DİSLEKSİ NEDİR ?

Disleksi, ilk kez İngiliz Doktor W.P Morgen tarafından 1896 yılında tanımlanmıştır. Morgen’a göre Disleksi”Doğuştan kelime körlüğüdür.”

İlk olarak yapılan bu tanımlamadan sonra günümüze kadar birçok disleksi tanımı yapılmıştır.

Avrupa Disleksi Derneğine göre disleksi tanımı “Disleksi;okuma,heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılıktır.”

Disleksi, zeka düzeyi “normal veya normal üstü” olan,”okuma hızı,okuma kalitesi,okumayı öğrenme hızı,okuduğunu anlama- anlatma becerisi” yaşıtlarına ve zekasına kıyasla; beklenenin altında olan okuma bozukluğunun genel adıdır.

DİSLEKSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

-Okumayı öğrenirken zorluk yaşama
-Okuma hızının beklenenin altında olması
-Yazarken harf atlama
– Bozuk yazma
-Okurken harf atlama
-Okurken kelimeleri değiştirerek okuma
-Okumakta zorlanma
– Yazarken zorlanma
-Harfleri birbirine karıştırma (b,d,p gibi)
-Rakamları ters yazma (3-6-9… gibi)
-“6-9″,”3-8″,7-4″ gibi rakamları birbirinden ayırt etmede zorluk yaşama
-Okuduğunu anlama ve anlatmada zorlanma
-Sıralı ezber gerektiren konuları ezberlemekte güçlük çekme.(Ayların sırası,haftanın günlerini sıralama)
-Çarpım tablosunu ezberlerken veya ritmik sayarken zorlanma
-Renkleri karıştırma
-Sağı solu ayırt etmekte zorlanma
– Kendini,bir konu hakkında fikrini iyi ifade etmekte zorlanma
-Toplama ve çıkarma işaretini karıştırma
-Ayakkabılarını bağlama gibi motor becerilerde zorlanma
-Okula gitmek istememe
-Yazarken sıra,satır atlama
-İmla kurallarını uygun yazmakta zorlanma
-Noktalı ve noktasız harfleri yazarken ve okurken birbirne karıştırma

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE EŞLİK EDEN DİĞER PROBLEMLER

Özel öğrenme güçlüğüne sahip çocuklarda, yaşadıkları akademik zorluklara eşlik eden
bazı duygusal ve sosyal sorunlar görülebilmektedir. Bu nedenle ÖÖG’ne sahip çocukları
psikolojik olarak da değerlendirmek büyük önem taşır. Eşlik edebilen psikolojik sorunlar
arasında genellikle kaygı (anksiyete) bozukluğu, depresyon, olumsuz benlik algısı gibi
sorunlardan bahsedebiliriz. Okulda yaşadığı başarısızlık ve bekleneni verememe nedeniyle
yaşadığı stres, ilerleyen zamanda kaygı bozukluğuna dönüşebilir. Okula gitmek istememe gibi
kaçınma davranışları gözlemlenebilir, yetersiz ve değersiz hissedebilirler. Bu da depresif
duygudurumu tetikleyebilir. Bu gibi durumlarda muhakkak bir ruh sağlığı uzmanının
değerlendirmesinin alınması ve gerekiyorsa uygun terapi seçeneklerinin uygulanması sağlıklı
olacaktır.

DİSGRAFİ NEDİR?

Yazma güçlüğü (disgrafi) yaşayan çocuklar yaşıtlarına göre daha yavaş yazarlar. Harf, hece, noktalama ve dil bilgisi alanlarında problem yaşarlar. Yazı yazarken kelimeler arasında boşluk bırakmaz ya da bir kelimeyi parçalara bölerek düzensiz bir şekilde yazarlar. Disgrafi okuma ve yazma sürecinin başlamasıyla fark edilebilir. Sayıları ve harfleri ters yazma, yazı yazarken bazı sesleri atlama, kelimelerin içindeki bazı harfleri büyük harfle yazma, yazım ve noktalama kurallarına dikkat etmeden yazma ve kelimelerin arasında boşluk bırakmadan yazma belirtiler görülebilmektedir. Ayrıca bu öğrenciler kelimeleri hecelerine doğru ayırmada zorlanırlar, uzun sözlükleri yazmada güçlük çekerler ve yer değiştirme gibi hatalar yapabilirler. Yazma becerisinde güçlük yaşayan öğrenciler sınıfta tahtaya yazılanı defterine geçirmede, ev ödevlerini tamamlamada ve sınıf içi etkinliklere katılmada zorluklar yaşamaktadırlar. Okuma ve yazma süreci ilerledikçe öğrencinin sesleri, heceleri, kelime ve cümleleri yazması giderek zorlaşmaktadır. Bu güçlük sıklıkla akademik başarısızlığı da beraberinde getirebilmektedir. Akademik başarısızlıkla birlikte duygusal problemler da ortaya çıkmaktadır. Yaşanan bu duygusal sorunların öğrencilerin anlama becerilerini olumsuz etkilediği belirtilmiştir. Okuldaki öğretmenlerin özel öğrenme güçlüğü konusunda yeterince bilgisinin olmaması ya da kavram yanılgısı dışlanma gibi sorunları da ortaya çıkarabilmektedir. Ülkemizde yapılan bir çalışmada öğretmenlerin en fazla kavram yanılgısının olduğu ya da bilmedikleri kavramlardan birisinin de disgrafi olduğu ortaya çıkmıştır.

DİSLEKSİNİN BİREY ÜZERİNDEKİ NEGATİF ETKİLERİ

Okuma, yazılı kelimenin hakim olduğu modern toplumlarımızda
işleyebilmek için gerekli bir beceridir. Okuma, bir bireyin akademik bağlamda
öğrenme yeteneğinin temeli ve akademik başarı için esastır. Son on yılda iş
yerlerin gittikçe daha fazla okuryazarlığa önem vermekte ve düşük ücretli,
güvensiz işler bile günümüzde yeterli okuryazarlık becerileri gerektirmektedir.
Okuryazarlığın öğrenme ve istihdam fırsatları için temel bir çekirdek olarak
rolüne ek olarak, kişinin sağlığını yönetmek, sosyal olarak aktif kalmak, bilinçli
kararlar vermek ve politik olarak meşgul olmak için iyi okuryazarlık becerilerine
ihtiyaç vardır . Okuryazarlık, bu nedenle, temel bir yaşam becerisi olarak kabul
edilmektedir ve bu nedenle Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi
tarafından temel bir insan hakkı ilan edilmiştir. Bu nedenle akıcı okuma, bilgi
toplumumuzda sosyo-ekonomik başarı elde etmek için çok önemli kabul edilir.
(UNESCO,2005)
Disleksinin en kalıcı belirtisi, akıcı okumadaki bozulmadır. Akıcı bir
okuyucu olamama, sadece gelişimsel bir gecikmenin yansıması değildir,
yetişkinlik boyunca kalıcı olabilmektedir. (Ferrer ve ark., 2015) Gerçekten de,
iyileştirici öğretimin etkileri üzerine yapılan araştırmalarda, disleksiklerin
okuma akıcılığı sorunlarının, özel eğitim desteğine oldukça dirençli olduğunu ve
uzun bir okul temelli iyileştirme döneminden sonra bile, akıcı okuyucu olarak
devam edemediklerini göstermektedir. (Denton ve ark., 2013) Dolayısıyla,
disleksideki bozuklukların, toplumumuzda temel bir beceriye müdahale ettiği
için, kişinin yaşamdaki potansiyelini gerçekleştirme olasılıklarını sınırladığı
açıktır. Yaşam kalitesi üzerinde bir çok olumsuz bir etkisi vardır ve disleksi olan
çocuklar önemli stres faktörlerine maruz kalmaktadırlar; bunlar, depresyon ve
anksiyete semptomları dahil olmak üzere ciddi olumsuz psiko sosyal sonuçlar
olarak gösterilmektedir. (Daniel ve ark.,2006) Bu nedenle, disleksinin yaşam
kalitesini ne ölçüde etkilediğini araştırmak birincil ilgi konusudur, bu da
disleksinin klinikle ilişkisini tanımlamaktadır. Bir hastalık, engel veya bozukluk
nedeniyle yaşam kalitesindeki kaybı ölçmek için standart bir yöntem olarak;
Kaliteye Göre Ayarlanmış Yaşam Yılı (QALY) ölçüsü kullanılmaktadır. Bu ölçüyü
kullanarak, Hollanda'da (Hakkaart van Roijen ve ark, 2011) şiddetli disleksisi ve
komorbidite olarak dikkat eksikliği bozukluğu olan bireylerin yaşam kalitesi üzerine yapılan
bir çalışmada, (epilepsi tanısı alan bireylerin kaybıyla ve olumsuzlukları ile de benzerlik
gösterebildiği belirlenmiştir), yaşam kalitesinde
önemli bir kayıp yaşadıklarını ortaya koymuştur. Bu çalışma aynı zamanda ekonomik ve toplumsal
maliyetler açısından iyi tanımlama ve erken müdahalenin önemini vurgulanmaktadır.

