odaklanmalarına izin verin.
Metin seslendirmesini teşvik edin: İlerleyen sınıflarda, dislektik öğrencilerin ödevlerini tamamlayabilmeleri için akademik becerilerinin üzerinde metinleri çalışmaları gerekecek. Metinleri sesli dinlemeleri onlara çok faydalı olabilir. Öğrenciler, yazılı kelimeleri ve metinleri seslendiren programlara sahip internet sitelerini ve uygulamaları kullanabilirler.
Günümüz metin odaklı eğitim sisteminde disleksi ile başa çıkmak çok zor. Öğrencilerin desteklenmiş ve kabul edilmiş hissetmeleri için yapmamız gerekenler ile karşılaştırıldığında, bu yazıdaki yöntemler buzdağının yalnızca görünen kısmı.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARDA UYUMSAL DAVRANIŞLAR

Uyumsal davranış kişinin bulunduğu ortama uyum sağlama yeteneği anlamında kullanılmaktadır. Birçok davranış türü, uygunsuz uyumsal cevaplardan kaynaklanabilir. Mesela, bir çocuk öğretmen soru sorduğunda cevabı bilmiyorsa -ayağa kalkıp sınıfta koşmak gibi- uygunsuz bir davranış göstererek yanıt vermeyi giderebilir. Öğretmen çocuğun bu davranışını ‘hiperaktif’ olarak not alması ve başka bir çocuğa sorması ile diğer çocuğa göre yanlış cevap vermesini engelleyecek bu uygunsuz davranış aslında uyumsal olabilir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda Uyumsal davranışın belirli yönlerine ilişkin pek çok çalışma yapılmıştır. Bunlar arasında, görev yönelimli, yıkıcı davranışlar, hiperaktivite ve öğretmen etkileşimleri yer alır.
Görev yönelimi dikkatin bazı farklı yönleri arasındaki etkileşimdir. Öğrenme güçlüğü olan ve olmayan çocuklar arasında bir görevin başından kalkmadan durma süresi değişmektedir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda %30-60 arasında iken olmayanlarda %60-85 arasındadır. Yani sınıf içi görevleri tamamlamada öğrenme güçlüğü olan çocuklar diğer öğrencilerden belki de iki kat süreye ihtiyaç duyarlar. Bu zaman farkı, dikkat dağınıklığı ve görevin uygun yönlerine katılma becerisinin eksikliği ile birleşince genel görev yöneliminde açık olur.
Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda yıkıcı davranış sergileme oranı diğer çocuklara göre fazladır veya azdır diyebileceğimiz kesin çalışmalar yoktur. Yıkıcı davranışı tanımlama -aşırı davranışsal sorunlar- biçimi bile çalışma sonuçlarını etkilemektedir.
Hiperaktivite, öğrenme güçlüğü olan çocukların önemli bir özelliği olarak ele alınsa da çok az sayıda araştırma hiperaktivitenin öğrenme güçlüğü olan çocuklarda yaygın olduğunu göstermiştir. Öğrenme güçlüğüne eşlik eden dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin(DEH)hiperaktivite seviyesini etkilediği bulgulanmıştır.
Öğrenme güçlüğü çeken çocukların görev yönelimi, yıkıcı davranış ve hiperaktivite sorunları gibi Uyumsal davranışları olması öğretmenlerde bir kaygı oluşturmaktadır. Ayrıca son zamanlarda yapılan araştırmalarda, öğretmenlerin öğrenme güçlüğü çeken çocuklarla diğer çocuklara göre daha sık etkileşime girdiği bulgulanmıştır. İlk zamanlarda bunun sebebi öğrencinin uyumsuz davranışlarına daha sık müdahale etmek zorunda kalmaları gösterilirken son yıllarda diğer öğrencilerle aynı şekilde etkileşime geçtikleri bulgulanmıştır.

DİSLEKSİ HAKKINDA 5 TEMEL BİLGİ

1)Disleksi bir özel öğrenme güçlüğüdür: Dünya Sağlık Örgütü’nün 2011 yılında yayınladığı rapora göre özel öğrenme güçlükleri arasında sayılan disleksi aynı zamanda en çok karşılaşılan özel öğrenme güçlüğüdür. Yapılan araştırmalar sonucu, ABD’de özel öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin %80’inde disleksi olduğu görülmüştür.
2)Disleksinin karakteristik özellikleri arasında kelimeleri doğru ve akıcı tanımada zorluk, heceleme ve kodlamada zayıflık görülür: Kişiler bildikleri kelimeleri tanımakta ve hatırlamakta zorlanırken, bilmedikleri kelimeleri doğru kodlamakta problem yaşarlar.
3)Okumada ortaya çıkan sorunların nedeni dilin fonolojik yapısıdır: Bireyler konuşma sırasında kullandıkları sesleri harf formunda kodlamakta zorluk yaşarlar.
4)Okuduğunu anlama problemleriyle birlikte kişinin okuma deneyimi azalır: Okuduğunu anlamakta zorlanan birey okumakta daha isteksiz olabilir ve okumaktan kaçınabilir. Bu durum da okuma probleminin giderilmesini güçleştirebilir.
5)Bireyin diğer alanlardaki bilişsel durumuna ve aldığı eğitime karşın görülen bir problemdir: Yaşanılan okuma problemleri bireyin zeka düzeyiyle alakalı değildir. Böyle kişiler normal veya normalin üstünde zekaya sahip ve diğer bilişsel alanlarda oldukça başarılıdır.
Kaynak: Balcı, E. (2017). Dyslexia: definition, classification and symptoms. SDU International Journal of Educational Studies, 4(2), 166-180.

OKUMA GÜÇLÜĞÜ VE BELİRTİLERİ

Okuyucunun kelime tanıma, kötü ve yanlış telaffuz, duraklama, geri dönme, tekrarlama, bir kelimeyi başka bir kelime olarak okuma, atlama, kelime ekleme gibi akıcı okumayı ve metni anlamayı bozucu okuma hatalarının birini ya da birkaçını yaparak metni anlayamaması durumudur. Okuma güçlüğüne yol açan bu tür hatalar, okuma becerisinin yeterince kazanılmasını engellemekte, öğrencinin motivasyonunu bozarak okuma alışkanlığının oluşmasını da güçleştirmekte; ayrıca, öğrenmeyi de etkilediğinden çocuğun diğer akademik başarılarının önünde engel oluşturmaktadır. Kelimelerin yanlış ve yavaş okunması, doğal olarak metnin ya da okunanların da yanlış anlaşılmasına, hiç anlaşılmamasına neden olacaktır. Okuma güçlüğü yaşayan öğrencilerin kelimeleri tanıma ve kodları çözme yetersizlikleriyle birlikte daha çok metni yorumlamada akranlarına göre daha başarısız oldukları da kaydedilmektedir. Çocuğun görsel, işitsel yetersizliğinin, nörolojik bozukluklarının, fiziksel, fizyolojik herhangi bir sorununun olup olmadığı belirlendikten sonra okuma ve okuduğunu anlama güçlüklerinin giderilmesi ya da en aza indirilebilesi için belli uygulama ve yaklaşımların üzerinde önemle durulmalıdır.
ÇİFCİ, M. (2013). Okuma Terimleri Sözlüğü. Uşak: Elik.

DİSLEKSİ VE BELİRTİLERİ

Beynin dille ilgili fonksiyonlarından kaynaklanan kısmî okuma bozukluğuna disleksi adı verilmektedir. Dislektik çocuğun herhangi bir beyin hastalığı, sosyal çevre olumsuzlayıcıları ve benzer dezavantajları bulunmamaktadır. Bir çocuğun okul çağından önce dislektik olup
olmadığını belirlemek kolay değildir. Çünkü bu çocuklar zekâları bakımından diğer çocuklardan farksızdırlar; hatta bazıları üstün zekâya sahiptir. Çocuklarda yaygın olarak
görülen disleksi belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:
Yön tayininde kararsızlık ve yanlış yön belirtme, saati söyleyememe, sayıları ters çevirme ve birbirine benzeyen rakamları karıştırma (6 / 9 gibi), yer değiştirme, sağ-sol, üstalt, önce-sonra kavramlarını karıştırma, b/d, p/b gibi birbirine benzeyen harfleri karıştırma, yazmada bazı harfleri atlama, metatez yapma (ne / en, kibrit / kirbit gibi), kelimeleri ters yazma, kelimeler arasında boşluk bırakmama gibi.
Dislektik çocukların bir kısmında kötü sayma (diskalkuli) aritmetik becerisi sorunu olduğu da bilinmektedir. Bu anlamda disleksi, sadece okumaya dair bir bozukluk kaynağı değil, genel anlamda bir öğrenme bozukluğu olarak da görülmektedir.
Dislektik çocukların okuma sorunlarının nasıl giderileceği, her bir çocuğun okuma yetersizlikleri, okumada ortaya çıkan sorunları tanındıktan sonra belirlenmelidir. Bu sorunların çözümü için mutlaka alanında uzman olan eğitimcilerden yararlanılmalıdır.
ÇİFCİ, M. (2013). Okuma Terimleri Sözlüğü. Uşak: Elik.

AÇIKLAMALI OKUMA NASIL YAPILMALI?

- Metindeki anahtar kavram ve düşüncelerin öğrenciler tarafından daha iyi anlaşılması için kısa ön bilgiler, bazen doğrudan bazen de öğrencilerin metindeki kavramlarla ilgili mevcut bilgilerini yoklayan ve onlarda merak uyandırabilecek sorularla verilir.
– Metin, öğretmen tarafından örnek olacak şekilde sesli okunur. Daha sonra plânlanan sürenin uygunluğuna göre bir veya birkaç öğrenci okur. Okumadaki telâffuz, vurgulama, tonlama gibi yanlışlıklar, önce dinleyen öğrencilere buldurularak kalanları ise öğretmen tarafından açıklanarak düzeltilir.
– Öğrenciler metinde yer alan bilemedikleri kelimeleri kaydetmişlerse bu kelimeler, diğer öğrencilere, öğretmene ve sözlüğe müracaatla açıklanır. Kaydedilmemişse metnin ders kitabındaki işleniş düzeninde bulunan bilinmeyen kelimelerin açıklaması yapılır.
– Metin altı sorularına geçilir: Öncelikle metinde geçen olayların, şahısların ve düşüncelerin neler olduğu, metnin başlangıcından sonuna doğru sorular yoluyla taranır. Daha sonra açık uçlu sorularla yardımcı düşüncelere ve ana düşünceye gidilir.
– Dinleme, konuşma, yazma ve gramer hedefleri, metnin işlenişi sırasında ders kitabında yönlendirildiği gibi veya öğretmenin daha uygun gördüğü noktalarda gerçekleştirilir. Bu yönüyle açıklamalı okuma, örgün eğitimde önemli bir yer tutar. Açıklamalı okumada öğretmenin metni doğru kavratma ve öğrenci-metin arasındaki ilişkileri doğru yönlendirme yeteneği son derece önemlidir. Öğretmenin mutlaka metin bilgisi kriterlerine ve okuma öğretimi hedeflerine sadık kalması gerekmektedir.
– Dersin son basamağında, öğrencilerin metni ve metinle beraber işlenen diğer ana dili hedeflerini ne ölçüde gerçekleştirdiklerini ölçen bir ölçme ve değerlendirme yapılır.
ÇİFCİ, M. (2013). Okuma Terimleri Sözlüğü. Uşak: Elik.

MATEMATİKSEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Yavaşlık: MÖG yaşayan çocuk akranlarıyla kıyaslandığında matematik sorularına cevap vermede geç kalır.
-Dokunarak Sayma: Zihinsel hesaplama yapmakta zorlanır ve basit matematik işlemlerinde dahi parmaklarını kullanarak sayar.
-Matematiksel Dili Kullanmada Güçlük: Eşitlik, denklik, büyüklük, küçüklük gibi kavramları anlamakta, matematik problemlerini yorumlamakta zorlanır.
-Matematikte Bellek Güçlükleri: Önceden öğrenmiş olduğu matematik kurallarını çok kolay unutabilir. Bir sorunun cevabı üzerine düşünürken sorunun ne olduğunu unutabilir. “+”,”-” gibi sembolleri ya da çarpım tablosunu akılda tutmakta problem yaşar.
-Yer ve Uzamsal Organizasyonlarla İlgili Güçlükler: 34 ile 43 gibi sayıları karıştırır ve birbirleri yerine yazar. “+” ve “x” işlemlerini karıştırır. Analog saati anlamakta güçlük yaşayabilir.
-Anlama Yerine Taklit ve Ezbere Dayanma: İşlemleri nedensel bir şekilde yapmaktan ziyade ezbere ve mekanik bir şekilde yapabilir. Neden bu işlemleri yaptığı sorulduğunda cevap veremez.
Kaynak: Mutlu, Y. (2016). Matematik öğrenme güçlüğü (gelişimsel diskalkuli). Matematik Eğitiminde Teoriler (1. baskı) içinde (s. 881-899). Ankara: Pegem.

DİSLEKSİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

Dislektik kişinin ‘geriye okuma’ yaptığı yargısı yanlış bir söylemdir. Araştırmalar dislektik bireylerin harfleri ve kelimeleri geriye doğru okuyup algıladıklarına dair hiçbir kanıtın olmadığından söz etmiştir. Disleksinin altında yatan ana sorun, görsel algı problemleri değildir; fonolojik düzeyde dili işlemede yaşanan problemlerdir. Sol el kullanan bireylerin dislektik olma oranının daha fazla olduğu düşüncesi ise diğer yanlış çıkarımlardan biridir. Fonolojik dislektiklerin sağ el kullanma olasılığının daha az, yüzeysel dislektiklerin ise sağ el kullanma olasılığının daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Buna rağmen sol el kullanımı ve disleksi arasında ilişkiyi tespit etmenin doğru olmayacağı belirlenmiştir. Dislektik bireylerin hepsinin özel yetenekleri olan, yaratıcı ve üstün zekâlı bireyler olduğu da yanlış bilinen genellemelerdendir. Disleksi ile zekâ arasında bir ilişki yoktur; her tür zeka seviyesinde bu problemle karşılaşmak mümkündür.

