DİSLEKSİ NEDİR ?

Disleksi, ilk kez İngiliz Doktor W.P Morgen tarafından 1896 yılında tanımlanmıştır. Morgen’a göre Disleksi”Doğuştan kelime körlüğüdür.”

İlk olarak yapılan bu tanımlamadan sonra günümüze kadar birçok disleksi tanımı yapılmıştır.

Avrupa Disleksi Derneğine göre disleksi tanımı “Disleksi;okuma,heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılıktır.”

Disleksi, zeka düzeyi “normal veya normal üstü” olan,”okuma hızı,okuma kalitesi,okumayı öğrenme hızı,okuduğunu anlama- anlatma becerisi” yaşıtlarına ve zekasına kıyasla; beklenenin altında olan okuma bozukluğunun genel adıdır.

DİSLEKSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

-Okumayı öğrenirken zorluk yaşama
-Okuma hızının beklenenin altında olması
-Yazarken harf atlama
– Bozuk yazma
-Okurken harf atlama
-Okurken kelimeleri değiştirerek okuma
-Okumakta zorlanma
– Yazarken zorlanma
-Harfleri birbirine karıştırma (b,d,p gibi)
-Rakamları ters yazma (3-6-9… gibi)
-“6-9″,”3-8″,7-4″ gibi rakamları birbirinden ayırt etmede zorluk yaşama
-Okuduğunu anlama ve anlatmada zorlanma
-Sıralı ezber gerektiren konuları ezberlemekte güçlük çekme.(Ayların sırası,haftanın günlerini sıralama)
-Çarpım tablosunu ezberlerken veya ritmik sayarken zorlanma
-Renkleri karıştırma
-Sağı solu ayırt etmekte zorlanma
– Kendini,bir konu hakkında fikrini iyi ifade etmekte zorlanma
-Toplama ve çıkarma işaretini karıştırma
-Ayakkabılarını bağlama gibi motor becerilerde zorlanma
-Okula gitmek istememe
-Yazarken sıra,satır atlama
-İmla kurallarını uygun yazmakta zorlanma
-Noktalı ve noktasız harfleri yazarken ve okurken birbirne karıştırma

DİSLEKSİ ZEKA İLE AÇIKLANABİLİR Mİ?

Disleksi ve zeka ilişkisine bakıldığında araştırmaların disleksiyi bir zeka kuramı ile açıklıyor olması disleksi ile zeka aralarındaki ilişkiyi kabul ettiğinin bir göstergesidir. Disleksinin tanılanmasında ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede yaygın olarak IQ testleri kullanılıyor. Toplanılan araştırma sonuçlarında ise disleksi veya diğer okuma sorunlarının her IQ düzeyine sahip çocukta görülebileceğini göstermektedir. Araştırmacıların genel görüşü, disleksinin IQ ile açıklanamayacağı ve bununla birlikte çocuğun IQ testi sonucu ile okuma becerisi arasındaki farka bakılarak tanı konulmasının ise yanlış bir method olduğunu düşünmektedirler. Araştımacılara göre esas sorun zekayı ölçtüğünü iddia eden IQ testlerinden kaynaklanmaktadır. Disleksi zeka ile açıklanabilir ancak IQ testlerinin ölçtüğü özellik zeka değildir. IQ testlerinin neredeyse tamamında yer alan maddeler, okulların öğretim programına dayanmaktadır. Bu sebebten dolayı, bilinenin aksine IQ testi okul başarısını açıklamaz, tam tersine okul başarısı IQ testi sonuçlarını açıklar.

KAYNAK : Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 34(1), 71-77.

CİNSİYET, DİSLEKSİDE BELİRLEYİCİ BİR FAKTÖR MÜDÜR?

Disleksi denilince akla gelen en popüler yanılgılardan biri, disleksi olan erkeklerin, disleksi olan kızlara oranla daha fazla olduğudur. Böyle bir genelleme yapmanın doğru olmadığı düşünülmektedir. Erkeklerin kızlara oranla disleksi olma durumunun daha fazla olduğu kanısı hâlâ araştırma konusudur. Yapılan çalışmalar incelendiğinde tek bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Erkeklerin kızlara oranla disleksi olarak teşhis edilmesinin asıl nedeni bazı araştırmacılara göre erkeklerin cinsiyete özgü davranışlarının şüphe uyandırarak teşhise olanak vermesidir. Diğer bir çalışmada, okullarda erkeklerin daha yüksek oranda disleksi olarak teşhis edilmesine rağmen, aynı bireyler üzerinde yapılan bilimsel teşhislerde kız ve erkekler arasında oransal olarak bir farka rastlanmamıştır. Çinli disleksi olan çocuklar üzerinde yapılan çalışmada, okuma ile ilgili bilişsel yeteneklerde cinsiyet farklılığından söz edilemediği belirtilmiştir. Buna rağmen, erkeklerin daha yüksek oranda disleksi olduğunu teşhis eden çalışmaların varlığı da mevcuttur. Örneğin; beyinde korpus kallosum üzerinde yapılan çalışmada, kızların erkeklere oranla daha azalan oranda nöro-anatomik simetrik özelliği gösterdiği, bunun da kız ve erkek disleksi olan bireyler arasında var olan dilsel farklılıklara sebep olabileceğinden bahsedilmektedir.
Balcı, E. Disleksi Hakkında Gerçekler: Disleksi Nedir ve Ne Değildir?. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(1), 1-17.

TÜRKİYE’DE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

1963 yılında ilk kez özel eğitimci Kirk tarafından ortaya atılan öğrenme bozukluğu kavramı, günümüz de okuma bozukluğu anlamına gelen disleksi ile eş anlamda kullanılmaktadır (Erman, 2002; salman ve ark, 2016).
Özel öğrenme güçlüğü, depresyon, anksiyete, düşük sosyoekonomik konum gibi koşullardan olumsuz olarak etkilenmekle birlikte, daha çok nörobiyolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir. Eş zamanlı olarak görüldüğü rahatsızlıklar içerisinde, iletişim bozuklukları, yaygın gelişim bozuklukları, Asperger sendromu, dikkat eksikliği sayılabilir. (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde çocuklarda özgül öğrenme güçlüğünün görülme sıklığı oldukça yüksektir (salman ve ark, 2016). Özel eğitim alanında yapılan çalışmaların kökeni eski tarihlere dayanıyor olsa da, bu hizmetlerin kalitesinin arttırılması, yaygınlaştırılması ve yapılan uygulamaların düzenlenmesi son 20 yıl içerisinde gerçekleşmiştir. Buna karşın özel eğitim alanında yapılan çalışmalar, sahadaki uygulamalarda ve uzman yetiştirme süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirtmektedir (Özkardeş, 2012). Özellikle özgül öğrenme güçlüğünün aileler ve eğitimciler tarafından bilinmemesi, çocukların eğitim süreçlerinde sorunlar yaşamasına neden olmaktadır (salman ve ark, 2016).
Ülkemizde özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocuklara yönelik olarak 3 temel eğitim programı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Kaynaştırma/BEP Programlarıdır. Program temelde özel eğitime ihtiyaç duyan çocuğun, bir takım düzenlemeler yolu ile eğitim sistemine uyum göstermesinin sağlanmasıdır. Yapılan araştırmalar, okullarda eğitim veren öğretmenlerin bu alanda yeterince eğitimli olmadığını, çocuğa sunulan imkanların yeterli olmadığını ve ailelerin sahip oldukları hakları bilmediklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın, kaynaştırma hizmetinden yararlanma oranlarında son yıllarda belirgin bir artış yaşandığı görülmektedir (Özkardeş, 2012).
Uygulanan bir diğer programda rehabilitasyon merkezlerince gerçekleştirilmektedir. 2009 yılında yapılan düzenlemelerle Özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon merkezlerinde destek programları oluşturulması kararlaştırılmıştır. 750 saatlik bir uygulama sürecini içeren bu program, özel öğrenme güçlüğü destek eğitim programı olarak adlandırılmıştır (Özkardeş, 2012).
Özgül öğrenme güçlüğü ile çalışan bir diğer kurumda özel okullardır. Büyük ilerdeki özel okullar başta olmak üzere pek çok okul, sorun yaşayan öğrenciler için düzenlemelere gitmektedir. Özel okullarda gerçekleştirilen bu uygulamaların nitelik ve nicelikleri hakkında yapılmış bir araştırma olmadığından verimlilikleri hakkında bilgi sahibi olunamamaktadır. Ancak bu okullarda karşılaşılan en büyük sorunun zaman olduğu belirtilmektedir. Okul saatleri ve etüt saatlerinde yapılan etkinlikler sorun yaşayan öğrencileri, diğer öğrencilerden daha fazla yorabilmektedir. Bu durum, öğrencilerin okul sonrası eğitimlerinden yararlanmalarını engelleyebilmektedir (Özkardeş, 2012).

Kaynaklar
Erman Ö. Disleksi. Çoluk Çocuk Dergisi 2002;17:8-10.
Güngörmüş ÖZKARDEŞ, O. (2012). Türkiye’de Özel Öğrenme Güçlüğüne İlişkin Yapılan Uygulamalar. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,11(21), 25-38.
Salman, U., Özdemir, S., Salman,, A. B., & Özdemir, F. (2016). Özel öğrenme güçlüğü “Disleksi”. FNG & Bilim Tıp Dergisi,2(2), 170-176.

İLKOKUL DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARDA DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

- Zekanın normal ya da normal üstü olması,
– Okul başarısında gösterdiği performansın beklenenden düşük olması,
– Okuma gerektirmeyen derslerde çok daha başarılıyken okuma gerektiren derslerde
daha az başarı göstermesi,
– Olması gerekenden daha yavaş okuma,
– Heceleyerek okuma,
– Harfleri yazarken ve okurken karıştırabilme (ou-oö-uü-öü-pb-bd-sş gibi),
– Bazı heceleri ters okuma (el-le, eli-ile.. gibi),
– Yazarken kelimeleri ters yazma,
– Okurken ve yazarken harf, hece atlama,
– Kelimenin sonlarını uydurarak yuvarlayarak okuma,
– Okurken noktalama işaretlerinde duraklamama,
– Özellikle okumaya karşı isteksizlik,
– Başkasının okuduğundan daha iyi anlama,
– Okuma-yazmayla ilgili ödevlerinden kaçınma,
– Yazarken noktalama işaretlerini atlama,
– Yavaş yazma,
– Okunmakta zorlanacak şekilde bozuk bir yazı ile yazma,
– Tahtada yazılanları defterine geçirmekte zorlanma,
– Ödevlerini eksik alma,
– Ödev yapmakta isteksizlik,
– Ödev yaparken sık yardım isteme,
– Sık sık dört işlem hatası yapma; -,+,x işaretlerini karıştırıp çıkarma yerine toplama, toplama yerine çarpma yapma,
– Sayıları tersten okuma (41-14…gibi),
– Çarpım tablosunu öğrenmekte büyük ölçüde zorlanma,
– Bölme işlemine ters yönden başlama,
– Toplama işlemine ters taraftan başlama,
– Eldeleri unutma,
– Günleri, ayları sırasıyla saymakta zorlanma,
– Alfabeyi sayarken sırasını karıştırma,
– Olay ya da öyküleri sıralamakta güçlük çekme,
– Yanlış yapmaktan korkma,
– Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi gün, yıl, ay, mevsimde olduğumuzu
bilmeme).

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNİN ORTAYA ÇIKMASININ NEDENLERİ

Özel öğrenme güçlüklerinin ortaya çıkma sıklığı, %1-%30 arasında değişir. Özel öğrenme güçlüğüne neden olan faktörler kesin olarak bilinmemekle birlikte şimdiye kadar yapılmış olan araştırmalara göre:
1) Özel Öğrenme Güçlüğü kalıtsaldır. Ailedeki diğer bireylerde de gözlenebilir.
2) Kalıtsal nörolojik hastalıklarla ilişkisinin olabileceği düşünülmektedir.
3) Yakın akraba evliliklerinde ortaya çıkma ihtimali artar.
4) Hamilelik ve doğum sırasında geçirilen hastalık veya travmalar çocukta özel öğrenme güçlüğünün ortaya çıkmasını tetikleyebilir.
5) Hamilelikte yanlış ve bilinçsiz ilaç alınması, alkol kullanılması, kan uyuşmazlığı, zamanından önce veya erken doğum, oksijen yetmezliği veya doğum ağırlığının düşük olması da ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
6) Doğum sonrasında ve erken çocukluk dönemlerindeki kafa travmaları, besin yetersizliği, zehirli maddeler (kurşun zehirlenmesi) öğrenme güçlüğüne neden olabilir.
7) Çocuğun geçirdiği kazalar ve ateşli hastalıklar da öğrenme bozukluğuna neden olabilmektedir.

Türklük Bilimi Araştırmaları 2003: Türkçe Öğretimi Açısından Özel Öğrenme Güçlüğü – Duygu UÇGUN

DİSKALKULİ / MATEMATİK ÖĞRENME BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ NELERDİR?

Yapılan araştırmalar ve literatürde yer alan çalışmalar göz önüne alındığında diskalkulik bireylerin ortak özellikleri ya da diskalkulinin belirtileri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
• Belleğin zayıf çalışması sebebiyle yapılan hatalı hesaplamalar,
• Temel matematik becerileri içeren işlemlerin oldukça yavaş ve zor çözülmesi,
• Toplama ve çarpma işlemlerinin değişme özelliğini tanımadaki yetersizlik,
• Matematik problemlerinde kullanılan adım ve işlemleri sergilemede zorlanma,
• Özellikle dikkatsizlik yüzünden yapılan hataların çok olması,
• Görsel ve mekânsal işleyiş ile ilgili problemler,
• İşlemlerde sürekli on parmak kullanma,
• Sayıları kıyaslamada zorlanma, negatif ve pozitif sayıları ayırt edememe,
• Para üstü verirken şaşırma,
• Gün, hafta, ay, mevsimler vb. kavramları anlamada güçlük çekme,
• Zamanı anlatmada, yer ve yönü bulmada zorlanma,
• Stratejik planlamada beceri eksikliği (örn: satranç oynarken),
• Matematikteki genel kavramları anlayamama ve hatırlayamama,
• Kesirler konusunu anlamada zorlanma,
• Sayıların geçtiği öğrenmelerde hafıza zayıflığı,
• Matematiksel sembollerin kafa karıştırması,
• Günlük hayat problemlerini anlamada, bilgileri ve olayları sıralamada zorlanma,
• Basit geometrik şekilleri çizememe ve tanımlayamama.
AKIN, A., & SEZER, S. (2010). Diskalkuli: matematik öğrenme bozukluğu. Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, (126-127), 41-48.

OKUMA BOZUKLUĞU NEDİR?

Disleksi okuma,yazma veya heceleme gibi konularda gözlenen sorunlarla kendini belli eden bir öğrenme güçlüğüdür. Her ne kadar disleksi temelde okur-yazarlık süreçlerine odaklanmaktaysada, dislektik bireylerin matematik alanında da sorunlarla karşılaşabildiği bilinmektedir.Disleksiye kısa süreli hafıza ve algı hızında yasanabilecek sorunların da eşlik etmesi mümkün olduğundan, bu kişiler toplu öğretim kurumlarında egitim alirken zorluklar yasayabilmektedir.

Disleksinin erken yaşta fark edilmesi durumunda, doğru eğitim teknikleriyle sağlıklı bir öğretim ortamının oluşturulabilmesi mümkündür. Kişilerin sınıf düzeyleri ve karşılaştıkları sorunlara yönelik olarak belirlenecek eğitim ve etkinlikler sayesinde, eksiklik görülen alanların desteklenebilmesi mümkündür.

DİSLEKSİ VE ÖZEL EĞİTİM

Her çocuk birbirinden farklı özelliklere ve ihtiyaçlara sahiptir. İhtiyaçlarının bazıları güncel eğitim sistemi içerisinde karşılanırken bazı ihtiyaçların karşılanmadığı ve bu durumda ihtiyaçların karşılanabilmesi için özel eğitim desteği alma gereksinimi doğmuştur. Özel eğitim; gelişimde gecikme ve öğrenme süreçlerinde zorlanan bireylerin destek bir eğitim alarak kapasitelerini ortaya çıkarmalarını sağlayan çalışmalar bütünüdür.
Ülkemizde özel eğitimle alanında yapılan uygulamalar oldukça eskiye dayanmaktır ancak özel eğitim hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaşması ve nitelikli hale getirilmesi için son 20 yılda birçok çalışma yapılmıştır. Ancak hala özel eğitim içinde yer alan özel öğrenme güçlükleri (ÖÖG) gibi alanlarda yapılan çalışma ve araştırmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Özel öğrenme güçlüğü ile özellikle alanda çalışacak uzman ve uygulanacak program ile ilgili yetersizlikler söz konusudur.

OKUMA VE ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNE OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE NASIL MÜDAHALE EDİLEBİLİR?

Okul öncesi dönemde okuma ve öğrenme güçlüklerine müdahalede temel amaç, 1. sınıf itibari ile yaşanabilecek potansiyel genelde öğrenme özelde okuma güçlüklerinin önlenmesi için çocukların bilişsel süreçlerinin desteklenmesidir. Bu amaçla eğitim-öğretim süreci açısından 4 temel kabul üzerinden ilerlenebilir;
1. Öğrenme güçlükleri erken dönem müdahalelerle önlenebilir. Ne kadar erken başlanırsa o kadar etkili olur.
2. Eğitim-öğretim çocukların güçlüklerini ortadan kaldırmaya yönelik değil bu güçlüklerden kaynaklanan öğrenme sorunlarının telafisini sağlayacak stratejilerin öğretilmesi ve var ise işe yaramayan stratejilerin düzeltilmesi şeklinde olmalıdır. Yani iyileştirme programının içeriğini, stratejiler oluşturmalıdır. Çocuk eğer kelimenin seslerini ayırt etmede güçlük yaşıyor ise çocuğa kelimedeki sesleri ayırmaya ilişkin yüzlerce görev sunup, bunu yapabilmesini sağlamaya çalışmak yerine, okumasını ve yazmasını zorlaştıran bu sorunu telafi edebilmesini sağlayacak stratejiler öğretilmelidir.
3. Öğretim yöntemi olarak doğrudan öğretim değil buluşa dayalı yaklaşım kullanılmalıdır. Yani çocuğa, edinmesi istenen stratejiyi doğrudan öğretmek yerine bu strateji kendisinin geliştirmesine olanak sağlayacak görevler verilmeli, öğretmen öğreten değil öğrenme sürecinde bir kolaylaştırıcı olmalıdır. Öğretmen öğrenciye, öğrencinin yakınsak gelişim alanı içerisinde deneyimler sağlamalıdır.
4. Çocuğa sunulan görevlerde çocuk, önceden belirlenmiş bir stratejiyi kullanmaya zorlanmamalı bu konuda özgür bırakılmalıdır. Ardıl işlemleme için hazırlanmış bir görev için çocuk eşzamanlı işlemlemeyi kullanabilir.
Kaynakça: Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları 34-1, 71-77.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BELİRTİLERİ NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR ?