Kaynakçalar
UNESCO . Education for All: Literacy for Life. UNESCO; London, UK: 2005.
Ferrer E., Shaywitz B.A., Holahan J.M., Marchione K.E., Michaels R., Shaywitz S.E.
Achievement Gap in Reading Is Present as Early as First Grade and Persists through
Adolescence. J. Pediatr. 2015;167.

Denton C.A., Tolar T.D., Fletcher J.M., Barth A.E., Vaughn S., Francis D.J. Effects
of Tier 3 Intervention for Students with Persistent Reading Difficulties and
Characteristics of Inadequate Responders. J. Educ. Psychol. 2013;105:633–648.
Daniel S.S., Walsh A.K., Goldston D.B., Arnold E.M., Reboussin B.A., Wood F.B.
Suicidality, School Dropout, and Reading Problems among Adolescents. J. Learn.
Disabil. 2006;39:507–514.
Hakkaart-van Roijen L., Goettsch W.G., Ekkebus M., Gerretsen P., Stolk E.A. The
Cost-Effectiveness of an Intensive Treatment Protocol for Severe Dyslexia in
Children. Dyslexia. 2011;17:256–267.

OKUMA VE BEYİN İLİŞKİSİ

Okuma aslında birçoğumuz için basit olan, üzerinde pek de düşünmediğimiz ve doğal
olarak yerine getirdiğimiz bir işlev gibi görünse de beynimizde birçok alanın etkileşimiyle
gerçekleşmektedir. İlk önce yazılı kelimelerin algılanması ile başlayıp, sonrasında beynimizin
görme merkezine ulaşması, bir diğer yandan harflerin seslere dönüşmesi ve okunan kelimenin
ne olduğu gibi süreçler devreye girer.
Okumanın beyinde nasıl başladığı ve okuma yapabilmek için beynin hangi alanlarının
aktive olduğu ise kısmi felç geçirip okuma yetisini kaybeden kişilerin beyinlerinin
incelenmesiyle bilimsel bir netlik kazanmış. Pittsburgh’taki Carnegie Mellon Üniversitesi
Bilişsel Beyin Görüntüleme Merkezi araştırmacıları olan Marcel Just ve Timothy Keller ise
öğrenmenin beyin üzerindeki etkisini merak ederek, 8 ve 12 yaşları arasındaki çocuklarla bir
araştırma yapıyor. Bir grup okuma güçlüğü yaşayan çocuklardan oluşuyorken, diğer grup
(kontrol grubu) ise normal düzeyde okuyabilen çocuklardan oluşuyor ve özel bir Manyetik
Rezonans Görüntüleme tekniği ile bu çocukların beyinlerini inceliyorlar. Bu cihaz ile “beyaz
madde” adı verilen beynin değişik bölgeleri arasında bilgi akışı sağlayan alanlara bakıyorlar
ve okuması zayıf olan çocukların beyinlerindeki beyaz maddenin yapısal kalitesinin, normal
okuyan çocuklarınkine kıyasla daha düşük olduğunu görüyorlar. Bu sonucun sonrasında
okuması zayıf olan çocuklara bir sonraki ders yılında 100 saatlik özel bir çalışma
uyguluyorlar. Çalışmada öğrenciler belli kelime ve cümleleri defalarca tekrar ediyor ve
okumalarını ilerletiyorlar. Çalışmanın bitiminde bu çocukların beyin görüntülerini tekrar
inceliyorlar ve önemli bir fark buluyorlar. Uygulanan bu yoğun çalışmayla, çocukların okuma
yeteneklerinin gelişmesinin yanında, beyinlerindeki beyaz maddesinde de iyileşmeler
görüyorlar. Beyinlerinde daha fazla iyileşmeye sahip çocukların, okumalarında da daha fazla
iyileşme olduğunu gözlemlemeleri ise bize, öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların aslında özel
destek eğitimi almalarının ne kadar önemli olduğunu ve bu zayıf alanın geliştirilebileceğini
kanıtlar niteliktedir.

Kaynak:
Karaçay, B. (Eylül,2011). Okuyan Beyin. Bilim ve Teknik, 20-27. Erişim adresi

https://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yaziForm1.pdf?cilt=44&sayi=747&sayfa=20&yaziid=32228

Öğrenme Güçlüğünün Türleri Nelerdir?

Öğrenme bilginin kazanılmasıdır, öğrenme güçlüğü ise bilginin kazanılma sürecinde
yaşanılan zorluktur diyebiliriz. Öğrenmede zorluk yaşayan bireyin hangi alanda, hangi
nedenle öğrenemediğini belirlemek önemlidir. Ayrıntılı olarak bakıldığında alanda belirlenen
güçlükler arasında okuma, yazma, dinleme, okuduğunu anlama, konuşma, imla, matematik
problemlerini çözme ve hesaplama yapma gibi beceriler bulunmaktadır. Genelinde ise bunları
okuma güçlüğü (disleksi), yazılı anlatım güçlüğü (disgrafi) ve aritmetik güçlüğü (diskalkuli)
olarak 3 grupta toplayabiliriz. Her bir çocuğun öğrenme özellikleri farklılık gösterebilmekte,
örneğin bir çocukta yazma güçlüğüne okuma güçlüğü eşlik edebilmekte veya sadece tek bir
alanda güçlük yaşayabilmektedir. Bu 3 alanı ayrıntılı açıklayacak olursak;
Okuma güçlüğü yaşayan bireyler sözcükleri doğru okumada, okuduğunu anlamada
zorluk yaşarlar. Okuma ve yazmayı öğrenmede yaşıtlarına göre gecikmeler görülür. Bu
gecikmeyle beraber okuma ve yazma hızlarında da yaşıtlarına göre daha yavaştırlar. Harf,
hece, satır atlayabilirler. Okurken bazı harfleri, sayıları karıştırır, ters okuyabilirler.
Yazılı anlatım güçlüğü yaşayan bireyler, düşüncelerini yazı ile aktarma konusunda
zorluk yaşarlar. Bunlar arasında harflerin şekillerinde bozukluk, yanlış yazma, okunaksız el
yazısı, yazım hatalarının olması gibi sorunlar görülebilmektedir.
Aritmetik güçlüğünde ise bireyler rakamları ve sembolleri ayırt etmede zorluk yaşayıp,
karıştırabilirler. Örneğin 6 ve 9’u karıştırma veya 32 yerine 23 okuma gibi hatalar
yapabilirler. Kendisinden sıra ile söylenmesi istenen sayıların yerlerini karıştırabilirler.
Bunların yanında yapılması istenen işlemlerin sırasını izlemekte zorlanabilirler.

Kaynak:
Pekel, D. (2010). Özel Öğrenme Güçlüğü Olan ve Olmayan Çocukların Üst Bilişsel Özelliklerinin
Karşılaştırılması. (Yüksek lisans tezi). İstanbul Üniversitesi, İstanbul.

DİSLEKSİNİN NEDENLERİ NELERDİR?

Disleksi nedenleri ile ilgili yapılan çalışmalarda, bu bozukluğun sağlam bir
genetik bir temeli olduğu ve disleksinin aile içinde görülme eğiliminin kişide
görülme ihtimalini arttırdığı görülmüştür. Kesin genetik mekanizmalar ve
kalıtım kalıpları bilinmemekle birlikte araştırmalar, disleksi için gen veya genleri
içerdiği görülen birkaç kromozom tanımlamıştır. Ailevi çalışmalar (Schulte ve
ark., 1996) ve spesifik kromozomların tutulumu ile ilgili keşifler, disleksinin
genetik temelini açıkça göstermektedir. 6 ve 15 numaralı kromozomlar buna
dahil edilmiştir. Açıkçası, çevresel faktörlerde bir rol oynadğı, ancak genetiğin
rolü oldukça güçlü olduğu gözükmektedir. Castles ve arkadaşları (1996)
tarafından yapılan bir çalışmada, fonolojik disleksinin (bireylerin sözde
kelimeleri okumakta daha fazla sorun yaşadığı) ortografik disleksiden
(bireylerin istisna sözcükleri okumakta daha fazla sorun yaşadığı) daha
kalıtımsal olduğunu bulmuştur. Aynı zamanda nedenler arasında çok düşük
doğum ağırlıklı çocuklar, yani doğum ağırlığı 1500 gramın altında olan çocuklar,
disleksi ve diğer öğrenme bozuklukları için önemli risk altındadır. Ne yazık ki, bu
çocukların bu yönden tanınması daha az olasıdır (Sameulsson ve ark.,1999)
Değerlendirme kısmındaki literatüre bakıldığında, yaşına göre uygun
olmayan okuma ve yazma becerileri probleminden şüphelenilen her birey (çocuk
veya yetişkin) bir değerlendirmeye alınmalıdır. Bu değerlendirme okullarda ve
çeşitli danışmanlık merkezlerinde yapılabilmektedir. Değerlendirme, okuma,
yazım ve aritmetik becerilerin kapsamlı bir ölçümünü içermelidir. Son
araştırmaların gösterdiğine göre, sadece IQ puanı yeterli değildir; ancak
literatüre rağmen, bazı yetki alanları hala bir IQ testi baş gereklilik olduğunu
göstermektedir. Çalışmalar bu durumun bazen uzun süreçli bir durum olarak
adlandırılabileceğini çünkü ya test için uzun bir bekleme süresi vardır – bazen
birçok okul bölgesinde bir ila iki yıla kadar – ya da ebeveynler veya bireylerin
testi almak için özel bir psikoloğa gitmesi gerektiğini ki bunun oldukça pahalı ve
birçok bireyin finansal erişiminin dışında bir durum olabileceğini görülmüştür.
(Pennington, 2001)
Göçmen disleksili çocuklar üzerine yapılan nadir de olsa çalışmalar
vardır. Özellikle büyük şehirlerde, okulda anadilinden başka bir dilde eğitim
gören önemli sayıda çocuk görülmektedir. İkinci dil olarak İngilizce öğrenen