DİSLEKSİ TEDAVİSİ NASIL OLMALIDIR?

Özel öğrenme güçlüklerinin tedavisi eğitimdir. Normal okul müfredatı ya da özel dersler öğrenim güçlüğü olan çocuk ve gençlerin eğitiminde yetersiz kalmaktadır. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için doğru tanı konulup değerlendirme yapıldıktan sonra, özel bir eğitim programı oluşturulmalı ve psikopedagojik yaklaşımla eğitsel terapi yapılmalıdır. Bu yaklaşımın amacı, her çocuğun ihtiyacı doğrultusunda öğrenme deneyimi kazanmasını sağlamaktır. Özel öğrenme güçlüğüne hiperaktivite ya da dikkat eksikliğinin eşlik etmesi durumunda ilaçla destek sağlanır.
Kaynak: Salman, U., Özdemir S., Salman, A.B. ve Özdemir F. (2016). Özgül öğrenme güçlüğü “disleksi”. FNG & Bilim Tıp Dergisi,2(2), 170-176.

DİSLEKSİ İÇİN EVDE NE YAPILABİLİR?

Disleksisi olan çocuğunuza yardımcı olmak çocuğunuzun benlik saygısına güç katmak için uzman olmak zorunda değilsiniz. Çocukların (ve ailelerin) hepsinin farklı olduğunu unutmayın, bu nedenle tüm seçenekler sizin için işe yaramaz. Denediğiniz ilk stratejilerin etkili olmaması durumunda panik yapmayın. Çocuğunuz için en uygun olanı bulmak için birkaç yaklaşım deneyebilirsiniz. İşte evde deneyebileceğiniz bazı şeyler:
Her gün yüksek sesle okuyun: Çocuğunuz eğer okuma bilmiyor yada etkili okuyamıyorsa, resimleri bol olan kitaplar tercih ederek evde birlikte okuyun. Bir genç için dergi veya gazete makaleleri veya belki bir tarifi okumayı düşünebilirsiniz. Reklam panoları, mağaza indirimi işaretleri ve kullanım kılavuzları bile ilgi çekici olabilir. Okuduğunuz her şey çocuğunuzun genel bilgi tabanını genişletmesine sebep olacaktır.
Çocuğunuzun ilgisini çeken şeyler bulun: Çizgi romanlar, gizemli öyküler, yemek tarifleri ve spor veya pop yıldızlarıyla ilgili makaleler gibi çeşitli okuma materyalleri sağlayın. Çocuğunuzun okuma düzeyinde olan iyi kitaplar arayın. Disleksi ve diğer okuma sorunları yaşayan çocukların konuya ilgi duymaları çok önemlidir.
Sesli kitaplar kullanın: Bu tarz kitaplara internet ortamında ulaşabilirsiniz. Görme engelliler için oluşturulmuş kütüphanelerle yazışa bilir durumunuzu anlatarak iletişim kurabilirsiniz. Sözcüklere bakarken bir kitabı dinlemek, çocuğunuzun duyduğu sesleri gördüğü kelimelere bağlamayı öğrenmesine yardımcı olabilir.
Dikkat edin ve not alın. Çocuğunuzu daha yakından izlemek ve davranışları ile ilgili not almak, davranışsal anlamda çalışmaya başlayabileceğiniz kalıpları ve tetikleyicileri ortaya çıkarabilir. Öğretmenler, doktorlar veya çocuğunuza yardım etmek için başvurduğunuz başka biriyle konuşmak isterseniz notlarınız da işinize yarayacaktır.
Çaba harcamasını taktir edin: Çabalarından dolayı ona övgüde bulunun ve herkesin hatalar yaptığını vurgulayın! Çocuğunuzun pratik yapmanın ne kadar önemli olduğunu anlamanıza yardımcı olun ve en küçük ilerlemesini bile taktir edin, ödüller verin teşvikleriniz, çocuğunuzun motivasyonu yüksek tutması konusunda yardımcı olacaktır.
Neye hissettiğini anlamaya çalışın: Disleksi olmak nasıl bir şey hissetmek için çocuğunuzun gözüyle bakmayla çalışın Bazen çocuğunuzun neler yaşadığını anladığınızı kabul ettiğinizde, farklı stratejiler denemek ve hangilerinin en yararlı olduğunu görmek yeni stratejiler geliştirirken başarınızı arttıracaktır.
Evinizi disleksi dostu yapın. Çocuğunuzun okumak isteyebileceği en az birkaç kitap veya dergi ile her odada (tuvalet dahil!) Stoklamaya çalışın. Yemek ya da gezi için dışarı çıktığınızda bir kitap alın ve hepinizi tartışabilmeniz için ailenize okuyun. Evde okuma ve yazmayı teşvik etmek için diğer yaratıcı yolları arayın.
Güveni arttır. Çocuğunuzun benlik saygısı ve esnekliğini artırmak için hobileri ve okul öncesi etkinlikleri kullanın. Çocuğunuzun güçlü yönlerini tanımlamak ve oluşturmak için farklı yollar deneyin.

DİSLEKSİNİN ÇOCUKLARDA SEBEP OLDUĞU DUYGULAR

Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik
yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklere kendini
gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Çocuk yaşıtlarının yapabildiği bir şeyi yaşıtları
gibi yerine getiremediğinden artan bir öfke duymaya başlayacak ve kendini
diğerlerinin seviyesinden altta görmeye başlayacaktır. Dislektik çocuklarda çeşitli
duygulanımlar görülür. Dislektik çocuk endişe sahibi olabilir. Daha önce yerine
getiremediği bir görevi baz alarak tekrar başarısız olacağım hissi çocuğun kısır
döngüye girmesine ve sürekli endişe halinde olmasına yol açar. Öfke sahibi olan bu
çocukların öfkeleri zamanla kızgınlığa dönüşecek ve bu kızgınlıklarını veli,
öğretmen ve okula yönlendirecektir. Kızgınlığını okulda daha pasif (bir köşeye
çekilip oturma, küsme) bir şekilde yansıtırken, ailesine karşı kızgınlığını aktif bir
şekilde yöneltir. Ev ortamı bu kızgınlığı atması için çok güvenli ve elverişli bir yer
olduğundan açığa çıkarmayı tercih eder. Çocukta davranış değişiklikleri meydana
geldiğinde depresyon var mı yok mu diye bakılmalıdır. Bu çok nadir görülür ancak
dislektik çocuklarda değersizlik duygusu, düşük özgüven algısı çok yoğun olabilir
ve bunlar depresyon işin gereken alt yapıyı sağlarlar. Öğretmen, anne-baba olarak;
çocuğun birincil çevresindeki insanların dikkat etmesi gereken, çocuğun
duygularına kulak verip, duygusal ihtiyaçlarını belirlemeye çalışmak, duygularını
ifade etmede zorluk yaşayacağından duygularını nasıl anlatması gerektiğini
öğretmek, beklenmeyen bir davranışla veya düşük bir karneyle karşılaştığınızda
‘tembel’ gibi etiketlere uzak durmak, notlardan çok göstermiş olduğu çabanın önemli
olduğunu, başarmak için çabalamanın çok daha fazla olduğunu hissettirin.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ İLE ÇALIŞAN ÖĞRETMENLER İÇİN ÖNERİLER

• Çocuğun konuşmasını dikkatle dinleyin ve duyduklarınıza inanın.
• Daha yavaş konuşun ve çocukla yüz yüze konuşun.
• Çocukların göz teması da dahil olmak üzere iyi dinleme alışkanlığı geliştirmelerini sağlayın.
• Hecelemek için ritm tutma veya alkışlama kullanın.
• Bir çocuk dilin ritminin farkında olduğunda tekerlemeleri, şiirleri ve zaman tablolarını daha kolay öğrenir.
• Konuşurken ve okurken ana kelimelerin anlamlarını anlamasını sağlayın. Kelimeleri içeren görsel ipuçları kullanın.
• Çoğu çocuk, öğretmeni anlamadıklarını itiraf etmekte isteksizdir.
• Sınıfta yeni bir konu anlatıldığında, zorluk çeken çocuklar için başka bir çocuk “öğretmenlik” yapabilir.
• Bir dizi istek söz konusuysa ayrı ayrı talep edilmelidir, mümkünse ilki gerçekleştirildikten sonra ikincisine geçilip bu şekilde devam edilmelidir.
• Sınıfta pratik faaliyetlerle alternatif dil etkinlikleri yapmaya çalışın.
• Çoğu zaman çocukların anlayışlarını pratik yollarla göstermelerine yardımcı olur.
• Günlük kelimelerin yanlış kullanımını hassas bir şekilde düzeltin, aksi takdirde yanlış konuşulan dil, yazarken de yanlış olur.
• Bir tartışmanın çapraz ateşinden bilgi almak çoğu zaman zordur. Çocuğu en az bir kere doğrudan söze dahil edin.
• Öfkelerini ve kızgınlıklarını belli zamanlarda ifade edemediği için agresif olma eğiliminde olanlar için bir grup programı oluşturmak, bu durumla baş etmenin çok etkili bir yolu olabilir.
OKUL, E., & DEMİRBAĞ, T. ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME KILAVUZU (ÖĞRETMEN VE AİLELER İÇİN).

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

Öğrenme güçlüğünün erken çocukluk dönemi belirtileri işitsel, görsel ve dokunsal süreçlerde, uzaysal-zamansal süreçlerde ve denge ile motor kontrolünde ortaya çıkabilmektedir.
-İşitsel Bellek Sorunları: Yetersiz sözcük dağarcığı, temel sözcükleri karıştırmak(almak, gitmek, yemek vs.) Cümleleri beklenen sırayla kurmamak, sesli okunan hikayeleri anlamakta güçlük yaşamak, kafiyeli sözcükleri kullanmada sorun yaşamak, ritmik oyunlarda ve etkinliklerde problem yaşamak gibi belirtiler görülebilir.
-Görsel Bellek Sorunları: Zayıf görsel hafıza, uzaklık-yakınlık-derinlik algısında zayıflık, geometrik şekilleri çizmede zorluk yaşama belirtiler arasındadır.
-Dokunarak Ayrımlaştırma Sorunları: Gözler kapalıyken avucuna çizilen şekilleri ayırt etmede zorluklar görülebilir.
-Dil Sorunları: Konuşmada ve dil gelişiminde görülen gecikme, ileride okuma güçlüğüne dönüşebileceğinden disleksinin en önemli yordayıcısıdır. Bebeksi konuşma, kısıtlı kendini ifade etme, cümleleri, konuşma seslerini anlamada zorluklar görülebilir.
-Organizasyon Sorunları: Zamanı iyi kullanma, planlama, uyaranları sınıflama ve gruplama yapmada zorluklar görülebilir.
-Oryantasyon Sorunları: Yönleri, sağı-solu, ön-arkayı ayırt etmede zorluk, top yakalama, ip atlama gibi görevlerde zorlanma, ayakkabıları ters giyme gibi durumlar belirtiler arasındadır.
-Zaman Sorunu: Dün, bugün, yarın, şimdi, sonra gibi zamanla ilgili kavramları karıştırabilirler.
-Motor Koordinasyon Sorunları: Zayıf el-göz koordinasyonu, düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, makas kullanma, çatal-kaşık kullanma gibi görevlerde zorlanma, resim yapma isteksizliği görülebilir.
-Sosyal-Duygusal Davranış Sorunları: Değişken duygulanım, yaşıtlarıyla iletişim kurmada zorluk yaşama, değişiklikler karşısında yaşanan uyum problemleri özgül öğrenme güçlüğünün erken dönem belirtileri arasındadır.
Kaynak: Aslan K., (2015). Özgül öğrenme güçlüğünün erken dönem belirtileri ve erken müdahale uygulamalarına dair derleme. Hacettepe University Faculty of Health Sciences Journal, 1(2), 577-587.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİ VE SOSYAL ÇEVRESİNDEKİ KİŞİLER İÇİN ÖNERİLER

• Çok geç kalınmadan ve zarar verilmeden; fark edilir edilmez bir uzmana götürülmesi. Özel öğrenme güçlüğü özel bir uzmanlık gerektirir. Bu yardım öğretmenlerden beklenmemelidir. Gerekli tıbbi ve psikolojik ölçümler yapılmalı, psikoeğitim ve psikiyatrik destek sağlanmalıdır.
• Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk öncelikle olduğu gibi, kimseyle kıyaslama yapmadan ve özel durumu inkar edilmeden kabul edilmeli.
• Sabırlı, anlayışlı ve hoş görülü olunmalı
• Tutarlı davranılmalı. Bir gün sabırlı ve anlayışlı iken diğer gün tahammülsüzlük gösterilmemeli. Aynı zamanda çocuğa karşı evdeki diğer bireylerin de birbirleri ile tutarlı olmaları gereklidir.
• Her bireyin kendine ait yapabilirlikleri, ilgi ve yetenekleri olduğu unutulmadan; çocuğun yapamadıkları üzerinden değil yapabildikleri üzerinden hareket edilmeli.
• Okul ve öğretmenleri ile yakın bir iletişim içine girilerek birlikte ortak adımlar atılmalı.
• Okul dışında gerekli destekleyici eğitim ve çalışmaların yapılması için ilgili yerlere yönlendirilmeli.
• Öz güven kazanması için gerekli desteğin verilmesi, sosyal faaliyetlere yönlendirilmesi, yapabildiklerinin takdir edilmesi ve teşvik edilmesine dikkat edilmeli.
• Kendini ifade etmesine, farklılıklarını ortaya koymasına izin verilmeli.
• Her çocuğun büyüme – gelişme ve öğrenme seviyesinin farklı olduğunu düşünerek çocuğa dair büyük beklentiler içine girilmemeli, zorlanmamalı ve başkaları ile kıyaslanmamalıdır.
• Yeterli ilgi ve sevgiyi vererek, onun sizin için ne kadar değerli ve önemli olduğunu her zaman hatırlatılmalı.
Salman, U., Özdemir, S., Salman, A. B., & Özdemir, F. (2016). Özel öğrenme güçlüğü “Disleksi”. İstanbul Bilim Üniversitesi Florence Nightingale Tıp Dergisi, 2(2), 170-176.

