DİSLEKSİ NEDİR ?

Disleksi, ilk kez İngiliz Doktor W.P Morgen tarafından 1896 yılında tanımlanmıştır. Morgen’a göre Disleksi”Doğuştan kelime körlüğüdür.”

İlk olarak yapılan bu tanımlamadan sonra günümüze kadar birçok disleksi tanımı yapılmıştır.

Avrupa Disleksi Derneğine göre disleksi tanımı “Disleksi;okuma,heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılıktır.”

Disleksi, zeka düzeyi “normal veya normal üstü” olan,”okuma hızı,okuma kalitesi,okumayı öğrenme hızı,okuduğunu anlama- anlatma becerisi” yaşıtlarına ve zekasına kıyasla; beklenenin altında olan okuma bozukluğunun genel adıdır.

DİSLEKSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

-Okumayı öğrenirken zorluk yaşama
-Okuma hızının beklenenin altında olması
-Yazarken harf atlama
– Bozuk yazma
-Okurken harf atlama
-Okurken kelimeleri değiştirerek okuma
-Okumakta zorlanma
– Yazarken zorlanma
-Harfleri birbirine karıştırma (b,d,p gibi)
-Rakamları ters yazma (3-6-9… gibi)
-“6-9″,”3-8″,7-4″ gibi rakamları birbirinden ayırt etmede zorluk yaşama
-Okuduğunu anlama ve anlatmada zorlanma
-Sıralı ezber gerektiren konuları ezberlemekte güçlük çekme.(Ayların sırası,haftanın günlerini sıralama)
-Çarpım tablosunu ezberlerken veya ritmik sayarken zorlanma
-Renkleri karıştırma
-Sağı solu ayırt etmekte zorlanma
– Kendini,bir konu hakkında fikrini iyi ifade etmekte zorlanma
-Toplama ve çıkarma işaretini karıştırma
-Ayakkabılarını bağlama gibi motor becerilerde zorlanma
-Okula gitmek istememe
-Yazarken sıra,satır atlama
-İmla kurallarını uygun yazmakta zorlanma
-Noktalı ve noktasız harfleri yazarken ve okurken birbirne karıştırma

OKUMA GÜÇLÜĞÜ VE BELİRTİLERİ

Okuyucunun kelime tanıma, kötü ve yanlış telaffuz, duraklama, geri dönme, tekrarlama, bir kelimeyi başka bir kelime olarak okuma, atlama, kelime ekleme gibi akıcı okumayı ve metni anlamayı bozucu okuma hatalarının birini ya da birkaçını yaparak metni anlayamaması durumudur. Okuma güçlüğüne yol açan bu tür hatalar, okuma becerisinin yeterince kazanılmasını engellemekte, öğrencinin motivasyonunu bozarak okuma alışkanlığının oluşmasını da güçleştirmekte; ayrıca, öğrenmeyi de etkilediğinden çocuğun diğer akademik başarılarının önünde engel oluşturmaktadır. Kelimelerin yanlış ve yavaş okunması, doğal olarak metnin ya da okunanların da yanlış anlaşılmasına, hiç anlaşılmamasına neden olacaktır. Okuma güçlüğü yaşayan öğrencilerin kelimeleri tanıma ve kodları çözme yetersizlikleriyle birlikte daha çok metni yorumlamada akranlarına göre daha başarısız oldukları da kaydedilmektedir. Çocuğun görsel, işitsel yetersizliğinin, nörolojik bozukluklarının, fiziksel, fizyolojik herhangi bir sorununun olup olmadığı belirlendikten sonra okuma ve okuduğunu anlama güçlüklerinin giderilmesi ya da en aza indirilebilesi için belli uygulama ve yaklaşımların üzerinde önemle durulmalıdır.
ÇİFCİ, M. (2013). Okuma Terimleri Sözlüğü. Uşak: Elik.

DİSLEKSİ VE BELİRTİLERİ

Beynin dille ilgili fonksiyonlarından kaynaklanan kısmî okuma bozukluğuna disleksi adı verilmektedir. Dislektik çocuğun herhangi bir beyin hastalığı, sosyal çevre olumsuzlayıcıları ve benzer dezavantajları bulunmamaktadır. Bir çocuğun okul çağından önce dislektik olup
olmadığını belirlemek kolay değildir. Çünkü bu çocuklar zekâları bakımından diğer çocuklardan farksızdırlar; hatta bazıları üstün zekâya sahiptir. Çocuklarda yaygın olarak
görülen disleksi belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:
Yön tayininde kararsızlık ve yanlış yön belirtme, saati söyleyememe, sayıları ters çevirme ve birbirine benzeyen rakamları karıştırma (6 / 9 gibi), yer değiştirme, sağ-sol, üstalt, önce-sonra kavramlarını karıştırma, b/d, p/b gibi birbirine benzeyen harfleri karıştırma, yazmada bazı harfleri atlama, metatez yapma (ne / en, kibrit / kirbit gibi), kelimeleri ters yazma, kelimeler arasında boşluk bırakmama gibi.
Dislektik çocukların bir kısmında kötü sayma (diskalkuli) aritmetik becerisi sorunu olduğu da bilinmektedir. Bu anlamda disleksi, sadece okumaya dair bir bozukluk kaynağı değil, genel anlamda bir öğrenme bozukluğu olarak da görülmektedir.
Dislektik çocukların okuma sorunlarının nasıl giderileceği, her bir çocuğun okuma yetersizlikleri, okumada ortaya çıkan sorunları tanındıktan sonra belirlenmelidir. Bu sorunların çözümü için mutlaka alanında uzman olan eğitimcilerden yararlanılmalıdır.
ÇİFCİ, M. (2013). Okuma Terimleri Sözlüğü. Uşak: Elik.

AÇIKLAMALI OKUMA NASIL YAPILMALI?

- Metindeki anahtar kavram ve düşüncelerin öğrenciler tarafından daha iyi anlaşılması için kısa ön bilgiler, bazen doğrudan bazen de öğrencilerin metindeki kavramlarla ilgili mevcut bilgilerini yoklayan ve onlarda merak uyandırabilecek sorularla verilir.
– Metin, öğretmen tarafından örnek olacak şekilde sesli okunur. Daha sonra plânlanan sürenin uygunluğuna göre bir veya birkaç öğrenci okur. Okumadaki telâffuz, vurgulama, tonlama gibi yanlışlıklar, önce dinleyen öğrencilere buldurularak kalanları ise öğretmen tarafından açıklanarak düzeltilir.
– Öğrenciler metinde yer alan bilemedikleri kelimeleri kaydetmişlerse bu kelimeler, diğer öğrencilere, öğretmene ve sözlüğe müracaatla açıklanır. Kaydedilmemişse metnin ders kitabındaki işleniş düzeninde bulunan bilinmeyen kelimelerin açıklaması yapılır.
– Metin altı sorularına geçilir: Öncelikle metinde geçen olayların, şahısların ve düşüncelerin neler olduğu, metnin başlangıcından sonuna doğru sorular yoluyla taranır. Daha sonra açık uçlu sorularla yardımcı düşüncelere ve ana düşünceye gidilir.
– Dinleme, konuşma, yazma ve gramer hedefleri, metnin işlenişi sırasında ders kitabında yönlendirildiği gibi veya öğretmenin daha uygun gördüğü noktalarda gerçekleştirilir. Bu yönüyle açıklamalı okuma, örgün eğitimde önemli bir yer tutar. Açıklamalı okumada öğretmenin metni doğru kavratma ve öğrenci-metin arasındaki ilişkileri doğru yönlendirme yeteneği son derece önemlidir. Öğretmenin mutlaka metin bilgisi kriterlerine ve okuma öğretimi hedeflerine sadık kalması gerekmektedir.
– Dersin son basamağında, öğrencilerin metni ve metinle beraber işlenen diğer ana dili hedeflerini ne ölçüde gerçekleştirdiklerini ölçen bir ölçme ve değerlendirme yapılır.
ÇİFCİ, M. (2013). Okuma Terimleri Sözlüğü. Uşak: Elik.

MATEMATİKSEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Yavaşlık: MÖG yaşayan çocuk akranlarıyla kıyaslandığında matematik sorularına cevap vermede geç kalır.
-Dokunarak Sayma: Zihinsel hesaplama yapmakta zorlanır ve basit matematik işlemlerinde dahi parmaklarını kullanarak sayar.
-Matematiksel Dili Kullanmada Güçlük: Eşitlik, denklik, büyüklük, küçüklük gibi kavramları anlamakta, matematik problemlerini yorumlamakta zorlanır.
-Matematikte Bellek Güçlükleri: Önceden öğrenmiş olduğu matematik kurallarını çok kolay unutabilir. Bir sorunun cevabı üzerine düşünürken sorunun ne olduğunu unutabilir. “+”,”-” gibi sembolleri ya da çarpım tablosunu akılda tutmakta problem yaşar.
-Yer ve Uzamsal Organizasyonlarla İlgili Güçlükler: 34 ile 43 gibi sayıları karıştırır ve birbirleri yerine yazar. “+” ve “x” işlemlerini karıştırır. Analog saati anlamakta güçlük yaşayabilir.
-Anlama Yerine Taklit ve Ezbere Dayanma: İşlemleri nedensel bir şekilde yapmaktan ziyade ezbere ve mekanik bir şekilde yapabilir. Neden bu işlemleri yaptığı sorulduğunda cevap veremez.
Kaynak: Mutlu, Y. (2016). Matematik öğrenme güçlüğü (gelişimsel diskalkuli). Matematik Eğitiminde Teoriler (1. baskı) içinde (s. 881-899). Ankara: Pegem.

DİSLEKSİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

Dislektik kişinin ‘geriye okuma’ yaptığı yargısı yanlış bir söylemdir. Araştırmalar dislektik bireylerin harfleri ve kelimeleri geriye doğru okuyup algıladıklarına dair hiçbir kanıtın olmadığından söz etmiştir. Disleksinin altında yatan ana sorun, görsel algı problemleri değildir; fonolojik düzeyde dili işlemede yaşanan problemlerdir. Sol el kullanan bireylerin dislektik olma oranının daha fazla olduğu düşüncesi ise diğer yanlış çıkarımlardan biridir. Fonolojik dislektiklerin sağ el kullanma olasılığının daha az, yüzeysel dislektiklerin ise sağ el kullanma olasılığının daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Buna rağmen sol el kullanımı ve disleksi arasında ilişkiyi tespit etmenin doğru olmayacağı belirlenmiştir. Dislektik bireylerin hepsinin özel yetenekleri olan, yaratıcı ve üstün zekâlı bireyler olduğu da yanlış bilinen genellemelerdendir. Disleksi ile zekâ arasında bir ilişki yoktur; her tür zeka seviyesinde bu problemle karşılaşmak mümkündür.

DİSLEKSİ TEDAVİSİ NASIL OLMALIDIR?

Özel öğrenme güçlüklerinin tedavisi eğitimdir. Normal okul müfredatı ya da özel dersler öğrenim güçlüğü olan çocuk ve gençlerin eğitiminde yetersiz kalmaktadır. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için doğru tanı konulup değerlendirme yapıldıktan sonra, özel bir eğitim programı oluşturulmalı ve psikopedagojik yaklaşımla eğitsel terapi yapılmalıdır. Bu yaklaşımın amacı, her çocuğun ihtiyacı doğrultusunda öğrenme deneyimi kazanmasını sağlamaktır. Özel öğrenme güçlüğüne hiperaktivite ya da dikkat eksikliğinin eşlik etmesi durumunda ilaçla destek sağlanır.
Kaynak: Salman, U., Özdemir S., Salman, A.B. ve Özdemir F. (2016). Özgül öğrenme güçlüğü “disleksi”. FNG & Bilim Tıp Dergisi,2(2), 170-176.

DİSLEKSİ İÇİN EVDE NE YAPILABİLİR?

Disleksisi olan çocuğunuza yardımcı olmak çocuğunuzun benlik saygısına güç katmak için uzman olmak zorunda değilsiniz. Çocukların (ve ailelerin) hepsinin farklı olduğunu unutmayın, bu nedenle tüm seçenekler sizin için işe yaramaz. Denediğiniz ilk stratejilerin etkili olmaması durumunda panik yapmayın. Çocuğunuz için en uygun olanı bulmak için birkaç yaklaşım deneyebilirsiniz. İşte evde deneyebileceğiniz bazı şeyler:
Her gün yüksek sesle okuyun: Çocuğunuz eğer okuma bilmiyor yada etkili okuyamıyorsa, resimleri bol olan kitaplar tercih ederek evde birlikte okuyun. Bir genç için dergi veya gazete makaleleri veya belki bir tarifi okumayı düşünebilirsiniz. Reklam panoları, mağaza indirimi işaretleri ve kullanım kılavuzları bile ilgi çekici olabilir. Okuduğunuz her şey çocuğunuzun genel bilgi tabanını genişletmesine sebep olacaktır.
Çocuğunuzun ilgisini çeken şeyler bulun: Çizgi romanlar, gizemli öyküler, yemek tarifleri ve spor veya pop yıldızlarıyla ilgili makaleler gibi çeşitli okuma materyalleri sağlayın. Çocuğunuzun okuma düzeyinde olan iyi kitaplar arayın. Disleksi ve diğer okuma sorunları yaşayan çocukların konuya ilgi duymaları çok önemlidir.
Sesli kitaplar kullanın: Bu tarz kitaplara internet ortamında ulaşabilirsiniz. Görme engelliler için oluşturulmuş kütüphanelerle yazışa bilir durumunuzu anlatarak iletişim kurabilirsiniz. Sözcüklere bakarken bir kitabı dinlemek, çocuğunuzun duyduğu sesleri gördüğü kelimelere bağlamayı öğrenmesine yardımcı olabilir.
Dikkat edin ve not alın. Çocuğunuzu daha yakından izlemek ve davranışları ile ilgili not almak, davranışsal anlamda çalışmaya başlayabileceğiniz kalıpları ve tetikleyicileri ortaya çıkarabilir. Öğretmenler, doktorlar veya çocuğunuza yardım etmek için başvurduğunuz başka biriyle konuşmak isterseniz notlarınız da işinize yarayacaktır.
Çaba harcamasını taktir edin: Çabalarından dolayı ona övgüde bulunun ve herkesin hatalar yaptığını vurgulayın! Çocuğunuzun pratik yapmanın ne kadar önemli olduğunu anlamanıza yardımcı olun ve en küçük ilerlemesini bile taktir edin, ödüller verin teşvikleriniz, çocuğunuzun motivasyonu yüksek tutması konusunda yardımcı olacaktır.
Neye hissettiğini anlamaya çalışın: Disleksi olmak nasıl bir şey hissetmek için çocuğunuzun gözüyle bakmayla çalışın Bazen çocuğunuzun neler yaşadığını anladığınızı kabul ettiğinizde, farklı stratejiler denemek ve hangilerinin en yararlı olduğunu görmek yeni stratejiler geliştirirken başarınızı arttıracaktır.
Evinizi disleksi dostu yapın. Çocuğunuzun okumak isteyebileceği en az birkaç kitap veya dergi ile her odada (tuvalet dahil!) Stoklamaya çalışın. Yemek ya da gezi için dışarı çıktığınızda bir kitap alın ve hepinizi tartışabilmeniz için ailenize okuyun. Evde okuma ve yazmayı teşvik etmek için diğer yaratıcı yolları arayın.
Güveni arttır. Çocuğunuzun benlik saygısı ve esnekliğini artırmak için hobileri ve okul öncesi etkinlikleri kullanın. Çocuğunuzun güçlü yönlerini tanımlamak ve oluşturmak için farklı yollar deneyin.

DİSLEKSİNİN ÇOCUKLARDA SEBEP OLDUĞU DUYGULAR

Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik
yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklere kendini
gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Çocuk yaşıtlarının yapabildiği bir şeyi yaşıtları
gibi yerine getiremediğinden artan bir öfke duymaya başlayacak ve kendini
diğerlerinin seviyesinden altta görmeye başlayacaktır. Dislektik çocuklarda çeşitli
duygulanımlar görülür. Dislektik çocuk endişe sahibi olabilir. Daha önce yerine
getiremediği bir görevi baz alarak tekrar başarısız olacağım hissi çocuğun kısır
döngüye girmesine ve sürekli endişe halinde olmasına yol açar. Öfke sahibi olan bu
çocukların öfkeleri zamanla kızgınlığa dönüşecek ve bu kızgınlıklarını veli,
öğretmen ve okula yönlendirecektir. Kızgınlığını okulda daha pasif (bir köşeye
çekilip oturma, küsme) bir şekilde yansıtırken, ailesine karşı kızgınlığını aktif bir
şekilde yöneltir. Ev ortamı bu kızgınlığı atması için çok güvenli ve elverişli bir yer
olduğundan açığa çıkarmayı tercih eder. Çocukta davranış değişiklikleri meydana
geldiğinde depresyon var mı yok mu diye bakılmalıdır. Bu çok nadir görülür ancak
dislektik çocuklarda değersizlik duygusu, düşük özgüven algısı çok yoğun olabilir
ve bunlar depresyon işin gereken alt yapıyı sağlarlar. Öğretmen, anne-baba olarak;
çocuğun birincil çevresindeki insanların dikkat etmesi gereken, çocuğun
duygularına kulak verip, duygusal ihtiyaçlarını belirlemeye çalışmak, duygularını
ifade etmede zorluk yaşayacağından duygularını nasıl anlatması gerektiğini
öğretmek, beklenmeyen bir davranışla veya düşük bir karneyle karşılaştığınızda
‘tembel’ gibi etiketlere uzak durmak, notlardan çok göstermiş olduğu çabanın önemli
olduğunu, başarmak için çabalamanın çok daha fazla olduğunu hissettirin.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ İLE ÇALIŞAN ÖĞRETMENLER İÇİN ÖNERİLER

• Çocuğun konuşmasını dikkatle dinleyin ve duyduklarınıza inanın.
• Daha yavaş konuşun ve çocukla yüz yüze konuşun.
• Çocukların göz teması da dahil olmak üzere iyi dinleme alışkanlığı geliştirmelerini sağlayın.
• Hecelemek için ritm tutma veya alkışlama kullanın.
• Bir çocuk dilin ritminin farkında olduğunda tekerlemeleri, şiirleri ve zaman tablolarını daha kolay öğrenir.
• Konuşurken ve okurken ana kelimelerin anlamlarını anlamasını sağlayın. Kelimeleri içeren görsel ipuçları kullanın.
• Çoğu çocuk, öğretmeni anlamadıklarını itiraf etmekte isteksizdir.
• Sınıfta yeni bir konu anlatıldığında, zorluk çeken çocuklar için başka bir çocuk “öğretmenlik” yapabilir.
• Bir dizi istek söz konusuysa ayrı ayrı talep edilmelidir, mümkünse ilki gerçekleştirildikten sonra ikincisine geçilip bu şekilde devam edilmelidir.
• Sınıfta pratik faaliyetlerle alternatif dil etkinlikleri yapmaya çalışın.
• Çoğu zaman çocukların anlayışlarını pratik yollarla göstermelerine yardımcı olur.
• Günlük kelimelerin yanlış kullanımını hassas bir şekilde düzeltin, aksi takdirde yanlış konuşulan dil, yazarken de yanlış olur.
• Bir tartışmanın çapraz ateşinden bilgi almak çoğu zaman zordur. Çocuğu en az bir kere doğrudan söze dahil edin.
• Öfkelerini ve kızgınlıklarını belli zamanlarda ifade edemediği için agresif olma eğiliminde olanlar için bir grup programı oluşturmak, bu durumla baş etmenin çok etkili bir yolu olabilir.
OKUL, E., & DEMİRBAĞ, T. ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME KILAVUZU (ÖĞRETMEN VE AİLELER İÇİN).