Ülkemizde ilkokul birde okuma yazma öğrenimi sırasında yaşıtlarına göre okuması geciken çocuklar, sonraki yıllarda yavaş okuma, yanlış okuma ve okuduğunu anlamama gibi sorunlar yaşarlar. Disleksi nörogelişimsel bir bozukluk olan Özel Öğrenme Bozukluğu’nun bir alt tipidir. Nörogelişimsel bozukluklar genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu gelişimin erken dönemlerinde ortaya çıkar ve genellikle yaşam boyu süren durumlardır. Yani bir çocuk sonradan disleksi olmaz ancak etkilenen akademik becerilere olan gereksinimler bireyin kısıtlı olan yeterliliğini aşana kadar belirgin hale gelmeyebilir. Yani belirtilerin belirginleşmesi her çocukta aynı dönemde olmaz.

DİSLEKSİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

1. Disleksisi Olan Bireyler Geriye Okuma Yaparlar: Araştırmacılar, bu bireylerin harfleri ve kelimeleri geriye doğru görüp algıladıklarına dair her hangi bir kanıtın olmadığından bahsetmektedir. Onlara göre, disleksinin altında yatan ana problem görsel algı sorunları değil, fonolojik düzeyde dili işlemede yaşanan sorunlardır.
2. Sol El Kullananların Disleksisi Olma Oranı Daha Fazladır: Disleksisi olan kişilerin, bir kısmında solakların varlığından söz edilebilir fakat solaklığın varlığı disleksiye kesin bir işaret değildir.
3. Disleksisi Olan Bireylerin Hepsi Özel Yetenekli Bireylerdir: Disleksi ile zekâ arasında bir ilişki yoktur; her hangi bir zeka seviyesinde bu sorunla karşılaşılabilir.
4. Başarılı Bireylerin Disleksisi Olma İhtimali Yoktur: Eğer birey okulda başarılı bir öğrenciyse disleksisi olma ihtimali yoktur düşüncesi de başka bir yanlış kanıdır.
5. Zekâ Geriliği ile Disleksi Arasında İlişki Vardır: Disleksisi olan bireylerin zekâ geriliği yaşadıkları düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. IQ testleri ve disleksi arasında ilişki bulunmamaktadır.
6. Toplumlarda Disleksi Nadir Görülen Bir Durumdur: Disleksinin toplumlarda sık görülmeyen nadir bir durum olduğu söylemi de disleksi hakkında yanlış bilinen kanılardandır.
7. Bir Birey Okuyabiliyorsa Disleksisi Olamaz: Disleksili bireyler kelimelerin şekillerini hafızaya kaydederek, benzer hikâyeleri ezberleyerek, ilk harflerin ardından tahminde bulunarak okuma gibi farklı yöntemlerle bir süreye kadar okuma yapabilmektedirler. Buna karşın hafızaları onları belli bir yere kadar yardımsız götürmektedir.
8. Okuma Eğitimi Başlamadan Önce Bireyin Disleksisi Teşhis Edilemez: Okul ortamı içerisinde yer almadan ve okuma deneyimi ile tanışmadan önce disleksinin teşhis edilemeyeceği konusundaki inanışlar da yanlıştır.
9. Disleksi Çocuklarda Bulunur Yetişkinlerde Bulunmaz: Disleksinin sadece çocukluk döneminde olacağı yetişkinlerde disleksinin olmayacağı bir yanılgıdır. Disleksi hayat boyu devam eden bir süreçtir.
10. Disleksi Medikal Tedavi Yöntemleri ile Tedavi Edilebilir: Disleksi okuma alanında uzmanlaşmış kişilerin uygulayacağı değerlendirme yöntemleriyle teşhis edilir ve eğitsel yöntemlerle tedavi edilir. Yani disleksinin tedavisi vardır sadece tedavi medikal değil, eğitseldir.
BALCI, E. (2017). DİSLEKSİ HAKKINDA GERÇEKLER: DİSLEKSİ NEDİR VE NE DEĞİLDİR?. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(1), 1-17.

DİSLEKSİYİ SADECE FONOLOJİK BECERİ SORUNU OLARAK DEĞERLENDİRMEK DOĞRU VE YETERLİ MİDİR?

Disleksinin açıklanmasında tek başına fonolojik beceri sorunlarının temel alınmasının doğruluğu konusunda, fonolojik sorunların varlığını kabul etmekle beraber fonolojik sorundan çok bu sorunlara neden olan bilişsel süreçlere önem verilmelidir. PASS teorisine göre sadece tek bir tür işlemleme gerektiren görev yoktur. Okuma görevi eşzamanlı ve ardıl işlemleme süreçlerinin her ikisinin de yer aldığı bir görev türüdür. Harf tanıma, heceleri birleştirme vb. daha çok eşzamanlı işlemleme gerektirirken harflerin bir hece ya da kelimedeki sıralamasını fark etmek daha çok ardıl işlemleme gerektirir. Okuma ediniminin ilk dönemlerinde fonolojik kodlamanın önemli olması sebebiyle ardıl işlemleme önem kazanırken eşzamanlı işlemleme daha çok okuduğunu anlama ile ilişkilidir. Okuduğunu anlamada anlamlı birimlerin ilişkilendirilmesi ve bu birimlerin daha üst düzey birimler içerisinde entegre edilerek okunanlara bir anlam verilmesi gerektiği için eşzamanlı işlemleme önem kazanmaktadır. Planlama ve dikkat süreçleri ise okumanın her alanında önemlidir ancak bu süreçlerdeki farklılıklar, okuma sürecinde daha çok karmaşık görevler olmasından dolayı fark yaratmaktadır.
Kaynakça: Saraç, S. (2014). Okuma güçlükleri ve disleksi. Psikoloji Çalışmaları 34-1, 71-77.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN SINIFLANDIRILMASI VE DİSLEKSİ

Disleksi; ülkemizde oldukça yaygın bulunmasına rağmen az bilinen bir özel öğrenme güçlüğüdür. İlk defa 1963 yılında Kirk tarafından kullanılan ‘disleksi’ terimi bir sendromu temsil etmektedir. Disleksi olan bireyde beynin sağ ve sol yarım kürelerinde gelişimsel bozukluk olduğu görülür. Bireyin; okuma, yazma, matematik ve ifade gücünde zorluklar yaşadığı görülür. Özel öğrenme güçlüğü alt başlığında bulunan disleksiye eşlik eden birkaç öğrenme bozukluğu daha vardır. Bu bozuklukların sınıflandırılması şu şekildedir;
•Okuma Bozukluğu (Disleksi)
•Yazılı Anlatım Bozukluğu (Disgrafi)
•Aritmetik Bozukluk (Diskalkuli)
•Adlandırılamayan öğrenim bozuklukları
Bu sınıflandırılmada belirtilen; disleksi yukarıda bahsedilen gibi okumada zorluk, okuduğunu anlayamama, harf karıştırma vb. şekilde görülür. Disgrafi ise bireyin yazma konusunda karışıklık yaşamasıdır. Harf karışması, aynalama vb. bu sınıflandırılmanın içindedir. Diskalkuli; bireyin matematikte zorluk yaşamasıdır. Ritmik sayma, ileri veya geri sayma, toplama ve çıkarmada problemler yaşar. Sınıflandırmadaki bu bozuklukların hepsi birlikte de görülebilir, disleksiye birkaçı da eşlik edebilir.
Kaynakça;
Sulman, U. Ve ark. (2016).Özel öğrenme güçlüğü ‘disleksi’. Fng&Bilim Tıp Dergisi, (2), 170-176.

DİSLEKSİ BİREYİN ÖZGÜVENİNİ NASIL ETKİLER?

Disleksi olan bireyler öncelikle okul yaşamında olmak üzere ailesinde ve arkadaş çevresinde birçok problem ile karşılaşmaktadır. Okulda gerek sesli okuma yaparken, gerekse matematiksel işlem yaparken arkadaşları ve öğretmeni tarafından yargılanacağını düşünür. Bu da çocuklarda kaygıyı arttırır. Çocukta kaygı arttıkça daha fazla hata yapmaktan korkarak sınıfta söz almak istemez, kimsenin onun okuduğunu, yazdığını görmesini istemez. Koordinasyon becerisindeki eksiklik nedeni ile bazı oyunları oynamakta zorlanır. Özellikle top ile oynanan oyunlarda ince motor kaslarındaki gerilikten dolayı zorlanır. Ayrıca bazen oyunlardaki sıraları takip etmekte zorlanır. Bu da arkadaşları tarafından zaman zaman dışlanmasına yol açar. Bunun yanında zaman zaman aileler çocukların yaşadıkları zorluğun sebebini bilmezler. Bu yüzden onları okuyup-yaşamadıkları zaman veya yavaş okudukları zaman suçlarlar: tembel olmakla, ders çalışmamakla vb. Bu durum çocuklarda kaygıya sebep olmakta ve kendilerini değersiz hissedip suçlamalarına yol açmaktadır. Kendisini suçlayan çocuk kendi öz değerini yitirmeye başlamakta bu da çocukta özgüven eksikliğine yol açmaktadır.

AKADEMİK BAŞARISIZLIĞA KARŞI ANNE-BABA YAKLAŞIMI NASIL OLMALI?

Başarısızlığın kabul edilemeyecek bir durum olduğunu hissettiren ortamlarda, bu güçlük ile başa çıkabilmek oldukça zordur. Bu sebeple, başarısızlık karşısında yapılması gereken ilk şey, ebeveynlerin çocuğa bunun yeteri kadar çaba gösterildikten sonra aşılabilecek bir durum olduğunu fark ettirmesidir. Başarısızlık karşısında anne-babaların çocuğu sert bir dille eleştirmesi, suçlayıcı bir dil kullanmaları, oyun ve tatil zamanlarını kısarak ya da ortadan kaldırarak cezalandırmaları yanlış bir tutum olacaktır. Çocukların bilişsel düzeyde yaşadığı okul başarısızlığı durumu, duygusal ve sosyal dünyalarına zarar verecek şekilde karşılanırsa bu daha büyük sorunlara yol açacak ve okul başarısızlığının ortadan kaldırma durumuna ket vuracaktır.
Başarısız olan çocuğa yardım etmek isteyen anne ve babalar, çocuğun ders çalışmasına ve ödevlerini yapmasına yardımcı olarak, ona özel ders gibi ek imkanlar sunarak ya da tüm ev ve hayat düzenlerini çocuğa göre programlayarak destek olmaya çalışırlar. Asıl yapılması gereken, çocuğa kendi sorumluluğunu almasının öğretilmesidir. Ebeveynler bu konuda çocuğa model olmalı, çocuğun çalışması için kendini güvende hissettiği bir ortam yaratmalı, zamanı iyi programlamayı öğretmeli, ilgili ve sıcak bir şekilde ihtiyacı olduğu düzeyde yardımcı olmalıdır.
Çocuğun başarısızlığına neden olabilecek pek çok sayıda etken iyi değerlendirilmeli ve buna göre önlem alınmalıdır. Başarısızlığa yol açabilecek aile hayatında yaşanan problemler, anne-baba ilişkisi, teknoloji ile geçirilen vakit, okul hayatının ve bilgi aktarımının çocuğun öğrenme stiline uygunluğu, öğretmen ile olan ilişki gibi etkenler okul başarısını olumsuz yönde etkileyecektir. Ek olarak, organik kökenli ya da psikolojik olabilecek, çocuğun duygu dünyasını ve sosyal yaşantısını da olumsuz etkileyen bir durum olup olmadığına dikkat edilmeli. Böyle bir durum karşısında uzman desteğine başvurulmalıdır.

DİSLEKSİ VE DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU ARASINDAKİ İLİŞKİ

Son yıllarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı konulmuş çocukların sayısındaki artışın sonucunda özel öğrenme güçlüğü (disleksi) yaşayan çocukların sayısındaki artışın paralel olduğu gözlemlenmiştir. Disleksi ve DEHB bozukluklarında dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik ve yetersiz organizasyon becerileri söz konusudur. İki grupta da güçlüğün ayırt edici özelliklerini belirlemek zordur. Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki öğrenme güçlüğü bulunan çocukların %60’ında DEHB de görülmektedir.
Her iki güçlüğün de tanı sürecinde aynı tekniklerin kullanılması birbirinden ayırt edilmelerini zorlaştırmaktadır. Bu zorluktan kurtulmanın en önemli unsuru öğretmenlerin yetenek ve başarı arasındaki tutarsızlığa dikkat etmeleridir. Beklenen tutarsızlık oranı farklılık gösterse de tutarsızlık miktarı arttıkça öğrencinin özel öğrenme güçlüğü tanısı alma ihtimali o kadar artar.
William N. Bender – Learning Disabilities

ÇOCUĞUNUZ ÖĞRENMEDE GÜÇLÜKLER Mİ YAŞIYOR ?

Öğrenme güçlüğü, yazılı ve sözlü dili anlama ve kullanmada temel olan bir veya daha fazla bilişsel sürecin etkilenmesiyle ortaya çıkan dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma ve matematiksel hesaplamalar yapmadaki güçlükler olarak tanımlanmaktadır. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde kızlara göre %68-80 oranında daha fazla görülmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir yetersizliktir ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ancak erken tanılandığında ve gerekli müdahale programları sağlandığında öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilmekte ve başarılı bir yaşam sürebilmektedirler. Buna karşın, öğrenme güçlüğü olan çocukların önemli bir bölümü hiç tanı almamakta veya geç tanılanmaktadırlar.
Öğrenme güçlüğü olan öğrencilere geç dönemde sağlanan özel eğitim hizmetleri ise yeterince etkili olmamaktadır. Öğrencilerin o zamana kadar sık sık yaşadıkları başarısızlık deneyimleri, öğrenme motivasyonlarını ve kendilik algılarını düşürmekte, bu ise özel eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını engellemektedir. Ayrıca geç dönemde sağlanan özel eğitim de doğrudan ve sistematik okuma öğretimi yerine genellikle ödevlerin tamamlanmasına yardım etme ve diğer akademik dersler çerçevesinde dolaylı olarak okuma öğretimi verme şeklinde olmaktadır. Sonuç olarak, öğrencilerin okuma becerileri hedeflenen oranda gelişmemekte ve akranlarının gerisinde kalmaya devam etmektedir.

ÇOCUĞUNUZ ÖĞRENDİĞİ BİLGİLERİ HEMEN UNUTUYOR MU?

Çocuk genellikle dikkatini toplamakta zorlanıyor, sözlü ve yazılı uyaranlarla ilgili güçlük yaşıyor, bellek, bilgileri yorumlama ve organize etme, zaman sosyal ortamlara uyum sağlamakta zorlanıyorsa mutlaka bir uzman tarafından özel öğrenme güçlüğü değerlendirilmesi yapılması gerekir.
Genellikle ilkokul döneminde okuma yazma sürecinde fark edilen özel öğrenme güçlüğü bazen gözden kaçıp ileriki yaşlarda fark edilebilmektedir. İlkokul döneminde okuma yazmayı öğrenmede güçlük, yazarken ve okurken harf atlama, dört işlemde zorlanma, zaman, yer-yön gibi kavramları öğrenmede güçlük olarak çıkar.
Çocuğun yaşı arttıkça okuduğunu anlamadığı, bilgileri öğrenirken zorlandığı veya bugün öğrendiği bilgiyi yarın hatırlamadığı gözlemlenir. Bunu ya nın çocuğun mantık yürütme, anlama ve kavrama düzeyinin yaşıtlarının gerisinde olduğu gözlemlenir. Bu durumun sebebi özel öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin beyinlerinin biraz daha farklı çalışmasıdır. Bu tür bireyler sıradan öğretim yöntemleri kullanılarak öğretilen bilgileri ya ögrenemezler ya da öğrendikleri sanıp hemen unuturlar. Bu zorluğu yaşayan çocuklara; çocuğa uygun ilginç ve yeni yöntemler kullanılarak bilgilerin ögretilmesi gerekir. Bunun yanında bilgiler biraz yavaşlatılarak ögretilmeli, ve uzun süreli bellek çalışmaları yapılmalıdır. Bu zorluğu yaşayan çocuklar icin mutlaka bir program oluşturumalı ve programla ilgili uzman desteğinin yanından aileden yardım istenmelidir.

YAZI ÖĞRETİMİNE ÖN HAZIRLIK VE ÖĞRETMEN YAKLAŞIMI

Yazı öğretiminin planlanmasında öğrencilerin genel gelişim düzeyleri esas alınmalıdır. Sınıflarda farklı sosyoekonomik ve kültürel düzeylere sahip, farklı çevrelerden gelen öğrencilerin olabileceği ve öğretim sürecinde bunların anlama, algı, duyuşsal, beceri ve kavrama yetilerinde farklılıkların görülebileceği düşünülmelidir. Nitekim; öğretim sürecinde, öğretmen ve öğrenci arasında etkileşim ve iletişim açısından beklenmedik durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumda öğretmen; kendi deneyimlerine dayanarak, bilgi, beceri ve yaratıcılığını kullanmak durumundadır. Yazı öğretimi etkinliklerinin planlı, programlı, anlam ve amaca uygun, zevkli bir ortamda gerçekleşmesi öğretmenin alan bilgisi ile yakından ilgilidir.
Öğretmen, etkinlik sürecinde seçilecek harf veya sözcükleri öğrencinin yaşantısıyla ilişkili hale getirecek modeller halinde düşünmelidir. Kavratılacak harflerin örnekleri anatomik yapılarına uygun olmalı, öğrencinin; harfleri kavrama güçlüğü çekebileceği başka harflerle karıştırabileceği uzantı ve ekler üzerinde durmasında yarar vardır. Harf yapılarının belirli büyüklükte olması, gözü yormaması gerekmektedir. Ayrıca koşullar el verdiği ölçüde etkinliğin özüne uygun oyunlaştırma ve drama’dan yararlanarak öğrenmenin daha etkin ve kalıcı hale getirilmesinde anlamlı olabilir. Yazma öğretimine hangi tür harflerle (dik temel veya eğik) başlanması gerektiği araştırmacılar arasında tartışmalı bir konudur. Yazı öğretimine dik temel harflerle başlamanın mı, yoksa eğik harflerle başlamanın mı okuma üzerinde daha etkili olacağı konusundaki araştırmalar kesin sonuçlar ortaya koymaktan uzaktır. Dik temel harflerle yazılan yazıların daha okunaklı, eğik harflerle yazmanın da daha hızlı olduğunu bazı araştırmacılar ortaya koymuştur. 4-9. sınıflar düzeyinde 600 öğrenci üzerinde yapılan güncel bir araştırmaya göre okunabilirlik ve hız açısından, dik temel harfler veya eğik harflerle okuma yazmaya başlama arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Hatta her iki yazı türünü (dik ve eğik) birlikte kullananların daha hızlı, bazen de daha okunaklı yazdıkları ortaya konulmuştur (Akyol, 2000,s.146).

ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Günümüzde sayısız terim ve tanıma sahip olan öğrenme güçlüğünün DSM IV’deki
(Diagnostic and Statistical annual of Mental Disorders) tanımı şöyledir: “Çocuğun bireysel ve standart test uygulaması sonucunda saptanan okuma, matematik veya yazılı anlatımı, yazma, okuma durumu ve zekâ düzeyinden beklenen oranla oldukça düşüktür. Çocuğun öğrenme problemleri akademik başarısını veya okuma, matematik ya da yazma becerisi gerektiren günlük etkinliklerini olumsuz olarak etkilemektedir (Özsoy, Özyürek, ve Eripek, 1998). ABD’de 1968 yılında National Advisory Committee on Handicapped Children tarafLndan önerilen ve 1975 yılında özel eğitim yasasında (p.l.94–142) yer alan öğrenme güçlükleri tanımı ise şöyledir: “Belirgin öğrenme güçlüklerine sahip çocuklar terimi sözel ya da yazılı dili anlama ya da kullanmayla ilgili temel psikolojik süreçlerin bir ya da birkaçında bozukluklar olan; ve bu bozukluklara bağlı olarak dinleme, konuşma, okuma, yazma
Ya da matematiksel işlem yapma yeteneklerinde aksamalar görülen çocuklar anlamına gelmektedir.”(Özyürek, 2003).
“Yazılı ve sözlü dili anlamak ya da kullanabilmek için gerekli olan bilgi alma süreçlerinden birinde ya da birkaçında ortaya çıkan ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, heceleme, dikkati yoğunlaştırma ya da matematiksel işlemleri yapmada yetersizlik nedeniyle bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesidir.” (Tebliğler Dergisi, 2003).
Öğrenme güçlükleri değişik şekillerde sınıflandırılabilmektedir.
1. Okuma Bozukluğu (Disleksi): Bu bozukluk okurken atlama, anlamı bozma, yer değiştirme, yavaş okuma, heceleme, anlamama şeklinde görülen bozukluğu ifade etmektedir.
Disleksinin de iki farklı türü vardır:
a. Gelişimsel Disleksi: Herhangi bir zeka sorunu olmayan bir kişi okuma yeteneğini hiçbir zaman kazanamazsa veya çok geç ve yavaş kazanılırsa ve buna yol açan herhangi bir beyin hastalığı söz konusu değilse buna ‘Gelişimsel Disleksi’ denir.
b. Sonradan Edinilmiş Disleksi: Okumayı öğrenmiş kişilerde beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan okuma güçlüğüne ‘Sonradan Edinilmiş Disleksi’ denir.
Okuma güçlükleri için nörologlar, aleksia terimini kullanmaktadırlar. Aleksia, daha çok kazanılmış bir bilginin yitimi anlamında kullanılırken disleksi ise okuma öğrenmesinin engellenmesi anlamlarını içermektedir.
2. Hesaplama Güçlüğü (Diskalkuli): Hesaplama zorluğu ve hesap yapma zayıflığı için kullanılan bilimsel kavramdır. Sağlık örgütü diskalkuliyi; genel zekâ noksanlığı ya da yetersiz eğitimden dolayı açıklanamayan hesaplama becerilerinin kısıtlanması olarak tanımlar. 3.Yazma Güçlüğü (Disgrafi): Yazma yeteneğinin kişinin zeka kapasitesinden ve eğitim düzeyinden daha düşük olma durumudur.
4. Başka Türlü Adlandırılamayan Öğrenme Güçlükleri: Bu gruptaki öğrenme güçlüklerinin temel özelliği akademik beceri bozukluklarının zeka geriliği, yetersiz eğitim ya da duygusal özürlerle açıklanmayan bozukluklardır (Bingöl, 2003; Ercan, 2001; DSM IV, 1994; Özsoy, 1998).

OKUMA YAZMA VE ARİTMETİK BECERİLERİNİN KAZANILMASI

İlkokulda “okuma-yazma ve aritmetikle ilgili üç temel becerinin kazanılması” bu evredeki çocuğun başarması gereken en önemli görevdir. Son çocukluk dönemindeki çocuklar artık düşündükleri ve merak ettikleri çeşitli becerileri öğrenmeye başlar. Bir anlamda düşündüklerinin işlevsel düzeyde gerçekleşmesi onlara haz verir. Örneğin, sözcükleri dilediği biçimde kullanabilmesi, yazı yazmayı öğrenmesi, resimli öykü kitaplarını okuyabilmesi, sayıları toplayabilmesi çocuğa haz veren beceriler arasında sayılabilir.
Okuma becerisinin gelişimi, bir görsel motor semboller serisini sözlü veya sözsüz olarak ses dizelerine çevirme süreci olarak tanımlanabilir. Okumaya hazırlık, çocuğun okumaya başlamak için gerekli tüm bilgi ve becerilere sahip olması anlamını taşır. Okumada en etkili faktör, görsel ve işitsel dil merkezleri arasındaki ilişkinin iyi bir şekilde gelişmesidir. Ancak bu durumda yazıya bütünüyle bakmak, izlemek, okumak ve anlamak mümkün olacaktır.
Yazma becerisinin gelişimi, sözlü veya sözsüz konuşma seslerini, karşılıkları olan görsel motor sembollere çevirme sürecidir. Eli kullanmada yetkinlik, tam olarak gelişmiş bir görme yeterliliği, dikkati yoğunlaştırma ve dile ilişkin bir kavrayış, ustalıkla yazabilmek için çok önem taşıyan niteliklerdir. Yaşamın ilk yıllarında bebeğin oynadığı oyunlar, ellerini ve parmaklarını kullanma becerisini geliştirir ve ince motor gelişimine katkı sağlar. Çocuk 3-5 yaşa geldiğinde artık kalemi tutmaya ve karalamalar yapmaya, gördüğü şekilleri kopya etmeye ve resim çizmeye başlar.
Aritmetik becerisinin gelişimi, sayı kavramının gelişmesi ile ilgilidir. Çocuk sayı kavramının gerçekte ne ifade ettiğini tam olarak kavramasından çok daha önce günlük söz dağarcığının bir parçası olarak sayıları kullanmaya başlar. Sayıların değişmez sabit bir sırayı izlediğini anlaması ise sayı kavramı gelişiminin bir sonraki aşamasını oluşturur. Sıralama mantığından sonra ise çocuk, “küçük-büyük” ve “az-çok” kavramlarını algılamaya başlar. (Yavuzer, 2000).

DİSLEKSİ VE BİLİŞSEL TEMELİ

Gelişimsel disleksi, yaşa uygun zeka seviyesi, eğitim ve çevresel koşullara rağmen, okumayı öğrenme, doğru ve akıcı okuma ve okuduğunu anlamada yaşanan beklenmedik ve hayat boyu süren nörogelişimsel bir bozukluktur. Gelişimsel disleksinin temel karakteristik özellikleri sesli kelime okumada yanlışlıklar, yavaş okuma, okurken tereddüt etme, kelimeleri tahmin etmeye çalışma ve kelimeleri seslendirme güçlükleri gibi kelime okumada görülen problemler ile okunan metnin özünü anlayamama, cümleler arası anlamsal ilişkiyi kuramama, doğru çıkarım yapamama ve derin anlamı yakalayamama gibi metni okumada yaşanılan problemler olarak iki başlık altında incelenebilir.
Akıcı okuma ve okuduğunu anlama, çoklu beyin nöronal ağ organizasyonlarının hızlı, birbirinin ardı sıra ve/veya eşzamanlı işlemlemesini ve bu ağların birbirleriyle iletişimini gerektiren insana özgü bilişsel yetilerdir. Beyin “okuma” nöronal ağları; dil, görsel ve ortografik işlemlemenin yanı sıra, işleyen bellek, dikkat, motor fonksiyonlar, yürütücü işlevler ile üst seviye anlama ve biliş faaliyetlerini de destekleyen çoklu ve yaygın nöronal sistemlerce desteklenmektedir. Ancak, gelişimsel disleksili bireylerin bu çok bileşenli dinamik ağ ve sistemlerindeki genetik temelli yapısal ve fonksiyonel farklılıklar; okumayı öğrenme, akıcı okuma ve okuduğunu anlama gibi nörobilişsel işlemlerde problemlere yol açmaktadır.
Acar, S. (2018). Gelişimsel disleksi ve endofenotipik yaklaşım: nörogenetik, nörobiyolojik ve nörobilişsel temeller. Dil, Konuşma ve Yutma Araştırmaları Dergisi

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE ERKEN TANI

Öğrenme güçlüğü, yazılı ve sözlü dili anlama ve kullanmada temel olan bir veya daha fazla bilişsel sürecin etkilenmesiyle ortaya çıkan dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma ve matematiksel hesaplamalar yapmadaki güçlükler olarak tanımlanmaktadır. Okul çağı çocuklarının %10-15’inde öğrenme güçlüğü olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde kızlara göre %68-80 oranında daha fazla görülmektedir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu devam eden bir yetersizliktir ve diğer tüm gelişimsel ve akademik alanların gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ancak erken tanılandığında ve gerekli müdahale programları sağlandığında öğrenme güçlüğü olan çocuklar akranları seviyesinde başarı gösterebilmekte ve başarılı bir yaşam sürebilmektedirler. Buna karşın, öğrenme güçlüğü olan çocukların önemli bir bölümü hiç tanı almamakta veya geç tanılanmaktadırlar.
Öğrenme güçlüğü olan öğrencilere geç dönemde sağlanan özel eğitim hizmetleri ise yeterince etkili olmamaktadır. Öğrencilerin o zamana kadar sık sık yaşadıkları başarısızlık deneyimleri, öğrenme motivasyonlarını ve kendilik algılarını düşürmekte, bu ise özel eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanmalarını engellemektedir. Ayrıca geç dönemde sağlanan özel eğitim de doğrudan ve sistematik okuma öğretimi yerine genellikle ödevlerin tamamlanmasına yardım etme ve diğer akademik dersler çerçevesinde dolaylı olarak okuma öğretimi verme şeklinde olmaktadır. Sonuç olarak, öğrencilerin okuma becerileri hedeflenen oranda gelişmemekte ve akranlarının gerisinde kalmaya devam etmektedir.

OKUMA GÜÇLÜKLERİ VE DİSLEKSİ

Öğrenme güçlüğü olan çocukların doğru okumada güçlük yaşamalarına sesbilgisinin işlemleme süreçlerindeki yetersizlikler neden olmaktadır. Bu yetersizlikler seslerin harfler ve sözcüklerle ilişkilendirilmesinde ve ses yapısı ile ilgili ipuçlarının kullanılarak sözcüklerin tanınmasında sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, öğrenme güçlüğü olan çocuklar normal gelişim gösteren akranlarına göre daha çok yanlış okuma, yer değiştirme, ekleme, çıkarma ve tekrar hataları yapmaktadır.
Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların okuma akıcılığı kazanamamalarına ise sözcüklerin otomatik olarak tanınamaması neden olmaktadır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar sözcüğe ilişkin ses bilgisine ve kavramsal bilgiye daha geç ulaşmakta, harflerin ve sözcüğün ortografik yapılarından elde edilen bilgiyi daha uzun sürede işlemlemekte ve var olan zihinsel temsilleriyle daha uzun sürede eşleştirebilmektedirler. Normal gelişim gösteren çocuklar bu süreci yaklaşık 0,5 saniye gibi kısa bir sürede tamamlarken, öğrenme güçlüğü olan çocuklar güçlüğün derecesine bağlı olarak aynı süreci çok daha uzun bir sürede tamamlanmaktadırlar. Okuma akıcılığındaki sorun devamlılık gösteren bir durumdur. Çok sayıda araştırma sonucu öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların önemli bir kısmının doğru okumada büyük ilerleme kaydetmelerine ve doğru okumayı başarabilmelerine rağmen akıcı okumada zorluk yaşamaya devam ettiklerini göstermektedir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI ALAN BİR ÇOCUK HANGİ GELİŞİMSEL AŞAMALARDAN SAĞLIKLI OLARAK GEÇEMEMİŞTİR?

Öğrenme gelişimsel olarak 5 aşamada gerçekleşir;
1. Algısal Öğrenme: Duyma, tat, koklama, dokunma / hareket ve görme duyularının
kullanımım içerir. Uyaranlara uygun tepkide bulunabilmek bu dönemde öğrenilir.
2. Ayırt edici – Birleştirici Öğrenme: Nesneler arasındaki benzerlik ve farklılıkları ayırt etme,
bağlantılar kurabilme öğrenilir. Sıralama, eşleme, sınıflama becerileri kazanılır.
3. Özümleme: Çocuk önceki süreçleri özümler ve kullanmak istediği zaman öğrendiklerini
kendisinin bir parçası haline getirir.
4. Uyum: Özümlediği bilgiyi kullanmak ve yeni durumlara aktarabilmek aşamasıdır.
5. Sembolik Öğrenme: Öğrendiklerini sembollerle gösterebilme aşamasıdır. Sembol sistemini
öğrenerek okuma-yazma ve aritmetik becerilerin kazanıldığı aşamadır.
Öğrenme güçlüğü tanısı alan bir çocuğu, bu aşamalardan sağlıklı olarak geçememiş, yaşıtları
gibi okuma-yazma ve aritmetik öğrenme olgunluğuna erişmemiş olan çocuk olarak
tanımlayabiliriz (Güzelaydın, 2016).

DİSLEKSİ VE DUYGUSAL ZEKA

Duygusal zeka dislektik çocukların duygularını ortaya çıkarır ve kendilerini daha iyi ifade etmelerine olanak sağlar.Bu beceri onların öğrenme ve dikkatle ilgili problemlerini çözmesinde rol oynar ve genelliklede olumlu yarar sağlar. Duygularının farkında olmasını sağlayın. Yaşadığı durumlarda hissettiği duyguları ifade etmesi için onunla konuşun (öfkeli, üzgün, kıskanç vb.) bu duyguları neden hissettiği sorusunu yöneltin. Yeni yollar ve stratejiler yaratmasında yardımcı olun. Karşılaştığı sorunlarla ilgili yapay problemler oluşturun ve çıkış noktasını ipuçlarıyla gösterin. Sosyal gruplara katılmasını sağlayın. İhtiyacı olan bireylere yardım ederken çocuğunuzu yanınızda bulundurun. Bu durum onun empati yeteneğini geliştirmesinde katkı sağlayacaktır. Ayrıca duygusal anlamda da etkili olarak gelişme sağlar.

DİSLEKSİ KAÇ YAŞINDA VE NASIL ANLAŞILABİLİR ?

Disleksi bebeklik döneminden itibaren belirtileri gösteren bir özel öğrenme güçlüğüdür. Disleksisi olan bebekler konuşma sürecinde gecikme yaşarlar. Ancak her disleksisi olan çocuk konuşmada gecikme yaşar yargısı oldukça yanlıştır. Okul öncesi dönem disleksi belirtilerinin görüldüğü dönemler arasındadır. Disleksisi olan çocuk bu dönemde sağını solunu ayırt etmekte, renkleri ve sayıları öğrenmekte zorlanır. Aynı zamanda hayvanları ve meyveleri öğrenmekte de gecikmiştirler. Sebze, meyve gibi terimleri karıştırabilirler. Bazı disleksisi olan çocukların ince motor becerilerinde gerilik olabileceği de gözlemlenmiştir. Yani çocuk makasla kesme işlemi yaparken zorlanabilir. Kalem tutarken ve kullanırken zorlanabilir.
Okula başlanılan ilkokul dönemi asıl disleksi belirtilerinin ortaya çıktığı dönemdir. Disleksi için doğru tanı 6 yaş ve sonrasıdır. Çocuk ilkokula başladığı bu dönemde harfleri öğrenmekte ve birleştirmekte zorlanır. Heceleri tersten okuyabilir. Öğrendiklerini çabuk unutur. Çocuğunuzda bu tür belirtiler görüyorsanız mutlaka bir uzmana danışmanız gerekir.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÖĞRENCİLERİN ÖZELLİKLERİ

Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda fark edilmesi gereken
özellikleri şu şekilde sıralanabilir;
– Yazı yazarken çok yavaş ve satır hizasını tutturamayan bu çocuklar
kalemi doğru tutamazlar, kramplı bir şekilde yazı yazarlar veya resim
yaparlar.
– Dikte çalışmalarında harf dizisini doğru analiz edemezler, harfleri çabuk
unuturlar ve yazı yazarken sayıları ve harfleri tersyüz ederler (13 yerine
31, b yerine d, p yerine q, m yerine w).
– Uzun süre bir konuya yoğunlaşamazlar, çabuk yorulurlar ve talimatları
anlamadıkları için öğretmene sık sık soru sorarlar.
– Spor yaparken beceriksiz ve katı bir izlenim bırakırlar ve başka kişilere
çarparlar.
– Miktar kavramı yaşlarına uygun olarak gelişmemiştir ve okuma yaparken
sesleri birleştirmede zorluk yaşarlar.
– Mekansal ve zamansal bağlamları ile kısa öyküleri kolayca
tekrarlayamazlar.
– Dikkatleri uyarımlar yüzünden çabuk dağılır ve davranış görevlerini
unuturlar, yerlerinde oturamazlar, elleri ayakları durmaz, motor
davranışlar açısından da huzursuzdurlar.
– İşbirliğinden kaçınırlar ve diğer çocuklarla çatışmalarda güçlerini
ayarlayamadıkları için aşırı sert davranırlar.
– Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukta sabırsız davranma eğilimi vardır, bu
da çocuğun dikkat ve konsantrasyonunu olumsuz olarak etkileyebilir.

DİSLEKSİ

Disleksi, her kültürde, ırkta ve sosyal ekonomik düzeyde görülen ve her beş çocuktan birini etkileyen bir öğrenme sorunudur. Disleksinin temelinde sesleri fark etme, çözümleme, harfe dönüştürme, işitsel kısa süreli bellek ve hızlı isimlendirme sorunları vardır.
Disleksi zeka ile açıklanabilir mi?
Disleksinin tanımlanmasında ülkemiz de dahil olmak üzere zeka testleri kullanılıyor olsa da, birikmiş araştırma sonuçları disleksi ve diğer okuma sorunlarının her zeka düzeyine sahip çocukta görülebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla disleksinin zeka ile açıklanamayacağı, çocuğun zeka testi sonucuyla okuma becerisi arasındaki farka bakılarak tanı konulmasının yanlış bir pratik olduğu söylenebilir.
Disleksiyi sadece fonolojik beceri sorunu olarak değerlendirmek doğru ve yeterli midir?
Disleksinin açıklamasında fonolojik sorunların varlığını kabul etmekle beraber fonolojik sorundan çok bu sorunlara neden olan bilişsel süreçlere önem verilmelidir (Saraç, 2014).