DİSLEKSİ VE NÖROLOJİK YAKLAŞIM

Öğrenme güçlüğüyle ilgili yapılmış olan ilk çalışmaların tıp kaynaklı olduğu görülmektedir. Öğrenme merkezi sinir sistemi içindeki sinirlerin işlevidir. Bu sisteminin en küçük parçası nöronlarıdır. Öğrenme süreci nöronlar arasındaki bağlantıyla ilişkilidir. Nöronlar arasındaki sinyal sisteminin karmaşık bir yapısı vardır. Nörolojik çalışmalar, öğrenme güçlüğü olan bireylerin dikkat, hafıza ve eşleşmeli çağrışımsal içeren farklı tarzlardaki öğrenme görevleriyle ilgili sorunları gösteren durumlarda yapılmıştır. Bazı nörolojik problemlerin öğrenme güçlüğüne sebep oldukları ileri sürülmüştür. Nörolojik çalışmaların alanda önemli bir yeri olmasına rağmen öğrenme güçlüğü olan bireylerin tanılanmasına ve eğitsel sağlatımına çok fazla bir katkısı olduğu söylenemez. Öğrenme güçlüğünün sebeplerini belirlemek ve tedavi edilmesi amacıyla yapılan çalışmalardan elde edilmiş olan bulgular, öğrenme güçlüğünün sebebinin sinir taşıyıcıları etkileyen biyokimyasal anormalliklerinden olabileceğini düşündürmektedir. Son yıllarda öğrenme güçlüğü olan kişilerin beyinlerinin incelenmesi sonucu elde edilen veriler ile öğrenme güçlüğü olan çocuklardan ve kaza, yaralanma gibi sebeplerle beyin hasarı geçirmiş, sonradan edinilmiş okuma ve yazma güçlüğü tanısı almış yetişkinlerden elde edilen çeşitli beyin görüntüleme işlemi ile ulaşılan verilerin benzerliği ve ortak özellikleri olduğu görülmektedir.
KAYNAK : Baltacı, U. B. (2017). Öğrenme güçlüğü olan ve olmayan ortaokul öğrencilerinin öz-yeterlik algıları ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzlarının incelenmesi (Doctoral dissertation, Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü).

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN SÜREKLİLİĞİ

Okuma güçlüğü, sıkça görülen öğrenme problemlerinden biridir ve akademik başarısızlığın temel nedeni olarak görülebilir. Çocukların öğrenme güçlüğü ile tanılanmalarının en yaygın nedeni onların yaşadığı okuma problemleridir. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu saptanmıştır. Dördüncü sınıf öğrencilerinin akademik başarılarının değerlendirildiği bir araştırmanın sonucunda ise öğrencilerinin %34’ünün okuma problemleri yaşadıkları görülmüştür. Ayrıca bu öğrencilerin sınıf düzeyinin gerisinde okuma performansı gösterdikleri saptanmıştır. Gerçekleştirilen çalışmalar sonucu, okuma güçlüğü gösteren öğrencilerin okuma problemlerinin süreklilik gösterdiği ortaya konmuştur. Bu, ilköğretimin ilk yıllarında görülen okuma problemlerinin daha sonraki yıllarda da devam ettiği anlamına gelmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir durumdur ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkileyebilir. Ancak erken tanı ve müdahaleyle öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilirler.
Kaynakça: Ergül, C. (2012). Okumada Güçlük Yaşayan Öğrencilerin Okuma Performanslarının Öğrenme Güçlüğü Riski Açısından Değerlendirilmesi

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN SOSYAL GELİŞİMİ

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların %75’i sosyal beceri konusunda eksiklik göstermektedir. Öğrenme güçlüğüne sahip çocuklar günümüzdeki eğitim sınıflarına gönderilerek diğer çocukları rol model almaları ve sosyal beceriyi bu şekilde kazanmaları hedeflenmiştir. Burada karşımıza sosyal kabullenme kavramı çıkmaktadır. Eğer çocuk teneffüste, okul dışı ve okul içi aktivitelerde (basketbol, futbol vb.) reddedilirse bu durum mutsuzluğa ve sosyalleşmekten kaçınmaya neden olabilir.
Öğrenme güçlüğü olan çocuklar diyalog kurarken açık uçlu sorulara daha az yer verirler, karşısındakinin jest ve mimiklerine dikkat etmezler. Bu durum karşı tarafın özensiz olmasıyla birlikte öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğun iletişimde zorlanmasına neden olur.
Kaynakça;
Bende, W. (Eylül 2014). Öğrenme güçlüğü olan bireyler ve eğitimleri. Nobel Yayıncılık:Ankara.

TÜRKİYE’DE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

1963 yılında ilk kez özel eğitimci Kirk tarafından ortaya atılan öğrenme bozukluğu kavramı, günümüz de okuma bozukluğu anlamına gelen disleksi ile eş anlamda kullanılmaktadır (Erman, 2002; salman ve ark, 2016).
Özel öğrenme güçlüğü, depresyon, anksiyete, düşük sosyoekonomik konum gibi koşullardan olumsuz olarak etkilenmekle birlikte, daha çok nörobiyolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir. Eş zamanlı olarak görüldüğü rahatsızlıklar içerisinde, iletişim bozuklukları, yaygın gelişim bozuklukları, Asperger sendromu, dikkat eksikliği sayılabilir. (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde çocuklarda özgül öğrenme güçlüğünün görülme sıklığı oldukça yüksektir (salman ve ark, 2016). Özel eğitim alanında yapılan çalışmaların kökeni eski tarihlere dayanıyor olsa da, bu hizmetlerin kalitesinin arttırılması, yaygınlaştırılması ve yapılan uygulamaların düzenlenmesi son 20 yıl içerisinde gerçekleşmiştir. Buna karşın özel eğitim alanında yapılan çalışmalar, sahadaki uygulamalarda ve uzman yetiştirme süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirtmektedir (Özkardeş, 2012). Özellikle özgül öğrenme güçlüğünün aileler ve eğitimciler tarafından bilinmemesi, çocukların eğitim süreçlerinde sorunlar yaşamasına neden olmaktadır (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocuklara yönelik olarak 3 temel eğitim programı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Kaynaştırma/BEP Programlarıdır. Program temelde özel eğitime ihtiyaç duyan çocuğun, bir takım düzenlemeler yolu ile eğitim sistemine uyum göstermesinin sağlanmasıdır. Yapılan araştırmalar, okullarda eğitim veren öğretmenlerin bu alanda yeterince eğitimli olmadığını, çocuğa sunulan imkanların yeterli olmadığını ve ailelerin sahip oldukları hakları bilmediklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın, kaynaştırma hizmetinden yararlanma oranlarında son yıllarda belirgin bir artış yaşandığı görülmektedir (Özkardeş, 2012).
Uygulanan bir diğer programda rehabilitasyon merkezlerince gerçekleştirilmektedir. 2009 yılında yapılan düzenlemelerle Özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon merkezlerinde destek programları oluşturulması kararlaştırılmıştır. 750 saatlik bir uygulama sürecini içeren bu program, özel öğrenme güçlüğü destek eğitim programı olarak adlandırılmıştır (Özkardeş, 2012).
Özgül öğrenme güçlüğü ile çalışan bir diğer kurumda özel okullardır. Büyük ilerdeki özel okullar başta olmak üzere pek çok okul, sorun yaşayan öğrenciler için düzenlemelere gitmektedir. Özel okullarda gerçekleştirilen bu uygulamaların nitelik ve nicelikleri hakkında yapılmış bir araştırma olmadığından verimlilikleri hakkında bilgi sahibi olunamamaktadır. Ancak bu okullarda karşılaşılan en büyük sorunun zaman olduğu belirtilmektedir. Okul saatleri ve etüt saatlerinde yapılan etkinlikler sorun yaşayan öğrencileri, diğer öğrencilerden daha fazla yorabilmektedir. Bu durum, öğrencilerin okul sonrası eğitimlerinden yararlanmalarını engelleyebilmektedir (Özkardeş, 2012).

Kaynaklar
Erman Ö. Disleksi. Çoluk Çocuk Dergisi 2002;17:8-10.
Güngörmüş ÖZKARDEŞ, O. (2012). Türkiye’de Özel Öğrenme Güçlüğüne İlişkin Yapılan Uygulamalar. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,11(21), 25-38.
Salman, U., Özdemir, S., Salman,, A. B., & Özdemir, F. (2016). Özel öğrenme güçlüğü “Disleksi”. FNG & Bilim Tıp Dergisi,2(2), 170-176.

FONOLOJİK KURAMA GÖRE DİSLEKSİ

Araştırmalar, fonolojik problemlerin disleksinin temeli olduğunu ortaya koymuştur. Okumanın ön koşulu olan iki anahtar süreç kelimeyi eksiksiz tanıma ve şifre çözme yeteneği olarak belirlenmiştir. Dislektik olan çocuklar kelimelerin, uydurma kelimelerin ve sayıların şifresini çözmede dislektik olmayan çocuklara kıyasla daha yavaştır. Dislektik olan bireyler akıcı okuma konusunda yaşam boyu problem yaşayabilirler. Fonolojik kurama göre, dişlektik bireyler, konuşma ve yazmada kelimelerin seslere bölünebildiğinin farkında değildir. Ayrıca yazılan kelimeyi oluşturan harflerin de konuşma dilindeki sesleri temsil ettiğini fark edemezler. Fonolojik kuram, dil sisteminin, bileşenlerin hiyerarşik serileri olarak kavramlaştırılabileceğini söyler. En üst seviyede anlam, sözdizimi, söylem bulunur. En alt seviyede ise fonolojik modül bulunmaktadır. Dislekside, fonolojik modül aşamasında bir eksiklik var ise bu durum yazılan kelimeyi fonolojik elemanlara ayırma yeteneğini zayıflatabilir.
Kaynak: Çölkesen, F.(2010). ÖZEL ÖĞRENME BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARIN RUHSAL PROFiLLERiNiN DEĞERLENDİRİLMESİ

DİSLEKSİSİ OLAN ÇOCUKLARDA DEPRESYON

Depresif semptomlar ev ya da okul değiştirme, yeni bir kardeşin doğumu, babanın iş ya da hastalık nedeniyle ayrılması ve akut hastalık veya ameliyat gibi yaşam olaylarının çocukların psikiyatrik bozukluklarında tetikleyici etkenler olduğu saptanmıştır. Öğrencilere yönelik bulgular dikkate alındığında, çocuklardaki depresyonda sınıf, babanın çalışma durumu, gelir düzeyi, kardeş sayısı gibi demografik özelliklerle birlikte, ailede bir hastanın olması ve okul başarısı gibi faktörlerin de önemli etkenler olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar dikkate alındığında, okula başlama ve okul sürecinde çocuklarda depresyon belirtileri ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla öğrenme güçlüğü görülen çocuklarda da depresyon belirtilerinin yaşanma olasılığı, risk grubu olarak düşünüldüğünde, daha yüksek olabilir.
Çocukluk dönemindeki belli deneyimlerimiz ve bazı güncel yaşam olayları bizleri bu olaylara depresyona girerek tepki vermeye yatkın kılar. Olumsuzluğu aşırı bir şekilde vurgulayan düşünceleri, çocukluğumuzdan bu yana yaşamamız bizleri depresyona meyilli bireyler olarak kılmaktadır. Okul döneminde çocuk anne-baba ve büyüklerine karşı yenik düşerse okul hayatında başarısızlık yaşarsa çocukta inhibisyon denilen bir nevi sönüklük meydana gelecektir ki bu durum çocukta suçluluk duygusu ve depresyon geliştirecektir. Olumsuzluğu, başarısızlığı devamlı yaşayan öğrenme güçlüklü öğrencinin okul başarısızlığı, sosyal izolasyon ve duygusal gelişim sorunlarının olması onları daha depresif kılmaktadır. Yapılan birçok araştırmada da akademik başarısızlıkları bulunan öğrenme güçlüğü gösteren öğrencilerin umutsuzluk düzeylerinin çok yüksek olduğu saptanmıştır.
A Research on Investigating the Trait Anxiety and Depression Levels of the Students with Learning Disabilities – M. Engin DENİZ, Zahide YORGANCI, Zümra ÖZYEŞİL

DİSLEKSİ İLE İLİŞKİLİ DUYGUSAL VE SOSYAL PROBLEMLER

Okul öncesi dönemde uyum gösteren birçok dislektik çocuk, okul yaşamının başlamasıyla birlikte duygusal ve sosyal problemler yaşamaktadır. Okulda okuma ve yazmayı beklenilen hızda ve şekilde öğrenememeleri çocuklarda utanç, kaygı, üzüntü, özgüven eksikliği gibi sorunlar doğurmaktadır. Disleksiye bağlı olarak yaptıkları hatalar nedeniyle aileleri, arkadaşları ya da öğretmenleri tarafından eleştirilebilmekte ve bu durum onların sosyal ilişkiler kurmakta zorlanmalarına ve yalnızlaşmalarına neden olabilmektedir. Dislektik bireylerin öğrenmede yaşadıkları güçlüklerin neden olacağı hayal kırıklıkları, benlik saygısının düşmesine neden olabilir. Dislektik öğrencilere yaşadıkları zorluklarda sabır ve anlayış gösterilmezse okul reddi, okulu bırakma, depresyon, kaygı, panik atak gibi psikolojik bozukluklar ve davranış problemleri görülebilir.