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

Öğrenme güçlüğünün erken çocukluk dönemi belirtileri işitsel, görsel ve dokunsal süreçlerde, uzaysal-zamansal süreçlerde ve denge ile motor kontrolünde ortaya çıkabilmektedir.
-İşitsel Bellek Sorunları: Yetersiz sözcük dağarcığı, temel sözcükleri karıştırmak(almak, gitmek, yemek vs.) Cümleleri beklenen sırayla kurmamak, sesli okunan hikayeleri anlamakta güçlük yaşamak, kafiyeli sözcükleri kullanmada sorun yaşamak, ritmik oyunlarda ve etkinliklerde problem yaşamak gibi belirtiler görülebilir.
-Görsel Bellek Sorunları: Zayıf görsel hafıza, uzaklık-yakınlık-derinlik algısında zayıflık, geometrik şekilleri çizmede zorluk yaşama belirtiler arasındadır.
-Dokunarak Ayrımlaştırma Sorunları: Gözler kapalıyken avucuna çizilen şekilleri ayırt etmede zorluklar görülebilir.
-Dil Sorunları: Konuşmada ve dil gelişiminde görülen gecikme, ileride okuma güçlüğüne dönüşebileceğinden disleksinin en önemli yordayıcısıdır. Bebeksi konuşma, kısıtlı kendini ifade etme, cümleleri, konuşma seslerini anlamada zorluklar görülebilir.
-Organizasyon Sorunları: Zamanı iyi kullanma, planlama, uyaranları sınıflama ve gruplama yapmada zorluklar görülebilir.
-Oryantasyon Sorunları: Yönleri, sağı-solu, ön-arkayı ayırt etmede zorluk, top yakalama, ip atlama gibi görevlerde zorlanma, ayakkabıları ters giyme gibi durumlar belirtiler arasındadır.
-Zaman Sorunu: Dün, bugün, yarın, şimdi, sonra gibi zamanla ilgili kavramları karıştırabilirler.
-Motor Koordinasyon Sorunları: Zayıf el-göz koordinasyonu, düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, makas kullanma, çatal-kaşık kullanma gibi görevlerde zorlanma, resim yapma isteksizliği görülebilir.
-Sosyal-Duygusal Davranış Sorunları: Değişken duygulanım, yaşıtlarıyla iletişim kurmada zorluk yaşama, değişiklikler karşısında yaşanan uyum problemleri özgül öğrenme güçlüğünün erken dönem belirtileri arasındadır.
Kaynak: Aslan K., (2015). Özgül öğrenme güçlüğünün erken dönem belirtileri ve erken müdahale uygulamalarına dair derleme. Hacettepe University Faculty of Health Sciences Journal, 1(2), 577-587.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİ VE SOSYAL ÇEVRESİNDEKİ KİŞİLER İÇİN ÖNERİLER

• Çok geç kalınmadan ve zarar verilmeden; fark edilir edilmez bir uzmana götürülmesi. Özel öğrenme güçlüğü özel bir uzmanlık gerektirir. Bu yardım öğretmenlerden beklenmemelidir. Gerekli tıbbi ve psikolojik ölçümler yapılmalı, psikoeğitim ve psikiyatrik destek sağlanmalıdır.
• Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk öncelikle olduğu gibi, kimseyle kıyaslama yapmadan ve özel durumu inkar edilmeden kabul edilmeli.
• Sabırlı, anlayışlı ve hoş görülü olunmalı
• Tutarlı davranılmalı. Bir gün sabırlı ve anlayışlı iken diğer gün tahammülsüzlük gösterilmemeli. Aynı zamanda çocuğa karşı evdeki diğer bireylerin de birbirleri ile tutarlı olmaları gereklidir.
• Her bireyin kendine ait yapabilirlikleri, ilgi ve yetenekleri olduğu unutulmadan; çocuğun yapamadıkları üzerinden değil yapabildikleri üzerinden hareket edilmeli.
• Okul ve öğretmenleri ile yakın bir iletişim içine girilerek birlikte ortak adımlar atılmalı.
• Okul dışında gerekli destekleyici eğitim ve çalışmaların yapılması için ilgili yerlere yönlendirilmeli.
• Öz güven kazanması için gerekli desteğin verilmesi, sosyal faaliyetlere yönlendirilmesi, yapabildiklerinin takdir edilmesi ve teşvik edilmesine dikkat edilmeli.
• Kendini ifade etmesine, farklılıklarını ortaya koymasına izin verilmeli.
• Her çocuğun büyüme – gelişme ve öğrenme seviyesinin farklı olduğunu düşünerek çocuğa dair büyük beklentiler içine girilmemeli, zorlanmamalı ve başkaları ile kıyaslanmamalıdır.
• Yeterli ilgi ve sevgiyi vererek, onun sizin için ne kadar değerli ve önemli olduğunu her zaman hatırlatılmalı.
Salman, U., Özdemir, S., Salman, A. B., & Özdemir, F. (2016). Özel öğrenme güçlüğü “Disleksi”. İstanbul Bilim Üniversitesi Florence Nightingale Tıp Dergisi, 2(2), 170-176.

DİSLEKSİ VE NÖROLOJİK YAKLAŞIM

Öğrenme güçlüğüyle ilgili yapılmış olan ilk çalışmaların tıp kaynaklı olduğu görülmektedir. Öğrenme merkezi sinir sistemi içindeki sinirlerin işlevidir. Bu sisteminin en küçük parçası nöronlarıdır. Öğrenme süreci nöronlar arasındaki bağlantıyla ilişkilidir. Nöronlar arasındaki sinyal sisteminin karmaşık bir yapısı vardır. Nörolojik çalışmalar, öğrenme güçlüğü olan bireylerin dikkat, hafıza ve eşleşmeli çağrışımsal içeren farklı tarzlardaki öğrenme görevleriyle ilgili sorunları gösteren durumlarda yapılmıştır. Bazı nörolojik problemlerin öğrenme güçlüğüne sebep oldukları ileri sürülmüştür. Nörolojik çalışmaların alanda önemli bir yeri olmasına rağmen öğrenme güçlüğü olan bireylerin tanılanmasına ve eğitsel sağlatımına çok fazla bir katkısı olduğu söylenemez. Öğrenme güçlüğünün sebeplerini belirlemek ve tedavi edilmesi amacıyla yapılan çalışmalardan elde edilmiş olan bulgular, öğrenme güçlüğünün sebebinin sinir taşıyıcıları etkileyen biyokimyasal anormalliklerinden olabileceğini düşündürmektedir. Son yıllarda öğrenme güçlüğü olan kişilerin beyinlerinin incelenmesi sonucu elde edilen veriler ile öğrenme güçlüğü olan çocuklardan ve kaza, yaralanma gibi sebeplerle beyin hasarı geçirmiş, sonradan edinilmiş okuma ve yazma güçlüğü tanısı almış yetişkinlerden elde edilen çeşitli beyin görüntüleme işlemi ile ulaşılan verilerin benzerliği ve ortak özellikleri olduğu görülmektedir.
KAYNAK : Baltacı, U. B. (2017). Öğrenme güçlüğü olan ve olmayan ortaokul öğrencilerinin öz-yeterlik algıları ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzlarının incelenmesi (Doctoral dissertation, Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü).

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN SÜREKLİLİĞİ

Okuma güçlüğü, sıkça görülen öğrenme problemlerinden biridir ve akademik başarısızlığın temel nedeni olarak görülebilir. Çocukların öğrenme güçlüğü ile tanılanmalarının en yaygın nedeni onların yaşadığı okuma problemleridir. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu saptanmıştır. Dördüncü sınıf öğrencilerinin akademik başarılarının değerlendirildiği bir araştırmanın sonucunda ise öğrencilerinin %34’ünün okuma problemleri yaşadıkları görülmüştür. Ayrıca bu öğrencilerin sınıf düzeyinin gerisinde okuma performansı gösterdikleri saptanmıştır. Gerçekleştirilen çalışmalar sonucu, okuma güçlüğü gösteren öğrencilerin okuma problemlerinin süreklilik gösterdiği ortaya konmuştur. Bu, ilköğretimin ilk yıllarında görülen okuma problemlerinin daha sonraki yıllarda da devam ettiği anlamına gelmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir durumdur ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkileyebilir. Ancak erken tanı ve müdahaleyle öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilirler.
Kaynakça: Ergül, C. (2012). Okumada Güçlük Yaşayan Öğrencilerin Okuma Performanslarının Öğrenme Güçlüğü Riski Açısından Değerlendirilmesi

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARIN SOSYAL GELİŞİMİ

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların %75’i sosyal beceri konusunda eksiklik göstermektedir. Öğrenme güçlüğüne sahip çocuklar günümüzdeki eğitim sınıflarına gönderilerek diğer çocukları rol model almaları ve sosyal beceriyi bu şekilde kazanmaları hedeflenmiştir. Burada karşımıza sosyal kabullenme kavramı çıkmaktadır. Eğer çocuk teneffüste, okul dışı ve okul içi aktivitelerde (basketbol, futbol vb.) reddedilirse bu durum mutsuzluğa ve sosyalleşmekten kaçınmaya neden olabilir.
Öğrenme güçlüğü olan çocuklar diyalog kurarken açık uçlu sorulara daha az yer verirler, karşısındakinin jest ve mimiklerine dikkat etmezler. Bu durum karşı tarafın özensiz olmasıyla birlikte öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğun iletişimde zorlanmasına neden olur.
Kaynakça;
Bende, W. (Eylül 2014). Öğrenme güçlüğü olan bireyler ve eğitimleri. Nobel Yayıncılık:Ankara.

TÜRKİYE’DE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

1963 yılında ilk kez özel eğitimci Kirk tarafından ortaya atılan öğrenme bozukluğu kavramı, günümüz de okuma bozukluğu anlamına gelen disleksi ile eş anlamda kullanılmaktadır (Erman, 2002; salman ve ark, 2016).
Özel öğrenme güçlüğü, depresyon, anksiyete, düşük sosyoekonomik konum gibi koşullardan olumsuz olarak etkilenmekle birlikte, daha çok nörobiyolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir. Eş zamanlı olarak görüldüğü rahatsızlıklar içerisinde, iletişim bozuklukları, yaygın gelişim bozuklukları, Asperger sendromu, dikkat eksikliği sayılabilir. (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde çocuklarda özgül öğrenme güçlüğünün görülme sıklığı oldukça yüksektir (salman ve ark, 2016). Özel eğitim alanında yapılan çalışmaların kökeni eski tarihlere dayanıyor olsa da, bu hizmetlerin kalitesinin arttırılması, yaygınlaştırılması ve yapılan uygulamaların düzenlenmesi son 20 yıl içerisinde gerçekleşmiştir. Buna karşın özel eğitim alanında yapılan çalışmalar, sahadaki uygulamalarda ve uzman yetiştirme süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirtmektedir (Özkardeş, 2012). Özellikle özgül öğrenme güçlüğünün aileler ve eğitimciler tarafından bilinmemesi, çocukların eğitim süreçlerinde sorunlar yaşamasına neden olmaktadır (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocuklara yönelik olarak 3 temel eğitim programı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Kaynaştırma/BEP Programlarıdır. Program temelde özel eğitime ihtiyaç duyan çocuğun, bir takım düzenlemeler yolu ile eğitim sistemine uyum göstermesinin sağlanmasıdır. Yapılan araştırmalar, okullarda eğitim veren öğretmenlerin bu alanda yeterince eğitimli olmadığını, çocuğa sunulan imkanların yeterli olmadığını ve ailelerin sahip oldukları hakları bilmediklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın, kaynaştırma hizmetinden yararlanma oranlarında son yıllarda belirgin bir artış yaşandığı görülmektedir (Özkardeş, 2012).
Uygulanan bir diğer programda rehabilitasyon merkezlerince gerçekleştirilmektedir. 2009 yılında yapılan düzenlemelerle Özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon merkezlerinde destek programları oluşturulması kararlaştırılmıştır. 750 saatlik bir uygulama sürecini içeren bu program, özel öğrenme güçlüğü destek eğitim programı olarak adlandırılmıştır (Özkardeş, 2012).
Özgül öğrenme güçlüğü ile çalışan bir diğer kurumda özel okullardır. Büyük ilerdeki özel okullar başta olmak üzere pek çok okul, sorun yaşayan öğrenciler için düzenlemelere gitmektedir. Özel okullarda gerçekleştirilen bu uygulamaların nitelik ve nicelikleri hakkında yapılmış bir araştırma olmadığından verimlilikleri hakkında bilgi sahibi olunamamaktadır. Ancak bu okullarda karşılaşılan en büyük sorunun zaman olduğu belirtilmektedir. Okul saatleri ve etüt saatlerinde yapılan etkinlikler sorun yaşayan öğrencileri, diğer öğrencilerden daha fazla yorabilmektedir. Bu durum, öğrencilerin okul sonrası eğitimlerinden yararlanmalarını engelleyebilmektedir (Özkardeş, 2012).

Kaynaklar
Erman Ö. Disleksi. Çoluk Çocuk Dergisi 2002;17:8-10.
Güngörmüş ÖZKARDEŞ, O. (2012). Türkiye’de Özel Öğrenme Güçlüğüne İlişkin Yapılan Uygulamalar. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,11(21), 25-38.
Salman, U., Özdemir, S., Salman,, A. B., & Özdemir, F. (2016). Özel öğrenme güçlüğü “Disleksi”. FNG & Bilim Tıp Dergisi,2(2), 170-176.

FONOLOJİK KURAMA GÖRE DİSLEKSİ

Araştırmalar, fonolojik problemlerin disleksinin temeli olduğunu ortaya koymuştur. Okumanın ön koşulu olan iki anahtar süreç kelimeyi eksiksiz tanıma ve şifre çözme yeteneği olarak belirlenmiştir. Dislektik olan çocuklar kelimelerin, uydurma kelimelerin ve sayıların şifresini çözmede dislektik olmayan çocuklara kıyasla daha yavaştır. Dislektik olan bireyler akıcı okuma konusunda yaşam boyu problem yaşayabilirler. Fonolojik kurama göre, dişlektik bireyler, konuşma ve yazmada kelimelerin seslere bölünebildiğinin farkında değildir. Ayrıca yazılan kelimeyi oluşturan harflerin de konuşma dilindeki sesleri temsil ettiğini fark edemezler. Fonolojik kuram, dil sisteminin, bileşenlerin hiyerarşik serileri olarak kavramlaştırılabileceğini söyler. En üst seviyede anlam, sözdizimi, söylem bulunur. En alt seviyede ise fonolojik modül bulunmaktadır. Dislekside, fonolojik modül aşamasında bir eksiklik var ise bu durum yazılan kelimeyi fonolojik elemanlara ayırma yeteneğini zayıflatabilir.
Kaynak: Çölkesen, F.(2010). ÖZEL ÖĞRENME BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARIN RUHSAL PROFiLLERiNiN DEĞERLENDİRİLMESİ

DİSLEKSİSİ OLAN ÇOCUKLARDA DEPRESYON

Depresif semptomlar ev ya da okul değiştirme, yeni bir kardeşin doğumu, babanın iş ya da hastalık nedeniyle ayrılması ve akut hastalık veya ameliyat gibi yaşam olaylarının çocukların psikiyatrik bozukluklarında tetikleyici etkenler olduğu saptanmıştır. Öğrencilere yönelik bulgular dikkate alındığında, çocuklardaki depresyonda sınıf, babanın çalışma durumu, gelir düzeyi, kardeş sayısı gibi demografik özelliklerle birlikte, ailede bir hastanın olması ve okul başarısı gibi faktörlerin de önemli etkenler olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar dikkate alındığında, okula başlama ve okul sürecinde çocuklarda depresyon belirtileri ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla öğrenme güçlüğü görülen çocuklarda da depresyon belirtilerinin yaşanma olasılığı, risk grubu olarak düşünüldüğünde, daha yüksek olabilir.
Çocukluk dönemindeki belli deneyimlerimiz ve bazı güncel yaşam olayları bizleri bu olaylara depresyona girerek tepki vermeye yatkın kılar. Olumsuzluğu aşırı bir şekilde vurgulayan düşünceleri, çocukluğumuzdan bu yana yaşamamız bizleri depresyona meyilli bireyler olarak kılmaktadır. Okul döneminde çocuk anne-baba ve büyüklerine karşı yenik düşerse okul hayatında başarısızlık yaşarsa çocukta inhibisyon denilen bir nevi sönüklük meydana gelecektir ki bu durum çocukta suçluluk duygusu ve depresyon geliştirecektir. Olumsuzluğu, başarısızlığı devamlı yaşayan öğrenme güçlüklü öğrencinin okul başarısızlığı, sosyal izolasyon ve duygusal gelişim sorunlarının olması onları daha depresif kılmaktadır. Yapılan birçok araştırmada da akademik başarısızlıkları bulunan öğrenme güçlüğü gösteren öğrencilerin umutsuzluk düzeylerinin çok yüksek olduğu saptanmıştır.
A Research on Investigating the Trait Anxiety and Depression Levels of the Students with Learning Disabilities – M. Engin DENİZ, Zahide YORGANCI, Zümra ÖZYEŞİL

DİSLEKSİ İLE İLİŞKİLİ DUYGUSAL VE SOSYAL PROBLEMLER

Okul öncesi dönemde uyum gösteren birçok dislektik çocuk, okul yaşamının başlamasıyla birlikte duygusal ve sosyal problemler yaşamaktadır. Okulda okuma ve yazmayı beklenilen hızda ve şekilde öğrenememeleri çocuklarda utanç, kaygı, üzüntü, özgüven eksikliği gibi sorunlar doğurmaktadır. Disleksiye bağlı olarak yaptıkları hatalar nedeniyle aileleri, arkadaşları ya da öğretmenleri tarafından eleştirilebilmekte ve bu durum onların sosyal ilişkiler kurmakta zorlanmalarına ve yalnızlaşmalarına neden olabilmektedir. Dislektik bireylerin öğrenmede yaşadıkları güçlüklerin neden olacağı hayal kırıklıkları, benlik saygısının düşmesine neden olabilir. Dislektik öğrencilere yaşadıkları zorluklarda sabır ve anlayış gösterilmezse okul reddi, okulu bırakma, depresyon, kaygı, panik atak gibi psikolojik bozukluklar ve davranış problemleri görülebilir.

DİSLEKSİ NEDİR? DİSLEKSİ’NİN FARKLI GELİŞİM ALANLARINDAKİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Disleksi; normal veya normalin üstünde zeka seviyesine sahip çocuklarda okuma, okuduğun anlama, yazma, sesleri karıştırma, okuduğunu aklında tutma gibi konularda yaşanan zorluktur. Bunların yanı sıra dislektik çocukların sosyal beceriler, ince – motor, kendini ifade etme, matematik gibi alanlarda yaşıtlarından daha geride oldukları görülmektedir.
Öğrenme güçlüğü olan çocuklar anasınıfı ve 1. Sınıftan itibaren harfleri veya kelimeleri kopyalama ve doğru bir biçimde yazmakta sorun yaşamaktadırlar. Örneğin; b–d harflerinin karıştırılması, s harfinin ters yazılması, kelimelerin birbirinden kopuk yazılması, cümle kurmakta zorlanma.. Matematikte; ritmik saymada sayıların sırasını karıştırma, basit matematik işlemlerde zorluk, işlem sembollerini karıştırma (× yerine + yazma gibi) şeklinde belirtiler görülmektedir.
Bu çocuklar akademik yaşantının yanı sıra sosyal, ince-motor beceriler, kişilik gibi alanlarda zorluk yaşarlar. Sosyal çevresi ile iletişimde zorluk yaşayabilir. Yavaş konuşurlar, sosyal olaylara yönelik farkındalıkda, jest ve mimikleri anlamakta zorlanırlar. Kelime dağarcıklarının sınırlı olması kedinin ifade etme becerisini kısıtlamaktadır.
Disleksiye sahip çocuklar, ince – motor becerilerinde; ayakkabılarını ters giyme, bağcık bağlama, düğmelerini yanlış ilikleme davranışı görülür. Kalemi doğru bir şekilde kavrama, harflerin arasındaki mesafe, harflerin çizgiye yakınlığı ve kelimeler arası boşluklarda hatalar görülür.
Yönleri karıştırabilirler, sağ – sol ayrımı, haritada yeri gösterme, bulunduğu konumu tarif etmede güçlük çekerler. Sıralı görevleri yapmakta zorlanırlar. Yönergeleri takip edemezler. Sınıf görevlerini yaparken diğer öğrencilerden daha fazla zamana ihtiyaç duyarlar.
Çocuk anlama güçlüğünü gizlemek veya öğretmenin dikkatini başka yöne çekmek için disiplinsiz davranışlar gösterebilir. Sosyal kabul oranları diğer öğrencilere göre daha azdır buna bağlı olarak sosyal duyarlılık kavramı geliştirmezler.
Kaynakça;
Bende, W. (2014). Öğrenme güçlüğü olan bireyler ve eğitimleri. Ankara: Nobel Yayıncılık

DİSLEKSİDE GÖRSEL-İŞİTSEL UYARAN UYUMU

Disleksi dünya nüfusunun %5 ile %10’unu etkileyen ve en yaygın olan öğrenme zorluğudur. Dünyada bu zorluğu yaşayan kişilere kelimelere ve fonemler üzerine birçok yaklaşımla yaklaşılıyor. Oxford Üniversitesi bu yaklaşımlar yanında daha çok dikkat odaklı olarak yoğunlaşılması gerektiğine işaret ediyor. Oxford Üniversitesine göre en kolay edinilebilir yol olarak video oyunları olabileceğini söylüyor. Deneysel psikolog Vanessa Harrar; disleksi olan insanların dikkatlerini görme ve ses arasında değiştirmek zorunda kaldıklarında reaksiyonlarında gecikmelerin meydana geldiğini belirtiyor. Günümüzde bilim insanları disleksiye neyin neden olduğu hakkında fikir birliği içinde değillerdir. Ancak teoriler beyinde görsel ve işitsel verileri yönlendiren hatalı bir sinir yolu olduğunu söylüyor. Bu sinir arızalandığında insanların duyduklarını düzgün bir şekilde birleştiremediği, görsel verileri işleyemediği belirtilmektedir. Bunu test etmek için araştırmacılar disleksi olan 17 kişiye ve 19 kişilik kontrol gruplarından ses duydukları anda bir düğmeye basmalarını ve ekranda gördükleri görseli flaş kartı tarif etmeleri istendi. Sonuçlara göre; Dislektik grubun dikkatini bir ses ve flaş arasında değiştirmesi gerektiğinde tipik okuyuculara göre cevap ve tepki vermekte daha gecikmeli oldukları görüldü. Gerçekte olan şey; bir flaş görüntüyü takip eden dislektik birey sese normalden daha yavaş- gecikmeli olarak tepki veriyordu. Yani duyular arasında asimetrik bir gecikme vardı. Psikolog Harren’e göre bunun beklenmedik bir sonuç olduğunu, dislektik olan tüm insanlar için asimetrik gecikmenin doğru olup olmadığını görmek adına daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtti.