DİSLEKSİ TANISINDA KULLANILAN TESTLER

Disleksi tanısı konulurken çeşitli testlerden yararlanılır. Bunlardan en önde gelenleri WISC-IV ve CAS’tir. Bu testlerle çocuk standardize edilmiş ve geçerliliği kanıtlanmış bir dizi alt testten oluşan değerlendirmeye tabi tutulur. Testlerin puanlandırılması ve her alt dalın kendi içinde ve genel sonuca göre değerlendirilmesi sonucu belli puan değerleri oluşur. Elde edilen sonuçlar baz alınarak çocuğa özel ve özellikle hangi alt dalda desteğe ihtiyacı olduğuna göre bir eğitim programı oluşturulur. Tanı sürecinde testlerde elde edilen sonucun yanında aynı zamanda evde ailenin, okulda öğretmenlerin ve başvurulan uzmanların gözlemleri de göz önünde bulundurulur. Ayrıntılı veriler toplandıktan sonra disleksi tanısı konulan çocuk ile daha kapsamlı ve doğru bir yaklaşım oluşturularak eğitim süreci başlatılır. Tanı sürecinde kullanılan WISC-IV testi sözel ve performans olarak adlandırılan iki ana alt daldan oluşur. Sözel ana alt dalı kendi içinde genel bilgi, benzerlikler, aritmetik, sayı dizisi, yargılama ve sözcük dağarcığı olarak altı dala ayrılır. Performans ana alt dalı ise resim düzenleme, resim tamamlama, parça birleştirme, küplerle desen verme, labirent ve şifre olarak altı dala ayrılır. Tüm dallardan gelen puanlar genel puan, sözel alt dalından gelen puan sözel alt puanı, performans alt dalından gelen puan ise performans alt puanı olarak adlandırılır. CAS (Cognitive Assessment System) testinde ise Planlama, Dikkat, Eşzamanlılık ve Ardıllık olarak dört alt ana dal bulunur. Bu ana dallar da kendi içlerinde kategorilere ayrılır ve her birinin puanı belirlenir. Genel puanın yanında alt dalların da kendi içlerinde puanlanması testi puanlayan uzmana asıl sorun alanıyla ilgili önemli bir bilgi sunar ve disleksi ile çalışırken büyük oranda fayda sağlar.

DİSLEKSİ NEDİR ?

Kişinin normal veya üstün zeka düzeyinde olmasına rağmen, okuma yazma, okuduğunu anlama, matematik gibi akademik becerilerde görülen gelişimsel bir özel öğrenme güçlüğüdür. Disleksi, genellikle ilkokul birinci sınıf döneminde, okumaya başlama aşamasında fark edilebilmektedir. Disleksi bir hastalık değil, ama okuma, anlama veya yazma ile ilgili zihinsel süreçlere ilişkin bir farklılıktır. Disleksili çocuklar okuma ve yazmada güçlük çektiği için öğrenme düzeyinde yaşıtlarının gerisinde kalabilirler. Aynı zamanda anlama bozukluğu, beceriler arası çelişki ve aşırı dikkatsizlik de disleksi öğrenme güçlüğü belirtileridir. Disleksi yaş ilerledikçe geçmez, yetişkinlikte de görülür.
Beyin üzerinde yapılan çalışmalar disleksisi olmayan bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksisi olan bireylerde ise sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Sol beyin yarımküredeki farklılıkların disleksiye neden olduğu düşünülüyor.

DİSLEKSİSİ OLAN ÇOCUĞA NASIL YARDIM EDİLİR ?

1. Sabırlı olun: Çocuğunuz veya öğrenciniz okuma güçlüğü çekiyorsa sabırlı olun ve ilginizi azaltmayın. Metinleri sesli okumasını isteyin. Sesli okuma esnasında hem çocuk, hem de siz nerelerde hata yapıldığını görebilir ve düzeltebilirsiniz. Sesli okuma, disleksi için iyi bir egzersizdir.
2. Motive edin: Öğrenme güçlüğü çeken çocukların özgüvenlerinde hasar oluşmaması için onları devamlı tebrik etmek gerekir. Her başarısını tebrik edin ve onunla gurur duyduğunuzu ifade edin. Bu davranış çocuğun başarma isteğini destekler.
3. Oyunlarla destekleyin: Sevdiği materyaller ile kendisini geliştirmesini sağlayın. Disleksili çocuklar oyunlarla yakından ilgilidirler. Doğru seçilmiş oyunlar disleksi egzersizleri niteliğindedir.
4. Başkalarıyla kıyaslamayın: Bu sadece disleksili çocuklar için değil; tüm çocuklar için geçerlidir. Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın ve öğrenme güçlüğü olan çocukların bu konuda çok daha hassas olabileceklerini unutmayın.
5. Özel Yeteneklerine Yönelin: Okuma bozukluğu veya genel adıyla öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların genellikle çok iyi olduğu özel ilgi alanları vardır. Onları keşfedin ve üzerine gidin. Çocuğunuzun başarısı onu motive edecek ve özgüvenini artıracaktır.
6. Dikkat dağıtıcı eşyaları kaldırın: Okuma bozukluğu, öğrenme güçlüğü çeken çocukların dikkat süreleri de oldukça kısa olabiliyor. Çocuğunuzun ders masasında dikkati dağıtıcı eşyalar olmamasına özen gösterin. Odasını da dağınık değil; her zaman düzenli tutun.
7. Öğrenmeyi eğlenceli hale getirin: Az önce oyunlardan bahsettik fakat okul ödevi, ders, kitap okuma gibi işleri de mümkün olduğunca oyunlaştırmaya çalışın. Örneğin, çocuğunuz ders çalışırken siz de bir şeyler karalayabilirsiniz. “Hadi birlikte ödevlerimizi yapalım” diyebilir, sırayla okuma gibi faaliyetler gerçekleştirebilirsiniz.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE ERKEN TANI

Pek çok araştırma erken tanı ve müdahelenin önemini vurgular. Araştırma sonuçları, risk grubundaki çocukların daha okul öncesi dönemde belirlenebildiğini ve uygun müdahale programı ile desteklendiğinde öğrenme güçlüğü tanısı alma oranlarının düştüğünü göstermiştir. Bu müdahale programları ile çocukların gelişimsel düzeylerini arttırmaya yönelik büyük motor, ince motor kas becerileri, dikkat, sosyal becerileri, erken okur yazarlık becerileri, dil becerileri geliştirilip ileriki yıllarda akademik hayatına sağlam bir temel oluşturulur. Erken tanı ile çocuklar eğitimlerine vakit kaybetmeden başlar ve gerçek potansiyellerini gösterip yaşıtlarına yetişebilmektedir

DİSLEKSİ ZEKA GERİLİĞİ DEĞİLDİR

Öğrenme güçlüğü kategorisi içinde değerlendirilen disleksi; okuma hızı ve kalitesi ile okuduğunu anlama ve anlatma becerisinin bireyin yaşıtlarına ve zekasına kıyasla beklenenin altında olma durumudur. Ebeveynler için en zor dönemlerden biri çocuklarının ilkokula başladığı ve okuma yazma öğrenmeye başladığı zamanlardır. İlkokula başlayan disleksili çocuklar, eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadığı için okuyamazlar, yazamazlar ve aritmetik işlemleri kavramada zorlanırlar. Ancak bu çocukların zeka düzeyinde bir gerilik yoktur. Hatta zekâsı yüksek çocuklarda da bazen disleksi sorununa rastlanabilmektedir. Çocuğu ilkokula yeni başlayan anne ve babalar bu dönemde farklı kaygılar yaşayabilirler. Örneğin arkadaşları okuma yazmayı sökerken çocuğunun geri kaldığını gören ebeveynler akıllarına çocuklarının zekasında bir problem olup olmadığını getirebilirler. Oysa ki okumayı sökerken her çocuk aynı performansı göstermemektedir ve bu sorun birçok farklı nedenden kaynaklanabilmektedir.

DİSLEKSİ NEDİR ?

Okuma (leksi) beynin lisanla ilişkili bir yüksek kortikal fonksiyonudur. Bu fonksiyondaki kısmi bozukluğa “disleksi”, tam kayba “aleksi” adı verilir. Günümüzde kabul gören tanımıyla disleksi; yeterli zekâ, sosyo-kültürel olanaklara ve alınan eğitim düzeyine rağmen okumayı öğrenmede ortaya çıkan güçlüklerdir. Disleksi bir hastalık değil, dil kazanımının farklı derecelerde etkilenmesi durumudur.
Okuma, insan yaşamındaki en önemli becerilerden biridir ve bu alandaki problemler kişinin ömür boyu birçok konuda güçlük yaşamasına neden olmaktadır. Okuma etkinliklerinin, okul gününün %83’ünü oluşturduğu düşünüldüğünde okumada yaşanan güçlüklerin bireyin okul yaşantısını ne deli etkileyeceği tahmin edilebilir. Bu nedenle disleksi, okumayla birlikte dinleme, konuşma, sürekli düşünme, kelimeleri oluşturma gibi tüm dil becerilerini ve bunun yanında diğer akademik alanlardaki becerilerini de olumsuz etkilemektedir. Akademik becerilerin yanında disleksinin, duygusal ve sosyal sonuçları olduğu da bilinmektedir.
Fatma ALTUNTAŞ – Sınıf Öğretmenlerinin Disleksiye İlişkin Bilgileri ve Dislektik Öğrencilere Yönelik Çalışmaları Hacettepe Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi 2010

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ (DİSLEKSİ) OLAN ÖĞRENCİLERİN ÖZELLİKLERİ

• Yazı yazarken çok yavaş ve satır hizasını tutturamayan bu çocuklar kalemi doğru tutamazlar, kramplı bir şekilde yazı yazarlar veya resim yaparlar.
• Dikte çalışmalarında harf dizisini doğru analiz edemezler, harfleri çabuk unuturlar ve yazı yazarken sayıları ve harfleri tersyüz ederler (13 yerine 31, b yerine d, p yerine q, m yerine w).
• Uzun süre bir konuya yoğunlaşamazlar, çabuk yorulurlar ve talimatları anlamadıkları için öğretmene sık sık soru sorarlar.
• Spor yaparken beceriksiz ve katı bir izlenim bırakırlar ve başka kişilere çarparlar.
• Miktar kavramı yaşlarına uygun olarak gelişmemiştir ve okuma yaparken sesleri birleştirmede zorluk yaşarlar.
• Mekansal ve zamansal bağlamları ile kısa öyküleri kolayca tekrarlayamazlar.
• Dikkatleri uyarımlar yüzünden çabuk dağılır ve davranış görevlerini unuturlar, yerlerinde oturamazlar, elleri ayakları durmaz, motor davranışlar açısından da huzursuzdurlar.
• İşbirliğinden kaçınırlar ve diğer çocuklarla çatışmalarda güçlerini ayarlayamadıkları için aşırı sert davranırlar.
• Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukta sabırsız davranma eğilimi vardır, bu da çocuğun dikkat ve konsantrasyonunu olumsuz olarak etkileyebilir.

İBRAHİM HALİL YURDAKAL – İlkokullarda okuma güçlüğünde yaşanan sorunlar ile eğitim uygulamalarına ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşleri – Yüksek Lisans Tezi 2014

DİSLEKSİDE TÜRLER

Her ne kadar dislekside bazı belirtiler ortak olsa da, bilim insanları birçok farklı tür disleksi saptamışlardır.
Edinilmiş disleksi: Yaşamın ileri evrelerinde ortaya çıkar ve genellikle genetik veya kalıtsal faktörlere bağlı değildir. Beynin okur yazarlıktan sorumlu olan dil alanlarını etkileyen travmatik bir beyin zedelenmesi veya beyin hasarı sonrası oluşabilir.
Gelişimsel disleksi: Bu tip disleksi genellikle en çok akademik ortamlarda görünür. Beyin hasarı ya da kazadan kaynaklanmaz ve doğumdan itibaren vardır.
Yüzeysel disleksi: Genellikle edinilmiş bir disleksi modelidir ama gelişimsel de olabilir. Yüzeysel disleksi sahibi çocuklar belirgin okuma zorlukları göstermezler. Bu tür disleksi görsel, sözcüksel ya da doğrudan sinir yollarında zayıf işleme ile ilgilidir.
Fonolojik disleksi: En yaygın disleksi türüdür. Temelinde gelişimsel bir disleksi türüdür. Fonolojik disleksi sahibi çocuklar uzun, tanıdık ya da alışıldık olmayan kelimeleri okurken çok zorluk çekerler. Ancak, tanıdık kelimeleri doğru okuyabilirler. Bu tür disleksi beynin dilin seslerini işlemekte sorumlu bölgelerinin zayıf olmasıyla ilgilidir. Yani bu disleksiye sahip çocuklar sözcüksel veya görsel yollarla okurlar ancak işitsel işlemede sorun yaşarlar.
Derin Disleksi: Edinilmiş bir disleksi türüdür. Birey var olan okuma becerisini yitirdiği için en ciddi disleksi türlerinden birisidir. Derin disleksikler hem sesleri çıkarmada hem de kelimelerin bütününü tanımda güçlük yaşarlar bu sebeple, hem fonolojik hem de görsel nöronal yollar zarar görmüştür.

DİSLEKSİ

Disleksi, kişinin öğrenme sürecinde yaşadığı farklılık olarak adlandırılan okuma, yazma ve aritmetik öğrenimindeki güçlü ve zayıf yanların birleşiminin gözlemlendiği bir okuma bozukluğudur. Dislektik bireyler aynı zamanda kısa dönem hafıza, sıralama ve bilgiyi işleme hızında güçlükler yaşayabilirler. Herkesin hayatında ihtiyacı olan bu beceriler kişinin etkili öğrenimi için gereklidir. Dislektik bireyler ile çalışırken kişinin ihtiyaçlarına ve gelişimine yönelik hazırlanan farklılaştırılmış eğitim programları, bu kişileri öğrenim ortamlarına dahil ederek doğru destek ve yönlendirme ile öğrenimin gerçekleşmesini sağlar.

DİSLEKSİ TANISI KONARKEN KULLANILAN TESTLER

Disleksi tanısı koymak için bazı psikometrik testler yapılmalı ve ayrıntılı öykü alınmalıdır. Akademik başarısı, ortantasyonu, ders çalışma alışkanlıkları, dokunsal algısı, ince-kaba motor becerileri gibi alanlar sorgulanır. Tanı koymak için öncelikle uluslararası tanı sınıflandırma sistemi olan DSM-5 kriterlerine bakmak gerekir. Tanı koymak ya da koymamak öncelikli değildir. Önemli olan var olan belirtileri ayrıntılı bir incelemek ve gerekli tedavi yaklaşımlarını çocuğa uygun bir şekilde planlamaktır. DSM-5 kriterlerine baktıktan sonra, Wisc-4 ve Cass testi yapılması gerekir. Bunun yanında sözel alt testler (genel bilgi, benzerlikler, aritmetik, sayı dizisi, sözcük dağarcığı), performans alt testleri (resim tamamlama, parça birleştirme), kazanılmış bilgi kategorisi (genel bilgi, aritmetik, bilgiyi kazanma ve kullanabilme yeteneği), saat çizim testi, okuma ve yazma becerilerinin incelenmesi, sağ-sol ayrımı testi gibi testler ve değerlendirmelerin de yapılması gerekir.

DİSLEKSİDE UYGUN EĞİTİM YÖNTEMLERİ

Dislektik çocukların hakları her ülkede farklılık gösterebiliyor; ancak genel bir çizgi üzerinden bakacak olursak dislektik çocuklar özel eğitim gereksinimi olan bir kategoride değerlendirilmiş ve hakları Çocuk Hakları Sözleşmesi (Birleşmiş Milletler, 1989) tarafından güvenceye alınmıştır. Bu sözleşmeye göre dislektik çocuklar ihtiyaçları doğrultusunda eğitim görme hakkına sahiptir.

DİSLEKSİDE ERKEN TANI VE TEDAVİNİN ÖNEMİ

Okuma güçlüğü olan çocuklar erken tanı aldığında ve uygun eğitim programıyla desteklendiğinde akranlarıyla aynı başarı oranını gösterebilirler; ancak öğrenme güçlüğü olan çocukların ciddi bir bölümü hiç tanı almamakta ya da geç tanılanmaktadır. Bu durum, öğrencinin ilerleyen sınıflardaki başarısı üzerinde etkili olduğu gibi kişiyi yaşamı boyunca da farklı derecelerde etkilemeye devam eder. Okuma güçlüğünün erken belirlenmesi önemlidir; çünkü çocuğun ihtiyacı olan desteği alamaması nedeniyle derslerinde yaşadığı başarısızlıklar onun hem kendine olan güvenini zedeleyecek hem de motivasyonunu düşürecektir. Bununla birlikte, okuduğunu anlama gücü beklenen düzeyde gelişmeyecek ve buna bağlı olarak, başta sözel dersler olmak üzere matematik ve fen bilimleri gibi derslerde de başarısı olumsuz yönde etkilenecektir.

DİSLEKSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Disleksi yaşam boyu süren bir durumdur. Doğru yardımla, disleksi olan birçok insan iyi okumayı ve yazmayı öğrenebilir. Erken teşhis ve tedavi ile dislektik bireyler, okula ve hayata tutunabilirler. Disleksi olan insanların çoğu, çok merkezli, yapılandırılmış bir dil yaklaşımı kullanarak özel olarak eğitilmiş bir öğretmen veya psikoloğun yardımına ihtiyaç duyar. Bu bireylere aynı anda birkaç duyu (işitme, görme, dokunma) içeren sistematik ve açık bir yöntemle öğretilmesi önemlidir. Disleksi olan birçok kişinin bire bir yardıma ihtiyacı vardır, böylece kendi hızlarında ilerleyebilirler. Ayrıca, disleksi olan öğrenciler genellikle otomatik kelime tanıma becerilerini geliştirmek için çok sayıda yapısal uygulamaya, ve acil düzeltici geri bildirime ihtiyaç duyarlar.

DİSLEKTİK KİŞİLER İÇİN TEKNOLOJİK ÇÖZÜMLER NELERDİR?