DİSLEKSİ NEDİR? DİSLEKSİ’NİN FARKLI GELİŞİM ALANLARINDAKİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Disleksi; normal veya normalin üstünde zeka seviyesine sahip çocuklarda okuma, okuduğun anlama, yazma, sesleri karıştırma, okuduğunu aklında tutma gibi konularda yaşanan zorluktur. Bunların yanı sıra dislektik çocukların sosyal beceriler, ince – motor, kendini ifade etme, matematik gibi alanlarda yaşıtlarından daha geride oldukları görülmektedir.
Öğrenme güçlüğü olan çocuklar anasınıfı ve 1. Sınıftan itibaren harfleri veya kelimeleri kopyalama ve doğru bir biçimde yazmakta sorun yaşamaktadırlar. Örneğin; b–d harflerinin karıştırılması, s harfinin ters yazılması, kelimelerin birbirinden kopuk yazılması, cümle kurmakta zorlanma.. Matematikte; ritmik saymada sayıların sırasını karıştırma, basit matematik işlemlerde zorluk, işlem sembollerini karıştırma (× yerine + yazma gibi) şeklinde belirtiler görülmektedir.
Bu çocuklar akademik yaşantının yanı sıra sosyal, ince-motor beceriler, kişilik gibi alanlarda zorluk yaşarlar. Sosyal çevresi ile iletişimde zorluk yaşayabilir. Yavaş konuşurlar, sosyal olaylara yönelik farkındalıkda, jest ve mimikleri anlamakta zorlanırlar. Kelime dağarcıklarının sınırlı olması kedinin ifade etme becerisini kısıtlamaktadır.
Disleksiye sahip çocuklar, ince – motor becerilerinde; ayakkabılarını ters giyme, bağcık bağlama, düğmelerini yanlış ilikleme davranışı görülür. Kalemi doğru bir şekilde kavrama, harflerin arasındaki mesafe, harflerin çizgiye yakınlığı ve kelimeler arası boşluklarda hatalar görülür.
Yönleri karıştırabilirler, sağ – sol ayrımı, haritada yeri gösterme, bulunduğu konumu tarif etmede güçlük çekerler. Sıralı görevleri yapmakta zorlanırlar. Yönergeleri takip edemezler. Sınıf görevlerini yaparken diğer öğrencilerden daha fazla zamana ihtiyaç duyarlar.
Çocuk anlama güçlüğünü gizlemek veya öğretmenin dikkatini başka yöne çekmek için disiplinsiz davranışlar gösterebilir. Sosyal kabul oranları diğer öğrencilere göre daha azdır buna bağlı olarak sosyal duyarlılık kavramı geliştirmezler.
Kaynakça;
Bende, W. (2014). Öğrenme güçlüğü olan bireyler ve eğitimleri. Ankara: Nobel Yayıncılık

DİSLEKSİDE GÖRSEL-İŞİTSEL UYARAN UYUMU

Disleksi dünya nüfusunun %5 ile %10’unu etkileyen ve en yaygın olan öğrenme zorluğudur. Dünyada bu zorluğu yaşayan kişilere kelimelere ve fonemler üzerine birçok yaklaşımla yaklaşılıyor. Oxford Üniversitesi bu yaklaşımlar yanında daha çok dikkat odaklı olarak yoğunlaşılması gerektiğine işaret ediyor. Oxford Üniversitesine göre en kolay edinilebilir yol olarak video oyunları olabileceğini söylüyor. Deneysel psikolog Vanessa Harrar; disleksi olan insanların dikkatlerini görme ve ses arasında değiştirmek zorunda kaldıklarında reaksiyonlarında gecikmelerin meydana geldiğini belirtiyor. Günümüzde bilim insanları disleksiye neyin neden olduğu hakkında fikir birliği içinde değillerdir. Ancak teoriler beyinde görsel ve işitsel verileri yönlendiren hatalı bir sinir yolu olduğunu söylüyor. Bu sinir arızalandığında insanların duyduklarını düzgün bir şekilde birleştiremediği, görsel verileri işleyemediği belirtilmektedir. Bunu test etmek için araştırmacılar disleksi olan 17 kişiye ve 19 kişilik kontrol gruplarından ses duydukları anda bir düğmeye basmalarını ve ekranda gördükleri görseli flaş kartı tarif etmeleri istendi. Sonuçlara göre; Dislektik grubun dikkatini bir ses ve flaş arasında değiştirmesi gerektiğinde tipik okuyuculara göre cevap ve tepki vermekte daha gecikmeli oldukları görüldü. Gerçekte olan şey; bir flaş görüntüyü takip eden dislektik birey sese normalden daha yavaş- gecikmeli olarak tepki veriyordu. Yani duyular arasında asimetrik bir gecikme vardı. Psikolog Harren’e göre bunun beklenmedik bir sonuç olduğunu, dislektik olan tüm insanlar için asimetrik gecikmenin doğru olup olmadığını görmek adına daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtti.

KAYNAK: Harrar, V., Tammam, J., Pérez-Bellido, A., Pitt, A., Stein, J., & Spence, C. (2014). Multisensory integration and attention in developmental dyslexia. Current Biology, 24(5), 531-535.

DİSLEKSİ Mİ DİSPRAKSİ Mİ?

Bireylerde disleksi ile birlikte başka tür öğrenme bozuklukları da görülebilmektedir. Yapılan araştırmalar, özgül öğrenme bozukluklarından biri olan dispraksi ile disleksi arasında bir ilişkinin olabileceğini göstermektedir. “Hareket organizasyon bozukluğu” veya “Beceriksiz çocuk sendromu” olarak bilinen dispraksi özgül öğrenme güçlüğünün bir türüdür. Dispraksinin birçok özelliği disleksi ile benzerlik gösterdiğinden karıştırılabilmektedir. Dispraksili bireyler yaşlarının altında bir motor koordinasyon becerilerine sahiptir. Dispraksi bebeklik döneminde emekleme ve yürümede yaşanan sorunların fark edilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Dispraksi olan bireyler denge kurmakta zorlandıkları için bisiklete binerken, ip atlarken güçlükler yaşar. Çok enerji harcadıklarından dolayı hep yorgundurlar. Uyku sorunları ve aşırı korkuları vardır. Işık, ses gibi fiziksel uyaranlara karşı aşırı hassastırlar. Dil problemleri yaşarlar ve el yazısı ve büyük harflerle yazı yazmada zorlanabilirler. Dispraksi sorunu karşısında çocukların el becerilerini geliştirmesinde yardımcı olacak aktiviteler yapmak yararlı olmaktadır.
ÇAYIR, A., & BALCI, E. BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ OKUMA PROGRAMININ DİSLEKSİ RİSKİ OLAN BİR İLKOKUL ÖĞRENCİSİNİN OKUMA BECERİLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Ss, 455-470. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi, 6(1), 455-470.

DİSLEKSİNİN GELİŞİMSEL YÜZÜ

Okul Öncesinde;
Konuşmaya başlamada ve anlaşılır konuşmada geç kalma
Benzer kelimeleri yanlış telaffuz etmek, kalıcı bebek konuşması
Kapı, dayı, halı gibi kafiyeli örüntüleri fark edememek
Harfleri öğrenmede ve hatırlamada güçlük
Aile geçmişindeki okuma ve yazma güçlükleri
Okul Çağlarında;
Okuma ve yazmada belirgin güçlük
Şekillerin, harflerin ve kelimelerin yönlerini şaşırmak (b-d, 15-51, çok-koç…)
Kelimelerdeki harflerin sırasını karıştırmak
Okuma yaparken satır atlamak
Kelimelerin vurgularında yanlışlık
Sorulara sözlü olarak doğru cevap verirken, yazılı cevaplarda zorluk
Sağ ve sol yönlerini karıştırmak
Olağandışı sakarlık
Düşüncelerini düzenli bir şekilde ifade etmede güçlük
Yetişkinlikte;
Pek çok alanda başarılı olmasına rağmen okuma-yazmada sınırlılık
Yavaş, yanlış ve genellikle sesli okuma
Okuduğunu hatırlamakta güçlük
Telefon numaralarını hatırlamakta güçlük
Önemliden önemsize doğru olayları anlatmada zorluk
Planlama, komposizyon ya da rapor yazmada zorluk
Okuma-yazma sırasında konsantrasyon problemleri
Verilen görevleri sırasıyla yerine getirmede güçlük
Kaynak: About Dyslexia. (n.d.). What is dyslexia?

https://www.dyslexic.org.uk/about-dyslexia

DİSLEKSİ VE MÜZİK

Amerika’da yapılan birçok araştırma, disleksisi olan çocuklarda müzik eğitiminin kolay olmadığını ama bununla beraber edinilen müzik eğitiminin, dil gelişimi ve okuma becerilerinde ilerlemeye yardımcı olduğunu göstermiştir.
Dislektik çocuklarda zamanlama problemi vardır ama bu problem, eğitim ile azaltılıp dil ve okuma becerileri geliştirilebilir. Müzik eğitiminde de zaman oldukça önemlidir. Ritimsiz ve tempo tutmadan müzik düşünülemez. Müzik eğitimi alan dislektik çocuklarda dil gelişimi ve okuma becerilerinin daha hızlı ve etkili geliştiği gözlenmiştir. Bunun sebebi olarak, zamanlama problemi üzerine daha çok çalışmış olmak gösterilebilir. Dislektik çocuklar, okuma güçlüğü olmayan çocuklara göre müzik eğitiminde daha çok zorlanırlar. Fakat müzik eğitimi almanın dislektik çocuğun fonolojik gelişiminde rolü büyüktür.
Overy, K. (2000). Dyslexia, Temporal Processing and Music: The Potential of Music as an Early Learning Aid for Dyslexic Children. Psychology of Music, 28(2), 218–

ÖĞRENME BOZUKLUĞU VE KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİ

Öğrenme bozukluğu gelişimsel bir sorundur ve bireyin doğumu ile başlar, eğitim süreci içinde edinilmez. Öğrenme bozukluğu nedeniyle sorun yaşayan çocuklar, özellikle öğrenme bozukluğunun bilinmediği toplumlarda “anlaşılamama” sorunu yaşarlar. Okuyamadıkları ya da yazamadıkları için zeka düzeylerinden kuşku duyulur. Ailelerin paniğe kapılması ve öğretmenlerin öğretememe endişesi doğrudan çocuğa yansır. Anne-babası ya da öğretmeni, çocuğun zaman zaman ilgi çekmek amacıyla kasten böyle davrandığını dahi düşünebilirler. Oysaki görme engeli olan bir çocuğa, olmayan bir çocuğun okuduğu yöntemle oku-yaz demekle, öğrenme bozukluğu olan bir çocuktan akıcı ve hızlı okumasını beklemek aynı şeydir.
Özel eğitim ve psikoterapi tekniklerinin kullanıldığı Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) uygulanmazsa, öğrenme bozukluğunun kendiliğinden geçmeyeceği bilinmektedir. Bu alanda yapılan araştırmalar, kaynaştırma eğitimi ile beraber verilen destek eğitimin öğrenme bozukluğu olan çocuklar için en uygun yol olduğu görülmektedir. Kaynaştırma eğitiminde özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin, eğitimlerini öncelikle akranları ile birlikte aynı kurumda sürdürmeleri sağlanır.
Kaynaştırma eğitiminde en temel amaç, çocuğun sınıfın bir üyesi haline gelmesi, diğer öğrencilerin katıldığı tüm çalışmalara olabildiğince katılmasının sağlanmasıdır. Bu temel amaç, çocuğun olumlu benlik gelişimini destekleyerek kendi gerçeğini benimsemesine ve bununla birlikte önemli ve değerli bir birey olduğuna dair bir algı oluşturmasına katkı sağlamaktadır. Birlikte eğitimin amacı, öğrencilerin akranlarıyla akademik ve sosyal yönden bütünleştirilerek sosyal ve duygusal gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Bu bakış açısıyla, kaynaştırma uygulamaları sonucunda tüm öğrencilerin bireysel farklılıkları anlayarak, bu farklılıklara saygı göstermeyi öğrenecekleri, iletişim, arkadaşlık ve birlikte çalışma becerilerinin artacağı ve özel desteğe ihtiyacı olan öğrencilerin sosyal becerilerinin gelişeceği kabul edilmektedir.
KOLBURAN, Ş. G., & ERBAY, E. Ö. Bir Eğitim Liderliği Örneğinde, Disleksi Vakası1. AYDIN İNSAN ve TOPLUM DERGİSİ, 1.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜYLE EŞ GÖRÜLEN PSİKİYATRİK TANILAR

Okul, çocuğun toplumla en çok iç içe olduğu alandır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğun, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından karşılaşabileceği olumsuz davranışlar; çocuğun özgüvenini, akran/aile ilişkilerini ve ruhsal durumunu etkileyebilmektedir. Farklı görülmenin yarattığı yalnızlık, çocuğu içe kapanmaya yöneltmekte ve diğer ruhsal bozukluklara davetiye çıkarmaktadır.
Yapılan çalışmalar, özgül öğrenme güçlüğü tanısı alan bireylerin eş tanı oranlarının yüksek olduğunu belirtmektedir. Bu tanılar arasında en çok gözlenenlerin DEHB ve KOKGB (Karşı olma karşıt gelme bozukluğu) olduğu, bunları anksiyete ve duygu durum bozukluklarının izlediğini bilinmektedir.
Öğrenme bozukluğu temelli bu sorunların, uzun süreli olması durumunda psikiyatrik eş tanıların arttığı bilindiğinden, erken tanı önem taşımaktadır. Bunun için, okul öncesi ve ilköğretimde görev yapan eğitmenlerin bilinçlendirilmesi, bu alandaki seminerlerin arttırılması, özel eğitim merkezlerinin yaygınlaştırılması gibi konularda çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Coşkun, G., Gürbüz, H., Çeri, V., & Doğangün, B. (2017). Psychiatric comorbidities in children with specific learning disability. Anatolian Journal of Psychiatry,1. doi:10.5455/apd.262350

DİSLEKTİK ÇOCUĞUN ÖZ SAVUNMA BECERİSİNİN ÖNEMİ

Öz savunma bireyin güçlü ve zayıf yönlerini bilerek çevre kontrolünü yapmasıdır. Kişinin hayatında en önemli ihtiyacı kendisini savunmasıdır. Savunmasını gerçekleştirmek için seçimler yapar, kararlar alır. Dislektik çocuğunuza ilk öğreteceğiniz şey kendisini savunmak olmalıdır. Bu ona yapacağınız en iyi şey olacaktır. Çocuğunuz kendi sözleriyle mutlaka disleksiyi tarif edecek yeterlilikte olmalıdır ki; kendini savunurken bende disleksi var diyebilsin. Bu durumun hem çocuğun yaşadığı zorlu sürece hem de toplumsal olarak bu durumu daha normalleştirmeye çalışmalıyız. Disleksinin bilimsel tanımını paylaşıp çocuğunuzun kendi sözleriyle tarif etmesi konusunda cesaretlendirebilirsiniz. Bu sürecin kendisini keşfetme süreci olduğunu unutmayın. Çocuklar genellikle bu tarz şeyleri duymaya hazır değildirler ve karşı tepkisel davranabilirler. Onun bütün hayatını bilen birisi olarak bunu sizden daha iyi bilecek başka biri yoktur. Çocuğunuzun işitsel mi- görsel mi, hareket halinde mi (kinestetik) öğrendiğini defalarca gözlemleme şansınız olmuştur. Bu özelliklerden hangisine ait bir beyin yapısı olduğunu fark ettirmeniz önemli. Bu çalışma ile kendisine ait farkındalığı derinleşecek ve hayata dair öz savunması gelişecektir. Çocuğunuzun kendisini savunmasına izin verin, çünkü ilerleyen yaşlarında öz savunması oturmuş bir çocuğun toplum içine daha rahat girmesini veya kendini ifade etmek için yanında birinin olması gerekmediğini hissederek büyüsün.