çocuklar üzerinde bazı araştırmalar yapılmıştır, ancak ikinci dil olarak Fransızca
öğrenen göçmen çocuklar hakkında çok az araştırma yapılmıştır. Genel olarak,
bu araştırmalar göçmen çocukların okula ilk birkaç sınıfta girip iyi bir eğitim
aldıklarında, göçmen olmayan akranlarına yetişebileceklerini bulmuştur.(Lesaux
ve ark. 2003) Bilinmesi gereken diğer önemli olan, birkaç ay veya bir yıllık
İngilizce eğitiminden sonra hala önemli zorluklar yaşayan çocukların disleksi
şüphesi olabileceğidir. Çoğu zaman, bu çocuklar göz ardı edilmekte ve sorunun,
ana dillerinin İngilizce olmamasından kaynaklandığı varsayılmaktadır. Gerçekte,
ilk dilleri İngilizce olmasa bile okulda mücadele eden çocuklar disleksik olup
olmadıklarını belirlemek için taranmalı ve değerlendirilmelidir. İlk dili İngilizce
olmayan çocukların okulu bırakma oranlarının önemli olduğu düşünüldüğünde
disleksi olasılığının araştırılması çok önemlidir. (Hutchinson ve ark, 2004)

KAYNAKÇALAR
Hutchinson JM, Whiteley HE, Smith CD, Connors L. The early identification of
dyslexia: Children with English as an additional
language. Dyslexia. 2004;10:179–95. 
Lesaux NK, Siegel LS. The development of reading in children who speak English as
a second language. Dev Psychol. 2003;39:1005–9
 Pennington BF. (2001) Genetic and neurological influences on reading disability: An
overview. Reading and Writing. 1991;3:191–201
Sameulsson S, Bylund B, Cervin T, et al. The prevalence of reading disabilities
among very-low-birth-weight children at 9 years of age-dyslexics or poor
readers? Dyslexia. 1999;5:94–112. 
Schulte-Korne G, Deimel W, Muller K, Gutenbrunner C, Remschmidt H. Familial
aggregation of spelling disability. J Child Psychol Psychiatry. 1996;37:817–22. 
Castles A, Datta H, Gayan J, Olson RK. Varieties of developmental reading disorder:
Genetic and environmental influences. J Exp Child Psychol. 1999;72:73–94

Özel Öğrenme Güçlüğü ve DEHB

Özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG) ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
(DEHB), çocuklukta teşhis edilen en yaygın bozukluklardan ikisidir ve her biri
nüfusun yaklaşık% 5'inde görülür. (APA, 2000). DEHB'li çocukların% 80'inden
fazlası ve ÖÖG'li çocukların% 60'ı en az bir ek tanı kriterini karşılar. (Willcutt &
Pennington, 2000a, 2000). Yaygın olarak disleksi olarak adlandırılan ÖÖG,
geleneksel öğretime, yeterli zekaya ve sosyokültürel fırsatlara rağmen, beklenmedik,
spesifik ve kalıcı bir verimli okuma becerisi edinme başarısızlığı olarak tanımlanır.
(APA, 2000). DEHB, aşırı aktivite, kısa dikkat süresi ve dürtüsellik ile karakterize
edilen en yaygın gelişimsel bozukluklardan biridir. (APA, 2000). Nöro görüntüleme
ve moleküler genetik alanındaki son gelişmeler, DEHB'nin nörobiyolojisine ilişkin
anlayışları geliştirmiştir. (Curatolo ve ark. 2008).
Psikiyatrik komorbiditeler, genellikle karşıt gelme bozukluğu, davranış
bozukluğu, anksiyete ve depresyonu da içermektedir.(Jensen ve ark., 2001). Dikkat ve
öğrenme problemleri sıklıkla birbiriyle ilişkili ve bir süreklilik içinde kabul edilir
(Mayes, Calhoun & Crowell, 2000). İki bozukluk arasında çift yönlü bir ilişki vardır,
çünkü disleksi olan çocuklar DEHB için (Willcutt & Pennington, 2000) veya DEHB
olan çocukları disleksi (Sanson, Prior & Smart, 1996) açısından incelediğinde eştanı
oldukça yüksektir. Okuma güçlükleri, hiperaktivite veya dürtüsellikten ziyade
ağırlıklı olarak dikkat ağırlıklı DEHB türü ile güçlü bir şekilde ilişkili görünmektedir.
(Willcutt ve Pennington, 2000).
Dahası, DEHB deneklerinde yazılı anlatımdaki sorunlar daha yaygın
görünmektedir. (Mayes ve Calhoun, 2007). Bazı çalışmalar, eş tanı ÖÖG'nin, daha
ileri sürmüştür; bu çocuklar hem yürütme hem de diğer işlevlerde daha fazla
bozuktur.(Purvis,2000)Eş tanılı sorunları olan çocuklar, düşük benlik saygısı,
davranış sorunları ve okulu bırakma gibi ikincil sorunlara ve sadece DEHB veya
ÖÖG tanısı alan çocuklara kıyasla daha kötü sonuçlara sahiptir. (Willcutt ve diğerleri,
2001). Dahası, ÖÖG ve DEHB komorbid hastaları diğer yıkıcı bozukluklar açısından
daha yüksek risk altındadır (Willcutt & Pennington, 2000b). ÖÖG'nin eş tanılı
çocukların davranışsal sonuçları üzerinde etkileri olabileceği olasılığı ile tutarlı bazı
kanıtlar vardı; ÖÖG, eşlik eden problemleri olan çocuklarda davranış bozukluğu
özelliklerinin ileride kalıcılığına katkıda bulunabilir. Bu nedenle, erken teşhis ve
müdahale, etkilenen deneklerin sonucunu iyileştirmek için önemlidir. (Chadwick,
1999).

American Psychiatric Association. 2000. Diagnostic and statistical manual of mental
disorders, 4th edition (DSM-IV text revision). Washington, DC: American Psychiatric
Association. 
Willcutt, E. G., Pennington, B. F., Olson, R. K. and Defries, J.
C. 2007. Understanding comorbidity: A twin study of reading disability and attention-
deficit/hyperactivity disorder.. American Journal of Medical Genetics. Part B,
Neuropsychiatric Genetics, 144B: 709–714.
  
Curatolo, P., Paloscia, C., D'Agati, E., Moavero, R. and Pasini, A. 2008. “The
neurobiology of attention deficit/ hyperactivity disorder.”. In European Journal of
Paediatric Neurology Jul 19
Jensen, P. S., Hinshaw, S. P., Kraemer, H. C., Lenora, N., Newcorn, J. H.Abikoff, H.
B. 2001. ADHD comorbidity findings from the MTA study: Comparing comorbid
subgroups.. Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry,
40: 147–158. 

Mayes, S. D. and Calhoun, S. L. 2007. Learning attention, writing, and processing
speed in typical children and children with ADHD, autism, anxiety, depression, and
oppositional- defiant disorder.. Child Neuropsychology, 13: 469–493.
Purvis, K. L. and Tannock, R. 2000. Phonological processing, not inhibitory control,
differentiates ADHD and reading disability.. Journal of the American Academy of
Child & Adolescent Psychiatry, 39: 485–494.
Chadwick, O., Taylor, E., Taylor, A., Heptinstall, E. and Danckaerts, M. 1999. Hyper
activity and reading disability: A longitudinal study of the nature of the
association.. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 40: 1039–1050

DİSKALKULİ NEDİR?