Yapılan araştırmalr sonucunda disleksi rahatsızlığının çözümüne yardımcı olmak amacıyla geliştirilen bazı uygulama ve teknolojik ürünler şunlardır;
*OpenDyslexic Font: Okunabilirliği artıran bu yazı tipi kullanıldığında hata oranında ciddi bir azalma olduğu ortaya konuldu.
*Word ProcessorsDisleksik: Çocukların kelimeleri doğru şekilde yazabilmelerini amaçlayan Word Processors, kelime örnekleriyle çocuklara yardımcı olmaya çalışıyor.
*Livescribe Smartpen: ‘Akıllı Kalem’ ile video, ses ve yazdıklarının kaydedilmesi sağlanıyor. Dislektik çocuklarla yapılan araştırmalarda çok faydalı olduğu saptanmış durumda.
*Oz Phonics: Gelişmemiş harf-ses ilişkileri üzerinde, kısa ünlü harfler ve 10 ünsüz harflik bulmacalarla desteklenen bir uygulama
*Dyslexia Quest: Bu uygulama özel olarak çalışma belleği, fonolojik farkındalık, işleme hızı, görsel ve işitsel hafıza ve sıralama becerileri üzerine yoğunlaşıyor.

BESLENME BOZUKLUĞUNUN DİSLEKSİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ NEDİR?

Disleksiye sebep olan faktörler araştırılırken çevresel faktörlerin de beyinde yapısal ve işlevsel farklılıklara sebep olabileceği anlaşılmıştır. Gelişimin erken dönemlerinde başlayan ve uzun süren ciddi beslenme yetersizlikleri beyin yapısında bu tarz değişikliklere yol açabilir. Bunun yanında vitamin ve mineral eksikliklerinin de öğrenme bozukluklarına yol açabileceği bilinmektedir. Beslenme bozuklukları öğrenme bozukluklarına yol açan çevresel faktörlerden biridir.

DİSLEKSİNİN ALT TÜRLERİ NELERDİR?

DisleKtik kişinin okuması yavaşsa, okuması sırasında duraklama ve tekrarlama hataları varsa bu tip disleksi algısal ( Perseptüel – P tipi ) disleksi, eğer okuma hızlıysa ancak kelime ve hece atlama hataları meydana geliyorsa dilsel (Linguistik – L tipi ) disleksi olarak adlandırılır.
İki tip disleksi arasındaki farkın beynin sağ ve sol yarım kürelerinden birinin diğerine göre farklı olmasından kaynaklandığı bilinmektedir. Örneğin L tipi dislekside beynin sağ yarım küresinin baskın oluşu neden gösterilirken P tipi disleksi de ise durum tam tersidir.

DİSLEKSİNİN TÜRLERİ NELERDİR?

Her ne kadar dislekside bazı belirtiler ortak olsa da, bilim insanları birçok farklı tür disleksi saptamışlardır.
Edinilmiş disleksi: Yaşamın ileri evrelerinde ortaya çıkar ve genellikle genetik veya kalıtsal faktörlere bağlı değildir. Beynin okur yazarlıktan sorumlu olan dil alanlarını etkileyen travmatik bir beyin zedelenmesi veya beyin hasarı sonrası oluşabilir. Gelişimsel disleksi: Bu tip disleksi genellikle en çok akademik ortamlarda görünür. Beyin hasarı ya da kazadan kaynaklanmaz ve doğumdan itibaren vardır.Yüzeysel disleksi: Genellikle edinilmiş bir disleksi modelidir ama gelişimsel de olabilir. Yüzeysel disleksi sahibi çocuklar belirgin okuma zorlukları göstermezler. Bu tür disleksi görsel, sözcüksel ya da doğrudan sinir yollarında zayıf işleme ile ilgilidir.
Fonolojik disleksi: En yaygın disleksi türüdür. Temelinde gelişimsel bir disleksi türüdür. Fonolojik disleksi sahibi çocuklar uzun, tanıdık ya da alışıldık olmayan kelimeleri okurken çok zorluk çekerler. Ancak, tanıdık kelimeleri doğru okuyabilirler. Bu tür disleksi beynin dilin seslerini işlemekte sorumlu bölgelerinin zayıf olmasıyla ilgilidir. Yani bu disleksiye sahip çocuklar sözcüksel veya görsel yollarla okurlar ancak işitsel işlemede sorun yaşarlar. Derin Disleksi: Edinilmiş bir disleksi türüdür. Birey var olan okuma becerisini yitirdiği için en ciddi disleksi türlerinden birisidir. Derin disleksikler hem sesleri çıkarmada hem de kelimelerin bütününü tanımda güçlük yaşarlar bu sebeple, hem fonolojik hem de görsel nöronal yollar zarar görmüştür.

GENETİK ETKENLER ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE YOL AÇAR MI?

Öğrenme güçlüğü tanısı alan çocukların aile üyelerinde görülme sıklığı genel popülasyona göre yüksektir ve ikiz çalışmaları hastalığın genetik etiyolojisini desteklemektedir (Doğangün, 2008) (akt. Altuntaş, 2010). Bazı araştırmacılar, öğrenme güçlüğü olan çocuk ve gençlerin %25-60’ında sorunun genetik olduğunu bildirmişlerdir. Birinci derecede biyolojik akrabalardan kardeşlerde benzer sorunlar gözlendiği gibi ana baba ya da diğer akrabalar geçmişte benzer zorlukları yaşadıklarını belirtmişlerdir
Altuntaş, F. (2010). Sınıf Öğretmenlerinin Disleksiye İlişkin Bilgileri ve Dislektik Öğrencilere Yönelik Çalışmaları.

DİSLEKSİ HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLAN ÖĞRETMENİN ÖNEMİ

Tanı koyma sürecinin gecikmesini, dolayısıyla da bireyin eğitim sürecinden eksikliklerle çıkmasını engelleyecektir. Dislektiklerin mümkün olduğunca erken tanılanması ile bireysel ihtiyaç ve üstün yönlerinin belirlenip kullanılmasıyla eğitimlerini başarılı bir şekilde tamamlamaları sağlanabilir
Altuntaş, F. (2010). Sınıf Öğretmenlerinin Disleksiye İlişkin Bilgileri ve Dislektik Öğrencilere Yönelik Çalışmaları.

DİSKALKULİ (MATEMATİKSEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ) YAŞAYAN BİREYLERDE ZİHİNSEL YETERSİZLİK YA DA DÜŞÜK BAŞARIDAN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ?

Matematiksel öğrenme güçlüğü, zihinsel yetersizlik ve düşük başarıdan farklı bir durumdur. MÖG yaşayan bireyler zihinsel engelli ya da düşük başarılı bireylerden farklı özelliklere sahiptirler. Özgül öğrenme güçlüklerine sahip bireylerin ortalama ya da ortalamanın üstünde bir zekaya sahip oldukları kabul edilir.
Mutlu, Y. (2016). Matematiksel Öğrenme Güçlüğü (Gelişimsel Diskalkuli). Matematik Eğitiminde Teoriler. Ankara: Pegem Akademi.

DİSLEKTİK ÇOCUĞA ONUN YANINDA OLDUĞUNUZU HİSSETTİRİN!

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların okul deneyimleri ve günlük yaşantılarında akranlarından daha yoğun iniş ve çıkışlar yaşaması normaldir. Bu sebeple çocuğun en başından itibaren ailesinden koşulsuz şartsız destek ve sevgi göreceğine güven duyması çok önemlidir. Ona olan sevginizin başarılarıyla orantılı olmadığını göstermelisiniz
Zorlukları anladığınızı gösterin; ancak eğitimcileriyle çalışıp faydalı stratejiler öğrendikçe ve alıştırmalar yaptıkça bu zorlukların üstesinden geleceğini de söyleyin. Akademik çalışmalarına ve hayatına ilgi göstermeniz onun eğitim ve gelişim alanlarında yanında olduğunuzu ve onu desteklediğinizi hissetmesini sağlayacaktır. Ödevlerini yaparken onunla birlikte çalışıp, gelişimleri ile ilgili pozitif ve yapıcı geribildirim verin.
“Ailemden muazzam destek gördüm. Beni cilalayıp parlatıyorlardı ve suyun üzerinde yürüyor gibi hissediyodum.” Toby Cosgrove, Dislektik, Ünlü Kalp Cerrahı, CEO ve Cleveland Clinic Başkanı.

DİSLEKSİYE YOL AÇAN TEK ETKEN KALITIMSAL ÖZELLİKLER MİDİR?

Herhangi bir nörolojik anormalliğin eşlik etmediği, öncesinde bir merkezli sistem hasarının olmadığı, kalıtımın önemli rol oynadığı bir bozukluk olan disleksi sonradan da edinilebilen bir bozukluktur. Sonradan edinilmiş disleksi, okumayı öğrenmiş kişilerde beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan okuma bozukluğudur ve yüzeysel, fonolojik disleksi olmak üzere iki temel alt tipi vardır.
Güzelaydın, A. (2016). Çalışan Yetişkinlerde Disleksi – İş Performansı İlişkisi: Çalışanlar Üzerinde Örnek İnceleme.

HAFIZA PROBLEMİ OLAN ÖĞRENCİLERİN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLERİ

-Sözlü bilgi verilirken dikkatini vermekte zorlanırlar,
-Söylenen bilgiyi hatırlamada ve uygulamada,
-İşitsel bilgiyi kısa süre hafızada tutabilmede,
-Tartışmadaki ana konuları takip edebilmede,
-Karışık sözlü talimatları uygulamada,
-Ses dizilimleri ya da seslerin kullanımı ile ilgili kuralları akılda tutmada,
-Kelime dizilimlerini hatırlamada,
-Bölümlerde geçen ana fikri yakalamada veya akılda tutmada,
-Sözlü olarak verilen bilgiyi uygulamada ve hatırlamada,
-Harita ve coğrafi planlarda sözlü telaffuz stratejilerini kullanmada,
-Yazılım hatalarını tespit etmede zorlanırlar.
Güzelaydın, A. (2016). Çalışan Yetişkinlerde Disleksi – İş Performansı İlişkisi: Çalışanlar Üzerinde Örnek İnceleme.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI ALMIŞ OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARININ KİŞİLER ARASI SORUN ÇÖZME BECERİLERİ

ÖÖG tanılı çocuklar kişilerarası ilişkilerinde akranlarına oranla daha sık sorun yaşamaktadırlar. ÖGG tanısı almış çocukların akıllarına gelen ilk çözümü uygulama eğilimlerinin fazla olması, eleştirildiğinde aşırı tepki göstermeleri, akranlarıyla iletişiminin zayıf olması, iletişim sırasında sözel olmayan ipuçlarını anlamada ve doğru yorumlamada yetersiz olmaları, kişilerarası iletişim becerilerini ve özgüvenlerini olumsuz etkilemektedir.
Özcan, H. (2017). Okul Öncesi Çocukların ve Ebeveynlerinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri ve Çocuklardaki Bu Belirtilerin Okul Davranışlarına Etkisi.

DİSLEKSİDE SADECE PROBLEME ODAKLANMAYIN!

Çocuğunuzun özgüvenini desteklemek için gösterdiği çaba ve güçlü yönlerini dengeli olarak övmeli, hassas ve yapıcı eleştirilerde bulunmalısınız. Çocuğunuzun şimdiden ne kadar yol kat ettiğini vurgulayın; bir zamanlar yürüyemiyor, konuşamıyor ve kalem tutamıyordu. Eğer bu yetenekleri öğrenebildiyse ileride, zaman ve pratikle diğer becerileri de öğrenebilir.
Evde küçük işler vererek, ufak oyunlar oynayarak ona olan güveninizi hissettirip sorumluluk bilincini ve kendine olan güvenini pekiştirebilirsiniz. Basit işleri başarması daha zor olanları denemesi için onu motive edecektir.
Özel destek yavaş ilerleyen bir süreçtir ve bu süre çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir; sabırlı olun ve bu süreçte gösterdiği olumlu değişimlere odaklanmayı unutmayın. Unutmayın ki büyük değişiklikler, küçük adımlarla gelir.

BEYİN KELİMELERİ NASIL OKUR?

Ses birimi üretimi: Sesli-sessiz harflerin seslendirilmesine yardımcı olur bu bölüm kelimeleri oluşturur. Yeni okumaya başlayanlarda aktif olur.
Kelime Düzenleyiciler: Yazılı kelimelerin analizini yapar. Kelimeyi oluşturan hece-ses-harfler uygun şekilde seslendirilir.
Otomatik Dedektör Bulucu: Görevi kelimeleri otomatik olarak tanımasıdır. Otomatik bulucu aktive edilir, okuyucu hızlı şekilde kelimeyi algılar.
Bu durum disleksilerde farklıdır. Sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine eşit büyüklükte ya da sol beyin yarım küresinin daha küçük olduğu durumlarda ortaya çıkar.
Disleksilerin sol beyin yarım küresi farklılıklarının bu bozukluğa sebep olduğu düşünülüyor.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARIN DUYGUSAL ALANDA YAŞADIĞI ZORLUKLAR

* Engel karşısında ani tepki gösterme,
* Ani tepkiye bağlı olarak çabuk öfkelenme,
* Yaşının altında sosyal rekabet duygusuna sahip olma,
* Düşünmeden hareket ettikleri için olaylar karşısında sebat gösterememe,
* Akranları ile olumsuz ilişki içerisinde olma,
* Değişikliğe uyum sağlamada zorlanma,
* İletişim bozukluğu yaşama ve benzeri özelliklere sahip oldukları ifade edilmektedir.
Özcan, H. (2017). Okul Öncesi Çocukların ve Ebeveynlerinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri ve Çocuklardaki Bu Belirtilerin Okul Davranışlarına Etkisi.

DİSLEKSİLİ ÇOCUĞUNUZA BAŞARI HİKÂYELERİNİ ANLATMAK

Özgül öğrenme güçlüğü olan ancak ilgi duydukları alanda çok önemli işler başarmış ve tanınmış isimler vardır; Albert Einstein, Mozart, Leonardo da Vinci, Walt Disney, Thomas Edison, Steve Jobs, Agatha Christie, John Lennon, Winston Churchill, Henry Ford, Jules Verne, Robin Williams, Orlando Bloom, Tom Cruise, Steven Spielberg, Jay Leno, Tommy Hilfiger, Muhammad Ali, Keira Knightley Cher, gibi. Bu hikâyeleri onlarla paylaşın ve başarılarından ilham alarak yüreklenmelerini sağlayın.
Dislektikler oldukça yaratıcı, olaylara farklı perspektiflerden bakan, ezber bozan bireylerdir ve dünyamız onlar olmadan çok sıkıcı bir yer olurdu. Çocuklarınızın da iyi bir ekip desteği ve güçlü yönlerinin desteklenmesi ile çok başarılı olabileceklerini unutmayın.

DİSLEKSİLİ BİR ÇOCUK İÇİN BİR İLGİ ALANI BELİRLEYİN

Çocuğunuzun pozitif deneyimler yaşayabileceği özel ilgi alanlarını desteklemek ve ona bir hobi edindirmek çok önemlidir. Bu uğraşın veya alanın ne olduğu önemli değildir; önemli olan çocuğunuzun kendini başarılı hissetmesi, kendine olan güvenini geliştirmesi ve sürekli çalışıp çabalayarak diğerlerine yetişmesi gerektiği hissini bir kenara bırakmasıdır
Özel bir ilgi alanı olmadığını düşünüyorsanız farklı alternatifler deneyip üzerine konuşabilir, çocuğunuzun en çok neden zevk aldığını öğrenebilirsiniz. Onu farklı alanlarda desteklemeniz ve yanında olmanız, size ve kendine olan güvenini de pekiştirecektir.
Bu konuda önemli bir diğer nokta da bu alanı sizin değil, çocuğunuzun belirlemesidir. Ebeveynin belirlediği bir alanda ilerlemek zorunda olduğunu hissetmesi çocuğun üzerindeki beklentileri karşılama baskısını artırarak daha çok stres ve psikolojik probleme sebep olabilir.

DİSLEKSİ TEDAVİSİNİN PSİKOLOJİK YÖNÜ

Öğrenmeyi ve okul başarısını etkileyen bu sorun daha büyük çerçeveden bakıldığında çocuğun özgüvenini ve benlik algısını da etkiliyor. Zekâ ile ilgili bir sorunları olmamasına rağmen disleksisi olan çocuklar çoğunlukla kendilerini “aptal” olarak nitelendiriyorlar. Hatta zaman zaman bunun gibi uygun olmayan yargıları çevrelerinde de duyabiliyorlar. Bu durum var olan öğrenme problemini güçlendirebiliyor ve çıkmaza sokabiliyor. Sonuç olarak hem çocuk hem de aile çok üzülebiliyor. Zamanında ve doğru müdahale bu yüzden çok önemli. Disleksi zekâdan bağımsız bir sorun ama zekânın doğru ve etkili şekilde kullanılması önünde engel oluşturuyor. Bu nedenle disleksi ile ilgili yürütülecek tedavi sürecinin psikolojik yönü oldukça kıymetli.

DİSLEKSİLİ ÇOCUKLARI DİSLEKSİSİ OLMAYAN ÇOCUKLARLA KIYASLAMAYIN

Özgül öğrenme güçlüğünün beyindeki yapısal ve işlevsel farklılıklardan kaynaklandığını unutmayın ve farklılığından ötürü çocuğunuzu yargılamayın. Disleksili bir çocuk yaşıtlarına ayak uyduramadığının farkında olabilir ve çabalarının yetersiz olduğu hissine kapılabilir; bu durum okulu oldukça stresli bir deneyim haline getirebilmektedir. Bu sebeple öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar kesinlikle diğer çocuklarla kıyaslanmamalı, onlara karşı sabırlı ve hoş görülü olunmalıdır. Üzgün, sinirli veya yılmış hissettiklerinde onlara diğer çocuklardan daha farklı bir şekilde öğrendiklerini hatırlatın. Bazen öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar diğerlerinden daha yavaş veya daha az zeki olduklarını düşünebilirler. Oysa bilim gösteriyor ki dislektik çocuklar normal ve üstü bir zekâya sahiptir; öğrenme ve öğrendiklerini işleme şekilleri farklıdır.

DİSLEKSİ TÜM HAYATI ETKİLİYOR MU ?

Disleksisi olan çocuklar eğitim hayatlarının başından itibaren “Aslında çok zeki ama…” ile başlayan cümleyi çok duyarlar. Aileler ve eğitimciler için kafa karıştırıcı olan ise çok daha zor şeyleri yapabilirken bir satır önce okuduğu kelimeyi bir sonraki satırda yanlış okumasıdır. Bu durum bazen çocuğun “yaramazlığına” ya da “dikkatsizliğine” bağlanır. Aslında sorun bu tespitlerden çok daha ciddi olabilir. Disleksi nörolojik temelleri olan bir sorundur. Ancak tanı koymak her zaman çok kolay değildir. Bunun bir nedeni bu sorunu yaşayan her çocuğun farklı özelliklere sahip olmasıdır. Tanının konabilmesi için bazı kriterler var: bireyin normal veya normal üstü zekâya sahip olması, okuma alanında yaşadığı sorunların yetersiz eğitim koşulları ve çevresel faktörlerden kaynaklanmıyor olması ve nörolojik bir hastalığın sonucunda ortaya çıkmış olmaması bu kriterlerin en önemlileridir.
Disleksi yalnızca çocuğun okuma-yazma alanını etkileyen bir sorun olarak kalmıyor. Okuma-yazmada zorlanan çocuk, okulda genel anlamda daha da zorlanmaya başlıyor. Arkadaşları için kolay olan okuma ve yazma onlar için büyük bir kâbusa dönüşüyor. Çünkü diğer kişilere göre çok daha fazla çaba harcamak zorunda kalıyorlar ve kendilerini doğal olarak kötü hissediyorlar. Bunun yanı sıra eksik, yanlış okumaları bir süre sonra arkadaşları tarafından alay konusu olmalarına neden olabiliyor.