KAYNAK : Pedagog ve Özel Eğitim Uzmanı Gökhan Karatepe

DİSLEKTİK ÖĞRENCİLERİ TEKNOLOJİ İLE DESTEKLEMEK

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, teknolojik yöntemleri kullanmak dislektik bireylerin öğrenme süreçlerinde kolaylaştırıcı bir rol oynamaktadır. Çeşitli görsel ve işitsel sistemleri aynı anda kullanmak dislektik öğrencilerin bağımsız öğrenme yeteneklerini geliştirmektedir. Tabletler, akıllı telefonlar ve bilgisayarlara yüklenebilecek kelime tamamlama, kelime tahmini gibi programlar ile öğrenciler ödevlerini daha hızlı tamamlayabilmekte ve yazım kurallarına odaklanmak yerine ödevin içeriğine odaklanabilmektedirler. Ayrıca mobil karikatür programları da öğrencilerin ilgilerini canlı tutmak ve öğrenme süreçlerini kolaylaştırmak açısından etkili olabilmektedir. Özellikle karikatür ile dislektik bireyin arasında bir ilişki ve hikaye oluşturmak iyi bir öğretim stratejisi olarak görülmektedir. Bazı planlama programları da içerdikleri semboller, grafikler ve görüntüler sayesinde dislektik bireylerin planlama yaparken gösterdikleri çabayı azaltabilmektedir. Konuyla ilgili araştırmacılara göre bu tarz teknoloji destekli yöntemler geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
Kaynak: Mete, S.E. ve Altınışık, H.Z. (2016, Ekim). Dyslexia and technological support for learners with dyslexia. 6th International Conference on “Innovations in Learning for the Future”, İstanbul.

DİSLEKSİSİ OLAN ÇOCUKLARDA GÖRSEL ALGI BECERİLERİNİN OKUMA BECERİLERİNE BİR ETKİSİ VAR MI?

Disleksisi olan çocukların görsel algı alanlarında bozukluklar vardır. Yapılan araştırmalar görsel algı becerilerini geliştirdiklerinde bu alandaki performanslarının da arttığını öne sürmüştür. Nitekim yapılan araştırmada da görsel algıyı geliştirmeye yönelik yapılan çalışmalar aynı zamanda okuma becerisini de olumlu etkileyip daha akıcı ve okuduğunu anlama gibi olumlu geri dönütler gözlemlenmiştir. Araştırmanın içinde çocuğun görsel hafızası, görsel tamamlama ve şekil-zemin algısını geliştirmeye yönelik müdahalelerde bulunmuşlardır. Aynı zamanda araştırmacılar erken tanının çocuk için önemine ve akabinde gerekli olan sağlıklı ve eğitim hizmetlerine yönlendirilmesinin ileri ki yaşlarda akademik ve sosyal başarısı üzerine etkisine de vurgu yapmışlardır.
Altuntaş, O , Karakaya, B . (2017). Disleksisi Olan Çocuklarda Görsel Algı Becerilerinin, Okuma Becerileri Üzerine Etkisinin İncelenmesi. Ergoterapi ve Rehabilitasyon Dergisi, 5 (3), 161-168.

ÇOCUĞUM DİSLEKSİ Mİ ?

Disleksi yani ‘’özel öğrenme güçlüğü’’ ülkemizde sıkça rastlanan; eğitimcilerin ve ailelerin yeterince bilgi sahibi olmaması sebebiyle çocuğun ihmal edilebilmesiyle sonuçlanan bir durumdur. Özel öğrenme güçlüğü fark edilmemiş bir çocuk, eğitim sistemi içinde ondan beklenilen kriterlere yeterince uyum gösteremediği takdirde çok kolay dışlanabilir ve bu onun yaşayacağı pek çok zorluğun yalnızca başlangıcıdır.
Çocuğun okul öncesi dönemde öğrenme güçlüğünün fark edilmesinde, onun ilk sosyal ortamı olan ailenin önemli bir rolü vardır. Önceki kuşaklarda var olan disleksik bireyler bunun için bir ipucu olabilir ancak yıllar öncesinde özel öğrenme güçlüğü ile ilgili yeterli farkındalık gelişmediği için belki de önceki kuşaklar kendi öğrenme güçlüklerinin farkında bile değildi.
Peki anne babalar çocuklarının özel öğrenme güçlüğünü nasıl fark edebilir?
Okul öncesi çocuklarda disleksiye işaret eden özellikler şu şekilde belirtilebilir:
• Tekerlemeleri ya da ‘’sandalye’’ ‘’masa’’ gibi cisimlerin isimlerini öğrenmede belirgin şekilde zorluk yaşanması;
• Anne babanın ona bir şeyler okumasından keyif almak ancak harflere veya kelimelere herhangi bir ilgi göstermemek;
• Gözlemlenebilir bir şekilde dikkat eksikliği;
• Kıyafetlerini giymede ve ayakkabılarını doğru ayağa giymede zorluk yaşanması;
• Topu yakalama-tekmeleme-atma yada sekme ve zıplama gibi durumlarda sıkıntı yaşanması;
• Kolay bir ritimde el çırpmakta zorlanma;
• Konuşma gelişiminde gecikme.
Belirtilen özellikler anne babaların kolayca gözlemleyebileceği özellikler olup kesinlikle ihmal edilmemesi gereken durumlardır. Özel öğrenme güçlüğü; uzmanlık gerektirir ve olabildiğince erken ve doğru müdahale edilmesi sonucunda çocuk okul hayatında ve sonraki dönemlerde sosyal ve psikolojik anlamda minimum seviyede zorluk yaşar. Disleksinin teşhisinde anne babaya düşen en önemli görev çocuğun ihtiyaçlarının ve yaşadığı zorlukların ‘’farkında olmak’’, ona yeterli sevgi ve ilgiyi vererek onu desteklemektir. Büyüme, gelişme ve öğrenme seviyesi her çocuk için farklıdır ve önemli olan bunun bilincinde olup çocuğa doğru şekilde yaklaşmaktır.
Salman U., Özdemir S., Salman A., Özdemir F. (2016) , ‘’Özel öğrenme güçlüğü ‘Disleksi’ ‘’, FNG&Bilim Tıp Dergisi , 2(2):170-176.

OKUMA GÜÇLÜĞÜ VE DAVRANIŞ BOZUKLUĞU

Hiç kuşkusuz okuma akademik yaşantının en temel yapı taşlarından biridir. Her insan okul hayatına okuma-yazma öğrenmeye çalışarak başlamaktadır. Okuma düzeyinin istenilen seviyede olması önemli bir konudur. Bir öğrencinin okuma alanında zorluk yaşaması diğer akademik derslerde de sorun yaşamasına neden olabilir. Ders başarısındaki bu düşüş ister istemez öğrencinin benlik algısını olumsuz yönde etkilemekte ve hatta o öğrencinin düşük benlik algısından kaynaklı davranış problemleri sergilemesine sebep olabilmektedir. Eğer öğrenciye sabırla ve anlayışla yaklaşılmazsa okulu bırakma, depresyon, anksiyete, panik atak gibi davranış bozuklukları ile karşı karşıya gelinebilir. Bu noktada öğrenciyle iyi bir iletişime sahip olmak, onun ihtiyacını anlayıp gereken şekilde karşılamak yapılacak en önemli adımları oluşturmaktadır.

DİSLEKSİ ZEKA İLE AÇIKLANABİLİR Mİ?

Disleksi ve zeka ilişkisine bakıldığında araştırmaların disleksiyi bir zeka kuramı ile açıklıyor olması disleksi ile zeka aralarındaki ilişkiyi kabul ettiğinin bir göstergesidir. Disleksinin tanılanmasında ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede yaygın olarak IQ testleri kullanılıyor. Toplanılan araştırma sonuçlarında ise disleksi veya diğer okuma sorunlarının her IQ düzeyine sahip çocukta görülebileceğini göstermektedir. Araştırmacıların genel görüşü, disleksinin IQ ile açıklanamayacağı ve bununla birlikte çocuğun IQ testi sonucu ile okuma becerisi arasındaki farka bakılarak tanı konulmasının ise yanlış bir method olduğunu düşünmektedirler. Araştımacılara göre esas sorun zekayı ölçtüğünü iddia eden IQ testlerinden kaynaklanmaktadır. Disleksi zeka ile açıklanabilir ancak IQ testlerinin ölçtüğü özellik zeka değildir. IQ testlerinin neredeyse tamamında yer alan maddeler, okulların öğretim programına dayanmaktadır. Bu sebebten dolayı, bilinenin aksine IQ testi okul başarısını açıklamaz, tam tersine okul başarısı IQ testi sonuçlarını açıklar.

KAYNAK : Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 34(1), 71-77.

CİNSİYET, DİSLEKSİDE BELİRLEYİCİ BİR FAKTÖR MÜDÜR?

Disleksi denilince akla gelen en popüler yanılgılardan biri, disleksi olan erkeklerin, disleksi olan kızlara oranla daha fazla olduğudur. Böyle bir genelleme yapmanın doğru olmadığı düşünülmektedir. Erkeklerin kızlara oranla disleksi olma durumunun daha fazla olduğu kanısı hâlâ araştırma konusudur. Yapılan çalışmalar incelendiğinde tek bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Erkeklerin kızlara oranla disleksi olarak teşhis edilmesinin asıl nedeni bazı araştırmacılara göre erkeklerin cinsiyete özgü davranışlarının şüphe uyandırarak teşhise olanak vermesidir. Diğer bir çalışmada, okullarda erkeklerin daha yüksek oranda disleksi olarak teşhis edilmesine rağmen, aynı bireyler üzerinde yapılan bilimsel teşhislerde kız ve erkekler arasında oransal olarak bir farka rastlanmamıştır. Çinli disleksi olan çocuklar üzerinde yapılan çalışmada, okuma ile ilgili bilişsel yeteneklerde cinsiyet farklılığından söz edilemediği belirtilmiştir. Buna rağmen, erkeklerin daha yüksek oranda disleksi olduğunu teşhis eden çalışmaların varlığı da mevcuttur. Örneğin; beyinde korpus kallosum üzerinde yapılan çalışmada, kızların erkeklere oranla daha azalan oranda nöro-anatomik simetrik özelliği gösterdiği, bunun da kız ve erkek disleksi olan bireyler arasında var olan dilsel farklılıklara sebep olabileceğinden bahsedilmektedir.
Balcı, E. Disleksi Hakkında Gerçekler: Disleksi Nedir ve Ne Değildir?. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(1), 1-17.

TÜRKİYE’DE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

1963 yılında ilk kez özel eğitimci Kirk tarafından ortaya atılan öğrenme bozukluğu kavramı, günümüz de okuma bozukluğu anlamına gelen disleksi ile eş anlamda kullanılmaktadır (Erman, 2002; salman ve ark, 2016).
Özel öğrenme güçlüğü, depresyon, anksiyete, düşük sosyoekonomik konum gibi koşullardan olumsuz olarak etkilenmekle birlikte, daha çok nörobiyolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir. Eş zamanlı olarak görüldüğü rahatsızlıklar içerisinde, iletişim bozuklukları, yaygın gelişim bozuklukları, Asperger sendromu, dikkat eksikliği sayılabilir. (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde çocuklarda özgül öğrenme güçlüğünün görülme sıklığı oldukça yüksektir (salman ve ark, 2016). Özel eğitim alanında yapılan çalışmaların kökeni eski tarihlere dayanıyor olsa da, bu hizmetlerin kalitesinin arttırılması, yaygınlaştırılması ve yapılan uygulamaların düzenlenmesi son 20 yıl içerisinde gerçekleşmiştir. Buna karşın özel eğitim alanında yapılan çalışmalar, sahadaki uygulamalarda ve uzman yetiştirme süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirtmektedir (Özkardeş, 2012). Özellikle özgül öğrenme güçlüğünün aileler ve eğitimciler tarafından bilinmemesi, çocukların eğitim süreçlerinde sorunlar yaşamasına neden olmaktadır (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocuklara yönelik olarak 3 temel eğitim programı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Kaynaştırma/BEP Programlarıdır. Program temelde özel eğitime ihtiyaç duyan çocuğun, bir takım düzenlemeler yolu ile eğitim sistemine uyum göstermesinin sağlanmasıdır. Yapılan araştırmalar, okullarda eğitim veren öğretmenlerin bu alanda yeterince eğitimli olmadığını, çocuğa sunulan imkanların yeterli olmadığını ve ailelerin sahip oldukları hakları bilmediklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın, kaynaştırma hizmetinden yararlanma oranlarında son yıllarda belirgin bir artış yaşandığı görülmektedir (Özkardeş, 2012).
Uygulanan bir diğer programda rehabilitasyon merkezlerince gerçekleştirilmektedir. 2009 yılında yapılan düzenlemelerle Özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon merkezlerinde destek programları oluşturulması kararlaştırılmıştır. 750 saatlik bir uygulama sürecini içeren bu program, özel öğrenme güçlüğü destek eğitim programı olarak adlandırılmıştır (Özkardeş, 2012).
Özgül öğrenme güçlüğü ile çalışan bir diğer kurumda özel okullardır. Büyük ilerdeki özel okullar başta olmak üzere pek çok okul, sorun yaşayan öğrenciler için düzenlemelere gitmektedir. Özel okullarda gerçekleştirilen bu uygulamaların nitelik ve nicelikleri hakkında yapılmış bir araştırma olmadığından verimlilikleri hakkında bilgi sahibi olunamamaktadır. Ancak bu okullarda karşılaşılan en büyük sorunun zaman olduğu belirtilmektedir. Okul saatleri ve etüt saatlerinde yapılan etkinlikler sorun yaşayan öğrencileri, diğer öğrencilerden daha fazla yorabilmektedir. Bu durum, öğrencilerin okul sonrası eğitimlerinden yararlanmalarını engelleyebilmektedir (Özkardeş, 2012).