Gelişimsel diskalkuli, normal bir çocukta aritmetik becerilerin kazanılmasını
etkileyen özel bir öğrenme bozukluğudur. Zayıf öğretim, çevresel yoksunluk ve düşük
zeka gelişimsel diskalkuli etiyolojisinde yer alsa da, mevcut veriler bu öğrenme
bozukluğunun ailesel-genetik yatkınlığı olan beyin temelli bir bozukluk olduğunu
göstermektedir. Gelişimsel diskalkulinin nörolojik etkisinin her iki yarım küreyi,
özellikle de sol parietotemporal alanları içerdiği düşünülmektedir. Gelişimsel
diskalkuli yaygın bir bilişsel engeldir; okul popülasyonundaki yaygınlığı yaklaşık% 5-
6 olup, gelişimsel disleksi ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna benzer bir
sıklıktır. Ancak bunların aksine, erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da yaygındır.
Gelişimsel diskalkuli, örnekleri dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, gelişimsel
dil bozukluğu, epilepsi ve fragil X sendromunu içeren nörolojik bozukluklarda
sıklıkla karşılaşılır. Gelişimsel diskalkulinin uzun vadeli prognozu bilinmemektedir.
Gelişimsel diskalkulinin sonuçları ve etkilenen bireylerin eğitimi, istihdam ve
psikolojik refahı üzerindeki etkisi bilinmemektedir. (Karaca, 2018)
Gelişimsel diskalkulinin belirtileri daha çok büyük yaşlara (9- 12)
gelindiğinde ortaya çıkmaktadır. Bu çağa gelindiğinde, diskalkülisi olan çocuklar
sayma becerilerinde ustalaşamazlar ve daha fazla, daha az ve eşdeğerlik gibi
kavramları anlamakta zorluk çekebilirler; sayıların sayısal değerini tanımak; bir çift
sayıdan hangisinin daha büyük veya daha küçük olduğunu belirlemek; sayıları hem en
düşükten en yükseğe hem de tam tersi sırayla doğru şekilde düzenlemek gibi
yönergeleri tam anlamıyla yapamamaktadırlar. Ayrıca çoğu çocuk parayla başa
çıkma, takvim bilgilerini anlama ve kontrolleri kullanma konusunda yetkin değildir.
Bu yaş grubunda, gelişimsel diskalkuli, aşırı öğrenilen bilgilerin geri getirilmesindeki
eksikliklerle karakterizedir. 13 – 9 veya 7 × 6 gibi işlemleri çözmek, aritmetik
problemleri çözmedeki zorluklarını aşmak amacıyla, çocuklar kendi kendilerine
verimsiz stratejiler kullanmaya çalışırlar. Sonuç olarak, çıkarma, çarpma veya
bölmeye ek olarak karmaşık alıştırmalar için gerekli olan eksik prosedürel
bilgilerinden kaynaklanan hatalar yaparlar. Bu hatalar, aritmetik işarete dikkat
etmemeyi, yanlış işaretin kullanılmasını, rakamları unutmayı, yanlış yerleştirmeyi
veya aritmetik alıştırmaları yanlış yönde yapmayı içerebilir. (Shalev ve ark, 2001)

Çekoslovakya, Bratislava'daki normal okullardan on bir yaşındaki
öğrencilerin matematiksel yeteneklerine ve engellerine ilişkin bir araştırma
sunulmuştur. Nörolojik muayenesi olan normal IQ'lu 66 şüpheli diskalküli

sembolik işlevleri ölçen bir dizi test uygulandı. Testler karakterize edilir ve
sonuçlar kısaca açıklanır. Test maddelerine yönelik bazı somut patolojik
çözüm örnekleri verilmiştir. Bu araştırma, sözde normal popülasyondaki
çocukların yaklaşık% 6'sının haklı olarak bu çalışmada tanımlandığı gibi
gelişimsel diskalküli semptomlarına sahip olmasının beklenebileceğini
göstermektedir. (Kosc,1974)

KAYNAKÇALAR
Karaca O., Karaca D.T., Çalış S., Yiğit G. (2018). Disleksi: Özgül Öğrenme Güçlüğü
(1.Baskı). İstanbul: Psikonet Yayınları
Shalev R. S., GrossTsur.V. (2001). Developmental Dyscalculia. Pediatric Neurology.
24(5). p.337 342.
Kosc L. (1974). Developmental Dyscalculia. Journal of Learning Dsiabilities. (1).

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE SAHİP ÇOCUKLARIN ANNE VE BABALARI NELER YAPABİLİR?

Çocukları özel öğrenme güçlüğü tanısı alan birçok aile bundan sonraki süreçte neler
yapabileceği ve ona nasıl yaklaşacağı konusunda kafa karışıklığı yaşayabilmektedir. Öncelikli
olarak bu durumu kabul etmek, sabırlı yaklaşmak, hoşgörülü olmak; aslında çocuğunuzun
yaşadığı sıkıntıları anlayan bir pencereden bakmak ona en çok yardımcı olacak yaklaşımdır.
Unutmayın ki o da yaşadığı bu sıkıntının kaynağını bilemeden, gerek akademik gerekse
psikolojik olarak birçok dinamikle baş etmektedir. Anne ve baba olarak sizler de sürecin
getirdiği stresle yorgun düşebilir, bazen hayal kırıklığı, kaygı, üzüntü gibi duygular
hissedebilirsiniz. Burada değerli olan yaşadığınız olumsuz duyguları da sağlıklı bir şekilde
yönetebilmektir. Bunun yanında süreçle ilgili ailelerin öncelikli yapması gereken erken tanı
ve müdahalenin sağlanması için bir uzmana yönlendirmedir, çünkü erken tanı erken
müdahaleyi getirir ve daha iyi sonuçlar alınmasını sağlar. Burada ise destek alınacak uzmanın
iyi araştırılması, gerekli yeterliliklerinin olup olmadığına dikkat edilmesi ayrı bir önem
taşımaktadır. Tabii ki bu süreç bireysel eğitimi gerektirmekte, yaşadığı zorluğa bağlı olarak
buna psikolojik destek de eklenebilmektedir. Bu noktada ailelerin zaman ve bütçe planlaması
yapması sürecin daha sağlıklı yürütülebilmesini sağlar. Bir diğer önemli konu ise
çocuğunuzun yetenekli olduğu alanları keşfetmek (spor, sanat, müzik veya hobi olabilir) ve
bu alanlara yönlendirme yapmaktır. Unutmayın ki yetenekli olduğu alanda çalışması ve
gelişmesi kendini daha iyi hissetmesini ve süreci daha motive yürütmesini sağlar.

Karaca, D., Yiğit, G., Karaca, O. ve Çalış, S. (2018). Disleksi Özgül Öğrenme Güçlüğü. İstanbul:
Psikonet Yayınları.