KAYNAK: Harrar, V., Tammam, J., Pérez-Bellido, A., Pitt, A., Stein, J., & Spence, C. (2014). Multisensory integration and attention in developmental dyslexia. Current Biology, 24(5), 531-535.

DİSLEKSİ Mİ DİSPRAKSİ Mİ?

Bireylerde disleksi ile birlikte başka tür öğrenme bozuklukları da görülebilmektedir. Yapılan araştırmalar, özgül öğrenme bozukluklarından biri olan dispraksi ile disleksi arasında bir ilişkinin olabileceğini göstermektedir. “Hareket organizasyon bozukluğu” veya “Beceriksiz çocuk sendromu” olarak bilinen dispraksi özgül öğrenme güçlüğünün bir türüdür. Dispraksinin birçok özelliği disleksi ile benzerlik gösterdiğinden karıştırılabilmektedir. Dispraksili bireyler yaşlarının altında bir motor koordinasyon becerilerine sahiptir. Dispraksi bebeklik döneminde emekleme ve yürümede yaşanan sorunların fark edilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Dispraksi olan bireyler denge kurmakta zorlandıkları için bisiklete binerken, ip atlarken güçlükler yaşar. Çok enerji harcadıklarından dolayı hep yorgundurlar. Uyku sorunları ve aşırı korkuları vardır. Işık, ses gibi fiziksel uyaranlara karşı aşırı hassastırlar. Dil problemleri yaşarlar ve el yazısı ve büyük harflerle yazı yazmada zorlanabilirler. Dispraksi sorunu karşısında çocukların el becerilerini geliştirmesinde yardımcı olacak aktiviteler yapmak yararlı olmaktadır.
ÇAYIR, A., & BALCI, E. BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ OKUMA PROGRAMININ DİSLEKSİ RİSKİ OLAN BİR İLKOKUL ÖĞRENCİSİNİN OKUMA BECERİLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Ss, 455-470. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi, 6(1), 455-470.

DİSLEKSİNİN GELİŞİMSEL YÜZÜ

Okul Öncesinde;
Konuşmaya başlamada ve anlaşılır konuşmada geç kalma
Benzer kelimeleri yanlış telaffuz etmek, kalıcı bebek konuşması
Kapı, dayı, halı gibi kafiyeli örüntüleri fark edememek
Harfleri öğrenmede ve hatırlamada güçlük
Aile geçmişindeki okuma ve yazma güçlükleri
Okul Çağlarında;
Okuma ve yazmada belirgin güçlük
Şekillerin, harflerin ve kelimelerin yönlerini şaşırmak (b-d, 15-51, çok-koç…)
Kelimelerdeki harflerin sırasını karıştırmak
Okuma yaparken satır atlamak
Kelimelerin vurgularında yanlışlık
Sorulara sözlü olarak doğru cevap verirken, yazılı cevaplarda zorluk
Sağ ve sol yönlerini karıştırmak
Olağandışı sakarlık
Düşüncelerini düzenli bir şekilde ifade etmede güçlük
Yetişkinlikte;
Pek çok alanda başarılı olmasına rağmen okuma-yazmada sınırlılık
Yavaş, yanlış ve genellikle sesli okuma
Okuduğunu hatırlamakta güçlük
Telefon numaralarını hatırlamakta güçlük
Önemliden önemsize doğru olayları anlatmada zorluk
Planlama, komposizyon ya da rapor yazmada zorluk
Okuma-yazma sırasında konsantrasyon problemleri
Verilen görevleri sırasıyla yerine getirmede güçlük
Kaynak: About Dyslexia. (n.d.). What is dyslexia?

https://www.dyslexic.org.uk/about-dyslexia

DİSLEKSİ VE MÜZİK

Amerika’da yapılan birçok araştırma, disleksisi olan çocuklarda müzik eğitiminin kolay olmadığını ama bununla beraber edinilen müzik eğitiminin, dil gelişimi ve okuma becerilerinde ilerlemeye yardımcı olduğunu göstermiştir.
Dislektik çocuklarda zamanlama problemi vardır ama bu problem, eğitim ile azaltılıp dil ve okuma becerileri geliştirilebilir. Müzik eğitiminde de zaman oldukça önemlidir. Ritimsiz ve tempo tutmadan müzik düşünülemez. Müzik eğitimi alan dislektik çocuklarda dil gelişimi ve okuma becerilerinin daha hızlı ve etkili geliştiği gözlenmiştir. Bunun sebebi olarak, zamanlama problemi üzerine daha çok çalışmış olmak gösterilebilir. Dislektik çocuklar, okuma güçlüğü olmayan çocuklara göre müzik eğitiminde daha çok zorlanırlar. Fakat müzik eğitimi almanın dislektik çocuğun fonolojik gelişiminde rolü büyüktür.
Overy, K. (2000). Dyslexia, Temporal Processing and Music: The Potential of Music as an Early Learning Aid for Dyslexic Children. Psychology of Music, 28(2), 218–

ÖĞRENME BOZUKLUĞU VE KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİ

Öğrenme bozukluğu gelişimsel bir sorundur ve bireyin doğumu ile başlar, eğitim süreci içinde edinilmez. Öğrenme bozukluğu nedeniyle sorun yaşayan çocuklar, özellikle öğrenme bozukluğunun bilinmediği toplumlarda “anlaşılamama” sorunu yaşarlar. Okuyamadıkları ya da yazamadıkları için zeka düzeylerinden kuşku duyulur. Ailelerin paniğe kapılması ve öğretmenlerin öğretememe endişesi doğrudan çocuğa yansır. Anne-babası ya da öğretmeni, çocuğun zaman zaman ilgi çekmek amacıyla kasten böyle davrandığını dahi düşünebilirler. Oysaki görme engeli olan bir çocuğa, olmayan bir çocuğun okuduğu yöntemle oku-yaz demekle, öğrenme bozukluğu olan bir çocuktan akıcı ve hızlı okumasını beklemek aynı şeydir.
Özel eğitim ve psikoterapi tekniklerinin kullanıldığı Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) uygulanmazsa, öğrenme bozukluğunun kendiliğinden geçmeyeceği bilinmektedir. Bu alanda yapılan araştırmalar, kaynaştırma eğitimi ile beraber verilen destek eğitimin öğrenme bozukluğu olan çocuklar için en uygun yol olduğu görülmektedir. Kaynaştırma eğitiminde özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin, eğitimlerini öncelikle akranları ile birlikte aynı kurumda sürdürmeleri sağlanır.
Kaynaştırma eğitiminde en temel amaç, çocuğun sınıfın bir üyesi haline gelmesi, diğer öğrencilerin katıldığı tüm çalışmalara olabildiğince katılmasının sağlanmasıdır. Bu temel amaç, çocuğun olumlu benlik gelişimini destekleyerek kendi gerçeğini benimsemesine ve bununla birlikte önemli ve değerli bir birey olduğuna dair bir algı oluşturmasına katkı sağlamaktadır. Birlikte eğitimin amacı, öğrencilerin akranlarıyla akademik ve sosyal yönden bütünleştirilerek sosyal ve duygusal gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Bu bakış açısıyla, kaynaştırma uygulamaları sonucunda tüm öğrencilerin bireysel farklılıkları anlayarak, bu farklılıklara saygı göstermeyi öğrenecekleri, iletişim, arkadaşlık ve birlikte çalışma becerilerinin artacağı ve özel desteğe ihtiyacı olan öğrencilerin sosyal becerilerinin gelişeceği kabul edilmektedir.
KOLBURAN, Ş. G., & ERBAY, E. Ö. Bir Eğitim Liderliği Örneğinde, Disleksi Vakası1. AYDIN İNSAN ve TOPLUM DERGİSİ, 1.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜYLE EŞ GÖRÜLEN PSİKİYATRİK TANILAR

Okul, çocuğun toplumla en çok iç içe olduğu alandır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuğun, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından karşılaşabileceği olumsuz davranışlar; çocuğun özgüvenini, akran/aile ilişkilerini ve ruhsal durumunu etkileyebilmektedir. Farklı görülmenin yarattığı yalnızlık, çocuğu içe kapanmaya yöneltmekte ve diğer ruhsal bozukluklara davetiye çıkarmaktadır.
Yapılan çalışmalar, özgül öğrenme güçlüğü tanısı alan bireylerin eş tanı oranlarının yüksek olduğunu belirtmektedir. Bu tanılar arasında en çok gözlenenlerin DEHB ve KOKGB (Karşı olma karşıt gelme bozukluğu) olduğu, bunları anksiyete ve duygu durum bozukluklarının izlediğini bilinmektedir.
Öğrenme bozukluğu temelli bu sorunların, uzun süreli olması durumunda psikiyatrik eş tanıların arttığı bilindiğinden, erken tanı önem taşımaktadır. Bunun için, okul öncesi ve ilköğretimde görev yapan eğitmenlerin bilinçlendirilmesi, bu alandaki seminerlerin arttırılması, özel eğitim merkezlerinin yaygınlaştırılması gibi konularda çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Coşkun, G., Gürbüz, H., Çeri, V., & Doğangün, B. (2017). Psychiatric comorbidities in children with specific learning disability. Anatolian Journal of Psychiatry,1. doi:10.5455/apd.262350

DİSLEKTİK ÇOCUĞUN ÖZ SAVUNMA BECERİSİNİN ÖNEMİ

Öz savunma bireyin güçlü ve zayıf yönlerini bilerek çevre kontrolünü yapmasıdır. Kişinin hayatında en önemli ihtiyacı kendisini savunmasıdır. Savunmasını gerçekleştirmek için seçimler yapar, kararlar alır. Dislektik çocuğunuza ilk öğreteceğiniz şey kendisini savunmak olmalıdır. Bu ona yapacağınız en iyi şey olacaktır. Çocuğunuz kendi sözleriyle mutlaka disleksiyi tarif edecek yeterlilikte olmalıdır ki; kendini savunurken bende disleksi var diyebilsin. Bu durumun hem çocuğun yaşadığı zorlu sürece hem de toplumsal olarak bu durumu daha normalleştirmeye çalışmalıyız. Disleksinin bilimsel tanımını paylaşıp çocuğunuzun kendi sözleriyle tarif etmesi konusunda cesaretlendirebilirsiniz. Bu sürecin kendisini keşfetme süreci olduğunu unutmayın. Çocuklar genellikle bu tarz şeyleri duymaya hazır değildirler ve karşı tepkisel davranabilirler. Onun bütün hayatını bilen birisi olarak bunu sizden daha iyi bilecek başka biri yoktur. Çocuğunuzun işitsel mi- görsel mi, hareket halinde mi (kinestetik) öğrendiğini defalarca gözlemleme şansınız olmuştur. Bu özelliklerden hangisine ait bir beyin yapısı olduğunu fark ettirmeniz önemli. Bu çalışma ile kendisine ait farkındalığı derinleşecek ve hayata dair öz savunması gelişecektir. Çocuğunuzun kendisini savunmasına izin verin, çünkü ilerleyen yaşlarında öz savunması oturmuş bir çocuğun toplum içine daha rahat girmesini veya kendini ifade etmek için yanında birinin olması gerekmediğini hissederek büyüsün.

KAYNAK : Pedagog ve Özel Eğitim Uzmanı Gökhan Karatepe

DİSLEKTİK ÖĞRENCİLERİ TEKNOLOJİ İLE DESTEKLEMEK

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, teknolojik yöntemleri kullanmak dislektik bireylerin öğrenme süreçlerinde kolaylaştırıcı bir rol oynamaktadır. Çeşitli görsel ve işitsel sistemleri aynı anda kullanmak dislektik öğrencilerin bağımsız öğrenme yeteneklerini geliştirmektedir. Tabletler, akıllı telefonlar ve bilgisayarlara yüklenebilecek kelime tamamlama, kelime tahmini gibi programlar ile öğrenciler ödevlerini daha hızlı tamamlayabilmekte ve yazım kurallarına odaklanmak yerine ödevin içeriğine odaklanabilmektedirler. Ayrıca mobil karikatür programları da öğrencilerin ilgilerini canlı tutmak ve öğrenme süreçlerini kolaylaştırmak açısından etkili olabilmektedir. Özellikle karikatür ile dislektik bireyin arasında bir ilişki ve hikaye oluşturmak iyi bir öğretim stratejisi olarak görülmektedir. Bazı planlama programları da içerdikleri semboller, grafikler ve görüntüler sayesinde dislektik bireylerin planlama yaparken gösterdikleri çabayı azaltabilmektedir. Konuyla ilgili araştırmacılara göre bu tarz teknoloji destekli yöntemler geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
Kaynak: Mete, S.E. ve Altınışık, H.Z. (2016, Ekim). Dyslexia and technological support for learners with dyslexia. 6th International Conference on “Innovations in Learning for the Future”, İstanbul.

DİSLEKSİSİ OLAN ÇOCUKLARDA GÖRSEL ALGI BECERİLERİNİN OKUMA BECERİLERİNE BİR ETKİSİ VAR MI?

Disleksisi olan çocukların görsel algı alanlarında bozukluklar vardır. Yapılan araştırmalar görsel algı becerilerini geliştirdiklerinde bu alandaki performanslarının da arttığını öne sürmüştür. Nitekim yapılan araştırmada da görsel algıyı geliştirmeye yönelik yapılan çalışmalar aynı zamanda okuma becerisini de olumlu etkileyip daha akıcı ve okuduğunu anlama gibi olumlu geri dönütler gözlemlenmiştir. Araştırmanın içinde çocuğun görsel hafızası, görsel tamamlama ve şekil-zemin algısını geliştirmeye yönelik müdahalelerde bulunmuşlardır. Aynı zamanda araştırmacılar erken tanının çocuk için önemine ve akabinde gerekli olan sağlıklı ve eğitim hizmetlerine yönlendirilmesinin ileri ki yaşlarda akademik ve sosyal başarısı üzerine etkisine de vurgu yapmışlardır.
Altuntaş, O , Karakaya, B . (2017). Disleksisi Olan Çocuklarda Görsel Algı Becerilerinin, Okuma Becerileri Üzerine Etkisinin İncelenmesi. Ergoterapi ve Rehabilitasyon Dergisi, 5 (3), 161-168.

ÇOCUĞUM DİSLEKSİ Mİ ?

Disleksi yani ‘’özel öğrenme güçlüğü’’ ülkemizde sıkça rastlanan; eğitimcilerin ve ailelerin yeterince bilgi sahibi olmaması sebebiyle çocuğun ihmal edilebilmesiyle sonuçlanan bir durumdur. Özel öğrenme güçlüğü fark edilmemiş bir çocuk, eğitim sistemi içinde ondan beklenilen kriterlere yeterince uyum gösteremediği takdirde çok kolay dışlanabilir ve bu onun yaşayacağı pek çok zorluğun yalnızca başlangıcıdır.
Çocuğun okul öncesi dönemde öğrenme güçlüğünün fark edilmesinde, onun ilk sosyal ortamı olan ailenin önemli bir rolü vardır. Önceki kuşaklarda var olan disleksik bireyler bunun için bir ipucu olabilir ancak yıllar öncesinde özel öğrenme güçlüğü ile ilgili yeterli farkındalık gelişmediği için belki de önceki kuşaklar kendi öğrenme güçlüklerinin farkında bile değildi.
Peki anne babalar çocuklarının özel öğrenme güçlüğünü nasıl fark edebilir?
Okul öncesi çocuklarda disleksiye işaret eden özellikler şu şekilde belirtilebilir:
• Tekerlemeleri ya da ‘’sandalye’’ ‘’masa’’ gibi cisimlerin isimlerini öğrenmede belirgin şekilde zorluk yaşanması;
• Anne babanın ona bir şeyler okumasından keyif almak ancak harflere veya kelimelere herhangi bir ilgi göstermemek;
• Gözlemlenebilir bir şekilde dikkat eksikliği;
• Kıyafetlerini giymede ve ayakkabılarını doğru ayağa giymede zorluk yaşanması;
• Topu yakalama-tekmeleme-atma yada sekme ve zıplama gibi durumlarda sıkıntı yaşanması;
• Kolay bir ritimde el çırpmakta zorlanma;
• Konuşma gelişiminde gecikme.
Belirtilen özellikler anne babaların kolayca gözlemleyebileceği özellikler olup kesinlikle ihmal edilmemesi gereken durumlardır. Özel öğrenme güçlüğü; uzmanlık gerektirir ve olabildiğince erken ve doğru müdahale edilmesi sonucunda çocuk okul hayatında ve sonraki dönemlerde sosyal ve psikolojik anlamda minimum seviyede zorluk yaşar. Disleksinin teşhisinde anne babaya düşen en önemli görev çocuğun ihtiyaçlarının ve yaşadığı zorlukların ‘’farkında olmak’’, ona yeterli sevgi ve ilgiyi vererek onu desteklemektir. Büyüme, gelişme ve öğrenme seviyesi her çocuk için farklıdır ve önemli olan bunun bilincinde olup çocuğa doğru şekilde yaklaşmaktır.
Salman U., Özdemir S., Salman A., Özdemir F. (2016) , ‘’Özel öğrenme güçlüğü ‘Disleksi’ ‘’, FNG&Bilim Tıp Dergisi , 2(2):170-176.

OKUMA GÜÇLÜĞÜ VE DAVRANIŞ BOZUKLUĞU

Hiç kuşkusuz okuma akademik yaşantının en temel yapı taşlarından biridir. Her insan okul hayatına okuma-yazma öğrenmeye çalışarak başlamaktadır. Okuma düzeyinin istenilen seviyede olması önemli bir konudur. Bir öğrencinin okuma alanında zorluk yaşaması diğer akademik derslerde de sorun yaşamasına neden olabilir. Ders başarısındaki bu düşüş ister istemez öğrencinin benlik algısını olumsuz yönde etkilemekte ve hatta o öğrencinin düşük benlik algısından kaynaklı davranış problemleri sergilemesine sebep olabilmektedir. Eğer öğrenciye sabırla ve anlayışla yaklaşılmazsa okulu bırakma, depresyon, anksiyete, panik atak gibi davranış bozuklukları ile karşı karşıya gelinebilir. Bu noktada öğrenciyle iyi bir iletişime sahip olmak, onun ihtiyacını anlayıp gereken şekilde karşılamak yapılacak en önemli adımları oluşturmaktadır.