DİSLEKSİDE UYKUNUN ÖNEMİ

Uyku her çocuk için önemlidir. Disleksi tanısı konmuş çocuklar ise gün içerisinde okuma, yazma ve okuduğunu anlama gibi becerileri yerine getirebilmek için daha fazla çaba harcadıkları için uyku düzenlerinin olması gerekir çünkü uyku gün içerisinde öğrenilenlerin pekiştirilmesine yardımcı olur ve öğrenmelerin daha kalıcı olmasını sağlar. Bu nedenle ebeveynlere çocukları yatmadan önce onlarla o gün ki öğrendiklerini tekrar etmeleri önerilir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARIN MÜZİĞE YÖNELİK ODAKLANMA VE RİTME EŞLİK ETME DURUMLARI

Öner, A.K. (2006) yaptığı çalışmada melodik yapıları dikkat çekici olan, sözleri kolay ve anlaşılabilir olan şarkılarda çocukların müziğe odaklandığı görülmüştür. Bununla birlikte, öğrenme güçlüğü çeken çocukların çoğunun ritmik yapısı kolay ve fazla tekrarlı olan şarkılarda ritme eşlik ettiği saptanmıştır. Ayrıca müziğin öğrenme güçlüğü çeken çocuklara cesaret verici ve güven kazandırıcı olduğu düşünülmektedir. Bazı öğrenme güçlüğü çeken çocukların, ritme eşlik durumunda da kendilerinden umulmayan performans gösterdikleri bulunmuştur. Öğrenme güçlüğü çeken öğrencilerin sosyal yaşantılarında müziğin etkisi göz ardı edilmemeli, okulda bireysel müzik eğitiminden çok grup ile yapılan müzik aktivitelerine yer verilmeli ve aile içerisinde daha fazla ve bilinçli bir müzik dinleme ortamı yaratılmalıdır.
Öner, A. K. (2006). Müziğin öğrenme güçlüğü çeken çocukların duyarlılıklarına etkisi (Doctoral dissertation, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

DİSLEKSİ TANISI NE ZAMAN KONULABİLİR?

Disleksi tanısı genellikle çocuk okula başladıktan 1-2 sene sonra konulması gerekse de disleksi belirtilerinin 5 yaşın altında da görülebileceğini gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Disleksili çocuk, çoğunlukla geç konuşan, söylenenleri anlamakta zorlanan, konuşması ve yazması kolay anlaşılmayan ve kelime haznesi sınırlı olan bir bireydir.
Yavuzer, H. (2018). Çocuğu Tanımak ve Anlamak. İstanbul Remzi Kitabevi.

OKUMADA NÖROLOJİK SÜREÇ

İnsan beyninde bir şeyler okurken ne olduğunu, nasıl bir mekanizmanın çalıştığını 1950’li yıllarda Hodgkin ve Huxley tarafından mürekkep balıklarının dev aksonları üzerinde yapılan araştırmalar sayesinde keşfetmeye başladık. Prof. Maryanne Wolf okumanın doğuştan gelmediğini sonradan bulunmuş bir icada adaptasyon sağladığımızı söyler. Wolf beynimizin okuma-yazma sırasında 3 ilkeye bağlı olarak çalıştığını söyler. Bunlar; beyindeki eski yapılar arasında yeni bağlantılar kurma, uzmanlaşarak örüntüleri tanıyabilme ve bu süreci otomatikleştirmedir. Bu ilkeleri gerçekleştirebilmemiz alfabenin bulunmasıyla çok daha basit ve hızlı bir hale geldi. Eski yazılarda bulunan okumalar semboller üzerinden olduğu için, sembolleri tanıma sürecin yavaş ilerlemesine sebep oluyordu. Kişi alfabeyi okurken beyinde ki görselliği yansıtan bölgeleri daha az kullanır fakat logografik bir yazı sisteminden okuma yaparken beyinde birçok alanın aktive olması gerekir. Örneğin Çince gibi logografik bir yazı sistemine sahip bir dili okurken beynimizde İngilizceye göre çok daha fazla bölge aktif olur. Beyin görüntüleme çalışmaları dişlektik bir birey ile dişlektik olmayan bir bireyin okuma sırasındaki beyin aktivasyonlarının farklı olduğunu ortaya koymuştur. Dislektik bir beyin sol yarı küre yapılanmalarını değil genellikle sağ yarım küre yapılanmalarını kullanmaktadır. Buna ek olarak dişlektik bireylerde okuma sırasında arka beyin bölgesinde dil ile alakalı olan kısımların aktivasyonunun düşük ve telafi edici olarak da ön beyin bölgesindeki dil alanında yüksek aktivasyon gözlemlenmiştir. Fakat beyindeki bu farklı aktivasyon değiştirilemez değildir ve özel öğrenme güçlüğü bulunan çocuklar uygun eğitim ile yaşıtları gibi okuyabilirler.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE NOT

Hangi programı kullanırsanız kullanın, başarı kadar harcadığı çaba için de çocuğu ödüllendirin, yüreklendirin. Çocuğun ısrarlı ve sebatkâr olmayı öğrenmesi de çok önemlidir. Çaba göstererek başarıya ulaşma örnekleri yaşanmadığı sürece, öğrenilmiş çaresizlik içinde, ne yaparsa yapsın öğrenemeyeceğini düşünür. Oysa öğrenme güçlüğü olan bir çocuğun motive olması çok önemlidir, çünkü böyle bir sorunu olmayan çocuktan çok daha fazla çaba harcaması gerekir.
Yavuzer, H. Okul Çağı Çocuğu. İstanbul Remzi Kitabevi.

OKUL ÖNCESİ DİSLEKSİ BELİRTİLERİ – GENEL GELİŞİM

*Çoğunlukla görülen ilgisizlik, dikkatsizlik
*Birtakım yönergeleri izlemede görülen sorunlar
*Zaman zaman uygun sözcüğü “bulmaya çalışma”
*Okuma öncesi etkinliklere ilgi göstermeme, bunun yerine resim yapma, boyama gibi (sözel olmayan) yaratıcı etkinlikleri yeğleme.
Yavuzer. H. (2018) Çocuğu Tanımak ve Anlamak. Remzi Kitabevi.

OKUL ÖNCESİ DİSLEKSİ BELİRTİLERİ – HAREKET VE DENGE

*Başkalarından yardım almaksızın giyinmede güçlük çekme ( 4 yaş ve yukarısı)
*Ayakkabılarını bağlamayı ya da düğme iliklemeyi geç öğrenme (2-3 yaş ve yukarısı)
*Ayakkabıyı doğru ayağa giymede yaşanan sorunlar (2 yaş ve yukarısı).
*Yürürken aşırı ölçüde takılma bir şeylere çarpma
*Topu yakalama, fırlatma ve topa vurmada güçlük çekme (3-4 yaş ve yukarısı).
Yavuzer, H. (2017). Çocuğu Tanımak ve Anlamak. Remzi Kitabevi.

DİSLEKSİYİ TEŞHİS ETMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Bir dizi soruyu cevaplama: Bu sorular çocuğunuzun gelişimi, eğitimi ve tıbbi geçmişi hakkında olabilir. Uzman, çocuğunuzun ailesel koşullarını bilmek isteyebilir ve ailede öğrenme güçlüğü olan kişiler olup olmadığını sorabilir.
Anketler. Uzman; çocuğunuz, aile üyeleri ya da öğretmenlerinin cevaplayacağı sorular yazabilir. Çocuğunuzun okuma ve dil becerisini belirleyecek testleri cevaplamasını isteyebilir.
Görünüm, işitme ve zihinsel (nörolojik) testler: Bu testler çocuğunuzda zayıf okuma yeteneğine neden olan ya da bunu arttıran herhangi başka bir rahatsızlık olup olmadığını belirlemeye yardımcı olabilir.
Psikolojik test: Çocuğunuzun psikolojik durumunu daha iyi anlamak için, uzman size ya da çocuğunuza sorular sorabilir. Bu çocuğunuzun yeteneğini kısıtlayan sosyal problemler, endişe ya da depresyon varlığını belirlemeye yardımcı olabilir.
Okuma ve diğer akademik yetenekleri sınama: Çocuğunuz bir dizi eğitim testinden geçebilir ve okuma becerilerinin ilerlemesi ve kalitesi bir okuma uzmanı tarafından analiz edilir.

OKUL DÖNEMİNDEKİ DİSLEKSİLİ BİREYLERDE GÖRÜLEBİLECEK BAZI ÖZELLİKLER

• Haftanın günlerini sayma, yirmiye kadar sayma, alfabeyi sayma gibi basit sıralamaları yapmakta,
• ‘gel-sel’ gibi kelime kafiyelerini anlamada,
• Aynı harfle başlayan kelimeleri hatırlamakta,
• Telaffuz sırasında,
• Elleriyle ritim tutarak şarkıya eşlik edip katılmakta,
• Sözcükleri hatırlamakta
• İnsanların, yerlerin isimlerini hatırlamada ve tarif edilen yolu hatırlamakta sıkıntılar yaşamalarıdır.

Kentli, F. D. (2009). Comparison of hidden curriculum theories. European Journal of Educational Studies, 1(2).

DİSLEKSİ NEDİR NE DEĞİLDİR ?

Disleksi okuma, yazma, heceleme ve bazı durumlarda konuşma becerilerinde kategorize edilen bir okuma bozukluğudur. Bununla birlikte bilgi işleme, koordinasyon ve denge kurma becerisi gibi alanlarda sorun yaşanmasıdır. Disleksi normal veya normal üstü zekâya sahip olan bireylerde görülür. Bu durumla ile ilgili yanlış bir algı disleksinin zeka geriliği ile paralellik gösterdiği şeklindedir. Disleksisi olan bireylerin zekâ geriliği yaşadıkları düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. Disleksinin neyi gerektirdiğini anlamanın en iyi yollarından biri de disleksinin aslında ne olmadığını bilmektir. En basit örneği ile disleksi bir tembellik ya da zekâ geriliği değildir ve aynı zamanda görme ile ilgisi yoktur. Bunun yerine beynin hem sözlü hem de yazılı dili nasıl işleyebildiği ile ilgili bir durumdur. Disleksi olan bireyler karmaşık düşünceleri kolaylıkla anlayabilirler, ancak genellikle bilgi işlemek için daha fazla zamana ihtiyaç duyarlar. Bunu yapmak için basılı bir kitabı okumak yerine sesli bir kitabın dinlenmesi gibi bilgiyi elde etmenin farklı yollarına ihtiyaç duyabilmektedirler. Bu durum disleksi olan kişilerin başarılı olamayacağı anlamına gelmez.

DİSLEKSİDE ERKEN TANININ VE ERKEN TEDAVİNİN ÖNEMİ

Okuma güçlüğünde erken tanı, bir çocuğun 5-6 yaşlarına kadar gelişim alanlarının ve becerilerinin
gözlemlenmesi yoluyla okuma yazma güçlüğü çekip çekmeyeceğinin belirlenmesidir.
En yüksek etkiyi görebilmek için disleksinin mümkün olduğu kadar erken tanılanmasının genel bir
gerçek olduğunu kişisel eğitim hedeflerini kolaylaştırmak ve erken müdahalenin etkilerini en yüksek
seviyeye çıkartmak için, okuma güçlüğünün mümkün olduğu kadar erken saptanması gerektiğini,
okuma güçlüğünün erken saptanmasının sadece akademik değil aynı zamanda davranışsal ve
duygusal sorunların önüne geçeceğinin farkında olunması gerekir.
Eğer tanılama erken sınıflarda ise göstergeler, öğrencilerin okumada ve okuduğunu anlamada daha
becerikli olduklarını göstermekte olduğunu, ama eğer okuma yönü zayıf olan öğrencilerin tanılaması
daha ileriki sınıflarda olursa okumada ve okuduğunu anlamada daha sonraki dönemleri de
etkileyecek şekilde zayıf olduğunu göstermektedir. Okuma güçlüğünün mümkün olduğu kadar erken
saptanması gerekir ve bunun için söylenen cümleyi tekrar etme, çocukluk döneminde anne eğitimi,
zaman yönetimi gibi bir takım etkenlerin sorunun tespit edilmesinde rol oynar.

EĞİTİMCİLERE ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ ÖNERİLER

a) ÇEVRENİN DÜZENLENMESİ

• Çocuğun oturduğu yerdeki dikkati dağıtıcı uyaranların az olmasına önem verilmelidir.
• Çevrede yer alan materyaller çocuğa tanıtılmalıdır.
• Çocuk, gerektiğinde kendisine yardımcı olabilecek bir arkadaşının yanına oturtulmalıdır.

b) MATERYALLER

• Okuma ve yazma ödevlerinde çocuk için düzenlemeler yapılmalıdır. (Yazı boyutu büyük, satır araları fazla olacak şekilde ayarlanabilir.)
• Somut materyallerle, sözel anlatıma destek verilmelidir.

c) KURALLAR ve GÜNLÜK RUTİNLER

• Sınıfa girerken, sınıfta ve ders dışı vakitlerde nasıl davranması gerektiği net olarak kendisine ifade edilmelidir.
• Kurallar yazı ile somutlaştırılmalıdır.

d) ÖĞRETİM

• Öğretilecek konu net olmalı, çocukların aktif katılımını sağlayacak özellikte ve uygun anlatım ritminde olmalıdır.
• Yönergeler net olmalıdır.
• Çocukların dinleme becerisi kazanması için çalışılmalıdır.
• Çocuğa zamanı programlama, ev ödevi tutma vb. gibi becerileri geliştirmesi için stratejiler öğretilmelidir.
• Çocuğun nasıl öğrenmesi gerektiği ile ilgili bilişsel stratejilerde bulunulmalıdır.
• Çocuğun uygulamalara ve derse katılımı teşvik edilmelidir.
• Grup çalışmalarında yaşına uygun görevler verilmelidir.
• Okuma çalışmaları başlangıç itibariyle çocuğun ilgi duyduğu alanlarla ilgili olmalı ve 2-3 cümleyi geçmemelidir.

e) DEĞERLENDİRME

• Çocuğa sunulan bilgileri, çocuğun kendi cümleleri yeniden ifade etmesi,
• Eğitim öncesi ve sonrası çocuğun performans değerlendirmesinin yapılması, ilerlemenin görülmesi açısından gereklidir.
• Çocuğun daha önce edindiği bilgiyle ve sonradan öğrendiği yeni bilginin arasında ilişki kurulması
• Çocuğun emeği ve çabası ödüllendirilmelidir.
• Aile ile sık sık işbirliği yapılmalı, eğitim ve öğretim ve değerlendirme sürecinin parelel yöntemlerle gitmesine özen gösterilmelidir.

Baykoç, N., Şahin, S. & Akoğlu, G. (2015). Özel gereksinimli çocuklar ve özel eğitim. (S.268-269.) Ankara: Eğiten Kitap Yayıncılık

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÇOCUKLARDA AKRAN İLİŞKİLERİ

Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar okuma, yazma, matematik, konuşma, muhakeme gibi alanlarda yaşıtlarının gerisinde kalmaktadırlar. Bu durum çocukları gerek ev ortamında, gerekse okul ve arkadaş ortamında akademik başarının yanında psikolojik olarak da etkilemektedir. Yaşıtlarına göre daha yavaş okuyan çocuk zaman zaman arkadaşları tarafından alay konusu olabilir. Bu yüzden sesli okuma yapmaktan ve eleştirilmekten korkarlar. Kendilerini ifade etmekte ve zaman zaman oyun kurmakta zorlanırlar. Bu yüzden de diğer çocuklar tarafından oyun dışı bırakılabilirler, yalnızlaşabilirler. Bu durumun önüne geçmek için çocuklarınızın yaşadıkları zorluklarla baş etmelerini sağlamak için onlara akademik ve psiko-sosyal gelişim desteği aldırın. Bu durumun kendiliğinden çözülmesini beklemek sadece çocuğun psikolojik olarak örselenmesine sebep olur. Aldıracağınız özel eğitim desteği sayesinde çocuk yapabileceğini görür ve özgüveni artar. Bunun yanında sosyal olarak desteklenebileceği grup programlarına katılarak “Arkadaş edinebiliyorum, benim gibi birçok çocuk var” düşüncesi ile rahatlama yaşar.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE SAHİP OLAN ÇOCUKLARDA ÖĞRETİM NASIL OLMALIDIR?

Öğretilecek konu açık anlaşılır olmalı, çocukların aktif katılımını sağlayacak şekilde ve uygun anlatım hızında olmalıdır.
Açık ve anlaşılır şekilde yönergeler verilmelidir.
Çocukların dinleme becerisi edinmesi üzerine çalışılmalıdır.
Çocuğa, zamanı programlama, ödev defteri tutma, ödevlerini bitirme vb. becerileri geliştirmeye yönelik stratejiler öğretilmelidir.
Çocuğun nasıl öğrenebileceği ile ilgili olarak bilişsel stratejiler konusunda rehberlik sağlanmalıdır.
Çocuğun derse ve uygulamalara katılımı için teşvikte bulunulmalıdır.
Grup çalışmalarında yapabileceği düzeyde görev ve sorumluluklar verilmelidir.
Okuma çalışmaları ilk olarak çocuğun ilgi duyduğu konularla ilgili olmalı ve 2-3 cümleyi geçmemelidir.
Çocuğun hatalarını kendisinin bulması için teşvik edilmelidir.