Kaynaklar
Erman Ö. Disleksi. Çoluk Çocuk Dergisi 2002;17:8-10.
Güngörmüş ÖZKARDEŞ, O. (2012). Türkiye’de Özel Öğrenme Güçlüğüne İlişkin Yapılan Uygulamalar. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,11(21), 25-38.
Salman, U., Özdemir, S., Salman,, A. B., & Özdemir, F. (2016). Özel öğrenme güçlüğü “Disleksi”. FNG & Bilim Tıp Dergisi,2(2), 170-176.

İLKOKUL DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARDA DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

- Zekanın normal ya da normal üstü olması,
– Okul başarısında gösterdiği performansın beklenenden düşük olması,
– Okuma gerektirmeyen derslerde çok daha başarılıyken okuma gerektiren derslerde
daha az başarı göstermesi,
– Olması gerekenden daha yavaş okuma,
– Heceleyerek okuma,
– Harfleri yazarken ve okurken karıştırabilme (ou-oö-uü-öü-pb-bd-sş gibi),
– Bazı heceleri ters okuma (el-le, eli-ile.. gibi),
– Yazarken kelimeleri ters yazma,
– Okurken ve yazarken harf, hece atlama,
– Kelimenin sonlarını uydurarak yuvarlayarak okuma,
– Okurken noktalama işaretlerinde duraklamama,
– Özellikle okumaya karşı isteksizlik,
– Başkasının okuduğundan daha iyi anlama,
– Okuma-yazmayla ilgili ödevlerinden kaçınma,
– Yazarken noktalama işaretlerini atlama,
– Yavaş yazma,
– Okunmakta zorlanacak şekilde bozuk bir yazı ile yazma,
– Tahtada yazılanları defterine geçirmekte zorlanma,
– Ödevlerini eksik alma,
– Ödev yapmakta isteksizlik,
– Ödev yaparken sık yardım isteme,
– Sık sık dört işlem hatası yapma; -,+,x işaretlerini karıştırıp çıkarma yerine toplama, toplama yerine çarpma yapma,
– Sayıları tersten okuma (41-14…gibi),
– Çarpım tablosunu öğrenmekte büyük ölçüde zorlanma,
– Bölme işlemine ters yönden başlama,
– Toplama işlemine ters taraftan başlama,
– Eldeleri unutma,
– Günleri, ayları sırasıyla saymakta zorlanma,
– Alfabeyi sayarken sırasını karıştırma,
– Olay ya da öyküleri sıralamakta güçlük çekme,
– Yanlış yapmaktan korkma,
– Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi gün, yıl, ay, mevsimde olduğumuzu
bilmeme).

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNİN ORTAYA ÇIKMASININ NEDENLERİ

Özel öğrenme güçlüklerinin ortaya çıkma sıklığı, %1-%30 arasında değişir. Özel öğrenme güçlüğüne neden olan faktörler kesin olarak bilinmemekle birlikte şimdiye kadar yapılmış olan araştırmalara göre:
1) Özel Öğrenme Güçlüğü kalıtsaldır. Ailedeki diğer bireylerde de gözlenebilir.
2) Kalıtsal nörolojik hastalıklarla ilişkisinin olabileceği düşünülmektedir.
3) Yakın akraba evliliklerinde ortaya çıkma ihtimali artar.
4) Hamilelik ve doğum sırasında geçirilen hastalık veya travmalar çocukta özel öğrenme güçlüğünün ortaya çıkmasını tetikleyebilir.
5) Hamilelikte yanlış ve bilinçsiz ilaç alınması, alkol kullanılması, kan uyuşmazlığı, zamanından önce veya erken doğum, oksijen yetmezliği veya doğum ağırlığının düşük olması da ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
6) Doğum sonrasında ve erken çocukluk dönemlerindeki kafa travmaları, besin yetersizliği, zehirli maddeler (kurşun zehirlenmesi) öğrenme güçlüğüne neden olabilir.
7) Çocuğun geçirdiği kazalar ve ateşli hastalıklar da öğrenme bozukluğuna neden olabilmektedir.

Türklük Bilimi Araştırmaları 2003: Türkçe Öğretimi Açısından Özel Öğrenme Güçlüğü – Duygu UÇGUN

DİSKALKULİ / MATEMATİK ÖĞRENME BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ NELERDİR?

Yapılan araştırmalar ve literatürde yer alan çalışmalar göz önüne alındığında diskalkulik bireylerin ortak özellikleri ya da diskalkulinin belirtileri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
• Belleğin zayıf çalışması sebebiyle yapılan hatalı hesaplamalar,
• Temel matematik becerileri içeren işlemlerin oldukça yavaş ve zor çözülmesi,
• Toplama ve çarpma işlemlerinin değişme özelliğini tanımadaki yetersizlik,
• Matematik problemlerinde kullanılan adım ve işlemleri sergilemede zorlanma,
• Özellikle dikkatsizlik yüzünden yapılan hataların çok olması,
• Görsel ve mekânsal işleyiş ile ilgili problemler,
• İşlemlerde sürekli on parmak kullanma,
• Sayıları kıyaslamada zorlanma, negatif ve pozitif sayıları ayırt edememe,
• Para üstü verirken şaşırma,
• Gün, hafta, ay, mevsimler vb. kavramları anlamada güçlük çekme,
• Zamanı anlatmada, yer ve yönü bulmada zorlanma,
• Stratejik planlamada beceri eksikliği (örn: satranç oynarken),
• Matematikteki genel kavramları anlayamama ve hatırlayamama,
• Kesirler konusunu anlamada zorlanma,
• Sayıların geçtiği öğrenmelerde hafıza zayıflığı,
• Matematiksel sembollerin kafa karıştırması,
• Günlük hayat problemlerini anlamada, bilgileri ve olayları sıralamada zorlanma,
• Basit geometrik şekilleri çizememe ve tanımlayamama.
AKIN, A., & SEZER, S. (2010). Diskalkuli: matematik öğrenme bozukluğu. Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, (126-127), 41-48.

OKUMA BOZUKLUĞU NEDİR?

Disleksi okuma,yazma veya heceleme gibi konularda gözlenen sorunlarla kendini belli eden bir öğrenme güçlüğüdür. Her ne kadar disleksi temelde okur-yazarlık süreçlerine odaklanmaktaysada, dislektik bireylerin matematik alanında da sorunlarla karşılaşabildiği bilinmektedir.Disleksiye kısa süreli hafıza ve algı hızında yasanabilecek sorunların da eşlik etmesi mümkün olduğundan, bu kişiler toplu öğretim kurumlarında egitim alirken zorluklar yasayabilmektedir.

Disleksinin erken yaşta fark edilmesi durumunda, doğru eğitim teknikleriyle sağlıklı bir öğretim ortamının oluşturulabilmesi mümkündür. Kişilerin sınıf düzeyleri ve karşılaştıkları sorunlara yönelik olarak belirlenecek eğitim ve etkinlikler sayesinde, eksiklik görülen alanların desteklenebilmesi mümkündür.

DİSLEKSİ VE ÖZEL EĞİTİM

Her çocuk birbirinden farklı özelliklere ve ihtiyaçlara sahiptir. İhtiyaçlarının bazıları güncel eğitim sistemi içerisinde karşılanırken bazı ihtiyaçların karşılanmadığı ve bu durumda ihtiyaçların karşılanabilmesi için özel eğitim desteği alma gereksinimi doğmuştur. Özel eğitim; gelişimde gecikme ve öğrenme süreçlerinde zorlanan bireylerin destek bir eğitim alarak kapasitelerini ortaya çıkarmalarını sağlayan çalışmalar bütünüdür.
Ülkemizde özel eğitimle alanında yapılan uygulamalar oldukça eskiye dayanmaktır ancak özel eğitim hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaşması ve nitelikli hale getirilmesi için son 20 yılda birçok çalışma yapılmıştır. Ancak hala özel eğitim içinde yer alan özel öğrenme güçlükleri (ÖÖG) gibi alanlarda yapılan çalışma ve araştırmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Özel öğrenme güçlüğü ile özellikle alanda çalışacak uzman ve uygulanacak program ile ilgili yetersizlikler söz konusudur.

OKUMA VE ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNE OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE NASIL MÜDAHALE EDİLEBİLİR?

Okul öncesi dönemde okuma ve öğrenme güçlüklerine müdahalede temel amaç, 1. sınıf itibari ile yaşanabilecek potansiyel genelde öğrenme özelde okuma güçlüklerinin önlenmesi için çocukların bilişsel süreçlerinin desteklenmesidir. Bu amaçla eğitim-öğretim süreci açısından 4 temel kabul üzerinden ilerlenebilir;
1. Öğrenme güçlükleri erken dönem müdahalelerle önlenebilir. Ne kadar erken başlanırsa o kadar etkili olur.
2. Eğitim-öğretim çocukların güçlüklerini ortadan kaldırmaya yönelik değil bu güçlüklerden kaynaklanan öğrenme sorunlarının telafisini sağlayacak stratejilerin öğretilmesi ve var ise işe yaramayan stratejilerin düzeltilmesi şeklinde olmalıdır. Yani iyileştirme programının içeriğini, stratejiler oluşturmalıdır. Çocuk eğer kelimenin seslerini ayırt etmede güçlük yaşıyor ise çocuğa kelimedeki sesleri ayırmaya ilişkin yüzlerce görev sunup, bunu yapabilmesini sağlamaya çalışmak yerine, okumasını ve yazmasını zorlaştıran bu sorunu telafi edebilmesini sağlayacak stratejiler öğretilmelidir.
3. Öğretim yöntemi olarak doğrudan öğretim değil buluşa dayalı yaklaşım kullanılmalıdır. Yani çocuğa, edinmesi istenen stratejiyi doğrudan öğretmek yerine bu strateji kendisinin geliştirmesine olanak sağlayacak görevler verilmeli, öğretmen öğreten değil öğrenme sürecinde bir kolaylaştırıcı olmalıdır. Öğretmen öğrenciye, öğrencinin yakınsak gelişim alanı içerisinde deneyimler sağlamalıdır.
4. Çocuğa sunulan görevlerde çocuk, önceden belirlenmiş bir stratejiyi kullanmaya zorlanmamalı bu konuda özgür bırakılmalıdır. Ardıl işlemleme için hazırlanmış bir görev için çocuk eşzamanlı işlemlemeyi kullanabilir.
Kaynakça: Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları 34-1, 71-77.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BELİRTİLERİ NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR ?

Ülkemizde ilkokul birde okuma yazma öğrenimi sırasında yaşıtlarına göre okuması geciken çocuklar, sonraki yıllarda yavaş okuma, yanlış okuma ve okuduğunu anlamama gibi sorunlar yaşarlar. Disleksi nörogelişimsel bir bozukluk olan Özel Öğrenme Bozukluğu’nun bir alt tipidir. Nörogelişimsel bozukluklar genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu gelişimin erken dönemlerinde ortaya çıkar ve genellikle yaşam boyu süren durumlardır. Yani bir çocuk sonradan disleksi olmaz ancak etkilenen akademik becerilere olan gereksinimler bireyin kısıtlı olan yeterliliğini aşana kadar belirgin hale gelmeyebilir. Yani belirtilerin belirginleşmesi her çocukta aynı dönemde olmaz.

DİSLEKSİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

1. Disleksisi Olan Bireyler Geriye Okuma Yaparlar: Araştırmacılar, bu bireylerin harfleri ve kelimeleri geriye doğru görüp algıladıklarına dair her hangi bir kanıtın olmadığından bahsetmektedir. Onlara göre, disleksinin altında yatan ana problem görsel algı sorunları değil, fonolojik düzeyde dili işlemede yaşanan sorunlardır.
2. Sol El Kullananların Disleksisi Olma Oranı Daha Fazladır: Disleksisi olan kişilerin, bir kısmında solakların varlığından söz edilebilir fakat solaklığın varlığı disleksiye kesin bir işaret değildir.
3. Disleksisi Olan Bireylerin Hepsi Özel Yetenekli Bireylerdir: Disleksi ile zekâ arasında bir ilişki yoktur; her hangi bir zeka seviyesinde bu sorunla karşılaşılabilir.
4. Başarılı Bireylerin Disleksisi Olma İhtimali Yoktur: Eğer birey okulda başarılı bir öğrenciyse disleksisi olma ihtimali yoktur düşüncesi de başka bir yanlış kanıdır.
5. Zekâ Geriliği ile Disleksi Arasında İlişki Vardır: Disleksisi olan bireylerin zekâ geriliği yaşadıkları düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. IQ testleri ve disleksi arasında ilişki bulunmamaktadır.
6. Toplumlarda Disleksi Nadir Görülen Bir Durumdur: Disleksinin toplumlarda sık görülmeyen nadir bir durum olduğu söylemi de disleksi hakkında yanlış bilinen kanılardandır.
7. Bir Birey Okuyabiliyorsa Disleksisi Olamaz: Disleksili bireyler kelimelerin şekillerini hafızaya kaydederek, benzer hikâyeleri ezberleyerek, ilk harflerin ardından tahminde bulunarak okuma gibi farklı yöntemlerle bir süreye kadar okuma yapabilmektedirler. Buna karşın hafızaları onları belli bir yere kadar yardımsız götürmektedir.
8. Okuma Eğitimi Başlamadan Önce Bireyin Disleksisi Teşhis Edilemez: Okul ortamı içerisinde yer almadan ve okuma deneyimi ile tanışmadan önce disleksinin teşhis edilemeyeceği konusundaki inanışlar da yanlıştır.
9. Disleksi Çocuklarda Bulunur Yetişkinlerde Bulunmaz: Disleksinin sadece çocukluk döneminde olacağı yetişkinlerde disleksinin olmayacağı bir yanılgıdır. Disleksi hayat boyu devam eden bir süreçtir.
10. Disleksi Medikal Tedavi Yöntemleri ile Tedavi Edilebilir: Disleksi okuma alanında uzmanlaşmış kişilerin uygulayacağı değerlendirme yöntemleriyle teşhis edilir ve eğitsel yöntemlerle tedavi edilir. Yani disleksinin tedavisi vardır sadece tedavi medikal değil, eğitseldir.
BALCI, E. (2017). DİSLEKSİ HAKKINDA GERÇEKLER: DİSLEKSİ NEDİR VE NE DEĞİLDİR?. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(1), 1-17.