DİSLEKSİ ve DİL GELİŞİMİ

Son 20 yıldır, öğrenme güçlükleri ve dil bozuklukları arasındaki ilişki bilimsel araştırmalara
konu olmaktadır. Araştırmaların sonucunda öğrenme güçlükleri ve dil bozuklukları arasında
yoğun bir ilişki olduğu tekrar tekrar bulgulanmıştır (Turan ve Yükselen, 2004). Gibbs ve
Cooper (1989) tarafından, öğrenme güçlüğü tanısına sahip olan çocukların %96’sının aynı tip
iletişim bozukluğunu yaşadığı iddia edilmiştir. Öğrenme güçlüğü yaşayan çoğu çocukta dil ile
alakalı sorunlar görülmektedir. Öğrenme güçlüğü ile dil bozuklukları arasındaki ilişki net
değildir. Bununla birlikte, son zamanlarda öğrenme güçlüğü tanısına sahip olan pek çok
çocuğun dil problemi yaşadığına ait veriler git gide fazlalaşmaktadır. Bu durumdan yapılacak
çıkarım, dil bozuklukları öğrenme güçlüklerine yol açmaktadır olmasa da, dil bozukluğunun
öğrenme güçlüğünde oynadığı önemli rol yadsınmamalıdır (Turan ve Yükselen, 2004).
Çoğu çalışma, öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların fonolojik süreçlerinde sorun
yaşadığından bahsetmektedir. Bu çocuklar da fonolojik farkındalık seviyesinin de düşük
olduğu saptanmıştır (Turan ve Yükselen, 2004). Fonolojik farkındalık; okuma-yazma ile
güçlü bir ilişkisi olan, gelişen ve sözcüğü oluşturan sesleri tanıma, ayırma, manipüle etme ve
ortak seslerden oluşan sözcükleri fark etme görevleri ile ilgili bir beceridir. Fonolojik
farkındalığa ait becerilere okuma-yazma için ihtiyaç olduğu konusunda pek çok araştırmacı
hem fikirdir. (Acarlar vd.,2002). Fonolojik farkındalık seviyesi normal olan çocuklardan
beklenilen; konuşma içindeki sesleri ayırt edebilmek ve bu sesleri harflerle eşleştirebilmektir.
Ancak, yapılan bir çalışma sonucunda özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların, konuşma
seslerini özellikle arka planda gürültü var ise ayırt etmede sorun yaşadığı ve yanlışlar yaptığı
sonucuna ulaşılmıştır (Brady vd., 1983). Okuma güçlüğünde yalnızca fonolojik farkındalık
değil, fonolojik üretim de zordur. Bu doğrultuda, okuma güçlüğü yaşayan öğrencilerin
konuşma güçlüğüne sahip olma olasılığı yüksek olabilmektedir. Fakat bunun yanı sıra, okuma
güçlüğü olan her öğrenci de konuşma bozukluğuna rastlanmaktadır şeklinde bir kaide yoktur
(Turan ve Yükselen, 2004).
Yapılan çalışmalarda, öğrenme güçlüğü olan çocukların, cümleler uzadıkça ve
karmaşıklaştıkça cümleyi anlamlandırmasında güçlük yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır (Vogel,
1974) . Bir çalışma sonucunda, öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarının pek çoğunun daha kısa
ve daha az karmaşık cümleler kurduklarını vurgulamışlardır (Simms ve Crump, 1983).
Tanım olarak ‘’anlambilim’’, düşünceler ile dil arasındaki kontağın kurulabilmesidir.
Kısacası, düşüncenin dile yansımasının gelişimidir. Öğrenme güçlüğü tanısına sahip çocuklar
da bilişsel olarak organizasyon, planlama ve değerlendirme sorunları yaşandığından
anlambilim gelişimi de negatif yönde etkilenir. Anlambilim gelişimdeki yaşanan sorunların
sonucunda, çocukların ifade edici dil gelişimleri aksayabilmektedir (Turan ve Yükselen,
2004). Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların karşılıklı diyaloglarda çoğunlukla açık uçlu
sorulardan kaçındıkları ve kendileriyle iletişim kurmak isteyen bireylerin sohbet etme
teklifine karşı daha ilgisiz olabildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Öğrenme güçlüğüne sahip
araştırmalar gösteriyor ki; bu çocukların diğerleriyle konuşma ihtiyacı hissetmede daha
isteksiz olabilirler (Spekman, 1981).
Bu çocukların kendilerini net bir şekilde ifade etmekte zorluk yaşama eğilimleri yüksektir.
Konuşmalarını karşısındakinin ilgisine göre yönlendirmekte, gerek ders içi etkinliklerde
gerekse sosyal hayat ilişkilerinde, yazılı dili kullanıp anlama da zorluk yaşarlar (Turan ve
Yükselen, 2004).

Bununla birlikte birden fazla anlama sahip olan sözcükleri kullanmada ve ya anlamada
sorunlar yaşarlar. Ayrıca, pek çok çalışmada, öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların uygun
kelime bulma becerilerinin öbür çocuklara kıyasla daha zayıf olduğu tespit edilmiştir (Rudel
vd., 1981; Wiig ve Semel, 1975)
Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar mecazi dil kullanımda da zorluk yaşarlar. Mecazi
sözcükler (Nippold ve Fey, 1983) ile benzetmeleri (Seideııberg ve Bernstein, 1986) anlamakta
ve kullanmakta sorun yaşamaktadırlar. Mecazi dilde yaşadıkları sorunlar okuma ve yazma da
kendisini gösterebilir. Aynı şekilde, öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar mizahı anlamakta ve
kullanmakta da zorluk yaşayabilirler. Fosvles ve Glanz (1977) yaşları 6-9 arasında olan ve
okuma güçlüğüne sahip çocuklar ile yaptıkları bir çalışmada, okuma güçlüğü yaşayanların
okuma güçlüğü bulunmayan öbür yaşıtlarına kıyasla mizah anlayışlarının daha düşük
olduğunu tespit etmiştir.
Öğrenme güçlüğü erken vakitte tespit edilen çocukların büyüdüklerinde daha az sorunla
yüzleşeceğini söylemek mümkün değildir. Bunun sebebi, yaş arttıkça kişinin daha karmaşık
dil yapılarıyla karşılaşacak olmasıdır. Yani, yaşla ile paralel olarak dil problemleri de
artacaktır. Buna karşın yapılması gereken etkili eğitimsel çalışmalara devam edilerek
problemleri azaltmaya çalışmaktır (Turan ve Yükselen, 2004).
KAYNAKÇA
Turan, F., Yükselen, A. (2004). Öğrenme Güçlülüğü Olan Çocukların Dil Özellikleri. Eğitim
ve Bilim, 29(132).
Acarlar, F., Ege, P. & Turan, F. (2002). Türk çocuklarında üst dil becerilerinin gelişimi ve
okuma ile ilişkisi. Türk Psikoloji Dergisi, 17 (50), 63-73.
Brady, S., Shankweiler, D. & Mann, V. (1983). Speech perception and memory coding in
relation to reading ability. Journal of Experimental Psychology, 35, 345-367.
Vogel, S. (1974). Syntactic abililies in normal and dyslexic children. Journal o f Leaming
Disabililies, 7, 35-43.
Spekman, N., (1981). A study of the dyadic verbal communication abilities of learning
disabled and normally achieving 4lh and 5lh grade boys. Leaming Disability Quarterly, 4,
139-151.
Rudel, R., Dencla, M. & Broman, M. (1981). The effect of varying stimulus contex on word
fınding ability: Dyslexia further differentiated from other learning disabilities. Rrain and
Language, 13, 130-144.
Nippold, M. & Fey, S. (1983). Metaphorunderstanding in preadolesents having a history of
language acquisition difficulty. Language, Speech, and Hearing Services in Schools, 14, 171-
180.
Seidenberg, P. & Bemstein, D. (1986). The comprehesion of sinıiles and metaphors by
learning-disabled and nonleaming disabled children. Language, Speech, and Hearing Services
in Schools, 17, 219-229.
Foıvles , B. & Glanz, M. (1977). Competence and latent in verbal riddle comprehension.
Journal o f Child Language, 4, 433-452.

ÜSTÜN POTANSİYELLİ ÇOCUKLARDA ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Öğrenme hayat boyu devam eden bir süreçtir, bu nedenle öğrenme ile ilgili bireyin
yaşadığı güçlük de tüm hayatını olumsuz şekilde etkileyebilmektedir. Özel öğrenme güçlüğü
sadece normal zihinsel düzeydeki çocuklarda değil aynı zamanda üstün zekâ dediğimiz
normal üstü zihinsel düzeydeki çocuklarda da görülebilmektedir. Üstün zekâya eşlik eden
öğrenme güçlüğü varsa bu çocuklara iki kere farklı çocuklar denilmektedir ve bu gruptakiler,
özel yetenekleri olmasına rağmen potansiyellerinden daha düşük performans
sergileyebilmekte ve bu da beraberinde akademik, duygusal ve davranışsal zorlukları
beraberinde getirebilmektedir. Bir diğer yandan bu çocukların üstün potansiyelli olmaları,
varsa eşlik eden öğrenme veya dikkat gibi sorunların fark edilmesini maskeleyebilmektedir.
Tanılanmalarındaki zorlukları 3 başlık altında toplayacak olursak:
 Öğrenme güçlüğü tanısı alıp üstün potansiyelleri/güçlü yanları fark edilmeyebilir,
genel olarak öğrenme problemlerinin görülür olması kaynaklı okulda sürekli sorun
yaşayan çocuk olarak nitelendirilebilirler.
 Üstün zekâ tanısı almış fakat akademik olarak zorlanan çocuklar unutkan, tembel veya
isteksiz gibi nitelendirilebilirler.
 Normal zihinsel düzeyde öğrenci olarak algılanıp her iki alanda da tanılanmayabilirler.
Bu nedenlerden dolayı iki kere farklı dediğimiz bu çocukları fark edebilmek ve doğru
müdahale yapabilmek için alanda uzman kişilerce yapılan uygun testler ve ayrıntılı
gözlemden oluşan tam bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Aynı zamanda bu çocukların zayıf
oldukları alanlara verilen destek dışında, güçlü oldukları alanları da destekleyecek bireysel
eğitim programlarının hazırlanması ayrı bir önem taşımaktadır.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Nedir?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, dikkati sürdürmede güçlük ve yetersiz dürtü kontrolü gibi temel belirtilerin gözlendiği bir bozukluktur (McCracken 2000). Günümüzde DEHB’nin oluş nedeni aslında tam olarak aydınlatılmamış olmasına karşın, biyolojik ve çevresel etmenlerin rol oynadığı ile ilgili fikirler ortaktır. Aynı zamanda aile yaşantısı, eğitim ve öğretim ortamında yaşanılan psikososyal etmenlerin de bunu etkiliyor olduğu da bilinmektedir. Aileden gelen kalıtımsal birtakım etmenler de aslında buna neden oluşturabiliyor.
Öncelikle DEHB’nin belirtilerine kısaca değinecek olursak; -Dikkatsizlik
-Çabuk Sıkılma
-Sabit Duramama
-Kurallara Uymama
-Söz Kesme
-Dürtüsellik
-Rahatsız Edici Olma
-Saldırganlık gibi başlıklar altında toplayabiliriz.
Özgül öğrenme güçlüğü olmasa bile akademik ve iş başarımları düşüktür. Öte yandan yaşıtları tarafından reddedilme, kaza sonucu yaralanma aşırı hareketlilik ya da dürtüselliğe bağlı olarak ortaya çıkar. Engellenme eşiğinin düşün olması, sinirlilik ya da duygudurum dalgalanması da tanıyı destekleyen özellikler arasında yer alır. DEHB’ye özgü fiziksel bir özellik yoktur.
Yapılan çalışmalar DEHB’li çocukların daha sorunlu anne-baba/çocuk ilişkilerine ve daha düşük aile desteğine sahip olduklarını, çocukluk çağı travmalarına ve anne-baba kayıp veya ayrılıklarına daha fazla maruz kaldıklarını ortaya koymuştur (Eng W, Heimberg RG 2001, Sroufe LA 1997). DEHB’de kalıtım oranının %55-92 arasında değiştiği ileri sürülmektedir (Cantwell 1996). Faraone ve arkadaşlarının (1992) çalışmasında kalıtım riski ailenin kadın üyeleri için daha yüksek oranda bulunmuştur.