Baykoç, N., Şahin, S. & Akoğlu, G. (2015). Özel gereksinimli çocuklar ve özel eğitim. (S.269.) Ankara: Eğiten Kitap Yayıncılık

İLKÖĞRETİM ORTA ve YÜKSEK ÖĞRETİM DÖNEMİ GÖZLEMLENEBİLECEK ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BELİRTİLERİ

İLKÖĞRETİM DÖNEMİ

• Duygusal sorunlar

• Dikkati yoğunlaştırma da yaşanan sorunlar

• Okumayı öğrenmede yaşanan güçlükler

• El yazısını kullanmada yaşanan güçlükler

• Müfredatı takip etmede yaşanan güçlükler

• Sosyal ilişkilerde yaşanan güçlükler

• Başarısızlığı kabullenme eğiliminde yaşanan güçlükler

• Öğrenmeye karşı olumsuz tutum geliştirmede yaşanan güçlükler

• Yaşıtları arasından, arkadaş edinememe de yaşanan güçlükler

ORTA ÖĞRETİM ve YÜKSEK ÖĞRETİM DÖNEMİ

Ergenlik dönemi ile beraber öğrenme güçlüğü yaşayan kişilerin sergiledikleri davranışlarda belirgin farklılaşmalar gözlenir. Akademik başarıya ek olarak bu dönemde gelecek kaygısı da kendini göstermektedir. Bu dönemdeki kişilere sağlanan destek eğitim ve rehberlik uygulamalarının sınırlı olması, güçlükler ile başa çıkabilmeyi de zorlaştırmaktadır.

Bu döneme ait özellikler;

• Akademik başarısızlıkların birikimli etkilerinin bir sonucu olarak özgüven eksikliği,

• Sosyal ve Duygusal sorunlar

Baykoç, N., Şahin, S. & Akoğlu, G. (2015). Özel gereksinimli çocuklar ve özel eğitim. (Öğrenme güçlüğü olan çocuklar ve eğitimleri, S.263.) Ankara: Eğiten Kitap Yayıncılık

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE SAHİP ÇOCUKLARI OLAN AİLELERE ÖNERİLER

• Çocuktaki problem fark edilir edilmez bir uzmanla görüşülmelidir.

• Çocuğun akranları ile kıyaslanmamasına özen gösterilmelidir.

• Çocuğa karşı anlayışlı ve sabırlı olunmalıdır.

• Anne-baba olarak çocuğa karşı tutarlı davranılmalı, okuldaki personelle işbirliği yapılmalıdır.

• Çocuğun yetenekleri ve ilgileri göz ardı edilmemeli, gereksinimleri net olarak ortaya konulmalıdır.

• Özel eğitim gereksinimi unutulmamalı, ihtiyacı olan gelişimsel desteğin ve eğitimin verilmesi için gerekli özen gösterilmelidir.

• Özgüven kazanımı için çocuğun ilgi alanları dikkate alınarak sosyal aktivitelere yönelimi sağlanmalıdır.

• Çocuğa yönelik beklentilerin büyük olmamasına özen gösterilmelidir.

• Çocuk başarıları karşısında ödüllendirilmelidir.

• Çocuğun eğitimi ile ilgilenen sorumlu kişilerle işbirliğine girilmelidir.

Baykoç, N., Şahin, S. & Akoğlu, G. (2015). Özel gereksinimli çocuklar ve özel eğitim. (Öğrenme güçlüğü olan çocuklar ve eğitimleri, S.269.) Ankara: Eğiten Kitap Yayıncılık

DİSLEKSİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER NELERDİR?

En sık karşılaşma durumuna göre şu şekilde sıralamak mümkündür:
1. Disleksisi Olan Bireyler Geriye Okuma Yaparlar
Araştırmacılar, bu bireylerin harfleri ve kelimeleri geriye doğru görüp algıladıklarına dair her hangi bir kanıtın olmadığından bahsetmektedir. Onlara göre, disleksinin altında yatan ana problem görsel algı sorunları değil, fonolojik düzeyde dili işlemede yaşanan sorunlardır.
2. Erkeklerin Kızlara Oranla Disleksisi Olma İhtimali Daha Fazladır
Erkeklerin, kızlara oranla daha fazla disleksisi olduğu kanısı hala araştırma konusudur.
3. Sol El Kullananların Disleksisi Olma Oranı Daha Fazladır
Disleksisi olan kişilerin, bir kısmında solakların varlığından söz edilebilir fakat solaklığın varlığı disleksiye kesin bir işaret değildir.
4. Disleksisi Olan Bireylerin Hepsi Özel Yetenekli Bireylerdir
Disleksi ile zekâ arasında bir ilişki yoktur; her hangi bir zeka seviyesinde bu sorunla karşılaşılabilir.
5. Başarılı Bireylerin Disleksisi Olma İhtimali Yoktur
Eğer birey okulda başarılı bir öğrenciyse disleksisi olma ihtimali yoktur düşüncesi de başka bir yanlış kanıdır.
6. Zekâ Geriliği ile Disleksi Arasında İlişki Yoktur
Disleksisi olan bireylerin zekâ geriliği yaşadıkları düşüncesi gerçeği yansıtmamaktadır. IQ testleri ve disleksi arasında ilişki bulunmamaktadır.
7. Toplumlarda Disleksi Nadir Görülen Bir Durumdur
Disleksinin toplumlarda sık görülmeyen nadir bir durum olduğu söylemi de disleksi hakkında yanlış bilinen kanılardandır.
8. Bir Birey Okuyabiliyorsa Disleksisi Olamaz
Disleksili bireyler kelimelerin şekillerini hafızaya kaydederek, benzer hikâyeleri ezberleyerek, ilk harflerin ardından tahminde bulunarak okuma gibi farklı yöntemlerle bir süreye kadar okuma yapabilmektedirler. Buna karşın hafızaları onları belli bir yere kadar yardımsız götürmektedir.
9. Okuma Eğitimi Başlamadan Önce Bireyin Disleksisi Teşhis Edilemez
Okul ortamı içerisinde yer almadan ve okuma deneyimi ile tanışmadan önce disleksinin teşhis edilemeyeceği konusundaki inanışlar da yanlıştır.
10. Disleksi Çocuklarda Bulunur Yetişkinlerde Bulunmaz
Disleksinin sadece çocukluk döneminde olacağı yetişkinlerde disleksinin olmayacağı bir yanılgıdır. Disleksi hayat boyu devam eden bir süreçtir.
11. Disleksi Medikal Tedavi Yöntemleri ile Tedavi Edilebilir
Disleksi okuma alanında uzmanlaşmış kişilerin uygulayacağı değerlendirme yöntemleriyle teşhis edilir ve eğitsel yöntemlerle tedavi edilir. Yani disleksinin tedavisi vardır sadece tedavi medikal değil, eğitseldir.

BALCI, E. (2017). DİSLEKSİ HAKKINDA GERÇEKLER: DİSLEKSİ NEDİR VE NE DEĞİLDİR?. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(1), 1-17.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ İLE BİRLİKTE GÖRÜLME OLASILIKLARI YÜKSEK OLAN RAHATSIZLIKLAR

Özel öğrenme güçlüğü tanılı çocuklarda ek bir tanının da eşlik etmesi çok sık rastlanan bir durumdur. Genel olarak eşlik eden tanılar şu şrkildedir; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), karşıt olma karşıt gelme bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, enürezis ve depresyon. Okuldaki zorlanma sebebiyle çocuğun kendine olan güveninin düşük olması, çoğu zaman akran zorbalığına maruz kalması ve/veya çocuğun aile tarafından başarısız bir çocuk olarak görülmesi özel öğrenme güçlügüne eşlik eden bir çok rahatsızlığın oluşumuna zemin hazırlar. Bu sebeple ailelerin ve çocukların özgül öğrenme konusunda bilinçlendirilmesi bu tanıya sahip olan çocukların daha kendileri için daha sağlıklı bir çevrede yaşamaları açısından çok önemlidir.

Coşkun,N.,G.,Gürbüz,A.,G.,Çeri,U.,Doğangün.,B. (2018). Öğrenme Bozukluğu Olan Çocuklarda Psikiyatrik Eş Tanıların İncelenmesi, Anadolu Psikiyatri Dergisi. 19(1), 87-94.

DİSLEKSİ BİREYLERİ NASIL ETKİLER VE YAŞADIKLARI GENEL SORUNLAR NELERDİR?

Bireylere göre disleksi farklılık göstermektedir. Bireyin yapısı, aile desteği, çevresel faktörler, aldığı eğitimin süresi ve etkililiği bireydeki disleksinin yapısını değiştirmektedir. Tüm bunlara rağmen disleksi genel anlamda kelime tanıma, akıcı okuma, heceleme ve yazmada yaşanan güçlüktür. Disleksisi olan kişiler, okuma sorasında basit kelimelerin okumasında dahi pek çok kez hata yapmaktadırlar. Yavaş okurlar ve okurken de fazladan zorlanmaktadırlar. Kelime içerisinde yer alan harfleri karıştırmaktadırlar ve cümle içinde kelimeler iç içe geçmiş gibi veya kelimeler arasındaki boşluklar kaybolmuş gibi okumaktadırlar.
Disleksili olan bireylerin yaşadığı genel sorunlar:
-Konuşmayı öğrenmede gecikmelerin olması.
-Harfleri ve onlara ait olan seslerin gerektiği kadar öğrenilememesi.
-Sözlü veya yazılı dili organize etmede güçlük yaşanması.
-Numaraları ezberleyip öğrenmede sıkıntı yaşanması.
-Uzun okuma parçalarını anlamada ve takip etmede sıkıntı yaşanması.
-Yazı yazma güçlükleriyle karşılaşılması.
-Yabancı bir dil öğreniminde problem yaşanması.
-Matematiksel işlemleri gerçekleştirmede problem yaşanması.
Balcı, E. Disleksi: Tanımı, Sınıflandırması ve Belirtileri Dyslexia: Definition, Classification and Symptoms. Journal of Educational Studies, 4(2), 166-180.

DERS ÇALIŞMA BECERİLERİ VE DİSLEKSİ

Günümüz dünyasında çocuklar iyi bir eğitim almaya hak kazanabilmek için bir çok sınava girmek durumundadır. Çocukların bu sınavlarda belirli bir başarı düzeyini yakalayabilmeleri için ders çalışma becerilerine ihtiyaçları vardır. Ders çalışma becerilerini planlı çalışma, çalışma ortamını düzenleme, etkili okuma, ders dinleme, not tutma, etkili yazılı anlatım ve sınavlara hazırlanma olarak özetleyebiliriz. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklara ders çalışma becerilerini aşılamak oldukça önemlidir. Özel öğrenme güçlügü olan çocuklara ders çalışma becerilerini aşılayabilmek için model olma, yaratıcı etkinliklerden faydalanma, pekiştireç kullanımı ve ders çalışma becerilerini destekleyen programlar gibi materyaller ve yöntemlerden faydalanılabilir.
Kesiktaş, A.D.(2006), Ders Çalışma ve Özel Gereksinimli Öğrenciler, Özel Eğitim Dergisi. 7(1), 37-48.

DİSLEKSİ

Disleksi, beyindeki bilgi işleme merkezlerindeki problemlerden kaynaklı olarak ortaya çıkar. Disleksi olan çocuklar dil ile problemler yaşarlar. Bunun yanında bilgi işleme, koordinasyon becerisi, denge kurma becerisi gibi alanlarda sorun yaşarlar. Hareket yetileri yaşıtlarına göre daha yavaştır. Varlıkları kategorilere ayırmakta zorlanırlar. Okudukları kelimeleri akıllarında tutmakta zorlanırlar, kendileri sözel veya yazılı olarak ifade etmekte zorlanırlar.
Disleksi olan çocukları diğer çocuklardan ayıran en temel şey; özel eğitim desteği ihtiyacıdır. Erken teşhis, müdahale yöntemi,çalışan kişinin uzmanlığı disleksi ile baş etmede en temel esaslar olacaktır.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİSLEKSİ

Okuma bozukluğunu disleksi olarak 1917’de ele alan Hinscohewood disleksinin sinir sisteminden kaynaklı bir bozukluk olduğunu savunmuştur. Hinscohelwood’a göre parietel ve oksipital lobdan kaynaklanan bir güçlüktır. Orton(1937) disleksinin doğuştan geldiğini ve kaynağının beynin işleyiş biçimi olduğunu savunur. Bu yüzden dislektik çocukların ters yazdıklarını-okuduklarını bazı harfleri birbirine karıştırdıklarını savunur. Bu gibi disleksinin neden kaynaklandığına dair çeşitli yaklaşımlar olmakla birlikte disleksinin kesin sebebi henüz bilinmemektedir. Disleksi olan bireyler okuma, yazma ve matematikteki güçlüklerin yanında;
-Kendilerini ifade etmekte zorlanırlar
-Yön kavramını öğrenmekte, yön bulmada zorlanırlar
-Saatleri öğrenmekte ve zaman kavramını anlamlandırmakta zorlanırlar
-Koordinasyon gerektiren aktivitelerde güçlük yaşarlar.

DİSLEKSİNİN BELİRTİLERİNİN BİYOLOJİK NEDENLERİ?

Disleksisi olan çocuklarda, öğrenme bozukluklarının en çok görülen bozukluğudur. Disleksi, çocukların yüzde yedisini etkiler ve de, okuma ve heceleme zorluklarını etkiler. Disleksisi olan çocuklarda, diğer alanlarda başarılar görülürken, çocukların okuma ve yazmalarında problemler görülür. Nöro görüntüleme çalışmaları disleksi için evrensel bir temel gösterir. Disleksisi olan çocukların okumada zorlukları olabilir ve de bu zorluklar zekaya ya da eğitim olanaklarına göre değişmez. Disleksisi olan insanlar, kısa süreli hafızada problemler yaşarlar. Dislekside, beyin bölgelerin etkilemesi sonucu, işitsel işleme bölgelerinde bozulmalar görülür. Beynin bazı bölümlerinde olan bozulmalardan dolayı, okuma ve yazmada bozulmalar görülür. Dislekside, çocukların dille ilgili işleme becerileri zordur. Disleksi, çocuklarda kendini beklenmedik okuma problemlemleri olarak gösterir. Kelimenin doğru hatırlanmasında bozulmalar görülür. Kelimeler yanlış telafuz edilir.

DİSLEKSİYE DAİR MERAK EDİLENLER

Disleksi, özel bir okuma bozukluğudur. Bu bozukluğu olan çocuklar normal zekaya sahiptir. Disleksi, toplumun yüzde beşinden, yüzde on yedisine kadar gözükür. Disleksi, normal zeka seviyesine rağmen, daha çok yaşa uygun okuma becerileri geliştirememe ve yetersiz okumayla ilgilidir. Bunun temelide genetik kaynaklıdır. Disleksisi olan çocuklarda, dikkat, hiperaktivite gibi başka gelişimsel bozukluklar görülebilir. Dislekside; aynı zamanda işitsel, görsel belleğin işlenmesinde sıkıntılar çıkar. Belleğin işlenmesinde görülen sorunlara, örnek verilmesi gerekilirse; b ve p seslerini ayırt edememe gibi belirtilerle anlaşılabilir. Disleksinin yaşanışı kişiden kişiye değişebilir. Aynı zamanda, disleksi durumdan duruma da değişebilir. Belli bir durumda görülebilirken, başka bir alanda görülmeyebilir. Mesela, disleksi, okuma güçlüğüdür. Dördüncü sınıfın başında görülür ve kendini yavaş okuma, yanlış kelime okuma gibi problemlerle belli eder. Bir diğer örnek olan diskalkuli’de ise, matematiksel problemler görülür. Matematik terimlerini anlamakta, sembolleri benimsemek ve kullanmakta, durumları gruplara ayırmakta, matematik prensiplerini anlamakta problemler görülür.

Ellis, A. W. (2016). Reading, Writing and Dyslexia, A Cognitive Analysis, Routledge: NY.

DİSLEKSİSİ OLAN ÇOCUKLARA VERİLEN EĞİTİM DESTEĞİNİN İÇERİĞİ NE OLMALIDIR?

Disleksi nörolojik kaynaklı bir özgül öğrenme güçlüğüdür. Disleksisi olan insanlar, kelimeleri tanımakta güçlük çekerler. Okuduğunu anlayamama ve sözcük dağarcığının az olması gibi durumlar gerçekleşebilir. Aynı zamanda dispraksi adı verilen durum ile çocuklar; öz bakım, yazı yazma, bisiklet sürme gibi etkinliklerde zorluk yaşayabilir. Dispraksisi olan çocuklarda aynı zamanda sakarlık görülebilir. Bu yüzden, çocukların kişisel dengelerini sağlamak da önemli olacaktır. Disleksisi olan çocuklara ise özel eğitim programıyla desteklemek önemlidir. Özel eğitim programlarında; dersin başında çocuklara ne yapacağınızı kısaca anlatmak yararlı olacaktır. Çocuklara daha önceki derslerde öğrettiklerinizi sık sık tekrar etmek öğrenme sürecini pekiştirecektir. Disleksisi olan öğrencilere, kısa ve net talimatlar vermeniz onların öğrenme süreçlerini ileriye taşıyacaktır. Öğrenme süreçleri boyunca sık sık molalar vermek ve öğrencilerin su içmesini teşvik etmek, öğrencinin derse daha kolay odaklanmasını sağlayacaktır. Aynı şekilde, çocuklara eğitim verirken onların neresinde durduğunuzda; çocukların öğrenme süreçlerini etkileyecektir. Bir dersi anlatırken, öğrencinin tam karşısında değil, yanında durmanız; çocukların bilgiyi akılda tutmasını kolaylaştıracaktır.

Gabrieli, J. D. E. (2009). Dylexia: A New Synergy Between Education and Cognitive Neuroscience, 325(280), 280- 283.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLARDA YAZMA SÜREÇLERİ

Öğrenme güçlüğü olan çocukların yazmalarında hatalar görülür. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda yazdığını hatırlayamama, karıştırma ve atlama gibi güçlükler görülebilir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar, yazmayla ilintili olarak, parmaklarını tanıma, sağ ve solu ayırt etme, görselleri inceleme, saatleri yazmada ve uzamsal kavramları anlamakta sıkıntı çekerler. Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların hataları yazma bakımından yaşadıkları güçlüklerden dolayıdır. Bunun nedeni; yazma davranışının, karmaşık bilişsel bir süreç olmasından kaynaklanır. Öğrenme güçlüğü olan çocuklar yazma öncesi hazırlıklarda, taslak hazırlamada, düzeltmede ve paylaşma gibi yazmanın aşamalarında sorunlar yaşarlar. Özel öğrenme güçlüğüne sahip öğrencilerin yazma becerilerinin geliştirilmesi önemlidir.

Akçin. N. (2009). Öğrenme Güçlüğü Çocukların Yazma Sürecinde Gösterdiği Özellikler, M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 5-18.

DİSLEKSİNİN YAYGINLIĞI VE GENETİK BOYUTU

Öğrenme bozukluğunun sıklığı ve yaygınlığı
hakkında epidemiyolojik çalışmalar birbirinden oldukça farklıdır. Okul çağı çocuklarında %5 oranında olduğu, ancak genel olarak oldukça farklı sonuçlar (%1-33) bildirildiği görülmektedir.
Öğrenme bozukluğu ile ilgili yapılan çalışmalarda erkeklerde kızlara oranla daha fazla görüldüğü gösterilmişti, ancak daha sonra kızlarda da erkeklere yakın oranda görüldüğü ileri sürülmeye başlandı. Amerika Birleşik Devletleri’nde(ABD) yapılan çalışmalarda 6-12 yaş arasında öğrenme güçlüğünün erkeklerde %67, kızlarda ise %33 oranında olduğu, 13-17 yaş arasındaki erkeklerde %66, kızlarda ise %34 oranında olduğu rapor edilmiştir. Ancak halen çoğu çalışma özellikle okuma bozukluğunun erkeklerde kızlara göre daha fazla olduğunu savunmaktadır.