DİSLEKSİ ZEKA İLE AÇIKLANABİLİR Mİ?

Disleksi ve zeka ilişkisine bakıldığında araştırmaların disleksiyi bir zeka kuramı ile açıklıyor olması disleksi ile zeka aralarındaki ilişkiyi kabul ettiğinin bir göstergesidir. Disleksinin tanılanmasında ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede yaygın olarak IQ testleri kullanılıyor. Toplanılan araştırma sonuçlarında ise disleksi veya diğer okuma sorunlarının her IQ düzeyine sahip çocukta görülebileceğini göstermektedir. Araştırmacıların genel görüşü, disleksinin IQ ile açıklanamayacağı ve bununla birlikte çocuğun IQ testi sonucu ile okuma becerisi arasındaki farka bakılarak tanı konulmasının ise yanlış bir method olduğunu düşünmektedirler. Araştımacılara göre esas sorun zekayı ölçtüğünü iddia eden IQ testlerinden kaynaklanmaktadır. Disleksi zeka ile açıklanabilir ancak IQ testlerinin ölçtüğü özellik zeka değildir. IQ testlerinin neredeyse tamamında yer alan maddeler, okulların öğretim programına dayanmaktadır. Bu sebebten dolayı, bilinenin aksine IQ testi okul başarısını açıklamaz, tam tersine okul başarısı IQ testi sonuçlarını açıklar.

KAYNAK : Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 34(1), 71-77.

CİNSİYET, DİSLEKSİDE BELİRLEYİCİ BİR FAKTÖR MÜDÜR?

Disleksi denilince akla gelen en popüler yanılgılardan biri, disleksi olan erkeklerin, disleksi olan kızlara oranla daha fazla olduğudur. Böyle bir genelleme yapmanın doğru olmadığı düşünülmektedir. Erkeklerin kızlara oranla disleksi olma durumunun daha fazla olduğu kanısı hâlâ araştırma konusudur. Yapılan çalışmalar incelendiğinde tek bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Erkeklerin kızlara oranla disleksi olarak teşhis edilmesinin asıl nedeni bazı araştırmacılara göre erkeklerin cinsiyete özgü davranışlarının şüphe uyandırarak teşhise olanak vermesidir. Diğer bir çalışmada, okullarda erkeklerin daha yüksek oranda disleksi olarak teşhis edilmesine rağmen, aynı bireyler üzerinde yapılan bilimsel teşhislerde kız ve erkekler arasında oransal olarak bir farka rastlanmamıştır. Çinli disleksi olan çocuklar üzerinde yapılan çalışmada, okuma ile ilgili bilişsel yeteneklerde cinsiyet farklılığından söz edilemediği belirtilmiştir. Buna rağmen, erkeklerin daha yüksek oranda disleksi olduğunu teşhis eden çalışmaların varlığı da mevcuttur. Örneğin; beyinde korpus kallosum üzerinde yapılan çalışmada, kızların erkeklere oranla daha azalan oranda nöro-anatomik simetrik özelliği gösterdiği, bunun da kız ve erkek disleksi olan bireyler arasında var olan dilsel farklılıklara sebep olabileceğinden bahsedilmektedir.
Balcı, E. Disleksi Hakkında Gerçekler: Disleksi Nedir ve Ne Değildir?. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(1), 1-17.

TÜRKİYE’DE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

1963 yılında ilk kez özel eğitimci Kirk tarafından ortaya atılan öğrenme bozukluğu kavramı, günümüz de okuma bozukluğu anlamına gelen disleksi ile eş anlamda kullanılmaktadır (Erman, 2002; salman ve ark, 2016).
Özel öğrenme güçlüğü, depresyon, anksiyete, düşük sosyoekonomik konum gibi koşullardan olumsuz olarak etkilenmekle birlikte, daha çok nörobiyolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir. Eş zamanlı olarak görüldüğü rahatsızlıklar içerisinde, iletişim bozuklukları, yaygın gelişim bozuklukları, Asperger sendromu, dikkat eksikliği sayılabilir. (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde çocuklarda özgül öğrenme güçlüğünün görülme sıklığı oldukça yüksektir (salman ve ark, 2016). Özel eğitim alanında yapılan çalışmaların kökeni eski tarihlere dayanıyor olsa da, bu hizmetlerin kalitesinin arttırılması, yaygınlaştırılması ve yapılan uygulamaların düzenlenmesi son 20 yıl içerisinde gerçekleşmiştir. Buna karşın özel eğitim alanında yapılan çalışmalar, sahadaki uygulamalarda ve uzman yetiştirme süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirtmektedir (Özkardeş, 2012). Özellikle özgül öğrenme güçlüğünün aileler ve eğitimciler tarafından bilinmemesi, çocukların eğitim süreçlerinde sorunlar yaşamasına neden olmaktadır (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocuklara yönelik olarak 3 temel eğitim programı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Kaynaştırma/BEP Programlarıdır. Program temelde özel eğitime ihtiyaç duyan çocuğun, bir takım düzenlemeler yolu ile eğitim sistemine uyum göstermesinin sağlanmasıdır. Yapılan araştırmalar, okullarda eğitim veren öğretmenlerin bu alanda yeterince eğitimli olmadığını, çocuğa sunulan imkanların yeterli olmadığını ve ailelerin sahip oldukları hakları bilmediklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın, kaynaştırma hizmetinden yararlanma oranlarında son yıllarda belirgin bir artış yaşandığı görülmektedir (Özkardeş, 2012).
Uygulanan bir diğer programda rehabilitasyon merkezlerince gerçekleştirilmektedir. 2009 yılında yapılan düzenlemelerle Özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon merkezlerinde destek programları oluşturulması kararlaştırılmıştır. 750 saatlik bir uygulama sürecini içeren bu program, özel öğrenme güçlüğü destek eğitim programı olarak adlandırılmıştır (Özkardeş, 2012).
Özgül öğrenme güçlüğü ile çalışan bir diğer kurumda özel okullardır. Büyük ilerdeki özel okullar başta olmak üzere pek çok okul, sorun yaşayan öğrenciler için düzenlemelere gitmektedir. Özel okullarda gerçekleştirilen bu uygulamaların nitelik ve nicelikleri hakkında yapılmış bir araştırma olmadığından verimlilikleri hakkında bilgi sahibi olunamamaktadır. Ancak bu okullarda karşılaşılan en büyük sorunun zaman olduğu belirtilmektedir. Okul saatleri ve etüt saatlerinde yapılan etkinlikler sorun yaşayan öğrencileri, diğer öğrencilerden daha fazla yorabilmektedir. Bu durum, öğrencilerin okul sonrası eğitimlerinden yararlanmalarını engelleyebilmektedir (Özkardeş, 2012).

Kaynaklar
Erman Ö. Disleksi. Çoluk Çocuk Dergisi 2002;17:8-10.
Güngörmüş ÖZKARDEŞ, O. (2012). Türkiye’de Özel Öğrenme Güçlüğüne İlişkin Yapılan Uygulamalar. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,11(21), 25-38.
Salman, U., Özdemir, S., Salman,, A. B., & Özdemir, F. (2016). Özel öğrenme güçlüğü “Disleksi”. FNG & Bilim Tıp Dergisi,2(2), 170-176.

İLKOKUL DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARDA DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

- Zekanın normal ya da normal üstü olması,
– Okul başarısında gösterdiği performansın beklenenden düşük olması,
– Okuma gerektirmeyen derslerde çok daha başarılıyken okuma gerektiren derslerde
daha az başarı göstermesi,
– Olması gerekenden daha yavaş okuma,
– Heceleyerek okuma,
– Harfleri yazarken ve okurken karıştırabilme (ou-oö-uü-öü-pb-bd-sş gibi),
– Bazı heceleri ters okuma (el-le, eli-ile.. gibi),
– Yazarken kelimeleri ters yazma,
– Okurken ve yazarken harf, hece atlama,
– Kelimenin sonlarını uydurarak yuvarlayarak okuma,
– Okurken noktalama işaretlerinde duraklamama,
– Özellikle okumaya karşı isteksizlik,
– Başkasının okuduğundan daha iyi anlama,
– Okuma-yazmayla ilgili ödevlerinden kaçınma,
– Yazarken noktalama işaretlerini atlama,
– Yavaş yazma,
– Okunmakta zorlanacak şekilde bozuk bir yazı ile yazma,
– Tahtada yazılanları defterine geçirmekte zorlanma,
– Ödevlerini eksik alma,
– Ödev yapmakta isteksizlik,
– Ödev yaparken sık yardım isteme,
– Sık sık dört işlem hatası yapma; -,+,x işaretlerini karıştırıp çıkarma yerine toplama, toplama yerine çarpma yapma,
– Sayıları tersten okuma (41-14…gibi),
– Çarpım tablosunu öğrenmekte büyük ölçüde zorlanma,
– Bölme işlemine ters yönden başlama,
– Toplama işlemine ters taraftan başlama,
– Eldeleri unutma,
– Günleri, ayları sırasıyla saymakta zorlanma,
– Alfabeyi sayarken sırasını karıştırma,
– Olay ya da öyküleri sıralamakta güçlük çekme,
– Yanlış yapmaktan korkma,
– Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi gün, yıl, ay, mevsimde olduğumuzu
bilmeme).

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNİN ORTAYA ÇIKMASININ NEDENLERİ

Özel öğrenme güçlüklerinin ortaya çıkma sıklığı, %1-%30 arasında değişir. Özel öğrenme güçlüğüne neden olan faktörler kesin olarak bilinmemekle birlikte şimdiye kadar yapılmış olan araştırmalara göre:
1) Özel Öğrenme Güçlüğü kalıtsaldır. Ailedeki diğer bireylerde de gözlenebilir.
2) Kalıtsal nörolojik hastalıklarla ilişkisinin olabileceği düşünülmektedir.
3) Yakın akraba evliliklerinde ortaya çıkma ihtimali artar.
4) Hamilelik ve doğum sırasında geçirilen hastalık veya travmalar çocukta özel öğrenme güçlüğünün ortaya çıkmasını tetikleyebilir.
5) Hamilelikte yanlış ve bilinçsiz ilaç alınması, alkol kullanılması, kan uyuşmazlığı, zamanından önce veya erken doğum, oksijen yetmezliği veya doğum ağırlığının düşük olması da ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
6) Doğum sonrasında ve erken çocukluk dönemlerindeki kafa travmaları, besin yetersizliği, zehirli maddeler (kurşun zehirlenmesi) öğrenme güçlüğüne neden olabilir.
7) Çocuğun geçirdiği kazalar ve ateşli hastalıklar da öğrenme bozukluğuna neden olabilmektedir.

Türklük Bilimi Araştırmaları 2003: Türkçe Öğretimi Açısından Özel Öğrenme Güçlüğü – Duygu UÇGUN

DİSKALKULİ / MATEMATİK ÖĞRENME BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ NELERDİR?

Yapılan araştırmalar ve literatürde yer alan çalışmalar göz önüne alındığında diskalkulik bireylerin ortak özellikleri ya da diskalkulinin belirtileri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
• Belleğin zayıf çalışması sebebiyle yapılan hatalı hesaplamalar,
• Temel matematik becerileri içeren işlemlerin oldukça yavaş ve zor çözülmesi,
• Toplama ve çarpma işlemlerinin değişme özelliğini tanımadaki yetersizlik,
• Matematik problemlerinde kullanılan adım ve işlemleri sergilemede zorlanma,
• Özellikle dikkatsizlik yüzünden yapılan hataların çok olması,
• Görsel ve mekânsal işleyiş ile ilgili problemler,
• İşlemlerde sürekli on parmak kullanma,
• Sayıları kıyaslamada zorlanma, negatif ve pozitif sayıları ayırt edememe,
• Para üstü verirken şaşırma,
• Gün, hafta, ay, mevsimler vb. kavramları anlamada güçlük çekme,
• Zamanı anlatmada, yer ve yönü bulmada zorlanma,
• Stratejik planlamada beceri eksikliği (örn: satranç oynarken),
• Matematikteki genel kavramları anlayamama ve hatırlayamama,
• Kesirler konusunu anlamada zorlanma,
• Sayıların geçtiği öğrenmelerde hafıza zayıflığı,
• Matematiksel sembollerin kafa karıştırması,
• Günlük hayat problemlerini anlamada, bilgileri ve olayları sıralamada zorlanma,
• Basit geometrik şekilleri çizememe ve tanımlayamama.
AKIN, A., & SEZER, S. (2010). Diskalkuli: matematik öğrenme bozukluğu. Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, (126-127), 41-48.

OKUMA BOZUKLUĞU NEDİR?

Disleksi okuma,yazma veya heceleme gibi konularda gözlenen sorunlarla kendini belli eden bir öğrenme güçlüğüdür. Her ne kadar disleksi temelde okur-yazarlık süreçlerine odaklanmaktaysada, dislektik bireylerin matematik alanında da sorunlarla karşılaşabildiği bilinmektedir.Disleksiye kısa süreli hafıza ve algı hızında yasanabilecek sorunların da eşlik etmesi mümkün olduğundan, bu kişiler toplu öğretim kurumlarında egitim alirken zorluklar yasayabilmektedir.

Disleksinin erken yaşta fark edilmesi durumunda, doğru eğitim teknikleriyle sağlıklı bir öğretim ortamının oluşturulabilmesi mümkündür. Kişilerin sınıf düzeyleri ve karşılaştıkları sorunlara yönelik olarak belirlenecek eğitim ve etkinlikler sayesinde, eksiklik görülen alanların desteklenebilmesi mümkündür.

DİSLEKSİ VE ÖZEL EĞİTİM

Her çocuk birbirinden farklı özelliklere ve ihtiyaçlara sahiptir. İhtiyaçlarının bazıları güncel eğitim sistemi içerisinde karşılanırken bazı ihtiyaçların karşılanmadığı ve bu durumda ihtiyaçların karşılanabilmesi için özel eğitim desteği alma gereksinimi doğmuştur. Özel eğitim; gelişimde gecikme ve öğrenme süreçlerinde zorlanan bireylerin destek bir eğitim alarak kapasitelerini ortaya çıkarmalarını sağlayan çalışmalar bütünüdür.
Ülkemizde özel eğitimle alanında yapılan uygulamalar oldukça eskiye dayanmaktır ancak özel eğitim hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaşması ve nitelikli hale getirilmesi için son 20 yılda birçok çalışma yapılmıştır. Ancak hala özel eğitim içinde yer alan özel öğrenme güçlükleri (ÖÖG) gibi alanlarda yapılan çalışma ve araştırmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Özel öğrenme güçlüğü ile özellikle alanda çalışacak uzman ve uygulanacak program ile ilgili yetersizlikler söz konusudur.

OKUMA VE ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNE OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE NASIL MÜDAHALE EDİLEBİLİR?

Okul öncesi dönemde okuma ve öğrenme güçlüklerine müdahalede temel amaç, 1. sınıf itibari ile yaşanabilecek potansiyel genelde öğrenme özelde okuma güçlüklerinin önlenmesi için çocukların bilişsel süreçlerinin desteklenmesidir. Bu amaçla eğitim-öğretim süreci açısından 4 temel kabul üzerinden ilerlenebilir;
1. Öğrenme güçlükleri erken dönem müdahalelerle önlenebilir. Ne kadar erken başlanırsa o kadar etkili olur.
2. Eğitim-öğretim çocukların güçlüklerini ortadan kaldırmaya yönelik değil bu güçlüklerden kaynaklanan öğrenme sorunlarının telafisini sağlayacak stratejilerin öğretilmesi ve var ise işe yaramayan stratejilerin düzeltilmesi şeklinde olmalıdır. Yani iyileştirme programının içeriğini, stratejiler oluşturmalıdır. Çocuk eğer kelimenin seslerini ayırt etmede güçlük yaşıyor ise çocuğa kelimedeki sesleri ayırmaya ilişkin yüzlerce görev sunup, bunu yapabilmesini sağlamaya çalışmak yerine, okumasını ve yazmasını zorlaştıran bu sorunu telafi edebilmesini sağlayacak stratejiler öğretilmelidir.
3. Öğretim yöntemi olarak doğrudan öğretim değil buluşa dayalı yaklaşım kullanılmalıdır. Yani çocuğa, edinmesi istenen stratejiyi doğrudan öğretmek yerine bu strateji kendisinin geliştirmesine olanak sağlayacak görevler verilmeli, öğretmen öğreten değil öğrenme sürecinde bir kolaylaştırıcı olmalıdır. Öğretmen öğrenciye, öğrencinin yakınsak gelişim alanı içerisinde deneyimler sağlamalıdır.
4. Çocuğa sunulan görevlerde çocuk, önceden belirlenmiş bir stratejiyi kullanmaya zorlanmamalı bu konuda özgür bırakılmalıdır. Ardıl işlemleme için hazırlanmış bir görev için çocuk eşzamanlı işlemlemeyi kullanabilir.
Kaynakça: Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları 34-1, 71-77.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BELİRTİLERİ NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR ?

Ülkemizde ilkokul birde okuma yazma öğrenimi sırasında yaşıtlarına göre okuması geciken çocuklar, sonraki yıllarda yavaş okuma, yanlış okuma ve okuduğunu anlamama gibi sorunlar yaşarlar. Disleksi nörogelişimsel bir bozukluk olan Özel Öğrenme Bozukluğu’nun bir alt tipidir. Nörogelişimsel bozukluklar genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu gelişimin erken dönemlerinde ortaya çıkar ve genellikle yaşam boyu süren durumlardır. Yani bir çocuk sonradan disleksi olmaz ancak etkilenen akademik becerilere olan gereksinimler bireyin kısıtlı olan yeterliliğini aşana kadar belirgin hale gelmeyebilir. Yani belirtilerin belirginleşmesi her çocukta aynı dönemde olmaz.

DİSLEKSİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

1. Disleksisi Olan Bireyler Geriye Okuma Yaparlar: Araştırmacılar, bu bireylerin harfleri ve kelimeleri geriye doğru görüp algıladıklarına dair her hangi bir kanıtın olmadığından bahsetmektedir. Onlara göre, disleksinin altında yatan ana problem görsel algı sorunları değil, fonolojik düzeyde dili işlemede yaşanan sorunlardır.
2. Sol El Kullananların Disleksisi Olma Oranı Daha Fazladır: Disleksisi olan kişilerin, bir kısmında solakların varlığından söz edilebilir fakat solaklığın varlığı disleksiye kesin bir işaret değildir.
3. Disleksisi Olan Bireylerin Hepsi Özel Yetenekli Bireylerdir: Disleksi ile zekâ arasında bir ilişki yoktur; her hangi bir zeka seviyesinde bu sorunla karşılaşılabilir.
4. Başarılı Bireylerin Disleksisi Olma İhtimali Yoktur: Eğer birey okulda başarılı bir öğrenciyse disleksisi olma ihtimali yoktur düşüncesi de başka bir yanlış kanıdır.
5. Zekâ Geriliği ile Disleksi Arasında İlişki Vardır: Disleksisi olan bireylerin zekâ geriliği yaşadıkları düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. IQ testleri ve disleksi arasında ilişki bulunmamaktadır.
6. Toplumlarda Disleksi Nadir Görülen Bir Durumdur: Disleksinin toplumlarda sık görülmeyen nadir bir durum olduğu söylemi de disleksi hakkında yanlış bilinen kanılardandır.
7. Bir Birey Okuyabiliyorsa Disleksisi Olamaz: Disleksili bireyler kelimelerin şekillerini hafızaya kaydederek, benzer hikâyeleri ezberleyerek, ilk harflerin ardından tahminde bulunarak okuma gibi farklı yöntemlerle bir süreye kadar okuma yapabilmektedirler. Buna karşın hafızaları onları belli bir yere kadar yardımsız götürmektedir.
8. Okuma Eğitimi Başlamadan Önce Bireyin Disleksisi Teşhis Edilemez: Okul ortamı içerisinde yer almadan ve okuma deneyimi ile tanışmadan önce disleksinin teşhis edilemeyeceği konusundaki inanışlar da yanlıştır.
9. Disleksi Çocuklarda Bulunur Yetişkinlerde Bulunmaz: Disleksinin sadece çocukluk döneminde olacağı yetişkinlerde disleksinin olmayacağı bir yanılgıdır. Disleksi hayat boyu devam eden bir süreçtir.
10. Disleksi Medikal Tedavi Yöntemleri ile Tedavi Edilebilir: Disleksi okuma alanında uzmanlaşmış kişilerin uygulayacağı değerlendirme yöntemleriyle teşhis edilir ve eğitsel yöntemlerle tedavi edilir. Yani disleksinin tedavisi vardır sadece tedavi medikal değil, eğitseldir.
BALCI, E. (2017). DİSLEKSİ HAKKINDA GERÇEKLER: DİSLEKSİ NEDİR VE NE DEĞİLDİR?. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(1), 1-17.