DİSLEKSİ

Dünya Sağlık Örgütü’ne (2013) göre; yeterli zekâ, sosyokültürel fırsatlar ve bireye
uygulanan eğitime rağmen verimli okuma becerisi kazanmada meydana gelen
beklenmedik ve kalıcı başarısızlık disleksi olarak tanımlanmaktadır. Disleksi bireylere
göre farklılık göstermekte; bireyin yapısı, çevresel faktörler, aile desteği, aldığı
eğitimin süresi ve etkililiği, bireydeki disleksinin yapısını değiştirmektedir. Tüm
bunlara rağmen genel anlamda disleksinin belirtilerini şu şekilde sıralamak
mümkündür;
• Konuşmayı öğrenmede gecikme,
• Harfleri ve onlara ait olan sesleri yeterince öğrenememe,
• Sözlü ve yazılı dili organize edememe,
• Numaraları ezberlemede sıkıntı yaşama,
• Akıcı okumada sıkıntı yaşama,
• Uzun okuma parçalarını takip etme ve anlamada sıkıntı yaşama,
• Yazmada güçlüklerle karşılaşma,
• Yabancı bir dil öğrenmede problem yaşama ve
• Matematiksel işlemleri yapmada sıkıntı yaşamadır (Akhtar, 2008; IDA, 2009;
Balcı, 2015).
Disleksili öğrenciler bu güçlükleri nedeniyle eğitim hayatına uyum
sağlayamamakta,düşük benlik algısı geliştirerek kendilerini arkadaşlarından, okuldan
ve en nihayetinde toplumdan soyutlamaktadırlar. Bununla birlikte eğitim- öğretim
hayatında hiçbir zihinsel problemi olmadığı işitsel ve görsel problem yaşamadığı hâlde
okuyamayan bu öğrencilerin sayısı oldukça fazladır (BDA, 2012).
Okul çağında sorunlar yaşanana kadar bu durum fark edilmez.Fark edildiği zaman ise
bir uzmana başvurulmalıdır.Okuldan alınacak herhangi bir destek tam anlamıyla
yeterli olmayacaktır.Psikolojik destek alınması gerekir.Bu kısımda ailenin farkındalığı
ve gözlemi büyük önem taşır.Ailenin çocuğu akademik anlamda hem güçlü hem de

zayıf yön bakımından gözlemlemesi gerekir. Eğer bunu başaramıyorsa uzman
yardımıyla bunu yapabilir.Çocuk psikiyatrisi bu bakımdan biliçlendirme ve eğitim
verme açısından çok önemlidir.Çocuk psikiyatrisine yapılan başvuruların büyük bir
kısmını okula uyum ya da ders başarısızlığı sorunları oluşturmaktadır (Karaman ve
ark., 2012).

KAYNAKÇALAR :
Akhtar, S. (2008). The nature of developmental dyslexia. Yüksek Lisans Tezi, Long Island
Üniversitesi, New York.
Balcı E. (2015). Amerika Birleşik Devletleri’nde disleksili bireylere uygulanan eğitim ve
öğretim programlarının Türkiye’de yapılan çalışmalara katkısı açısından değerlendirilmesi.
Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
BDA (British Dyslexia Association). (2012). Adults and dyslexia, 40 years on. 25 Aralık 2014
tarihinde www.bdadyslexia.org.uk sayfasından erişilmiştir.
IDA. (2009). Testing and evaulation. 19 Ocak 2015 tarihinde http://www.interdys.org
sayfasından erişilmiştir.
Karaman, D., Kara, K., & Durukan, İ. (2012). Özgül Öğrenme Güçlüğü. Anatol Journal Clinic
Investing, 288-298.

Özel Öğrenme Güçlüğünde Nörobilişsel Araştırmalar

Dünya Sağlık Örgütü’ne (2013) göre; yeterli zekâ, sosyokültürel fırsatlar ve
bireye uygulanan eğitime rağmen verimli okuma becerisi kazanmada meydana gelen
beklenmedik ve kalıcı başarısızlık özel öğrenme güçlüğü olarak tanımlanmaktadır.
Özel öğrenme güçlüğü bireylere göre farklılık göstermekte; bireyin beyin yapısı,
çevresel faktörler, aile desteği, aldığı eğitimin süresi ve etkililiği, bireydeki özel
öğrenme güçlüğünün yapısını değiştirmektedir.
Nedenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte araştırmalar, bu bozukluğun
gelişmesinde hem genetik hem de çevresel bazı etkenler olduğunu ileri sürülmüştür.
(Mukaddes, 2018). Bunlar, değişik beyin bölgelerine ilişkin işlevsel sorunlarla
açıklandığı gibi, değişik beyin bölgeleri arasındaki koordinasyon bozukluğu ile de
açıklanmıştır.
Özel Öğrenme Güçlüğü olan çocukların ortak yönlerini saptayabilmek için,
ailesel ve sosyo kültürel özellikler, doğum esnasında yaşanan sorunlar, gebelik ve
bebeklik döneminde maruz kalınan olumsuzluklar araştırılmıştır. Kullanılan bir diğer
yöntem ise beyin görüntüleme teknikleridir. Fonksiyonel MR ile öğrenme güçlüğü ve
beyin arasındaki bağlantıyı saptamaya yönelik çalışmalar yapılmaktadır.
Bu çalışmalar ile öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerde beyinde anatomik bir bozukluk
olmadığı ortaya çıkmıştır. (Balcı,2017) Ancak yapılan taramalarda beyinde planum
temporale denilen alanında büyüklüğünde değişiklikler görülmüştür. Dil ile ilgili alan
(Wernicke alanı) bu bölgede bulunmaktadır. Sol hemisferdeki planum temporale, sağ
hemisphere göre daha uzun ve büyüktür. Bu da sol beyin yarısındaki dil
dominantlığının anatomik temelini olusturuğu düşünülmüştür. Öğrenme güçlüğü
yaşayan çocuklarda bu asimetri ortadan kalkmış ya da ters asimetri gelişmiş
olabileceği düşünülmektedir. (Gülbetekin, 2016)
Aynı zaman da son yıllarda yapılan çalışmalarda, genlerle ilgili de bazı tespitler
yapılmıştır. Öğrenme güçlüğüne sebep olan 15. Ve 16. Kromozomlar üzerindeki
genler tespit edilmiştir. Günümüzde 1,2,3,11,18 kromozomların öğrenme güçlüğü
oluşumundan sorumlu oldukları kanıtlanmıştır. (Fagerheim, 1999)
Bunun yanısıra çevresel etken olarak ailesinde okuma ve konuşma gibi bazı güçlükler
olan çocukların, öğrenme güçlüğüne daha yatkın oldukları ileri sürülmüştür.
Hamilelikte sigara alkol tüketimi, enfeksiyonlar, doğum sırasındaki
komplikasyonlarda bu bozukluğun gelişiminde rol oynamaktadır. (Fagerheim ve
ark.,1999)

Eğitim programı öncesi ve sonrası beyinde oluşan değişiklikleri saptamak amacıyla
Simos ve arkadaşlarının yaptıkları, bir çalışmada (2002), özel öğrenme güçlüğü
yaşayan çocuklarda yoğun bireysel müdahale programının başarıyla
tamamlanmasından sonraki süreçle ilişkili olarak uzay-zamansal beyin aktivasyon
profillerindeki değişiklikleri incelemişlerdir. Müdahale programından önce, özel
öğrenme güçlüğü yaşayan tüm çocuklar, normal olarak fonolojik işlemede yer alan bir
alan olan superior temporal girusun (STGp) arka kısmının çok az aktivasyonunu veya
hiç aktivasyonunu içermeyen belirgin şekilde anormal aktivasyon profilleri
göstermişlerdir ve karşılık gelen sağ hemisfer alanında artan aktivasyon görülmüştür.
Müdahaleden sonra okuma becerilerinde önemli gelişme sağlayan ve özel öğrenme
güçlüğü belirtileri silinen çocuklarda, sol STGp'deki etkinlik her katılımcıda birkaç
kat arttı. Özel öğrenme güçlüğü olmayan çocukların aktivasyon profillerinde zamanın
bir fonksiyonu olarak sistematik bir değişiklik elde edilmemiştir.