DİSLEKSİYİ SADECE FONOLOJİK BECERİ SORUNU OLARAK DEĞERLENDİRMEK DOĞRU VE YETERLİ MİDİR?

Disleksinin açıklanmasında tek başına fonolojik beceri sorunlarının temel alınmasının doğruluğu konusunda, fonolojik sorunların varlığını kabul etmekle beraber fonolojik sorundan çok bu sorunlara neden olan bilişsel süreçlere önem verilmelidir. PASS teorisine göre sadece tek bir tür işlemleme gerektiren görev yoktur. Okuma görevi eşzamanlı ve ardıl işlemleme süreçlerinin her ikisinin de yer aldığı bir görev türüdür. Harf tanıma, heceleri birleştirme vb. daha çok eşzamanlı işlemleme gerektirirken harflerin bir hece ya da kelimedeki sıralamasını fark etmek daha çok ardıl işlemleme gerektirir. Okuma ediniminin ilk dönemlerinde fonolojik kodlamanın önemli olması sebebiyle ardıl işlemleme önem kazanırken eşzamanlı işlemleme daha çok okuduğunu anlama ile ilişkilidir. Okuduğunu anlamada anlamlı birimlerin ilişkilendirilmesi ve bu birimlerin daha üst düzey birimler içerisinde entegre edilerek okunanlara bir anlam verilmesi gerektiği için eşzamanlı işlemleme önem kazanmaktadır. Planlama ve dikkat süreçleri ise okumanın her alanında önemlidir ancak bu süreçlerdeki farklılıklar, okuma sürecinde daha çok karmaşık görevler olmasından dolayı fark yaratmaktadır.
Kaynakça: Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları 34-1, 71-77.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN SINIFLANDIRILMASI VE DİSLEKSİ

Disleksi; ülkemizde oldukça yaygın bulunmasına rağmen az bilinen bir özel öğrenme güçlüğüdür. İlk defa 1963 yılında Kirk tarafından kullanılan ‘disleksi’ terimi bir sendromu temsil etmektedir. Disleksi olan bireyde beynin sağ ve sol yarım kürelerinde gelişimsel bozukluk olduğu görülür. Bireyin; okuma, yazma, matematik ve ifade gücünde zorluklar yaşadığı görülür. Özel öğrenme güçlüğü alt başlığında bulunan disleksiye eşlik eden birkaç öğrenme bozukluğu daha vardır. Bu bozuklukların sınıflandırılması şu şekildedir;
•Okuma Bozukluğu (Disleksi)
•Yazılı Anlatım Bozukluğu (Disgrafi)
•Aritmetik Bozukluk (Diskalkuli)
•Adlandırılamayan öğrenim bozuklukları
Bu sınıflandırılmada belirtilen; disleksi yukarıda bahsedilen gibi okumada zorluk, okuduğunu anlayamama, harf karıştırma vb. şekilde görülür. Disgrafi ise bireyin yazma konusunda karışıklık yaşamasıdır. Harf karışması, aynalama vb. bu sınıflandırılmanın içindedir. Diskalkuli; bireyin matematikte zorluk yaşamasıdır. Ritmik sayma, ileri veya geri sayma, toplama ve çıkarmada problemler yaşar. Sınıflandırmadaki bu bozuklukların hepsi birlikte de görülebilir, disleksiye birkaçı da eşlik edebilir.
Kaynakça;
Sulman, U. Ve ark. (2016).Özel öğrenme güçlüğü ‘disleksi’. Fng&Bilim Tıp Dergisi, (2), 170-176.

DİSLEKSİ BİREYİN ÖZGÜVENİNİ NASIL ETKİLER?

Disleksi olan bireyler öncelikle okul yaşamında olmak üzere ailesinde ve arkadaş çevresinde birçok problem ile karşılaşmaktadır. Okulda gerek sesli okuma yaparken, gerekse matematiksel işlem yaparken arkadaşları ve öğretmeni tarafından yargılanacağını düşünür. Bu da çocuklarda kaygıyı arttırır. Çocukta kaygı arttıkça daha fazla hata yapmaktan korkarak sınıfta söz almak istemez, kimsenin onun okuduğunu, yazdığını görmesini istemez. Koordinasyon becerisindeki eksiklik nedeni ile bazı oyunları oynamakta zorlanır. Özellikle top ile oynanan oyunlarda ince motor kaslarındaki gerilikten dolayı zorlanır. Ayrıca bazen oyunlardaki sıraları takip etmekte zorlanır. Bu da arkadaşları tarafından zaman zaman dışlanmasına yol açar. Bunun yanında zaman zaman aileler çocukların yaşadıkları zorluğun sebebini bilmezler. Bu yüzden onları okuyup-yaşamadıkları zaman veya yavaş okudukları zaman suçlarlar: tembel olmakla, ders çalışmamakla vb. Bu durum çocuklarda kaygıya sebep olmakta ve kendilerini değersiz hissedip suçlamalarına yol açmaktadır. Kendisini suçlayan çocuk kendi öz değerini yitirmeye başlamakta bu da çocukta özgüven eksikliğine yol açmaktadır.

AKADEMİK BAŞARISIZLIĞA KARŞI ANNE-BABA YAKLAŞIMI NASIL OLMALI?

Başarısızlığın kabul edilemeyecek bir durum olduğunu hissettiren ortamlarda, bu güçlük ile başa çıkabilmek oldukça zordur. Bu sebeple, başarısızlık karşısında yapılması gereken ilk şey, ebeveynlerin çocuğa bunun yeteri kadar çaba gösterildikten sonra aşılabilecek bir durum olduğunu fark ettirmesidir. Başarısızlık karşısında anne-babaların çocuğu sert bir dille eleştirmesi, suçlayıcı bir dil kullanmaları, oyun ve tatil zamanlarını kısarak ya da ortadan kaldırarak cezalandırmaları yanlış bir tutum olacaktır. Çocukların bilişsel düzeyde yaşadığı okul başarısızlığı durumu, duygusal ve sosyal dünyalarına zarar verecek şekilde karşılanırsa bu daha büyük sorunlara yol açacak ve okul başarısızlığının ortadan kaldırma durumuna ket vuracaktır.
Başarısız olan çocuğa yardım etmek isteyen anne ve babalar, çocuğun ders çalışmasına ve ödevlerini yapmasına yardımcı olarak, ona özel ders gibi ek imkanlar sunarak ya da tüm ev ve hayat düzenlerini çocuğa göre programlayarak destek olmaya çalışırlar. Asıl yapılması gereken, çocuğa kendi sorumluluğunu almasının öğretilmesidir. Ebeveynler bu konuda çocuğa model olmalı, çocuğun çalışması için kendini güvende hissettiği bir ortam yaratmalı, zamanı iyi programlamayı öğretmeli, ilgili ve sıcak bir şekilde ihtiyacı olduğu düzeyde yardımcı olmalıdır.
Çocuğun başarısızlığına neden olabilecek pek çok sayıda etken iyi değerlendirilmeli ve buna göre önlem alınmalıdır. Başarısızlığa yol açabilecek aile hayatında yaşanan problemler, anne-baba ilişkisi, teknoloji ile geçirilen vakit, okul hayatının ve bilgi aktarımının çocuğun öğrenme stiline uygunluğu, öğretmen ile olan ilişki gibi etkenler okul başarısını olumsuz yönde etkileyecektir. Ek olarak, organik kökenli ya da psikolojik olabilecek, çocuğun duygu dünyasını ve sosyal yaşantısını da olumsuz etkileyen bir durum olup olmadığına dikkat edilmeli. Böyle bir durum karşısında uzman desteğine başvurulmalıdır.

DİSLEKSİ VE DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU ARASINDAKİ İLİŞKİ

Son yıllarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı konulmuş çocukların sayısındaki artışın sonucunda özel öğrenme güçlüğü (disleksi) yaşayan çocukların sayısındaki artışın paralel olduğu gözlemlenmiştir. Disleksi ve DEHB bozukluklarında dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik ve yetersiz organizasyon becerileri söz konusudur. İki grupta da güçlüğün ayırt edici özelliklerini belirlemek zordur. Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki öğrenme güçlüğü bulunan çocukların %60’ında DEHB de görülmektedir.
Her iki güçlüğün de tanı sürecinde aynı tekniklerin kullanılması birbirinden ayırt edilmelerini zorlaştırmaktadır. Bu zorluktan kurtulmanın en önemli unsuru öğretmenlerin yetenek ve başarı arasındaki tutarsızlığa dikkat etmeleridir. Beklenen tutarsızlık oranı farklılık gösterse de tutarsızlık miktarı arttıkça öğrencinin özel öğrenme güçlüğü tanısı alma ihtimali o kadar artar.
William N. Bender – Learning Disabilities

ÇOCUĞUNUZ ÖĞRENMEDE GÜÇLÜKLER Mİ YAŞIYOR ?

Öğrenme güçlüğü, yazılı ve sözlü dili anlama ve kullanmada temel olan bir veya daha fazla bilişsel sürecin etkilenmesiyle ortaya çıkan dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma ve matematiksel hesaplamalar yapmadaki güçlükler olarak tanımlanmaktadır. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde kızlara göre %68-80 oranında daha fazla görülmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir yetersizliktir ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ancak erken tanılandığında ve gerekli müdahale programları sağlandığında öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilmekte ve başarılı bir yaşam sürebilmektedirler. Buna karşın, öğrenme güçlüğü olan çocukların önemli bir bölümü hiç tanı almamakta veya geç tanılanmaktadırlar.
Öğrenme güçlüğü olan öğrencilere geç dönemde sağlanan özel eğitim hizmetleri ise yeterince etkili olmamaktadır. Öğrencilerin o zamana kadar sık sık yaşadıkları başarısızlık deneyimleri, öğrenme motivasyonlarını ve kendilik algılarını düşürmekte, bu ise özel eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını engellemektedir. Ayrıca geç dönemde sağlanan özel eğitim de doğrudan ve sistematik okuma öğretimi yerine genellikle ödevlerin tamamlanmasına yardım etme ve diğer akademik dersler çerçevesinde dolaylı olarak okuma öğretimi verme şeklinde olmaktadır. Sonuç olarak, öğrencilerin okuma becerileri hedeflenen oranda gelişmemekte ve akranlarının gerisinde kalmaya devam etmektedir.

ÇOCUĞUNUZ ÖĞRENDİĞİ BİLGİLERİ HEMEN UNUTUYOR MU?

Çocuk genellikle dikkatini toplamakta zorlanıyor, sözlü ve yazılı uyaranlarla ilgili güçlük yaşıyor, bellek, bilgileri yorumlama ve organize etme, zaman sosyal ortamlara uyum sağlamakta zorlanıyorsa mutlaka bir uzman tarafından özel öğrenme güçlüğü değerlendirilmesi yapılması gerekir.
Genellikle ilkokul döneminde okuma yazma sürecinde fark edilen özel öğrenme güçlüğü bazen gözden kaçıp ileriki yaşlarda fark edilebilmektedir. İlkokul döneminde okuma yazmayı öğrenmede güçlük, yazarken ve okurken harf atlama, dört işlemde zorlanma, zaman, yer-yön gibi kavramları öğrenmede güçlük olarak çıkar.
Çocuğun yaşı arttıkça okuduğunu anlamadığı, bilgileri öğrenirken zorlandığı veya bugün öğrendiği bilgiyi yarın hatırlamadığı gözlemlenir. Bunu ya nın çocuğun mantık yürütme, anlama ve kavrama düzeyinin yaşıtlarının gerisinde olduğu gözlemlenir. Bu durumun sebebi özel öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin beyinlerinin biraz daha farklı çalışmasıdır. Bu tür bireyler sıradan öğretim yöntemleri kullanılarak öğretilen bilgileri ya ögrenemezler ya da öğrendikleri sanıp hemen unuturlar. Bu zorluğu yaşayan çocuklara; çocuğa uygun ilginç ve yeni yöntemler kullanılarak bilgilerin ögretilmesi gerekir. Bunun yanında bilgiler biraz yavaşlatılarak ögretilmeli, ve uzun süreli bellek çalışmaları yapılmalıdır. Bu zorluğu yaşayan çocuklar icin mutlaka bir program oluşturumalı ve programla ilgili uzman desteğinin yanından aileden yardım istenmelidir.