DİSLEKSİYİ SADECE FONOLOJİK BECERİ SORUNU OLARAK DEĞERLENDİRMEK DOĞRU VE YETERLİ MİDİR?

Disleksinin açıklanmasında tek başına fonolojik beceri sorunlarının temel alınmasının doğruluğu konusunda, fonolojik sorunların varlığını kabul etmekle beraber fonolojik sorundan çok bu sorunlara neden olan bilişsel süreçlere önem verilmelidir. PASS teorisine göre sadece tek bir tür işlemleme gerektiren görev yoktur. Okuma görevi eşzamanlı ve ardıl işlemleme süreçlerinin her ikisinin de yer aldığı bir görev türüdür. Harf tanıma, heceleri birleştirme vb. daha çok eşzamanlı işlemleme gerektirirken harflerin bir hece ya da kelimedeki sıralamasını fark etmek daha çok ardıl işlemleme gerektirir. Okuma ediniminin ilk dönemlerinde fonolojik kodlamanın önemli olması sebebiyle ardıl işlemleme önem kazanırken eşzamanlı işlemleme daha çok okuduğunu anlama ile ilişkilidir. Okuduğunu anlamada anlamlı birimlerin ilişkilendirilmesi ve bu birimlerin daha üst düzey birimler içerisinde entegre edilerek okunanlara bir anlam verilmesi gerektiği için eşzamanlı işlemleme önem kazanmaktadır. Planlama ve dikkat süreçleri ise okumanın her alanında önemlidir ancak bu süreçlerdeki farklılıklar, okuma sürecinde daha çok karmaşık görevler olmasından dolayı fark yaratmaktadır.
Kaynakça: Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları 34-1, 71-77.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN SINIFLANDIRILMASI VE DİSLEKSİ

Disleksi; ülkemizde oldukça yaygın bulunmasına rağmen az bilinen bir özel öğrenme güçlüğüdür. İlk defa 1963 yılında Kirk tarafından kullanılan ‘disleksi’ terimi bir sendromu temsil etmektedir. Disleksi olan bireyde beynin sağ ve sol yarım kürelerinde gelişimsel bozukluk olduğu görülür. Bireyin; okuma, yazma, matematik ve ifade gücünde zorluklar yaşadığı görülür. Özel öğrenme güçlüğü alt başlığında bulunan disleksiye eşlik eden birkaç öğrenme bozukluğu daha vardır. Bu bozuklukların sınıflandırılması şu şekildedir;
•Okuma Bozukluğu (Disleksi)
•Yazılı Anlatım Bozukluğu (Disgrafi)
•Aritmetik Bozukluk (Diskalkuli)
•Adlandırılamayan öğrenim bozuklukları
Bu sınıflandırılmada belirtilen; disleksi yukarıda bahsedilen gibi okumada zorluk, okuduğunu anlayamama, harf karıştırma vb. şekilde görülür. Disgrafi ise bireyin yazma konusunda karışıklık yaşamasıdır. Harf karışması, aynalama vb. bu sınıflandırılmanın içindedir. Diskalkuli; bireyin matematikte zorluk yaşamasıdır. Ritmik sayma, ileri veya geri sayma, toplama ve çıkarmada problemler yaşar. Sınıflandırmadaki bu bozuklukların hepsi birlikte de görülebilir, disleksiye birkaçı da eşlik edebilir.
Kaynakça;
Sulman, U. Ve ark. (2016).Özel öğrenme güçlüğü ‘disleksi’. Fng&Bilim Tıp Dergisi, (2), 170-176.

DİSLEKSİ BİREYİN ÖZGÜVENİNİ NASIL ETKİLER?

Disleksi olan bireyler öncelikle okul yaşamında olmak üzere ailesinde ve arkadaş çevresinde birçok problem ile karşılaşmaktadır. Okulda gerek sesli okuma yaparken, gerekse matematiksel işlem yaparken arkadaşları ve öğretmeni tarafından yargılanacağını düşünür. Bu da çocuklarda kaygıyı arttırır. Çocukta kaygı arttıkça daha fazla hata yapmaktan korkarak sınıfta söz almak istemez, kimsenin onun okuduğunu, yazdığını görmesini istemez. Koordinasyon becerisindeki eksiklik nedeni ile bazı oyunları oynamakta zorlanır. Özellikle top ile oynanan oyunlarda ince motor kaslarındaki gerilikten dolayı zorlanır. Ayrıca bazen oyunlardaki sıraları takip etmekte zorlanır. Bu da arkadaşları tarafından zaman zaman dışlanmasına yol açar. Bunun yanında zaman zaman aileler çocukların yaşadıkları zorluğun sebebini bilmezler. Bu yüzden onları okuyup-yaşamadıkları zaman veya yavaş okudukları zaman suçlarlar: tembel olmakla, ders çalışmamakla vb. Bu durum çocuklarda kaygıya sebep olmakta ve kendilerini değersiz hissedip suçlamalarına yol açmaktadır. Kendisini suçlayan çocuk kendi öz değerini yitirmeye başlamakta bu da çocukta özgüven eksikliğine yol açmaktadır.

AKADEMİK BAŞARISIZLIĞA KARŞI ANNE-BABA YAKLAŞIMI NASIL OLMALI?

Başarısızlığın kabul edilemeyecek bir durum olduğunu hissettiren ortamlarda, bu güçlük ile başa çıkabilmek oldukça zordur. Bu sebeple, başarısızlık karşısında yapılması gereken ilk şey, ebeveynlerin çocuğa bunun yeteri kadar çaba gösterildikten sonra aşılabilecek bir durum olduğunu fark ettirmesidir. Başarısızlık karşısında anne-babaların çocuğu sert bir dille eleştirmesi, suçlayıcı bir dil kullanmaları, oyun ve tatil zamanlarını kısarak ya da ortadan kaldırarak cezalandırmaları yanlış bir tutum olacaktır. Çocukların bilişsel düzeyde yaşadığı okul başarısızlığı durumu, duygusal ve sosyal dünyalarına zarar verecek şekilde karşılanırsa bu daha büyük sorunlara yol açacak ve okul başarısızlığının ortadan kaldırma durumuna ket vuracaktır.
Başarısız olan çocuğa yardım etmek isteyen anne ve babalar, çocuğun ders çalışmasına ve ödevlerini yapmasına yardımcı olarak, ona özel ders gibi ek imkanlar sunarak ya da tüm ev ve hayat düzenlerini çocuğa göre programlayarak destek olmaya çalışırlar. Asıl yapılması gereken, çocuğa kendi sorumluluğunu almasının öğretilmesidir. Ebeveynler bu konuda çocuğa model olmalı, çocuğun çalışması için kendini güvende hissettiği bir ortam yaratmalı, zamanı iyi programlamayı öğretmeli, ilgili ve sıcak bir şekilde ihtiyacı olduğu düzeyde yardımcı olmalıdır.
Çocuğun başarısızlığına neden olabilecek pek çok sayıda etken iyi değerlendirilmeli ve buna göre önlem alınmalıdır. Başarısızlığa yol açabilecek aile hayatında yaşanan problemler, anne-baba ilişkisi, teknoloji ile geçirilen vakit, okul hayatının ve bilgi aktarımının çocuğun öğrenme stiline uygunluğu, öğretmen ile olan ilişki gibi etkenler okul başarısını olumsuz yönde etkileyecektir. Ek olarak, organik kökenli ya da psikolojik olabilecek, çocuğun duygu dünyasını ve sosyal yaşantısını da olumsuz etkileyen bir durum olup olmadığına dikkat edilmeli. Böyle bir durum karşısında uzman desteğine başvurulmalıdır.

DİSLEKSİ VE DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU ARASINDAKİ İLİŞKİ

Son yıllarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı konulmuş çocukların sayısındaki artışın sonucunda özel öğrenme güçlüğü (disleksi) yaşayan çocukların sayısındaki artışın paralel olduğu gözlemlenmiştir. Disleksi ve DEHB bozukluklarında dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik ve yetersiz organizasyon becerileri söz konusudur. İki grupta da güçlüğün ayırt edici özelliklerini belirlemek zordur. Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki öğrenme güçlüğü bulunan çocukların %60’ında DEHB de görülmektedir.
Her iki güçlüğün de tanı sürecinde aynı tekniklerin kullanılması birbirinden ayırt edilmelerini zorlaştırmaktadır. Bu zorluktan kurtulmanın en önemli unsuru öğretmenlerin yetenek ve başarı arasındaki tutarsızlığa dikkat etmeleridir. Beklenen tutarsızlık oranı farklılık gösterse de tutarsızlık miktarı arttıkça öğrencinin özel öğrenme güçlüğü tanısı alma ihtimali o kadar artar.
William N. Bender – Learning Disabilities

ÇOCUĞUNUZ ÖĞRENMEDE GÜÇLÜKLER Mİ YAŞIYOR ?

Öğrenme güçlüğü, yazılı ve sözlü dili anlama ve kullanmada temel olan bir veya daha fazla bilişsel sürecin etkilenmesiyle ortaya çıkan dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma ve matematiksel hesaplamalar yapmadaki güçlükler olarak tanımlanmaktadır. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde kızlara göre %68-80 oranında daha fazla görülmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir yetersizliktir ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ancak erken tanılandığında ve gerekli müdahale programları sağlandığında öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilmekte ve başarılı bir yaşam sürebilmektedirler. Buna karşın, öğrenme güçlüğü olan çocukların önemli bir bölümü hiç tanı almamakta veya geç tanılanmaktadırlar.
Öğrenme güçlüğü olan öğrencilere geç dönemde sağlanan özel eğitim hizmetleri ise yeterince etkili olmamaktadır. Öğrencilerin o zamana kadar sık sık yaşadıkları başarısızlık deneyimleri, öğrenme motivasyonlarını ve kendilik algılarını düşürmekte, bu ise özel eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını engellemektedir. Ayrıca geç dönemde sağlanan özel eğitim de doğrudan ve sistematik okuma öğretimi yerine genellikle ödevlerin tamamlanmasına yardım etme ve diğer akademik dersler çerçevesinde dolaylı olarak okuma öğretimi verme şeklinde olmaktadır. Sonuç olarak, öğrencilerin okuma becerileri hedeflenen oranda gelişmemekte ve akranlarının gerisinde kalmaya devam etmektedir.

ÇOCUĞUNUZ ÖĞRENDİĞİ BİLGİLERİ HEMEN UNUTUYOR MU?

Çocuk genellikle dikkatini toplamakta zorlanıyor, sözlü ve yazılı uyaranlarla ilgili güçlük yaşıyor, bellek, bilgileri yorumlama ve organize etme, zaman sosyal ortamlara uyum sağlamakta zorlanıyorsa mutlaka bir uzman tarafından özel öğrenme güçlüğü değerlendirilmesi yapılması gerekir.
Genellikle ilkokul döneminde okuma yazma sürecinde fark edilen özel öğrenme güçlüğü bazen gözden kaçıp ileriki yaşlarda fark edilebilmektedir. İlkokul döneminde okuma yazmayı öğrenmede güçlük, yazarken ve okurken harf atlama, dört işlemde zorlanma, zaman, yer-yön gibi kavramları öğrenmede güçlük olarak çıkar.
Çocuğun yaşı arttıkça okuduğunu anlamadığı, bilgileri öğrenirken zorlandığı veya bugün öğrendiği bilgiyi yarın hatırlamadığı gözlemlenir. Bunu ya nın çocuğun mantık yürütme, anlama ve kavrama düzeyinin yaşıtlarının gerisinde olduğu gözlemlenir. Bu durumun sebebi özel öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin beyinlerinin biraz daha farklı çalışmasıdır. Bu tür bireyler sıradan öğretim yöntemleri kullanılarak öğretilen bilgileri ya ögrenemezler ya da öğrendikleri sanıp hemen unuturlar. Bu zorluğu yaşayan çocuklara; çocuğa uygun ilginç ve yeni yöntemler kullanılarak bilgilerin ögretilmesi gerekir. Bunun yanında bilgiler biraz yavaşlatılarak ögretilmeli, ve uzun süreli bellek çalışmaları yapılmalıdır. Bu zorluğu yaşayan çocuklar icin mutlaka bir program oluşturumalı ve programla ilgili uzman desteğinin yanından aileden yardım istenmelidir.

YAZI ÖĞRETİMİNE ÖN HAZIRLIK VE ÖĞRETMEN YAKLAŞIMI

Yazı öğretiminin planlanmasında öğrencilerin genel gelişim düzeyleri esas alınmalıdır. Sınıflarda farklı sosyoekonomik ve kültürel düzeylere sahip, farklı çevrelerden gelen öğrencilerin olabileceği ve öğretim sürecinde bunların anlama, algı, duyuşsal, beceri ve kavrama yetilerinde farklılıkların görülebileceği düşünülmelidir. Nitekim; öğretim sürecinde, öğretmen ve öğrenci arasında etkileşim ve iletişim açısından beklenmedik durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumda öğretmen; kendi deneyimlerine dayanarak, bilgi, beceri ve yaratıcılığını kullanmak durumundadır. Yazı öğretimi etkinliklerinin planlı, programlı, anlam ve amaca uygun, zevkli bir ortamda gerçekleşmesi öğretmenin alan bilgisi ile yakından ilgilidir.
Öğretmen, etkinlik sürecinde seçilecek harf veya sözcükleri öğrencinin yaşantısıyla ilişkili hale getirecek modeller halinde düşünmelidir. Kavratılacak harflerin örnekleri anatomik yapılarına uygun olmalı, öğrencinin; harfleri kavrama güçlüğü çekebileceği başka harflerle karıştırabileceği uzantı ve ekler üzerinde durmasında yarar vardır. Harf yapılarının belirli büyüklükte olması, gözü yormaması gerekmektedir. Ayrıca koşullar el verdiği ölçüde etkinliğin özüne uygun oyunlaştırma ve drama’dan yararlanarak öğrenmenin daha etkin ve kalıcı hale getirilmesinde anlamlı olabilir. Yazma öğretimine hangi tür harflerle (dik temel veya eğik) başlanması gerektiği araştırmacılar arasında tartışmalı bir konudur. Yazı öğretimine dik temel harflerle başlamanın mı, yoksa eğik harflerle başlamanın mı okuma üzerinde daha etkili olacağı konusundaki araştırmalar kesin sonuçlar ortaya koymaktan uzaktır. Dik temel harflerle yazılan yazıların daha okunaklı, eğik harflerle yazmanın da daha hızlı olduğunu bazı araştırmacılar ortaya koymuştur. 4-9. sınıflar düzeyinde 600 öğrenci üzerinde yapılan güncel bir araştırmaya göre okunabilirlik ve hız açısından, dik temel harfler veya eğik harflerle okuma yazmaya başlama arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Hatta her iki yazı türünü (dik ve eğik) birlikte kullananların daha hızlı, bazen de daha okunaklı yazdıkları ortaya konulmuştur (Akyol, 2000,s.146).

ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Günümüzde sayısız terim ve tanıma sahip olan öğrenme güçlüğünün DSM IV’deki
(Diagnostic and Statistical annual of Mental Disorders) tanımı şöyledir: “Çocuğun bireysel ve standart test uygulaması sonucunda saptanan okuma, matematik veya yazılı anlatımı, yazma, okuma durumu ve zekâ düzeyinden beklenen oranla oldukça düşüktür. Çocuğun öğrenme problemleri akademik başarısını veya okuma, matematik ya da yazma becerisi gerektiren günlük etkinliklerini olumsuz olarak etkilemektedir (Özsoy, Özyürek, ve Eripek, 1998). ABD’de 1968 yılında National Advisory Committee on Handicapped Children tarafLndan önerilen ve 1975 yılında özel eğitim yasasında (p.l.94–142) yer alan öğrenme güçlükleri tanımı ise şöyledir: “Belirgin öğrenme güçlüklerine sahip çocuklar terimi sözel ya da yazılı dili anlama ya da kullanmayla ilgili temel psikolojik süreçlerin bir ya da birkaçında bozukluklar olan; ve bu bozukluklara bağlı olarak dinleme, konuşma, okuma, yazma
Ya da matematiksel işlem yapma yeteneklerinde aksamalar görülen çocuklar anlamına gelmektedir.”(Özyürek, 2003).
“Yazılı ve sözlü dili anlamak ya da kullanabilmek için gerekli olan bilgi alma süreçlerinden birinde ya da birkaçında ortaya çıkan ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, heceleme, dikkati yoğunlaştırma ya da matematiksel işlemleri yapmada yetersizlik nedeniyle bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesidir.” (Tebliğler Dergisi, 2003).
Öğrenme güçlükleri değişik şekillerde sınıflandırılabilmektedir.
1. Okuma Bozukluğu (Disleksi): Bu bozukluk okurken atlama, anlamı bozma, yer değiştirme, yavaş okuma, heceleme, anlamama şeklinde görülen bozukluğu ifade etmektedir.
Disleksinin de iki farklı türü vardır:
a. Gelişimsel Disleksi: Herhangi bir zeka sorunu olmayan bir kişi okuma yeteneğini hiçbir zaman kazanamazsa veya çok geç ve yavaş kazanılırsa ve buna yol açan herhangi bir beyin hastalığı söz konusu değilse buna ‘Gelişimsel Disleksi’ denir.
b. Sonradan Edinilmiş Disleksi: Okumayı öğrenmiş kişilerde beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan okuma güçlüğüne ‘Sonradan Edinilmiş Disleksi’ denir.
Okuma güçlükleri için nörologlar, aleksia terimini kullanmaktadırlar. Aleksia, daha çok kazanılmış bir bilginin yitimi anlamında kullanılırken disleksi ise okuma öğrenmesinin engellenmesi anlamlarını içermektedir.
2. Hesaplama Güçlüğü (Diskalkuli): Hesaplama zorluğu ve hesap yapma zayıflığı için kullanılan bilimsel kavramdır. Sağlık örgütü diskalkuliyi; genel zekâ noksanlığı ya da yetersiz eğitimden dolayı açıklanamayan hesaplama becerilerinin kısıtlanması olarak tanımlar. 3.Yazma Güçlüğü (Disgrafi): Yazma yeteneğinin kişinin zeka kapasitesinden ve eğitim düzeyinden daha düşük olma durumudur.
4. Başka Türlü Adlandırılamayan Öğrenme Güçlükleri: Bu gruptaki öğrenme güçlüklerinin temel özelliği akademik beceri bozukluklarının zeka geriliği, yetersiz eğitim ya da duygusal özürlerle açıklanmayan bozukluklardır (Bingöl, 2003; Ercan, 2001; DSM IV, 1994; Özsoy, 1998).