KAYNAKÇALAR
World Health Organization. (2013). Dyslexia.
Mukaddes N.M., Ercan E.S. (2018) Nörogelişimsel Bozukluklar. İstanbul: Nobel Tıp
Kitabevi
Balcı E. (2017). DİSLEKSİ HAKKINDA GERÇEKLER: DİSLEKSİ NEDİR VE NE
DEĞİLDİR? Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi.19, (1) (6 7)
Gülbetekin E. (2016) ‘ Hemispheric Asymmetries in Children’s Cognitive Functions’.
Mediterranean Journal of Humanities. VI/1 (2016).
Fagerheim T., Raeymaekers P.(1999). A New gene for dyslexia is located on
chromosome 2.’ Journal of Med Genet 1999 36 :664 669.
P.G. Simos, J.M. Fletcher, E. Bergman, J.I. Breier, B.R. Foorman, E.M. Castillo, R.N.
Davis, M. Fitzgerald, A.C. Papanicolaou. (2002). Dyslexia-specific brain activation
profile becomes normal following successful remedial training. Neurology.

Özel Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Günümüzde özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG) dinleme, konuşma, temel okuma, anlama, aritmetik hesaplama, matematiksel mantık kurma ve yazılı anlatım becerilerinin kazanılması ve kullanılmasında gecikme ya da bozulma ile kendini gösteren bir grup heterojen bozukluğu içeren bir terim olarak kullanılmaktadır (Asfuroğlu ve Fidan, 2016). ÖÖG’nin etkilediği alanlara göre üç türü bulunmaktadır. Bunlar; okuma güçlüğü (disleksi), yazılı anlatım güçlüğü ve matematik güçlüğü (diskalkuli) olarak listelenmektedir (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2014). Bireyin özgün ve bilişsel alanda gösterdiği eksikliklerle belirli bir bozukluktur. Genel bilişsel işlevlerde bir sorun olmadığı halde çocuğun akademik başarısı ile ilgili ciddi düşüklük meydana getiren özgün durumlar için kullanılır. Tanı için özgül güçlükleri hedef alan sağaltım girişimlerine rağmen ilişkili belirti grubunun en az altı ay devam etmesi gereklidir. Bireysel uyarılmış başarı testleri ve kapsamlı klinik değerlendirilmelerle kesinleştirilen akademik beceri eksiklikleri kişinin takvim yaşının altındadır. Öğrenme güçlükleri okul yıllarında başlar. Bazı araştırmalara bakıldığında çocukların büyük bir çoğunluğunun ilkokul öğrencileri ile yapıldığını görmekteyiz. ÖÖG’nin genellikle ilkokul döneminde tanılandığı düşünüldüğünde bu beklenen bir durumdur (Balıkçı, 2017). Fakat erken müdahale yapılması ve erkenden bu belirtilerin incelenmesi için, çocukların okula başlamadan önce çalışmalar yapılması gerektiğini de belirtmeliyim.
Hallahan ve Kauffman’a göre öğrenme güçlüğü olan çocuk;
a) Akademik problemleri çözmek için gerekli stratejilere sahip olmayan, sahip olduğu stratejileri de kullanamayan,
b) Kendi yeteneklerine güvenemeyen,
c) Kendisine sunulan öğrenme için uygun stratejileri seçemeyen pasif bireydir (Akyol, 1997: 16).

YAŞ DÖNEMLERİNDE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Özel öğrenme güçlüğü; sağlam duyular, normal bir zekâ ve yeterli sosyo-kültürel bir seviyeye sahip olmasına rağmen öğrenmede beklenmedik, ve kalıcı zorluklara sahip; etkili okuma, yazma ve hesaplamada zorluk yaşayan hetorojen bir grubu tanımlayan genel bir terimdir. (Taur ve ark, 2014)
Karaca’ ya göre özel öğrenme güçlüğünü belirtileri üç ana dönemde incelenmiştir. (2018)
• Erken dönem – Okul öncesi dönemi (0 – 6 yaş)
• Okul dönemi (7 – 11 yaş)
• 12 yaş ve sonrası dönem (12 yaş – yetişkinlik)
Okul öncesi dönemi, özel öğrenme güçlüğü belirtileri için gözden kaçması en en kolay dönemdir. Bu dönemde bu bozukluğa sahip çocukların, akranları ile fiziksel ve gelişimsel basamakları arasında genellikle bir farklılık görülmeyebilir. Belirtiler arasında; dil gelişiminde gecikme, dikkat – algı – odaklanma güçlükleri, motor gelişim ve organizasyon alanlarında gerilikler ön plandadır. (Acar, 2018)
Okul dönemi, ortaya çıkan akademik problemler ile birlikte belirtilerin en çok farkedildiği dönemdir. Bu dönemde, okuma – yazma, matematik öğrenme, temel kavram kazanımları, bellek, dikkat – algı ve organizasyon alanlarında gecikmeler görülür. Ses ve heceler karıştırılabilir, ters okunabilir. Harflerin sırası karışabilir. Yazı genellikle okunaksızdır. Okuduğunu anlamada sıklıkla problem yaşanabilir.
Okul Dönemi Sonrası; erişkinlik döneminde görülen özel öğrenme güçlüğü, çoğunlukla çocuklukta bu tanıyı almış veya çocukluk dönemindeki belirtileri farkedilmeyen kişilerde görülmektedir. Bu dönemde, zaman – organizasyon bozuklukları (randevulara sıklıkla geç kalma gibi), düşüncelerini ifade etmekte zorlanma, özet çıkarma, not tutma gibi eylemlerde güçlük, yazım hataları ve el yazısının okunaksız olması gibi belirtiler yaygındır. (Karaca ve ark., 2018)
Özellikle çocukluk dönemindeki özel öğrenme güçlüğünün olumsuz psikolojik etkileri olduğu ve çocukların benlik algılarında birtakım bozulmalara yol açtığı araştırmalarca desteklenmektedir. (Singer, 2005) Asfuroğlu ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmada (2016), bunlardan en sık görülenlerin; özgüven eksikliği, aile ve akran ilişkilerindeki bozulmalar, akran zorbalığı ve sosyal kabul görmede sıkıntılar, kaygı ve depresyon olduklarını ileri sürmüştür.
Yapılan bir yaptığı bir çalışmada, özel öğrenme güçlüğü tanısı almış ergenlerin benlik saygısı, özgüven ve kaygı – depresyon gibi durumlarla nasıl başa çıktıkları cinsiyet farklılıkları üzerinden incelenmiştir. Benlik saygısı, başa çıkma ve depresyon için üç standart test kullanılarak, kız ve erkek özel öğrenme güçlüğüne sahip gençlerin bu durumla nasıl başa çıktıklarına ve bunun benlik saygılarını ve depresyonlarını etkileyip etkilemediğine dair tablo oluşturulmuştur. Sonuçlar, kızların daha duygusal ve kaçınma temelli başa çıkma yöntemlerini kullandıkları, genel ve akademik benlik saygısında daha düşük yüzdelik puanları ve orta düzeyde depresyon ile sonuçlanan cinsiyet farklılıklarını güçlü bir şekilde göstermektedir. Erkekler ise, normal yüzdelik benlik saygısı seviyeleri ve minimum depresyon ile sonuçlanan daha fazla görev temelli başa çıkma eğilimindedir. (Passe, 2006)
Carawan ve arkadaşlarının erişkinlikte özel öğrenme güçlüğü üzerine yaptığı bir araştırmaya göre (2016); özel öğrenme güçlüğünün yaşam süresi boyunca devam ettiğini gösteren kanıtlar olmasına rağmen, geç yetişkinlikte özel öğrenme güçlüğü üzerine yapılan çok fazla çalışma olmadığı görülmüştür. Bireylerin stres ve başa çıkma teorisine dayanan bu çalışmada, algılanan aile desteğinin özel öğrenme güçlüğü ile olumsuz duygusal deneyimin benlik saygısı üzerindeki etkisini yaşam boyunca koruyup korumadığını incelenmiştir. Araştırma web tabanlı yapılmış olup, katılımcılar tanı konmuş 21 yaş ve üstü yetişkinlerdir. Sonuçlar özel öğrenme güçlüğü ile olumsuz duygusal deneyimin benlik saygısını olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur. Pozitif algılanan aile desteğinin, özel öğrenme güçlüğü ile olumsuz duygusal deneyimlerin geç yetişkinlik döneminde özel öğrenme güçlüğü olan bireylerde benlik saygısı üzerindeki etkilerini önemli ölçüde hafiflettiğini ve koruduğunu göstermektedir.