Genetik
Genetik çalışmaları özellikle okuma bozukluğu olan aileler ve çocukları üzerinde yapılmıştır. Bu çalışmalarda, ailesel geçiş özellikle öne çıkmakta ve tek başına en önemli etmen olarak vurgulanmaktadır. Aile çalışmalarında dislektik bir anne ya da babanın olmasının çocukta okuma bozukluğu için önemli bir risk etkeni olduğu belirlenmiştir.
İkiz çalışmalarında tek yumurta ikizlerinde konkordans (eş hastalanma) oranı %68-83, çift yumurta ikizlerinde %23-38 olarak verilmektedir. Genlerin zeka ve öğrenme üzerindeki etkisini test eden bir çalışmada 12 yaşındaki 5.000 ikizde, 4 farklı test (genel bilişsel kapasite, okuma kabiliyeti, matematik becerisi, dil becerileri) uygulanmış ve özellikle kalıtımın okuma ve matematik öğrenme kabiliyeti üzerindeki etkisi göze çarpmıştır.

Özçivit Asfuroğlu, B. ve Fidan, S. T. (2016). Özgül öğrenme güçlüğü. Osmangazi Tıp Dergisi, 38(Özel Sayı 1), 49-54

GELİŞİMSEL DİSLEKSİNİN TİPLERİ

Gelişimsel disleksinin bir çok tipi vardır. Gelişimsel disleksi kişiden kişiye değişiklik görülür. Gelişimsel dislekside; okuma, yazmada bozulmalar görülür. Disleksinin, bir çok tipi farklı şekillerde görülür. Gelişimsel disleksi, okuma yeteceğini kazanamayan bireylerde görülür. Disleksinin bir alt tipinde, sesli okurken bozulmalar görülür. Bazı bireyler anlamlı kelimeleri okuyabilirken, bazı bireyler anlamlı kelimeleri okuyamaz. Bazı bireyler ise anlamsız kelimeleri okuyabilirken, bazı bireyler ise anlamlı kelimeleri okuyamayabilir. Bazı bireylerde, okumada zorluk görülür; bazı bireyler ise yazmada bozulmalar görülür.

Castles, A., & Coltheart, M. (1992). Varieties of developmental dyslexia, Cognition, 149-180.

DİSLEKSİLİ ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN DİL FARKLILIKLARI

Özgül öğrenme güçlüğünün bir alt dalı olan dislekside, farklı dil kullanımları görülmektedir. Disleksisi olan çocuklarda, dili kullanma ve dili anlamayla ilgili sorunlar, dinleme, düşünce, konuşma ve yazmada problemler gözükür. Disleksisi olan çocuklarda matematiksel hesaplamalarda problemler gözükür. Disleksisi olan çocuklarda, dili öğrenmede güçlükler gözükür. Disleksisi olan çocuklarda ses üretiminde farklılıklar görülür; bu çocuklarda, sesleri ayırt etmekte ve sesleri harflerde eşleştirmekte zorlanırlar. Disleksisi olan çocuklarda görülen bir diğer farklılık ise, ses üretiminin yanı sıra, kelimelerle ilgili alanlarda görülen sıkıntılardır. Bu çocuklar, karmaşık kelimelerde güçlük çekmektedirler. Disleksisi olan çocuklar, cümleler karmaşıklaştıkça, cümleleri anlamakta zorlanırlar. Bu çocuklarda, okuma düzeyi zayıftır. Aynı zamanda, bu çocuklarda; yapıyı anlama ve kullanmada güçlükler gözükür.
Turan, F., & Yükselen, A. (2004), Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların Dil Özellikleri, Eğitim Bilim, 132 (29), 43-47

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Özellikle okul öncesi dönemde, özgül öğrenme güçlüğünün erken tanı konulması önemlidir. Erken çocukluk döneminde öğrenme güçlüğü, işitmede, görsel cisimleri algılamada, dokunarak tanımada, dil sorunlarıda, organizasyon sorunlarında, zaman sorunları şeklinde kendini göstermektedir. Okul öncesi çocuklarda, işitsel sorunlar, doğru kelimlerle konuşmak, yüksek sesle okunan hikayeleri anlamakta güçlük görülebilir. Bu çocuklarda, yetersiz sözcük dağarcığı, sözcükleri karıştırma, bazı harfleri karıştırmak gibi zorluklar belirtilir. Okul öncesi öğrenme güçlüğü olan çocuklarda, görsel nesneleri ayrıştırmada sorunlar görülür. Nesneleri kopyalamada isteksizlik görülür. Okul öncesinde öğrenme güçlüğü gözüken çocuklarda dil gelişiminde gecikme vardır. Çocukların kendilerini ifade etme becerileri zayıftır. Dil gelişimleri gecikmiştir. Çocuklar sıklıkla bebeksi konuşurlar. Bu gibi problemler ileride okuma problemlerine yol açabilir. Çocuklar organizasyon sorunları yaşarlar. Bu çocuklar zamanı iyi kullanmada zorluk yaşarlar. Çocuklar zaman sorunları yaşayabilirler, zamanı karıştırabilirler.

Aslan, K. (2015). Özgül Öğrenme Güçlüğünün Erken Dönem Belirtileri Ve Erken Müdahale Uygulamalarına Dair Derleme, Hacettepe University Faculty of Health Sciences Journal.

OKUMA GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUKLA OLAMAYAN NASIL AYIRT EDİLİR?

Okumada kullanılan belirli sıralamada yöntemler vardır. Okumanın kazanımında, çocuklar ilk olarak okuma için görselleştirmeyi kullanırlar. Görselleştirmede, resimler ve çevresel biçimlere bakarak, yazıyı tanıyabilirler. Böylelikle harf harf değilde, görsellerle bağlantı kuran çocuklar yazıyı daha çabuk öğrenirler. Bu dönemi takip eden dönemde ise çocuklar, sözcükleri okumak için harfleri bir araya getirirler. Böylelikle okuma süreci tamamlanmış olur.

Bahsettiğimiz süreçler, okuma güçlüğü olan çocuklarda daha farklı ilerler. Okuma güçlüğü olan çocuklarda okumayı anlama yavaştır ve de hatalı okuma gerçekleşir. Okuma güçlüğü olan çocukların anlamsız sözcükleri, tanıdıkları anlamlı sözcükleri ve yeni karşılaştıkları sözcükleri okuma güçlüğü olmayan çocuklardan daha yavaş okudukları bulunmuştur. Okuma güçlüğü olan çocukların yeni karşılaştıkları sözcükleri güçlüğü olmayan gruba göre daha hatalı okudukları belirlenmiştir. Okuma güçlüğü olan çocuklara okuma güçlüğü olmayan çocuklar ile karşılaştırıldıklarında ünlü ve ünsüz harfleri ayırt etmede daha yetersiz oldukları görülmüştür. Okuma güçlüğü olan çocuklarda baş ve son harflerin karışılabildiği görülmüştür. Bu gibi belirtiler bize okuma güçlüğü olan çocukların ayrımını yapmamıza yardımcı olur.
Baydık, B. (2006). Okuma Güçlüğü Olan Çocukların Sözcük Okuma Becerileri, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Özel Eğitim Dergisi, 7 (1), 29 – 36.

DİSLEKSİ VE OKUDUĞUNU ANLAMA

Okuduğunu anlama eylemi, bilişsel kapasitelerin kullanıldığı bir eylemdir. Kişinin disleksi gibi bir özgül öğrenme güçlüğüne sahip olması, kişinin okuduğunu anlama konusunda problem yaşamasına sebep olabilir. Çünkü, okuma yapısı gereği, hem anlama hem de anladığını kullanma gibi becerileri içinde bulundurur. Metinden anlamın çıkarılması, sözcükleri tanımayı ve sözcüklerden bir anlamın çıkarılmasını içerir. Disleksisi olan bireylerde bu seviyelerde bozulmalar görülmektedir. Bilişsel düzeyde de; okuma eyleminde, hafıza ve dikkat gibi bilişsel bileşenler kullanılır. Disleksisi olan bireylerde bu özelliklerin geliştirilmesiyle, kişinin okuma becerileri de geliştirilmiş olur.

Disleksisi olan bireylerde, kişinin okuduğunu anlaması için farklı yöntemler ve teknikler kullanılabilir. Bu yöntem ve teknikler bireyin ihtiyacına göre ayarlandığında okuma süreçlerinde daha fazla başarı elde edilir. Disleksisi olan bireylerde okuduğunu anlama sürecinin daha etkili olması için; görsel uyaranların (resimli metin kullanımı gibi) ve somutlaştırılma kullanımının, okuduğunu anlama sürecini kolaylaştırıldığı görülmüştür.

Referans:

Baz, D. Ş,& Baz, B. (2018) Okuduğunu Anlama Üzerine Bir Derleme Çalışması, Yıldız Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 01, 28–41.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE KAYGI VE DEPRESYON DÜZEYİ

Özel öğrenme güçlüğü tanısı alan kız çocuklarının sürekli kaygı puanları , özel öğrenme güçlüğü tanısı alan erkek çocuklarının sürekli kaygı puanlarından daha yüksektir. Hesap yapmakta güçlük çeken çocukların kaygı düzeyleri de kız çocuklarda erkeklerden daha yüksek çıkmaktadır. Yine öğrenme güçlüğü tanılı grupta kızlar için stres daha fazla kaygı ve çökkünlüğe neden olmaktadır
Araştırmalar sonucu görülmüştür ki özel öğrenme tanısı alan çocukların depresyon puana ortalamaları da farklıdır; özel öğrenme güçlüğü tanısı alan kız çocuklarının depresyon puanları , özel öğrenme güçlüğü tanısı alan erkek çocuklarının depresyon puanlarından daha yüksek çıkmıştır. Ergenlik dönemi açısından bakıldığında, dÖnemin kendine has gelişim görevlerine öğrenme güçlüğü kapsamında baş etmeleri gereken sorunların da eklenmesi depresyon riskini arttırmaktadır ve bu dönemde kızlar erkeklerden daha yoğun olarak depresyon duygusunu hissetmektedir.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE ERKEN TANI

Pek çok araştırma erken tanı ve müdahalenin önemini vurgular. Araştırma sonuçları, risk grubundaki çocukların daha okul öncesi dönemde
belirlenebildiğini ve uygun müdahale programı ile desteklendiğinde öğrenme güçlüğü tanısı alma oranlarının düştüğünü göstermiştir. Bu müdahale programları ile çocukların gelişimsel düzeylerini arttırmaya yönelik büyük motor, ince motor kas becerileri, dikkat, sosyal becerileri, erken okur yazarlık becerileri, dil becerileri geliştirilip ileri ki yıllarda akademik hayatına sağlam bir temel oluşturulur.

Erken tanı ile çocuklar eğitimlerine vakit kaybetmeden başlar ve gerçek potansiyellerini gösterip yaşıtlarına yetişebilmektedir.

OKUMA GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARDA SÖZCÜK OKUMA BECERİSİNİN İNCELENMESİ

Okuma güçlüğü çeken çocukların sözcük okuma becerileri incelendiğinde bu çocukların okuma çalışmalarında alfabetik/ses bilgisel stratejiyi tercih ettikleri ancak bu stratejiyi etkin bir biçimde kullanamadıklarını göstermiştir.

Alfabetik/ses bilgisel sözcük okuma stratejisi ise çocuğun sözcükleri okumak için harflerin seslerini bir araya getirdiğini ve sözcükteki harflerin sırasının önemine vurgu yapar.

Okuma güçlüğü çeken çocuklarla yapılan araştırmalar sonucunda anlamsız sözcükleri alfabetik/ses bilgisel strateji ile okuyabildikleri bulunmuştur. Okunabilen, telaffuz edilebilen, tanıdıkları anlamlı sözcükleri ve yeni karşılaştıkları sözcükleri okuma güçlüğü olmayan çocuklardan daha yavaş okudukları görülmüştür. Konuya okuma doğruluğu açısından bakıldığında ise okuma güçlüğü çeken çocukların anlamsız sözcükleri, yeni karşılaştıkları sözcükleri ve tanıdıkları anlamlı sözcükleri okuma güçlüğü olmayan gruba göre daha hatalı okudukları belirlenmiştir.

OKUDUĞUNU ANLAMA SÜRECİNDE ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER

Okuduğunu anlama, bir metnin anlaşılmasının yanı sıra yazarın mesajını, amacını ve stilini değerlendiren bir eylem olmakla birlikte ilkokul sürecinden başlayıp öğrencilerde geliştirilmesi amaçlanan bir beceridir. Ayrıca metnin gerçek anlamının ötesinde derin anlama odaklanabilmeyi ifade eder. Okuduğunu anlama dolaylı olarak gözlenebilen bir fenomendir ve aktif-kompleks bir bilişsel süreç olarak ele alınır.

Okuduğunu anlamanın hangi süreçlerde ortaya çıktığını ve geliştiğini inceleyen araştırmacılar okuyucunun bilişsel yapılarına odaklanmıştır. Okuma sürecinde sözcüklerin anlamını çözme ve dili anlama yeteneklerini aktif kullanan okuyucu metin ile etkileşim içindedir. Sözcüğün anlamını çözmekte zorlanan okuyucuların metinden anlam çıkarması da zorlaşmaktadır.

Okuduğunu anlama sürecinde bireylerin içinde bulunduğu bağlam da önemli bir faktördür. İçinde bulunduğumuz bağlam tecrübelerimizi; tecrübelerimiz de şemalarımızı, kelime hazinemizi, düşünme stilimizi vs. şekillendirir. Dolayısıyla çevresel faktörler okuduğunu anlama sürecindeki hazırbulunuşluk seviyesinde önemli bir etkiye sahiptir.

Okuduğunu anlama sürecinde etkili olan bir diğer faktör ise okuyucunun özellikleridir. Bireyin sahip olduğu bilişsel yetenekler ve içinde yaşadığı çevresel faktörler okuduğunu anlama becerisinin gelişimi üzerinde etkilidir. Sözel yetenek, hafıza, öğrenme stratejilerini uygulayabilme, metnin ana fikrini bulabilme, benzerlik-farklılık ilişkisini kurabilme, metnin özetini çıkarabilme, metni değerlendirebilme okuduğunu anlamayı pozitif yönde etkileyen ve geliştirilmesi gereken özellikler arasındadır. Bunun haricinde okuyucunun sahip olduğu bazı özellikler okuduğunu anlama sürecinde zorluk yaşamasına neden olabilir. Örneğin disleksi gibi öğrenme bozukluğu ve okuma güçlüğü bunlar arasında sayılabilir. Bu tür tanı alan bireylerin seviyesine uygun okuma hedefleri oluşturulmalıdır.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUK VE STRES

Öğrenme güçlüğü olan öğrenciler diğer normal öğrencilere göre eğitim ortamlarında daha fazla stres yaşarlar ve gerginlik hissederler. Aile ve akran ilişkilerindeki beklentilere karşılık vermede problem yaşarlar. Ayrıca normal çocuklara göre stresle başa çıkma mekanizmaları zayıftır.
Stres yaşayan özel öğrenme güçlüğü olan çocuk şu şekilde tepkiler verir:
1) Akademik performansta ani düşüş veya çıkış
2) Tutumlarda önemli değişimler
3) İçe çekilme veya patlama
4) Davranışlarda aşırı hareketlilik veya yavaşlama
5) Bitkinlik ve belirsiz hastalıkla ilgili şikayetler
6) Uyku problemi
7) Baş ağrısı
8) Alkol, madde kullanımı
9) Çeşitli nedenlerden okul veya sınav ortamlarından kaçmak
10) Yemek ve iştahta sorun

Öğrenme güçlüğü olan bireyler dünyada kendilerini tek ve yalnız hissederler. Başarısızlıklarından dolayı kendilerini suçlarlar ve bundan utanç duyup gizleme eğilimi taşırlar. Doğal olarak bu da problemin artmasına ve yardım alma ihtiyacının karşılanmasına neden olur. Böyle bireyler sorunları hakkında bilgilendirilip onlarla konuşulduğunda rahatlayabilirler.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÖĞRENCİ KİM DEĞİLDİR?

Öğrenme güçlüğü öğrencinin okuma yazma, matematik aritmetik beceriler, konuşma dinleme, akıl yürütme yeteneğini kazanma ve kullanabilmesinde yaşadığı zorluk olarak tanımlanır. Öğrenme güçlüğü tanımları genelde öğrenme güçlüklü öğrencinin sadece kim olduğuna açıklık getirir. Öğrenme güçlüklü öğrenci, zihin engeli, görme ve işitme gibi duyu organları özürleri, duygusal ve davranış bozuklukları nedeniyle öğrenemeyen öğrenci değildir. Örneğin işitme engeli dil ve konuşma gelişiminde gecikmeye neden olacak bir öğrenme problemi yatabilir. Ancak bu durum öğrenme güçlüğü olarak ele alınmaz. Çünkü problemin birinci dereceden kaynağı işitme engelidir. Fakat işitme engeline ek olarak bir öğrenme güçlüğü olabilir. Böyle bir durumda öğrenme güçlüğünün kaynağı araştırılmalıdır.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE TEDAVİ

Öğrenme güçlüğü tanısı alan bireylerin birbirinden farklı özellikler taşıdığı göz önüne alındığında çocuğun güçlü ve zayıf yönleri belirlendikten sonra BEP(bireysel eğitim programı) düzenlenir. BEP, bireyin algısal, motor, dil, bilişsel, sosyal ve duygusal alanlarına odaklanıldığı, normal müfredatın içine bu etkinliklerin yayıldığı, gerekirse akran öğretmenliği gibi yardımcı öğrenme ögelerinin kullanıldığı farklı birtakım program ve yöntemlerdir.

Eş zamanlı DEHB veya başka bir tanı alan çocuk ve ergenlerde değerlendirme ve tedavisinin sağlanması özel öğrenme güçlüğü çeken çocuğun hayat kalitesini ve akademik performansını yakından etkileyeceği için bu hastalıkların tedavisi başlanmalıdır.

Günümüzde ÖÖG tedavisinde farklı güncel yaklaşımlar(telerehabilitasyon, nörorehabilitasyon) denense de araştırmalar en iyi sonucların evde desteklenen, özel ilgi gösterilen, uygun çevre ve koşullarının sağlandığı çocuklarda olduğunu göstermiştir.