OKUMA YAZMA VE ARİTMETİK BECERİLERİNİN KAZANILMASI

İlkokulda “okuma-yazma ve aritmetikle ilgili üç temel becerinin kazanılması” bu evredeki çocuğun başarması gereken en önemli görevdir. Son çocukluk dönemindeki çocuklar artık düşündükleri ve merak ettikleri çeşitli becerileri öğrenmeye başlar. Bir anlamda düşündüklerinin işlevsel düzeyde gerçekleşmesi onlara haz verir. Örneğin, sözcükleri dilediği biçimde kullanabilmesi, yazı yazmayı öğrenmesi, resimli öykü kitaplarını okuyabilmesi, sayıları toplayabilmesi çocuğa haz veren beceriler arasında sayılabilir.
Okuma becerisinin gelişimi, bir görsel motor semboller serisini sözlü veya sözsüz olarak ses dizelerine çevirme süreci olarak tanımlanabilir. Okumaya hazırlık, çocuğun okumaya başlamak için gerekli tüm bilgi ve becerilere sahip olması anlamını taşır. Okumada en etkili faktör, görsel ve işitsel dil merkezleri arasındaki ilişkinin iyi bir şekilde gelişmesidir. Ancak bu durumda yazıya bütünüyle bakmak, izlemek, okumak ve anlamak mümkün olacaktır.
Yazma becerisinin gelişimi, sözlü veya sözsüz konuşma seslerini, karşılıkları olan görsel motor sembollere çevirme sürecidir. Eli kullanmada yetkinlik, tam olarak gelişmiş bir görme yeterliliği, dikkati yoğunlaştırma ve dile ilişkin bir kavrayış, ustalıkla yazabilmek için çok önem taşıyan niteliklerdir. Yaşamın ilk yıllarında bebeğin oynadığı oyunlar, ellerini ve parmaklarını kullanma becerisini geliştirir ve ince motor gelişimine katkı sağlar. Çocuk 3-5 yaşa geldiğinde artık kalemi tutmaya ve karalamalar yapmaya, gördüğü şekilleri kopya etmeye ve resim çizmeye başlar.
Aritmetik becerisinin gelişimi, sayı kavramının gelişmesi ile ilgilidir. Çocuk sayı kavramının gerçekte ne ifade ettiğini tam olarak kavramasından çok daha önce günlük söz dağarcığının bir parçası olarak sayıları kullanmaya başlar. Sayıların değişmez sabit bir sırayı izlediğini anlaması ise sayı kavramı gelişiminin bir sonraki aşamasını oluşturur. Sıralama mantığından sonra ise çocuk, “küçük-büyük” ve “az-çok” kavramlarını algılamaya başlar. (Yavuzer, 2000).

DİSLEKSİ VE BİLİŞSEL TEMELİ

Gelişimsel disleksi, yaşa uygun zeka seviyesi, eğitim ve çevresel koşullara rağmen, okumayı öğrenme, doğru ve akıcı okuma ve okuduğunu anlamada yaşanan beklenmedik ve hayat boyu süren nörogelişimsel bir bozukluktur. Gelişimsel disleksinin temel karakteristik özellikleri sesli kelime okumada yanlışlıklar, yavaş okuma, okurken tereddüt etme, kelimeleri tahmin etmeye çalışma ve kelimeleri seslendirme güçlükleri gibi kelime okumada görülen problemler ile okunan metnin özünü anlayamama, cümleler arası anlamsal ilişkiyi kuramama, doğru çıkarım yapamama ve derin anlamı yakalayamama gibi metni okumada yaşanılan problemler olarak iki başlık altında incelenebilir.
Akıcı okuma ve okuduğunu anlama, çoklu beyin nöronal ağ organizasyonlarının hızlı, birbirinin ardı sıra ve/veya eşzamanlı işlemlemesini ve bu ağların birbirleriyle iletişimini gerektiren insana özgü bilişsel yetilerdir. Beyin “okuma” nöronal ağları; dil, görsel ve ortografik işlemlemenin yanı sıra, işleyen bellek, dikkat, motor fonksiyonlar, yürütücü işlevler ile üst seviye anlama ve biliş faaliyetlerini de destekleyen çoklu ve yaygın nöronal sistemlerce desteklenmektedir. Ancak, gelişimsel disleksili bireylerin bu çok bileşenli dinamik ağ ve sistemlerindeki genetik temelli yapısal ve fonksiyonel farklılıklar; okumayı öğrenme, akıcı okuma ve okuduğunu anlama gibi nörobilişsel işlemlerde problemlere yol açmaktadır.
Acar, S. (2018). Gelişimsel disleksi ve endofenotipik yaklaşım: nörogenetik, nörobiyolojik ve nörobilişsel temeller. Dil, Konuşma ve Yutma Araştırmaları Dergisi

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE ERKEN TANI

Öğrenme güçlüğü, yazılı ve sözlü dili anlama ve kullanmada temel olan bir veya daha fazla bilişsel sürecin etkilenmesiyle ortaya çıkan dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma ve matematiksel hesaplamalar yapmadaki güçlükler olarak tanımlanmaktadır. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde kızlara göre %68-80 oranında daha fazla görülmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir yetersizliktir ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ancak erken tanılandığında ve gerekli müdahale programları sağlandığında öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilmekte ve başarılı bir yaşam sürebilmektedirler. Buna karşın, öğrenme güçlüğü olan çocukların önemli bir bölümü hiç tanı almamakta veya geç tanılanmaktadırlar.
Öğrenme güçlüğü olan öğrencilere geç dönemde sağlanan özel eğitim hizmetleri ise yeterince etkili olmamaktadır. Öğrencilerin o zamana kadar sık sık yaşadıkları başarısızlık deneyimleri, öğrenme motivasyonlarını ve kendilik algılarını düşürmekte, bu ise özel eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını engellemektedir. Ayrıca geç dönemde sağlanan özel eğitim de doğrudan ve sistematik okuma öğretimi yerine genellikle ödevlerin tamamlanmasına yardım etme ve diğer akademik dersler çerçevesinde dolaylı olarak okuma öğretimi verme şeklinde olmaktadır. Sonuç olarak, öğrencilerin okuma becerileri hedeflenen oranda gelişmemekte ve akranlarının gerisinde kalmaya devam etmektedir.

OKUMA GÜÇLÜKLERİ VE DİSLEKSİ

Öğrenme güçlüğü olan çocukların doğru okumada güçlük yaşamalarına sesbilgisinin işlemleme süreçlerindeki yetersizlikler neden olmaktadır. Bu yetersizlikler seslerin harfler ve sözcüklerle ilişkilendirilmesinde ve ses yapısı ile ilgili ipuçlarının kullanılarak sözcüklerin tanınmasında sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, öğrenme güçlüğü olan çocuklar normal gelişim gösteren akranlarına göre daha çok yanlış okuma, yer değiştirme, ekleme, çıkarma ve tekrar hataları yapmaktadır.
Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların okuma akıcılığı kazanamamalarına ise sözcüklerin otomatik olarak tanınamaması neden olmaktadır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar sözcüğe ilişkin ses bilgisine ve kavramsal bilgiye daha geç ulaşmakta, harflerin ve sözcüğün ortografik yapılarından elde edilen bilgiyi daha uzun sürede işlemlemekte ve var olan zihinsel temsilleriyle daha uzun sürede eşleştirebilmektedirler. Normal gelişim gösteren çocuklar bu süreci yaklaşık 0,5 saniye gibi kısa bir sürede tamamlarken, öğrenme güçlüğü olan çocuklar güçlüğün derecesine bağlı olarak aynı süreci çok daha uzun bir sürede tamamlanmaktadırlar. Okuma akıcılığındaki sorun devamlılık gösteren bir durumdur. Çok sayıda araştırma sonucu öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların önemli bir kısmının doğru okumada büyük ilerleme kaydetmelerine ve doğru okumayı başarabilmelerine rağmen akıcı okumada zorluk yaşamaya devam ettiklerini göstermektedir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI ALAN BİR ÇOCUK HANGİ GELİŞİMSEL AŞAMALARDAN SAĞLIKLI OLARAK GEÇEMEMİŞTİR?

Öğrenme gelişimsel olarak 5 aşamada gerçekleşir;
1. Algısal Öğrenme: Duyma, tat, koklama, dokunma / hareket ve görme duyularının
kullanımım içerir. Uyaranlara uygun tepkide bulunabilmek bu dönemde öğrenilir.
2. Ayırt edici – Birleştirici Öğrenme: Nesneler arasındaki benzerlik ve farklılıkları ayırt etme,
bağlantılar kurabilme öğrenilir. Sıralama, eşleme, sınıflama becerileri kazanılır.
3. Özümleme: Çocuk önceki süreçleri özümler ve kullanmak istediği zaman öğrendiklerini
kendisinin bir parçası haline getirir.
4. Uyum: Özümlediği bilgiyi kullanmak ve yeni durumlara aktarabilmek aşamasıdır.
5. Sembolik Öğrenme: Öğrendiklerini sembollerle gösterebilme aşamasıdır. Sembol sistemini
öğrenerek okuma-yazma ve aritmetik becerilerin kazanıldığı aşamadır.
Öğrenme güçlüğü tanısı alan bir çocuğu, bu aşamalardan sağlıklı olarak geçememiş, yaşıtları
gibi okuma-yazma ve aritmetik öğrenme olgunluğuna erişmemiş olan çocuk olarak
tanımlayabiliriz (Güzelaydın, 2016).

DİSLEKSİ VE DUYGUSAL ZEKA

Duygusal zeka dislektik çocukların duygularını ortaya çıkarır ve kendilerini daha iyi ifade etmelerine olanak sağlar.Bu beceri onların öğrenme ve dikkatle ilgili problemlerini çözmesinde rol oynar ve genelliklede olumlu yarar sağlar. Duygularının farkında olmasını sağlayın. Yaşadığı durumlarda hissettiği duyguları ifade etmesi için onunla konuşun (öfkeli, üzgün, kıskanç vb.) bu duyguları neden hissettiği sorusunu yöneltin. Yeni yollar ve stratejiler yaratmasında yardımcı olun. Karşılaştığı sorunlarla ilgili yapay problemler oluşturun ve çıkış noktasını ipuçlarıyla gösterin. Sosyal gruplara katılmasını sağlayın. İhtiyacı olan bireylere yardım ederken çocuğunuzu yanınızda bulundurun. Bu durum onun empati yeteneğini geliştirmesinde katkı sağlayacaktır. Ayrıca duygusal anlamda da etkili olarak gelişme sağlar.

DİSLEKSİ KAÇ YAŞINDA VE NASIL ANLAŞILABİLİR ?

Disleksi bebeklik döneminden itibaren belirtileri gösteren bir özel öğrenme güçlüğüdür. Disleksisi olan bebekler konuşma sürecinde gecikme yaşarlar. Ancak her disleksisi olan çocuk konuşmada gecikme yaşar yargısı oldukça yanlıştır. Okul öncesi dönem disleksi belirtilerinin görüldüğü dönemler arasındadır. Disleksisi olan çocuk bu dönemde sağını solunu ayırt etmekte, renkleri ve sayıları öğrenmekte zorlanır. Aynı zamanda hayvanları ve meyveleri öğrenmekte de gecikmiştirler. Sebze, meyve gibi terimleri karıştırabilirler. Bazı disleksisi olan çocukların ince motor becerilerinde gerilik olabileceği de gözlemlenmiştir. Yani çocuk makasla kesme işlemi yaparken zorlanabilir. Kalem tutarken ve kullanırken zorlanabilir.
Okula başlanılan ilkokul dönemi asıl disleksi belirtilerinin ortaya çıktığı dönemdir. Disleksi için doğru tanı 6 yaş ve sonrasıdır. Çocuk ilkokula başladığı bu dönemde harfleri öğrenmekte ve birleştirmekte zorlanır. Heceleri tersten okuyabilir. Öğrendiklerini çabuk unutur. Çocuğunuzda bu tür belirtiler görüyorsanız mutlaka bir uzmana danışmanız gerekir.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÖĞRENCİLERİN ÖZELLİKLERİ

Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda fark edilmesi gereken
özellikleri şu şekilde sıralanabilir;
– Yazı yazarken çok yavaş ve satır hizasını tutturamayan bu çocuklar
kalemi doğru tutamazlar, kramplı bir şekilde yazı yazarlar veya resim
yaparlar.
– Dikte çalışmalarında harf dizisini doğru analiz edemezler, harfleri çabuk
unuturlar ve yazı yazarken sayıları ve harfleri tersyüz ederler (13 yerine
31, b yerine d, p yerine q, m yerine w).
– Uzun süre bir konuya yoğunlaşamazlar, çabuk yorulurlar ve talimatları
anlamadıkları için öğretmene sık sık soru sorarlar.
– Spor yaparken beceriksiz ve katı bir izlenim bırakırlar ve başka kişilere
çarparlar.
– Miktar kavramı yaşlarına uygun olarak gelişmemiştir ve okuma yaparken
sesleri birleştirmede zorluk yaşarlar.
– Mekansal ve zamansal bağlamları ile kısa öyküleri kolayca
tekrarlayamazlar.
– Dikkatleri uyarımlar yüzünden çabuk dağılır ve davranış görevlerini
unuturlar, yerlerinde oturamazlar, elleri ayakları durmaz, motor
davranışlar açısından da huzursuzdurlar.
– İşbirliğinden kaçınırlar ve diğer çocuklarla çatışmalarda güçlerini
ayarlayamadıkları için aşırı sert davranırlar.
– Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukta sabırsız davranma eğilimi vardır, bu
da çocuğun dikkat ve konsantrasyonunu olumsuz olarak etkileyebilir.

DİSLEKSİ

Disleksi, her kültürde, ırkta ve sosyal ekonomik düzeyde görülen ve her beş çocuktan birini etkileyen bir öğrenme sorunudur. Disleksinin temelinde sesleri fark etme, çözümleme, harfe dönüştürme, işitsel kısa süreli bellek ve hızlı isimlendirme sorunları vardır.
Disleksi zeka ile açıklanabilir mi?
Disleksinin tanımlanmasında ülkemiz de dahil olmak üzere zeka testleri kullanılıyor olsa da, birikmiş araştırma sonuçları disleksi ve diğer okuma sorunlarının her zeka düzeyine sahip çocukta görülebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla disleksinin zeka ile açıklanamayacağı, çocuğun zeka testi sonucuyla okuma becerisi arasındaki farka bakılarak tanı konulmasının yanlış bir pratik olduğu söylenebilir.
Disleksiyi sadece fonolojik beceri sorunu olarak değerlendirmek doğru ve yeterli midir?
Disleksinin açıklamasında fonolojik sorunların varlığını kabul etmekle beraber fonolojik sorundan çok bu sorunlara neden olan bilişsel süreçlere önem verilmelidir (Saraç, 2014).

DİSLEKSİ TANISINDA KULLANILAN TESTLER

Disleksi tanısı konulurken çeşitli testlerden yararlanılır. Bunlardan en önde gelenleri WISC-IV ve CAS’tir. Bu testlerle çocuk standardize edilmiş ve geçerliliği kanıtlanmış bir dizi alt testten oluşan değerlendirmeye tabi tutulur. Testlerin puanlandırılması ve her alt dalın kendi içinde ve genel sonuca göre değerlendirilmesi sonucu belli puan değerleri oluşur. Elde edilen sonuçlar baz alınarak çocuğa özel ve özellikle hangi alt dalda desteğe ihtiyacı olduğuna göre bir eğitim programı oluşturulur. Tanı sürecinde testlerde elde edilen sonucun yanında aynı zamanda evde ailenin, okulda öğretmenlerin ve başvurulan uzmanların gözlemleri de göz önünde bulundurulur. Ayrıntılı veriler toplandıktan sonra disleksi tanısı konulan çocuk ile daha kapsamlı ve doğru bir yaklaşım oluşturularak eğitim süreci başlatılır. Tanı sürecinde kullanılan WISC-IV testi sözel ve performans olarak adlandırılan iki ana alt daldan oluşur. Sözel ana alt dalı kendi içinde genel bilgi, benzerlikler, aritmetik, sayı dizisi, yargılama ve sözcük dağarcığı olarak altı dala ayrılır. Performans ana alt dalı ise resim düzenleme, resim tamamlama, parça birleştirme, küplerle desen verme, labirent ve şifre olarak altı dala ayrılır. Tüm dallardan gelen puanlar genel puan, sözel alt dalından gelen puan sözel alt puanı, performans alt dalından gelen puan ise performans alt puanı olarak adlandırılır. CAS (Cognitive Assessment System) testinde ise Planlama, Dikkat, Eşzamanlılık ve Ardıllık olarak dört alt ana dal bulunur. Bu ana dallar da kendi içlerinde kategorilere ayrılır ve her birinin puanı belirlenir. Genel puanın yanında alt dalların da kendi içlerinde puanlanması testi puanlayan uzmana asıl sorun alanıyla ilgili önemli bir bilgi sunar ve disleksi ile çalışırken büyük oranda fayda sağlar.

DİSLEKSİ NEDİR ?

Kişinin normal veya üstün zeka düzeyinde olmasına rağmen, okuma yazma, okuduğunu anlama, matematik gibi akademik becerilerde görülen gelişimsel bir özel öğrenme güçlüğüdür. Disleksi, genellikle ilkokul birinci sınıf döneminde, okumaya başlama aşamasında fark edilebilmektedir. Disleksi bir hastalık değil, ama okuma, anlama veya yazma ile ilgili zihinsel süreçlere ilişkin bir farklılıktır. Disleksili çocuklar okuma ve yazmada güçlük çektiği için öğrenme düzeyinde yaşıtlarının gerisinde kalabilirler. Aynı zamanda anlama bozukluğu, beceriler arası çelişki ve aşırı dikkatsizlik de disleksi öğrenme güçlüğü belirtileridir. Disleksi yaş ilerledikçe geçmez, yetişkinlikte de görülür.
Beyin üzerinde yapılan çalışmalar disleksisi olmayan bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksisi olan bireylerde ise sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Sol beyin yarımküredeki farklılıkların disleksiye neden olduğu düşünülüyor.

DİSLEKSİSİ OLAN ÇOCUĞA NASIL YARDIM EDİLİR ?

1. Sabırlı olun: Çocuğunuz veya öğrenciniz okuma güçlüğü çekiyorsa sabırlı olun ve ilginizi azaltmayın. Metinleri sesli okumasını isteyin. Sesli okuma esnasında hem çocuk, hem de siz nerelerde hata yapıldığını görebilir ve düzeltebilirsiniz. Sesli okuma, disleksi için iyi bir egzersizdir.
2. Motive edin: Öğrenme güçlüğü çeken çocukların özgüvenlerinde hasar oluşmaması için onları devamlı tebrik etmek gerekir. Her başarısını tebrik edin ve onunla gurur duyduğunuzu ifade edin. Bu davranış çocuğun başarma isteğini destekler.
3. Oyunlarla destekleyin: Sevdiği materyaller ile kendisini geliştirmesini sağlayın. Disleksili çocuklar oyunlarla yakından ilgilidirler. Doğru seçilmiş oyunlar disleksi egzersizleri niteliğindedir.
4. Başkalarıyla kıyaslamayın: Bu sadece disleksili çocuklar için değil; tüm çocuklar için geçerlidir. Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın ve öğrenme güçlüğü olan çocukların bu konuda çok daha hassas olabileceklerini unutmayın.
5. Özel Yeteneklerine Yönelin: Okuma bozukluğu veya genel adıyla öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların genellikle çok iyi olduğu özel ilgi alanları vardır. Onları keşfedin ve üzerine gidin. Çocuğunuzun başarısı onu motive edecek ve özgüvenini artıracaktır.
6. Dikkat dağıtıcı eşyaları kaldırın: Okuma bozukluğu, öğrenme güçlüğü çeken çocukların dikkat süreleri de oldukça kısa olabiliyor. Çocuğunuzun ders masasında dikkati dağıtıcı eşyalar olmamasına özen gösterin. Odasını da dağınık değil; her zaman düzenli tutun.
7. Öğrenmeyi eğlenceli hale getirin: Az önce oyunlardan bahsettik fakat okul ödevi, ders, kitap okuma gibi işleri de mümkün olduğunca oyunlaştırmaya çalışın. Örneğin, çocuğunuz ders çalışırken siz de bir şeyler karalayabilirsiniz. “Hadi birlikte ödevlerimizi yapalım” diyebilir, sırayla okuma gibi faaliyetler gerçekleştirebilirsiniz.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE ERKEN TANI

Pek çok araştırma erken tanı ve müdahelenin önemini vurgular. Araştırma sonuçları, risk grubundaki çocukların daha okul öncesi dönemde belirlenebildiğini ve uygun müdahale programı ile desteklendiğinde öğrenme güçlüğü tanısı alma oranlarının düştüğünü göstermiştir. Bu müdahale programları ile çocukların gelişimsel düzeylerini arttırmaya yönelik büyük motor, ince motor kas becerileri, dikkat, sosyal becerileri, erken okur yazarlık becerileri, dil becerileri geliştirilip ileriki yıllarda akademik hayatına sağlam bir temel oluşturulur. Erken tanı ile çocuklar eğitimlerine vakit kaybetmeden başlar ve gerçek potansiyellerini gösterip yaşıtlarına yetişebilmektedir

DİSLEKSİ ZEKA GERİLİĞİ DEĞİLDİR

Öğrenme güçlüğü kategorisi içinde değerlendirilen disleksi; okuma hızı ve kalitesi ile okuduğunu anlama ve anlatma becerisinin bireyin yaşıtlarına ve zekasına kıyasla beklenenin altında olma durumudur. Ebeveynler için en zor dönemlerden biri çocuklarının ilkokula başladığı ve okuma yazma öğrenmeye başladığı zamanlardır. İlkokula başlayan disleksili çocuklar, eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadığı için okuyamazlar, yazamazlar ve aritmetik işlemleri kavramada zorlanırlar. Ancak bu çocukların zeka düzeyinde bir gerilik yoktur. Hatta zekâsı yüksek çocuklarda da bazen disleksi sorununa rastlanabilmektedir. Çocuğu ilkokula yeni başlayan anne ve babalar bu dönemde farklı kaygılar yaşayabilirler. Örneğin arkadaşları okuma yazmayı sökerken çocuğunun geri kaldığını gören ebeveynler akıllarına çocuklarının zekasında bir problem olup olmadığını getirebilirler. Oysa ki okumayı sökerken her çocuk aynı performansı göstermemektedir ve bu sorun birçok farklı nedenden kaynaklanabilmektedir.