YAZI ÖĞRETİMİNE ÖN HAZIRLIK VE ÖĞRETMEN YAKLAŞIMI

Yazı öğretiminin planlanmasında öğrencilerin genel gelişim düzeyleri esas alınmalıdır. Sınıflarda farklı sosyoekonomik ve kültürel düzeylere sahip, farklı çevrelerden gelen öğrencilerin olabileceği ve öğretim sürecinde bunların anlama, algı, duyuşsal, beceri ve kavrama yetilerinde farklılıkların görülebileceği düşünülmelidir. Nitekim; öğretim sürecinde, öğretmen ve öğrenci arasında etkileşim ve iletişim açısından beklenmedik durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumda öğretmen; kendi deneyimlerine dayanarak, bilgi, beceri ve yaratıcılığını kullanmak durumundadır. Yazı öğretimi etkinliklerinin planlı, programlı, anlam ve amaca uygun, zevkli bir ortamda gerçekleşmesi öğretmenin alan bilgisi ile yakından ilgilidir.
Öğretmen, etkinlik sürecinde seçilecek harf veya sözcükleri öğrencinin yaşantısıyla ilişkili hale getirecek modeller halinde düşünmelidir. Kavratılacak harflerin örnekleri anatomik yapılarına uygun olmalı, öğrencinin; harfleri kavrama güçlüğü çekebileceği başka harflerle karıştırabileceği uzantı ve ekler üzerinde durmasında yarar vardır. Harf yapılarının belirli büyüklükte olması, gözü yormaması gerekmektedir. Ayrıca koşullar el verdiği ölçüde etkinliğin özüne uygun oyunlaştırma ve drama’dan yararlanarak öğrenmenin daha etkin ve kalıcı hale getirilmesinde anlamlı olabilir. Yazma öğretimine hangi tür harflerle (dik temel veya eğik) başlanması gerektiği araştırmacılar arasında tartışmalı bir konudur. Yazı öğretimine dik temel harflerle başlamanın mı, yoksa eğik harflerle başlamanın mı okuma üzerinde daha etkili olacağı konusundaki araştırmalar kesin sonuçlar ortaya koymaktan uzaktır. Dik temel harflerle yazılan yazıların daha okunaklı, eğik harflerle yazmanın da daha hızlı olduğunu bazı araştırmacılar ortaya koymuştur. 4-9. sınıflar düzeyinde 600 öğrenci üzerinde yapılan güncel bir araştırmaya göre okunabilirlik ve hız açısından, dik temel harfler veya eğik harflerle okuma yazmaya başlama arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Hatta her iki yazı türünü (dik ve eğik) birlikte kullananların daha hızlı, bazen de daha okunaklı yazdıkları ortaya konulmuştur (Akyol, 2000,s.146).

ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Günümüzde sayısız terim ve tanıma sahip olan öğrenme güçlüğünün DSM IV’deki
(Diagnostic and Statistical annual of Mental Disorders) tanımı şöyledir: “Çocuğun bireysel ve standart test uygulaması sonucunda saptanan okuma, matematik veya yazılı anlatımı, yazma, okuma durumu ve zekâ düzeyinden beklenen oranla oldukça düşüktür. Çocuğun öğrenme problemleri akademik başarısını veya okuma, matematik ya da yazma becerisi gerektiren günlük etkinliklerini olumsuz olarak etkilemektedir (Özsoy, Özyürek, ve Eripek, 1998). ABD’de 1968 yılında National Advisory Committee on Handicapped Children tarafLndan önerilen ve 1975 yılında özel eğitim yasasında (p.l.94–142) yer alan öğrenme güçlükleri tanımı ise şöyledir: “Belirgin öğrenme güçlüklerine sahip çocuklar terimi sözel ya da yazılı dili anlama ya da kullanmayla ilgili temel psikolojik süreçlerin bir ya da birkaçında bozukluklar olan; ve bu bozukluklara bağlı olarak dinleme, konuşma, okuma, yazma
Ya da matematiksel işlem yapma yeteneklerinde aksamalar görülen çocuklar anlamına gelmektedir.”(Özyürek, 2003).
“Yazılı ve sözlü dili anlamak ya da kullanabilmek için gerekli olan bilgi alma süreçlerinden birinde ya da birkaçında ortaya çıkan ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, heceleme, dikkati yoğunlaştırma ya da matematiksel işlemleri yapmada yetersizlik nedeniyle bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesidir.” (Tebliğler Dergisi, 2003).
Öğrenme güçlükleri değişik şekillerde sınıflandırılabilmektedir.
1. Okuma Bozukluğu (Disleksi): Bu bozukluk okurken atlama, anlamı bozma, yer değiştirme, yavaş okuma, heceleme, anlamama şeklinde görülen bozukluğu ifade etmektedir.
Disleksinin de iki farklı türü vardır:
a. Gelişimsel Disleksi: Herhangi bir zeka sorunu olmayan bir kişi okuma yeteneğini hiçbir zaman kazanamazsa veya çok geç ve yavaş kazanılırsa ve buna yol açan herhangi bir beyin hastalığı söz konusu değilse buna ‘Gelişimsel Disleksi’ denir.
b. Sonradan Edinilmiş Disleksi: Okumayı öğrenmiş kişilerde beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan okuma güçlüğüne ‘Sonradan Edinilmiş Disleksi’ denir.
Okuma güçlükleri için nörologlar, aleksia terimini kullanmaktadırlar. Aleksia, daha çok kazanılmış bir bilginin yitimi anlamında kullanılırken disleksi ise okuma öğrenmesinin engellenmesi anlamlarını içermektedir.
2. Hesaplama Güçlüğü (Diskalkuli): Hesaplama zorluğu ve hesap yapma zayıflığı için kullanılan bilimsel kavramdır. Sağlık örgütü diskalkuliyi; genel zekâ noksanlığı ya da yetersiz eğitimden dolayı açıklanamayan hesaplama becerilerinin kısıtlanması olarak tanımlar. 3.Yazma Güçlüğü (Disgrafi): Yazma yeteneğinin kişinin zeka kapasitesinden ve eğitim düzeyinden daha düşük olma durumudur.
4. Başka Türlü Adlandırılamayan Öğrenme Güçlükleri: Bu gruptaki öğrenme güçlüklerinin temel özelliği akademik beceri bozukluklarının zeka geriliği, yetersiz eğitim ya da duygusal özürlerle açıklanmayan bozukluklardır (Bingöl, 2003; Ercan, 2001; DSM IV, 1994; Özsoy, 1998).

OKUMA YAZMA VE ARİTMETİK BECERİLERİNİN KAZANILMASI

İlkokulda “okuma-yazma ve aritmetikle ilgili üç temel becerinin kazanılması” bu evredeki çocuğun başarması gereken en önemli görevdir. Son çocukluk dönemindeki çocuklar artık düşündükleri ve merak ettikleri çeşitli becerileri öğrenmeye başlar. Bir anlamda düşündüklerinin işlevsel düzeyde gerçekleşmesi onlara haz verir. Örneğin, sözcükleri dilediği biçimde kullanabilmesi, yazı yazmayı öğrenmesi, resimli öykü kitaplarını okuyabilmesi, sayıları toplayabilmesi çocuğa haz veren beceriler arasında sayılabilir.
Okuma becerisinin gelişimi, bir görsel motor semboller serisini sözlü veya sözsüz olarak ses dizelerine çevirme süreci olarak tanımlanabilir. Okumaya hazırlık, çocuğun okumaya başlamak için gerekli tüm bilgi ve becerilere sahip olması anlamını taşır. Okumada en etkili faktör, görsel ve işitsel dil merkezleri arasındaki ilişkinin iyi bir şekilde gelişmesidir. Ancak bu durumda yazıya bütünüyle bakmak, izlemek, okumak ve anlamak mümkün olacaktır.
Yazma becerisinin gelişimi, sözlü veya sözsüz konuşma seslerini, karşılıkları olan görsel motor sembollere çevirme sürecidir. Eli kullanmada yetkinlik, tam olarak gelişmiş bir görme yeterliliği, dikkati yoğunlaştırma ve dile ilişkin bir kavrayış, ustalıkla yazabilmek için çok önem taşıyan niteliklerdir. Yaşamın ilk yıllarında bebeğin oynadığı oyunlar, ellerini ve parmaklarını kullanma becerisini geliştirir ve ince motor gelişimine katkı sağlar. Çocuk 3-5 yaşa geldiğinde artık kalemi tutmaya ve karalamalar yapmaya, gördüğü şekilleri kopya etmeye ve resim çizmeye başlar.
Aritmetik becerisinin gelişimi, sayı kavramının gelişmesi ile ilgilidir. Çocuk sayı kavramının gerçekte ne ifade ettiğini tam olarak kavramasından çok daha önce günlük söz dağarcığının bir parçası olarak sayıları kullanmaya başlar. Sayıların değişmez sabit bir sırayı izlediğini anlaması ise sayı kavramı gelişiminin bir sonraki aşamasını oluşturur. Sıralama mantığından sonra ise çocuk, “küçük-büyük” ve “az-çok” kavramlarını algılamaya başlar. (Yavuzer, 2000).

DİSLEKSİ VE BİLİŞSEL TEMELİ

Gelişimsel disleksi, yaşa uygun zeka seviyesi, eğitim ve çevresel koşullara rağmen, okumayı öğrenme, doğru ve akıcı okuma ve okuduğunu anlamada yaşanan beklenmedik ve hayat boyu süren nörogelişimsel bir bozukluktur. Gelişimsel disleksinin temel karakteristik özellikleri sesli kelime okumada yanlışlıklar, yavaş okuma, okurken tereddüt etme, kelimeleri tahmin etmeye çalışma ve kelimeleri seslendirme güçlükleri gibi kelime okumada görülen problemler ile okunan metnin özünü anlayamama, cümleler arası anlamsal ilişkiyi kuramama, doğru çıkarım yapamama ve derin anlamı yakalayamama gibi metni okumada yaşanılan problemler olarak iki başlık altında incelenebilir.
Akıcı okuma ve okuduğunu anlama, çoklu beyin nöronal ağ organizasyonlarının hızlı, birbirinin ardı sıra ve/veya eşzamanlı işlemlemesini ve bu ağların birbirleriyle iletişimini gerektiren insana özgü bilişsel yetilerdir. Beyin “okuma” nöronal ağları; dil, görsel ve ortografik işlemlemenin yanı sıra, işleyen bellek, dikkat, motor fonksiyonlar, yürütücü işlevler ile üst seviye anlama ve biliş faaliyetlerini de destekleyen çoklu ve yaygın nöronal sistemlerce desteklenmektedir. Ancak, gelişimsel disleksili bireylerin bu çok bileşenli dinamik ağ ve sistemlerindeki genetik temelli yapısal ve fonksiyonel farklılıklar; okumayı öğrenme, akıcı okuma ve okuduğunu anlama gibi nörobilişsel işlemlerde problemlere yol açmaktadır.
Acar, S. (2018). Gelişimsel disleksi ve endofenotipik yaklaşım: nörogenetik, nörobiyolojik ve nörobilişsel temeller. Dil, Konuşma ve Yutma Araştırmaları Dergisi

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE ERKEN TANI

Öğrenme güçlüğü, yazılı ve sözlü dili anlama ve kullanmada temel olan bir veya daha fazla bilişsel sürecin etkilenmesiyle ortaya çıkan dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma ve matematiksel hesaplamalar yapmadaki güçlükler olarak tanımlanmaktadır. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde kızlara göre %68-80 oranında daha fazla görülmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir yetersizliktir ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ancak erken tanılandığında ve gerekli müdahale programları sağlandığında öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilmekte ve başarılı bir yaşam sürebilmektedirler. Buna karşın, öğrenme güçlüğü olan çocukların önemli bir bölümü hiç tanı almamakta veya geç tanılanmaktadırlar.
Öğrenme güçlüğü olan öğrencilere geç dönemde sağlanan özel eğitim hizmetleri ise yeterince etkili olmamaktadır. Öğrencilerin o zamana kadar sık sık yaşadıkları başarısızlık deneyimleri, öğrenme motivasyonlarını ve kendilik algılarını düşürmekte, bu ise özel eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını engellemektedir. Ayrıca geç dönemde sağlanan özel eğitim de doğrudan ve sistematik okuma öğretimi yerine genellikle ödevlerin tamamlanmasına yardım etme ve diğer akademik dersler çerçevesinde dolaylı olarak okuma öğretimi verme şeklinde olmaktadır. Sonuç olarak, öğrencilerin okuma becerileri hedeflenen oranda gelişmemekte ve akranlarının gerisinde kalmaya devam etmektedir.

OKUMA GÜÇLÜKLERİ VE DİSLEKSİ

Öğrenme güçlüğü olan çocukların doğru okumada güçlük yaşamalarına sesbilgisinin işlemleme süreçlerindeki yetersizlikler neden olmaktadır. Bu yetersizlikler seslerin harfler ve sözcüklerle ilişkilendirilmesinde ve ses yapısı ile ilgili ipuçlarının kullanılarak sözcüklerin tanınmasında sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, öğrenme güçlüğü olan çocuklar normal gelişim gösteren akranlarına göre daha çok yanlış okuma, yer değiştirme, ekleme, çıkarma ve tekrar hataları yapmaktadır.
Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların okuma akıcılığı kazanamamalarına ise sözcüklerin otomatik olarak tanınamaması neden olmaktadır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar sözcüğe ilişkin ses bilgisine ve kavramsal bilgiye daha geç ulaşmakta, harflerin ve sözcüğün ortografik yapılarından elde edilen bilgiyi daha uzun sürede işlemlemekte ve var olan zihinsel temsilleriyle daha uzun sürede eşleştirebilmektedirler. Normal gelişim gösteren çocuklar bu süreci yaklaşık 0,5 saniye gibi kısa bir sürede tamamlarken, öğrenme güçlüğü olan çocuklar güçlüğün derecesine bağlı olarak aynı süreci çok daha uzun bir sürede tamamlanmaktadırlar. Okuma akıcılığındaki sorun devamlılık gösteren bir durumdur. Çok sayıda araştırma sonucu öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların önemli bir kısmının doğru okumada büyük ilerleme kaydetmelerine ve doğru okumayı başarabilmelerine rağmen akıcı okumada zorluk yaşamaya devam ettiklerini göstermektedir.