DİSLEKSİ NEDİR ?

Okuma (leksi) beynin lisanla ilişkili bir yüksek kortikal fonksiyonudur. Bu fonksiyondaki kısmi bozukluğa “disleksi”, tam kayba “aleksi” adı verilir. Günümüzde kabul gören tanımıyla disleksi; yeterli zekâ, sosyo-kültürel olanaklara ve alınan eğitim düzeyine rağmen okumayı öğrenmede ortaya çıkan güçlüklerdir. Disleksi bir hastalık değil, dil kazanımının farklı derecelerde etkilenmesi durumudur.
Okuma, insan yaşamındaki en önemli becerilerden biridir ve bu alandaki problemler kişinin ömür boyu birçok konuda güçlük yaşamasına neden olmaktadır. Okuma etkinliklerinin, okul gününün %83’ünü oluşturduğu düşünüldüğünde okumada yaşanan güçlüklerin bireyin okul yaşantısını ne deli etkileyeceği tahmin edilebilir. Bu nedenle disleksi, okumayla birlikte dinleme, konuşma, sürekli düşünme, kelimeleri oluşturma gibi tüm dil becerilerini ve bunun yanında diğer akademik alanlardaki becerilerini de olumsuz etkilemektedir. Akademik becerilerin yanında disleksinin, duygusal ve sosyal sonuçları olduğu da bilinmektedir.
Fatma ALTUNTAŞ – Sınıf Öğretmenlerinin Disleksiye İlişkin Bilgileri ve Dislektik Öğrencilere Yönelik Çalışmaları Hacettepe Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi 2010

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ (DİSLEKSİ) OLAN ÖĞRENCİLERİN ÖZELLİKLERİ

• Yazı yazarken çok yavaş ve satır hizasını tutturamayan bu çocuklar kalemi doğru tutamazlar, kramplı bir şekilde yazı yazarlar veya resim yaparlar.
• Dikte çalışmalarında harf dizisini doğru analiz edemezler, harfleri çabuk unuturlar ve yazı yazarken sayıları ve harfleri tersyüz ederler (13 yerine 31, b yerine d, p yerine q, m yerine w).
• Uzun süre bir konuya yoğunlaşamazlar, çabuk yorulurlar ve talimatları anlamadıkları için öğretmene sık sık soru sorarlar.
• Spor yaparken beceriksiz ve katı bir izlenim bırakırlar ve başka kişilere çarparlar.
• Miktar kavramı yaşlarına uygun olarak gelişmemiştir ve okuma yaparken sesleri birleştirmede zorluk yaşarlar.
• Mekansal ve zamansal bağlamları ile kısa öyküleri kolayca tekrarlayamazlar.
• Dikkatleri uyarımlar yüzünden çabuk dağılır ve davranış görevlerini unuturlar, yerlerinde oturamazlar, elleri ayakları durmaz, motor davranışlar açısından da huzursuzdurlar.
• İşbirliğinden kaçınırlar ve diğer çocuklarla çatışmalarda güçlerini ayarlayamadıkları için aşırı sert davranırlar.
• Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukta sabırsız davranma eğilimi vardır, bu da çocuğun dikkat ve konsantrasyonunu olumsuz olarak etkileyebilir.

İBRAHİM HALİL YURDAKAL – İlkokullarda okuma güçlüğünde yaşanan sorunlar ile eğitim uygulamalarına ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşleri – Yüksek Lisans Tezi 2014

DİSLEKSİDE TÜRLER

Her ne kadar dislekside bazı belirtiler ortak olsa da, bilim insanları birçok farklı tür disleksi saptamışlardır.
Edinilmiş disleksi: Yaşamın ileri evrelerinde ortaya çıkar ve genellikle genetik veya kalıtsal faktörlere bağlı değildir. Beynin okur yazarlıktan sorumlu olan dil alanlarını etkileyen travmatik bir beyin zedelenmesi veya beyin hasarı sonrası oluşabilir.
Gelişimsel disleksi: Bu tip disleksi genellikle en çok akademik ortamlarda görünür. Beyin hasarı ya da kazadan kaynaklanmaz ve doğumdan itibaren vardır.
Yüzeysel disleksi: Genellikle edinilmiş bir disleksi modelidir ama gelişimsel de olabilir. Yüzeysel disleksi sahibi çocuklar belirgin okuma zorlukları göstermezler. Bu tür disleksi görsel, sözcüksel ya da doğrudan sinir yollarında zayıf işleme ile ilgilidir.
Fonolojik disleksi: En yaygın disleksi türüdür. Temelinde gelişimsel bir disleksi türüdür. Fonolojik disleksi sahibi çocuklar uzun, tanıdık ya da alışıldık olmayan kelimeleri okurken çok zorluk çekerler. Ancak, tanıdık kelimeleri doğru okuyabilirler. Bu tür disleksi beynin dilin seslerini işlemekte sorumlu bölgelerinin zayıf olmasıyla ilgilidir. Yani bu disleksiye sahip çocuklar sözcüksel veya görsel yollarla okurlar ancak işitsel işlemede sorun yaşarlar.
Derin Disleksi: Edinilmiş bir disleksi türüdür. Birey var olan okuma becerisini yitirdiği için en ciddi disleksi türlerinden birisidir. Derin disleksikler hem sesleri çıkarmada hem de kelimelerin bütününü tanımda güçlük yaşarlar bu sebeple, hem fonolojik hem de görsel nöronal yollar zarar görmüştür.

DİSLEKSİ

Disleksi, kişinin öğrenme sürecinde yaşadığı farklılık olarak adlandırılan okuma, yazma ve aritmetik öğrenimindeki güçlü ve zayıf yanların birleşiminin gözlemlendiği bir okuma bozukluğudur. Dislektik bireyler aynı zamanda kısa dönem hafıza, sıralama ve bilgiyi işleme hızında güçlükler yaşayabilirler. Herkesin hayatında ihtiyacı olan bu beceriler kişinin etkili öğrenimi için gereklidir. Dislektik bireyler ile çalışırken kişinin ihtiyaçlarına ve gelişimine yönelik hazırlanan farklılaştırılmış eğitim programları, bu kişileri öğrenim ortamlarına dahil ederek doğru destek ve yönlendirme ile öğrenimin gerçekleşmesini sağlar.

DİSLEKSİ TANISI KONARKEN KULLANILAN TESTLER

Disleksi tanısı koymak için bazı psikometrik testler yapılmalı ve ayrıntılı öykü alınmalıdır. Akademik başarısı, ortantasyonu, ders çalışma alışkanlıkları, dokunsal algısı, ince-kaba motor becerileri gibi alanlar sorgulanır. Tanı koymak için öncelikle uluslararası tanı sınıflandırma sistemi olan DSM-5 kriterlerine bakmak gerekir. Tanı koymak ya da koymamak öncelikli değildir. Önemli olan var olan belirtileri ayrıntılı bir incelemek ve gerekli tedavi yaklaşımlarını çocuğa uygun bir şekilde planlamaktır. DSM-5 kriterlerine baktıktan sonra, Wisc-4 ve Cass testi yapılması gerekir. Bunun yanında sözel alt testler (genel bilgi, benzerlikler, aritmetik, sayı dizisi, sözcük dağarcığı), performans alt testleri (resim tamamlama, parça birleştirme), kazanılmış bilgi kategorisi (genel bilgi, aritmetik, bilgiyi kazanma ve kullanabilme yeteneği), saat çizim testi, okuma ve yazma becerilerinin incelenmesi, sağ-sol ayrımı testi gibi testler ve değerlendirmelerin de yapılması gerekir.

DİSLEKSİDE UYGUN EĞİTİM YÖNTEMLERİ

Dislektik çocukların hakları her ülkede farklılık gösterebiliyor; ancak genel bir çizgi üzerinden bakacak olursak dislektik çocuklar özel eğitim gereksinimi olan bir kategoride değerlendirilmiş ve hakları Çocuk Hakları Sözleşmesi (Birleşmiş Milletler, 1989) tarafından güvenceye alınmıştır. Bu sözleşmeye göre dislektik çocuklar ihtiyaçları doğrultusunda eğitim görme hakkına sahiptir.

DİSLEKSİDE ERKEN TANI VE TEDAVİNİN ÖNEMİ

Okuma güçlüğü olan çocuklar erken tanı aldığında ve uygun eğitim programıyla desteklendiğinde akranlarıyla aynı başarı oranını gösterebilirler; ancak öğrenme güçlüğü olan çocukların ciddi bir bölümü hiç tanı almamakta ya da geç tanılanmaktadır. Bu durum, öğrencinin ilerleyen sınıflardaki başarısı üzerinde etkili olduğu gibi kişiyi yaşamı boyunca da farklı derecelerde etkilemeye devam eder. Okuma güçlüğünün erken belirlenmesi önemlidir; çünkü çocuğun ihtiyacı olan desteği alamaması nedeniyle derslerinde yaşadığı başarısızlıklar onun hem kendine olan güvenini zedeleyecek hem de motivasyonunu düşürecektir. Bununla birlikte, okuduğunu anlama gücü beklenen düzeyde gelişmeyecek ve buna bağlı olarak, başta sözel dersler olmak üzere matematik ve fen bilimleri gibi derslerde de başarısı olumsuz yönde etkilenecektir.

DİSLEKSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Disleksi yaşam boyu süren bir durumdur. Doğru yardımla, disleksi olan birçok insan iyi okumayı ve yazmayı öğrenebilir. Erken teşhis ve tedavi ile dislektik bireyler, okula ve hayata tutunabilirler. Disleksi olan insanların çoğu, çok merkezli, yapılandırılmış bir dil yaklaşımı kullanarak özel olarak eğitilmiş bir öğretmen veya psikoloğun yardımına ihtiyaç duyar. Bu bireylere aynı anda birkaç duyu (işitme, görme, dokunma) içeren sistematik ve açık bir yöntemle öğretilmesi önemlidir. Disleksi olan birçok kişinin bire bir yardıma ihtiyacı vardır, böylece kendi hızlarında ilerleyebilirler. Ayrıca, disleksi olan öğrenciler genellikle otomatik kelime tanıma becerilerini geliştirmek için çok sayıda yapısal uygulamaya, ve acil düzeltici geri bildirime ihtiyaç duyarlar.

DİSLEKTİK KİŞİLER İÇİN TEKNOLOJİK ÇÖZÜMLER NELERDİR?

Yapılan araştırmalr sonucunda disleksi rahatsızlığının çözümüne yardımcı olmak amacıyla geliştirilen bazı uygulama ve teknolojik ürünler şunlardır;
*OpenDyslexic Font: Okunabilirliği artıran bu yazı tipi kullanıldığında hata oranında ciddi bir azalma olduğu ortaya konuldu.
*Word ProcessorsDisleksik: Çocukların kelimeleri doğru şekilde yazabilmelerini amaçlayan Word Processors, kelime örnekleriyle çocuklara yardımcı olmaya çalışıyor.
*Livescribe Smartpen: ‘Akıllı Kalem’ ile video, ses ve yazdıklarının kaydedilmesi sağlanıyor. Dislektik çocuklarla yapılan araştırmalarda çok faydalı olduğu saptanmış durumda.
*Oz Phonics: Gelişmemiş harf-ses ilişkileri üzerinde, kısa ünlü harfler ve 10 ünsüz harflik bulmacalarla desteklenen bir uygulama
*Dyslexia Quest: Bu uygulama özel olarak çalışma belleği, fonolojik farkındalık, işleme hızı, görsel ve işitsel hafıza ve sıralama becerileri üzerine yoğunlaşıyor.

BESLENME BOZUKLUĞUNUN DİSLEKSİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ NEDİR?

Disleksiye sebep olan faktörler araştırılırken çevresel faktörlerin de beyinde yapısal ve işlevsel farklılıklara sebep olabileceği anlaşılmıştır. Gelişimin erken dönemlerinde başlayan ve uzun süren ciddi beslenme yetersizlikleri beyin yapısında bu tarz değişikliklere yol açabilir. Bunun yanında vitamin ve mineral eksikliklerinin de öğrenme bozukluklarına yol açabileceği bilinmektedir. Beslenme bozuklukları öğrenme bozukluklarına yol açan çevresel faktörlerden biridir.

DİSLEKSİNİN ALT TÜRLERİ NELERDİR?

DisleKtik kişinin okuması yavaşsa, okuması sırasında duraklama ve tekrarlama hataları varsa bu tip disleksi algısal ( Perseptüel – P tipi ) disleksi, eğer okuma hızlıysa ancak kelime ve hece atlama hataları meydana geliyorsa dilsel (Linguistik – L tipi ) disleksi olarak adlandırılır.
İki tip disleksi arasındaki farkın beynin sağ ve sol yarım kürelerinden birinin diğerine göre farklı olmasından kaynaklandığı bilinmektedir. Örneğin L tipi dislekside beynin sağ yarım küresinin baskın oluşu neden gösterilirken P tipi disleksi de ise durum tam tersidir.

DİSLEKSİNİN TÜRLERİ NELERDİR?

Her ne kadar dislekside bazı belirtiler ortak olsa da, bilim insanları birçok farklı tür disleksi saptamışlardır.
Edinilmiş disleksi: Yaşamın ileri evrelerinde ortaya çıkar ve genellikle genetik veya kalıtsal faktörlere bağlı değildir. Beynin okur yazarlıktan sorumlu olan dil alanlarını etkileyen travmatik bir beyin zedelenmesi veya beyin hasarı sonrası oluşabilir. Gelişimsel disleksi: Bu tip disleksi genellikle en çok akademik ortamlarda görünür. Beyin hasarı ya da kazadan kaynaklanmaz ve doğumdan itibaren vardır.Yüzeysel disleksi: Genellikle edinilmiş bir disleksi modelidir ama gelişimsel de olabilir. Yüzeysel disleksi sahibi çocuklar belirgin okuma zorlukları göstermezler. Bu tür disleksi görsel, sözcüksel ya da doğrudan sinir yollarında zayıf işleme ile ilgilidir.
Fonolojik disleksi: En yaygın disleksi türüdür. Temelinde gelişimsel bir disleksi türüdür. Fonolojik disleksi sahibi çocuklar uzun, tanıdık ya da alışıldık olmayan kelimeleri okurken çok zorluk çekerler. Ancak, tanıdık kelimeleri doğru okuyabilirler. Bu tür disleksi beynin dilin seslerini işlemekte sorumlu bölgelerinin zayıf olmasıyla ilgilidir. Yani bu disleksiye sahip çocuklar sözcüksel veya görsel yollarla okurlar ancak işitsel işlemede sorun yaşarlar. Derin Disleksi: Edinilmiş bir disleksi türüdür. Birey var olan okuma becerisini yitirdiği için en ciddi disleksi türlerinden birisidir. Derin disleksikler hem sesleri çıkarmada hem de kelimelerin bütününü tanımda güçlük yaşarlar bu sebeple, hem fonolojik hem de görsel nöronal yollar zarar görmüştür.

GENETİK ETKENLER ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE YOL AÇAR MI?

Öğrenme güçlüğü tanısı alan çocukların aile üyelerinde görülme sıklığı genel popülasyona göre yüksektir ve ikiz çalışmaları hastalığın genetik etiyolojisini desteklemektedir (Doğangün, 2008) (akt. Altuntaş, 2010). Bazı araştırmacılar, öğrenme güçlüğü olan çocuk ve gençlerin %25-60’ında sorunun genetik olduğunu bildirmişlerdir. Birinci derecede biyolojik akrabalardan kardeşlerde benzer sorunlar gözlendiği gibi ana baba ya da diğer akrabalar geçmişte benzer zorlukları yaşadıklarını belirtmişlerdir
Altuntaş, F. (2010). Sınıf Öğretmenlerinin Disleksiye İlişkin Bilgileri ve Dislektik Öğrencilere Yönelik Çalışmaları.

DİSLEKSİ HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLAN ÖĞRETMENİN ÖNEMİ

Tanı koyma sürecinin gecikmesini, dolayısıyla da bireyin eğitim sürecinden eksikliklerle çıkmasını engelleyecektir. Dislektiklerin mümkün olduğunca erken tanılanması ile bireysel ihtiyaç ve üstün yönlerinin belirlenip kullanılmasıyla eğitimlerini başarılı bir şekilde tamamlamaları sağlanabilir
Altuntaş, F. (2010). Sınıf Öğretmenlerinin Disleksiye İlişkin Bilgileri ve Dislektik Öğrencilere Yönelik Çalışmaları.

DİSKALKULİ (MATEMATİKSEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ) YAŞAYAN BİREYLERDE ZİHİNSEL YETERSİZLİK YA DA DÜŞÜK BAŞARIDAN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ?

Matematiksel öğrenme güçlüğü, zihinsel yetersizlik ve düşük başarıdan farklı bir durumdur. MÖG yaşayan bireyler zihinsel engelli ya da düşük başarılı bireylerden farklı özelliklere sahiptirler. Özgül öğrenme güçlüklerine sahip bireylerin ortalama ya da ortalamanın üstünde bir zekaya sahip oldukları kabul edilir.
Mutlu, Y. (2016). Matematiksel Öğrenme Güçlüğü (Gelişimsel Diskalkuli). Matematik Eğitiminde Teoriler. Ankara: Pegem Akademi.

DİSLEKTİK ÇOCUĞA ONUN YANINDA OLDUĞUNUZU HİSSETTİRİN!

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların okul deneyimleri ve günlük yaşantılarında akranlarından daha yoğun iniş ve çıkışlar yaşaması normaldir. Bu sebeple çocuğun en başından itibaren ailesinden koşulsuz şartsız destek ve sevgi göreceğine güven duyması çok önemlidir. Ona olan sevginizin başarılarıyla orantılı olmadığını göstermelisiniz
Zorlukları anladığınızı gösterin; ancak eğitimcileriyle çalışıp faydalı stratejiler öğrendikçe ve alıştırmalar yaptıkça bu zorlukların üstesinden geleceğini de söyleyin. Akademik çalışmalarına ve hayatına ilgi göstermeniz onun eğitim ve gelişim alanlarında yanında olduğunuzu ve onu desteklediğinizi hissetmesini sağlayacaktır. Ödevlerini yaparken onunla birlikte çalışıp, gelişimleri ile ilgili pozitif ve yapıcı geribildirim verin.
“Ailemden muazzam destek gördüm. Beni cilalayıp parlatıyorlardı ve suyun üzerinde yürüyor gibi hissediyodum.” Toby Cosgrove, Dislektik, Ünlü Kalp Cerrahı, CEO ve Cleveland Clinic Başkanı.

DİSLEKSİYE YOL AÇAN TEK ETKEN KALITIMSAL ÖZELLİKLER MİDİR?

Herhangi bir nörolojik anormalliğin eşlik etmediği, öncesinde bir merkezli sistem hasarının olmadığı, kalıtımın önemli rol oynadığı bir bozukluk olan disleksi sonradan da edinilebilen bir bozukluktur. Sonradan edinilmiş disleksi, okumayı öğrenmiş kişilerde beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan okuma bozukluğudur ve yüzeysel, fonolojik disleksi olmak üzere iki temel alt tipi vardır.
Güzelaydın, A. (2016). Çalışan Yetişkinlerde Disleksi – İş Performansı İlişkisi: Çalışanlar Üzerinde Örnek İnceleme.

HAFIZA PROBLEMİ OLAN ÖĞRENCİLERİN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLERİ

-Sözlü bilgi verilirken dikkatini vermekte zorlanırlar,
-Söylenen bilgiyi hatırlamada ve uygulamada,
-İşitsel bilgiyi kısa süre hafızada tutabilmede,
-Tartışmadaki ana konuları takip edebilmede,
-Karışık sözlü talimatları uygulamada,
-Ses dizilimleri ya da seslerin kullanımı ile ilgili kuralları akılda tutmada,
-Kelime dizilimlerini hatırlamada,
-Bölümlerde geçen ana fikri yakalamada veya akılda tutmada,
-Sözlü olarak verilen bilgiyi uygulamada ve hatırlamada,
-Harita ve coğrafi planlarda sözlü telaffuz stratejilerini kullanmada,
-Yazılım hatalarını tespit etmede zorlanırlar.
Güzelaydın, A. (2016). Çalışan Yetişkinlerde Disleksi – İş Performansı İlişkisi: Çalışanlar Üzerinde Örnek İnceleme.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI ALMIŞ OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARININ KİŞİLER ARASI SORUN ÇÖZME BECERİLERİ

ÖÖG tanılı çocuklar kişilerarası ilişkilerinde akranlarına oranla daha sık sorun yaşamaktadırlar. ÖGG tanısı almış çocukların akıllarına gelen ilk çözümü uygulama eğilimlerinin fazla olması, eleştirildiğinde aşırı tepki göstermeleri, akranlarıyla iletişiminin zayıf olması, iletişim sırasında sözel olmayan ipuçlarını anlamada ve doğru yorumlamada yetersiz olmaları, kişilerarası iletişim becerilerini ve özgüvenlerini olumsuz etkilemektedir.
Özcan, H. (2017). Okul Öncesi Çocukların ve Ebeveynlerinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri ve Çocuklardaki Bu Belirtilerin Okul Davranışlarına Etkisi.

DİSLEKSİDE SADECE PROBLEME ODAKLANMAYIN!

Çocuğunuzun özgüvenini desteklemek için gösterdiği çaba ve güçlü yönlerini dengeli olarak övmeli, hassas ve yapıcı eleştirilerde bulunmalısınız. Çocuğunuzun şimdiden ne kadar yol kat ettiğini vurgulayın; bir zamanlar yürüyemiyor, konuşamıyor ve kalem tutamıyordu. Eğer bu yetenekleri öğrenebildiyse ileride, zaman ve pratikle diğer becerileri de öğrenebilir.
Evde küçük işler vererek, ufak oyunlar oynayarak ona olan güveninizi hissettirip sorumluluk bilincini ve kendine olan güvenini pekiştirebilirsiniz. Basit işleri başarması daha zor olanları denemesi için onu motive edecektir.
Özel destek yavaş ilerleyen bir süreçtir ve bu süre çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir; sabırlı olun ve bu süreçte gösterdiği olumlu değişimlere odaklanmayı unutmayın. Unutmayın ki büyük değişiklikler, küçük adımlarla gelir.

BEYİN KELİMELERİ NASIL OKUR?

Ses birimi üretimi: Sesli-sessiz harflerin seslendirilmesine yardımcı olur bu bölüm kelimeleri oluşturur. Yeni okumaya başlayanlarda aktif olur.
Kelime Düzenleyiciler: Yazılı kelimelerin analizini yapar. Kelimeyi oluşturan hece-ses-harfler uygun şekilde seslendirilir.
Otomatik Dedektör Bulucu: Görevi kelimeleri otomatik olarak tanımasıdır. Otomatik bulucu aktive edilir, okuyucu hızlı şekilde kelimeyi algılar.
Bu durum disleksilerde farklıdır. Sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine eşit büyüklükte ya da sol beyin yarım küresinin daha küçük olduğu durumlarda ortaya çıkar.
Disleksilerin sol beyin yarım küresi farklılıklarının bu bozukluğa sebep olduğu düşünülüyor.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARIN DUYGUSAL ALANDA YAŞADIĞI ZORLUKLAR

* Engel karşısında ani tepki gösterme,
* Ani tepkiye bağlı olarak çabuk öfkelenme,
* Yaşının altında sosyal rekabet duygusuna sahip olma,
* Düşünmeden hareket ettikleri için olaylar karşısında sebat gösterememe,
* Akranları ile olumsuz ilişki içerisinde olma,
* Değişikliğe uyum sağlamada zorlanma,
* İletişim bozukluğu yaşama ve benzeri özelliklere sahip oldukları ifade edilmektedir.
Özcan, H. (2017). Okul Öncesi Çocukların ve Ebeveynlerinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri ve Çocuklardaki Bu Belirtilerin Okul Davranışlarına Etkisi.

DİSLEKSİLİ ÇOCUĞUNUZA BAŞARI HİKÂYELERİNİ ANLATMAK

Özgül öğrenme güçlüğü olan ancak ilgi duydukları alanda çok önemli işler başarmış ve tanınmış isimler vardır; Albert Einstein, Mozart, Leonardo da Vinci, Walt Disney, Thomas Edison, Steve Jobs, Agatha Christie, John Lennon, Winston Churchill, Henry Ford, Jules Verne, Robin Williams, Orlando Bloom, Tom Cruise, Steven Spielberg, Jay Leno, Tommy Hilfiger, Muhammad Ali, Keira Knightley Cher, gibi. Bu hikâyeleri onlarla paylaşın ve başarılarından ilham alarak yüreklenmelerini sağlayın.
Dislektikler oldukça yaratıcı, olaylara farklı perspektiflerden bakan, ezber bozan bireylerdir ve dünyamız onlar olmadan çok sıkıcı bir yer olurdu. Çocuklarınızın da iyi bir ekip desteği ve güçlü yönlerinin desteklenmesi ile çok başarılı olabileceklerini unutmayın.

DİSLEKSİLİ BİR ÇOCUK İÇİN BİR İLGİ ALANI BELİRLEYİN

Çocuğunuzun pozitif deneyimler yaşayabileceği özel ilgi alanlarını desteklemek ve ona bir hobi edindirmek çok önemlidir. Bu uğraşın veya alanın ne olduğu önemli değildir; önemli olan çocuğunuzun kendini başarılı hissetmesi, kendine olan güvenini geliştirmesi ve sürekli çalışıp çabalayarak diğerlerine yetişmesi gerektiği hissini bir kenara bırakmasıdır
Özel bir ilgi alanı olmadığını düşünüyorsanız farklı alternatifler deneyip üzerine konuşabilir, çocuğunuzun en çok neden zevk aldığını öğrenebilirsiniz. Onu farklı alanlarda desteklemeniz ve yanında olmanız, size ve kendine olan güvenini de pekiştirecektir.
Bu konuda önemli bir diğer nokta da bu alanı sizin değil, çocuğunuzun belirlemesidir. Ebeveynin belirlediği bir alanda ilerlemek zorunda olduğunu hissetmesi çocuğun üzerindeki beklentileri karşılama baskısını artırarak daha çok stres ve psikolojik probleme sebep olabilir.

DİSLEKSİ TEDAVİSİNİN PSİKOLOJİK YÖNÜ

Öğrenmeyi ve okul başarısını etkileyen bu sorun daha büyük çerçeveden bakıldığında çocuğun özgüvenini ve benlik algısını da etkiliyor. Zekâ ile ilgili bir sorunları olmamasına rağmen disleksisi olan çocuklar çoğunlukla kendilerini “aptal” olarak nitelendiriyorlar. Hatta zaman zaman bunun gibi uygun olmayan yargıları çevrelerinde de duyabiliyorlar. Bu durum var olan öğrenme problemini güçlendirebiliyor ve çıkmaza sokabiliyor. Sonuç olarak hem çocuk hem de aile çok üzülebiliyor. Zamanında ve doğru müdahale bu yüzden çok önemli. Disleksi zekâdan bağımsız bir sorun ama zekânın doğru ve etkili şekilde kullanılması önünde engel oluşturuyor. Bu nedenle disleksi ile ilgili yürütülecek tedavi sürecinin psikolojik yönü oldukça kıymetli.

DİSLEKSİLİ ÇOCUKLARI DİSLEKSİSİ OLMAYAN ÇOCUKLARLA KIYASLAMAYIN

Özgül öğrenme güçlüğünün beyindeki yapısal ve işlevsel farklılıklardan kaynaklandığını unutmayın ve farklılığından ötürü çocuğunuzu yargılamayın. Disleksili bir çocuk yaşıtlarına ayak uyduramadığının farkında olabilir ve çabalarının yetersiz olduğu hissine kapılabilir; bu durum okulu oldukça stresli bir deneyim haline getirebilmektedir. Bu sebeple öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar kesinlikle diğer çocuklarla kıyaslanmamalı, onlara karşı sabırlı ve hoş görülü olunmalıdır. Üzgün, sinirli veya yılmış hissettiklerinde onlara diğer çocuklardan daha farklı bir şekilde öğrendiklerini hatırlatın. Bazen öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar diğerlerinden daha yavaş veya daha az zeki olduklarını düşünebilirler. Oysa bilim gösteriyor ki dislektik çocuklar normal ve üstü bir zekâya sahiptir; öğrenme ve öğrendiklerini işleme şekilleri farklıdır.

DİSLEKSİ TÜM HAYATI ETKİLİYOR MU ?

Disleksisi olan çocuklar eğitim hayatlarının başından itibaren “Aslında çok zeki ama…” ile başlayan cümleyi çok duyarlar. Aileler ve eğitimciler için kafa karıştırıcı olan ise çok daha zor şeyleri yapabilirken bir satır önce okuduğu kelimeyi bir sonraki satırda yanlış okumasıdır. Bu durum bazen çocuğun “yaramazlığına” ya da “dikkatsizliğine” bağlanır. Aslında sorun bu tespitlerden çok daha ciddi olabilir. Disleksi nörolojik temelleri olan bir sorundur. Ancak tanı koymak her zaman çok kolay değildir. Bunun bir nedeni bu sorunu yaşayan her çocuğun farklı özelliklere sahip olmasıdır. Tanının konabilmesi için bazı kriterler var: bireyin normal veya normal üstü zekâya sahip olması, okuma alanında yaşadığı sorunların yetersiz eğitim koşulları ve çevresel faktörlerden kaynaklanmıyor olması ve nörolojik bir hastalığın sonucunda ortaya çıkmış olmaması bu kriterlerin en önemlileridir.
Disleksi yalnızca çocuğun okuma-yazma alanını etkileyen bir sorun olarak kalmıyor. Okuma-yazmada zorlanan çocuk, okulda genel anlamda daha da zorlanmaya başlıyor. Arkadaşları için kolay olan okuma ve yazma onlar için büyük bir kâbusa dönüşüyor. Çünkü diğer kişilere göre çok daha fazla çaba harcamak zorunda kalıyorlar ve kendilerini doğal olarak kötü hissediyorlar. Bunun yanı sıra eksik, yanlış okumaları bir süre sonra arkadaşları tarafından alay konusu olmalarına neden olabiliyor.

DİSLEKSİDE UYKUNUN ÖNEMİ

Uyku her çocuk için önemlidir. Disleksi tanısı konmuş çocuklar ise gün içerisinde okuma, yazma ve okuduğunu anlama gibi becerileri yerine getirebilmek için daha fazla çaba harcadıkları için uyku düzenlerinin olması gerekir çünkü uyku gün içerisinde öğrenilenlerin pekiştirilmesine yardımcı olur ve öğrenmelerin daha kalıcı olmasını sağlar. Bu nedenle ebeveynlere çocukları yatmadan önce onlarla o gün ki öğrendiklerini tekrar etmeleri önerilir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARIN MÜZİĞE YÖNELİK ODAKLANMA VE RİTME EŞLİK ETME DURUMLARI

Öner, A.K. (2006) yaptığı çalışmada melodik yapıları dikkat çekici olan, sözleri kolay ve anlaşılabilir olan şarkılarda çocukların müziğe odaklandığı görülmüştür. Bununla birlikte, öğrenme güçlüğü çeken çocukların çoğunun ritmik yapısı kolay ve fazla tekrarlı olan şarkılarda ritme eşlik ettiği saptanmıştır. Ayrıca müziğin öğrenme güçlüğü çeken çocuklara cesaret verici ve güven kazandırıcı olduğu düşünülmektedir. Bazı öğrenme güçlüğü çeken çocukların, ritme eşlik durumunda da kendilerinden umulmayan performans gösterdikleri bulunmuştur. Öğrenme güçlüğü çeken öğrencilerin sosyal yaşantılarında müziğin etkisi göz ardı edilmemeli, okulda bireysel müzik eğitiminden çok grup ile yapılan müzik aktivitelerine yer verilmeli ve aile içerisinde daha fazla ve bilinçli bir müzik dinleme ortamı yaratılmalıdır.
Öner, A. K. (2006). Müziğin öğrenme güçlüğü çeken çocukların duyarlılıklarına etkisi (Doctoral dissertation, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

DİSLEKSİ TANISI NE ZAMAN KONULABİLİR?

Disleksi tanısı genellikle çocuk okula başladıktan 1-2 sene sonra konulması gerekse de disleksi belirtilerinin 5 yaşın altında da görülebileceğini gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Disleksili çocuk, çoğunlukla geç konuşan, söylenenleri anlamakta zorlanan, konuşması ve yazması kolay anlaşılmayan ve kelime haznesi sınırlı olan bir bireydir.
Yavuzer, H. (2018). Çocuğu Tanımak ve Anlamak. İstanbul Remzi Kitabevi.

OKUMADA NÖROLOJİK SÜREÇ

İnsan beyninde bir şeyler okurken ne olduğunu, nasıl bir mekanizmanın çalıştığını 1950’li yıllarda Hodgkin ve Huxley tarafından mürekkep balıklarının dev aksonları üzerinde yapılan araştırmalar sayesinde keşfetmeye başladık. Prof. Maryanne Wolf okumanın doğuştan gelmediğini sonradan bulunmuş bir icada adaptasyon sağladığımızı söyler. Wolf beynimizin okuma-yazma sırasında 3 ilkeye bağlı olarak çalıştığını söyler. Bunlar; beyindeki eski yapılar arasında yeni bağlantılar kurma, uzmanlaşarak örüntüleri tanıyabilme ve bu süreci otomatikleştirmedir. Bu ilkeleri gerçekleştirebilmemiz alfabenin bulunmasıyla çok daha basit ve hızlı bir hale geldi. Eski yazılarda bulunan okumalar semboller üzerinden olduğu için, sembolleri tanıma sürecin yavaş ilerlemesine sebep oluyordu. Kişi alfabeyi okurken beyinde ki görselliği yansıtan bölgeleri daha az kullanır fakat logografik bir yazı sisteminden okuma yaparken beyinde birçok alanın aktive olması gerekir. Örneğin Çince gibi logografik bir yazı sistemine sahip bir dili okurken beynimizde İngilizceye göre çok daha fazla bölge aktif olur. Beyin görüntüleme çalışmaları dişlektik bir birey ile dişlektik olmayan bir bireyin okuma sırasındaki beyin aktivasyonlarının farklı olduğunu ortaya koymuştur. Dislektik bir beyin sol yarı küre yapılanmalarını değil genellikle sağ yarım küre yapılanmalarını kullanmaktadır. Buna ek olarak dişlektik bireylerde okuma sırasında arka beyin bölgesinde dil ile alakalı olan kısımların aktivasyonunun düşük ve telafi edici olarak da ön beyin bölgesindeki dil alanında yüksek aktivasyon gözlemlenmiştir. Fakat beyindeki bu farklı aktivasyon değiştirilemez değildir ve özel öğrenme güçlüğü bulunan çocuklar uygun eğitim ile yaşıtları gibi okuyabilirler.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE NOT

Hangi programı kullanırsanız kullanın, başarı kadar harcadığı çaba için de çocuğu ödüllendirin, yüreklendirin. Çocuğun ısrarlı ve sebatkâr olmayı öğrenmesi de çok önemlidir. Çaba göstererek başarıya ulaşma örnekleri yaşanmadığı sürece, öğrenilmiş çaresizlik içinde, ne yaparsa yapsın öğrenemeyeceğini düşünür. Oysa öğrenme güçlüğü olan bir çocuğun motive olması çok önemlidir, çünkü böyle bir sorunu olmayan çocuktan çok daha fazla çaba harcaması gerekir.
Yavuzer, H. Okul Çağı Çocuğu. İstanbul Remzi Kitabevi.

OKUL ÖNCESİ DİSLEKSİ BELİRTİLERİ – GENEL GELİŞİM

*Çoğunlukla görülen ilgisizlik, dikkatsizlik
*Birtakım yönergeleri izlemede görülen sorunlar
*Zaman zaman uygun sözcüğü “bulmaya çalışma”
*Okuma öncesi etkinliklere ilgi göstermeme, bunun yerine resim yapma, boyama gibi (sözel olmayan) yaratıcı etkinlikleri yeğleme.
Yavuzer. H. (2018) Çocuğu Tanımak ve Anlamak. Remzi Kitabevi.

OKUL ÖNCESİ DİSLEKSİ BELİRTİLERİ – HAREKET VE DENGE

*Başkalarından yardım almaksızın giyinmede güçlük çekme ( 4 yaş ve yukarısı)
*Ayakkabılarını bağlamayı ya da düğme iliklemeyi geç öğrenme (2-3 yaş ve yukarısı)
*Ayakkabıyı doğru ayağa giymede yaşanan sorunlar (2 yaş ve yukarısı).
*Yürürken aşırı ölçüde takılma bir şeylere çarpma
*Topu yakalama, fırlatma ve topa vurmada güçlük çekme (3-4 yaş ve yukarısı).
Yavuzer, H. (2017). Çocuğu Tanımak ve Anlamak. Remzi Kitabevi.

DİSLEKSİYİ TEŞHİS ETMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Bir dizi soruyu cevaplama: Bu sorular çocuğunuzun gelişimi, eğitimi ve tıbbi geçmişi hakkında olabilir. Uzman, çocuğunuzun ailesel koşullarını bilmek isteyebilir ve ailede öğrenme güçlüğü olan kişiler olup olmadığını sorabilir.
Anketler. Uzman; çocuğunuz, aile üyeleri ya da öğretmenlerinin cevaplayacağı sorular yazabilir. Çocuğunuzun okuma ve dil becerisini belirleyecek testleri cevaplamasını isteyebilir.
Görünüm, işitme ve zihinsel (nörolojik) testler: Bu testler çocuğunuzda zayıf okuma yeteneğine neden olan ya da bunu arttıran herhangi başka bir rahatsızlık olup olmadığını belirlemeye yardımcı olabilir.
Psikolojik test: Çocuğunuzun psikolojik durumunu daha iyi anlamak için, uzman size ya da çocuğunuza sorular sorabilir. Bu çocuğunuzun yeteneğini kısıtlayan sosyal problemler, endişe ya da depresyon varlığını belirlemeye yardımcı olabilir.
Okuma ve diğer akademik yetenekleri sınama: Çocuğunuz bir dizi eğitim testinden geçebilir ve okuma becerilerinin ilerlemesi ve kalitesi bir okuma uzmanı tarafından analiz edilir.

OKUL DÖNEMİNDEKİ DİSLEKSİLİ BİREYLERDE GÖRÜLEBİLECEK BAZI ÖZELLİKLER

• Haftanın günlerini sayma, yirmiye kadar sayma, alfabeyi sayma gibi basit sıralamaları yapmakta,
• ‘gel-sel’ gibi kelime kafiyelerini anlamada,
• Aynı harfle başlayan kelimeleri hatırlamakta,
• Telaffuz sırasında,
• Elleriyle ritim tutarak şarkıya eşlik edip katılmakta,
• Sözcükleri hatırlamakta
• İnsanların, yerlerin isimlerini hatırlamada ve tarif edilen yolu hatırlamakta sıkıntılar yaşamalarıdır.

Kentli, F. D. (2009). Comparison of hidden curriculum theories. European Journal of Educational Studies, 1(2).