KAYNAKÇA

Taur S, Karande S, Saxena AA, Gogtay NJ, Thatte UM. (2014). Use of computerized
tests to evaluate psychomotor performance in children with specific learning
disabilities in comparison to normal children. Indian J Med Res.; 140 (5): 644-
48.

Acar S. (2018). Gelişimsel Disleksi ve Endofenotipik Yaklaşım: Nörogenetik, Nörobiyolojik ve Nörobilişsel Temeller. Dil, Konuşma ve Yutma Araştırmaları Dergisi (DKYAD) Journal of Language, Speech and Swallowing Research 1(2).

Karaca O., Karaca D.T., Çalış S., Yiğit G. (2018). Disleksi: Özgül Öğrenme Güçlüğü (1.Baskı). İstanbul: Psikonet Yayınları. (40-45)

Singer E. (2005). The strategies adopted by Dutch children with dyslexia to maintain their self-esteem when teased at school. Journal of Learning Disability, 38(5), 411-423.

Özçivit Asfuroğlu. B. ve Tülin Fidan, S. (2016) Özgül Öğrenme Güçlüğü. Osmangazi Tıp Dergisi, 38 (1), 49-54.

Passe, N., (2006). How dyslexic teenagers cope: an investigation of self‐esteem, coping and depression. Dyslexia, An International Journal of Research and Practice,
12(4), 256 275.

Lena W. Carawan, Blace A. Nalavany & Carol Jenkins (2016) Emotional experience with dyslexia and self-esteem: the protective role of perceived family support in late adulthood, Aging & Mental Health, 20:3, 284-294

DİSLEKSİ, AKRAN ZORBALIĞI VE ÇOCUKLUK ÇAĞI DEPRESYONU

Akran zorbalığı, birbirileri arasında akademik veya fiziksel güç dengesizliği görülen
çocuklar arasında, birinin diğer kişiye isteyerek ve bilinçli olarak farklı yollarla zarar verdiği
,devamlılığı olan agresif bir davranış biçimidir ( Olweus, 1993).
Okulda edinilen deneyimler ve paylaşımlar, çocukların ve gençlerin sosyal çevre edinmesinin
yanı sıra, onların sosyal yeteneklerini ilertletmeye; fiziksel, bilişsel ve emosyenel
gelişimlerini desteklemeye yönelik olanak sağlar (Yöndem ve Tokinan, 2007). Ancak,
şiddetin ve zorbalığın olduğu okullarda bu olanaklar yok olup, okul deneyimi çocuklar için
tehlikeli veya yıkıcı hale bürünebilir.
Akran zorbalığı sürecinde iki rol vardı: mağdur rolü ve zorba rolü. Mağdur
(kurban); diğerlerinin davranışlarından süreğen olarak zarar görüp, maruz kaldığı
Davranışları engelleyebilecek veya karşı koyabilecek yetenek, durum ve
olanaklardan yoksun olan taraftır (Pişkin,2002). Zorba taraf ise karşı tarafa
süreğen zarar verici davranışları uygulayan taraftır (Ayas ve Pişkin, 2007).
Akran Zorbalığı, zorbalığın alt türüdür. Ülkemizde, 2000’li yılların başından itibaren yapılan
araştırmalarda ve incelemelerde öne çıkıp, ele alınan bir kavramdır. Akran zorbalığı
farklı cinsiyet, ırk, din veya beceri gibi nedenlerle daha güçsüz algılanan çocuğun akranları
tarafından bilinçli , tekrarlayan şekilde fiziksel, duygusal, sözel ya da cinsel açıdan
olumsuz olarak nitelendirilen davranışlara maruz bırakılması şeklinde
tanımlanmaktadır (Akço vd , 2004).
Gösterilen bir davranışın zorbalık olarak nitelendirilebilmesi için bazı özelliklerin ve
koşulların olması gerekmektedir (Olweus, 1994). Bunlar;
 Agresif davranışın bilinçli şekilde, zarar verme niyeti ile gösteriliyor
 olması,
 Davranışın devamlılık özelliğinin olması, davranışın sadece tek sefere mahsus
 olmaması ve yinelenmesi,
 Zorba rolü ve mağdur rolü üstlenen kişiler arasında psikolojik, tinsel veya fiziksel güç
eşitliğinin olmaması,
 Zorba davranış gören mağdurun, zorbaya ve etrafına yönelik
 kendisini savunmasız ve çaresiz hissetmesi gerekir.
Belirtilen devamlılık ifadesi zorbalığı kişiler arasında yaşanan anlaşmazlıklardan veya
kavgalardan farklı kılan en temel özelliktir. Çocuklar arasında devamlılığı olmayan kavga ve
anlaşmazlıklar zorbalık şeklinde değerlendirilmezken; devamlı olarak aynı kişiler, belli
kişiler tarafından olumsuz davranışlara maruz bırakılıyorsa, durum zorbalık olarak
değerlendirilmektedir (Olweus , 1994).

Zorba davranışlar çocukların stresli hissetmesine sebebiyet verir. Öğrencilerin akademik
başarılarında problemler meydana getirir .Zorbalık yaşayan öğrenciler, özgüven problemi,
sosyal hayatlarında bozulmalar, akademik başarılarında düşüşler yaşamaktadır (Çınkır, 2006).
Zorbalık kavramı, çoğunlukla okul çağı çocuklarının fiziksel
ve psikolojik gelişim evrelerini negatif etkilemektedir (Ayas, 2012 ; McDougall, 1999 ).
Disleksi tanısına sahip çocukların akademik alandaki başarısızlıkları onların akranları
tarafından güçsüz olarak algılanmasında rol oynayabilmektedir. Bu durumun, onları okulda
zorbalığa uğramaya daha yatkın hale getirme ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.
Zorbalığa maruz kalan çocukların özellikleri şunlardır (Güner, 2009)
 Akademik başarılarında düşüş
 Dikkat dağınıklığı
 Özgüven problemleri
 Çekingen veya dominant davranışlar gösterme
 Fiziksel veya psikolojik stres belirtileri
 Suçluluk, utanma, kaygı duygularını hissetme
Dünya Sağlık Örgütü depresyonu ; depresif ruh hali, ilgi ve zevk
almanın düşmesi, enerji yoksunluğu, uyku veya iştah düzeninin değişmesi, yoğun suçluluk
hissi yaşama gibi semptomlarla karakterize edilen sık görülen mental bir hastalık şeklinde
tanımlanmaktadır (The World Health Report, 2001).
Depresyon yaşayan çocuklar mutsuz gözükürler, hareketleri yavaşlar ve ses
tonları alçalır. Kendilerini olumsuz cümlelerle ifade ederler: “ ben iyi bir çocuk değilim” ,
“ben aptalım” gibi. Akademik başarıları azalır, okul dışı ve sosyal etkinliklere
Katılmak istemezler. Somatik olarak karın ve baş ağrıları yaşayabilirler (Türkbay,2004).
Depresyon yaşayan çocuklarda yoğun olarak keder, hüzün, mutsuz olma, değersizlik
hissi bulunur (Sadock vd., 2014) Ayrıca,
dürtüsel çocuklar öfke krizleri ve saldırgan davranışlar gösterebilirler (Akdemir, 2017).
Çocuklar okul çağında ailelerine ve öğretmenlerine karşı ezilme ve yenilmişlik duygusunu
hissedip, akademik hayatında başarısızlık gösteridiği durumlarda kendini suçlayabilir.
Kendini suçlama hissi onu depresyona sürükleyebilir (Çakmaklı,1997).
Başarısızlık ve bunun getirisi olan olumsuz duyguları sıklıkla deneyimleyen disleksi
çocukların yaşadığı akademik başarısızlıklar, dışlanma ve duygusal sorunlar onları
depresyona meyilli hale getirmektedir (Morgan, 1989).
Baybörü (2019) yapmış olduğu çalışma sonucunda öğrenme güçlüğü tanısına sahip olan
çocuklarda; çocukluk dönemi depresyonu ve akran zorbalığına maruz kalmak arasında pozitif
yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşmıştır. Yani, disleksi tanısı olan çocukların
akran zorbalığına maruz kalmaları ile birlikte depresyona girmeleri ihtimali artmaktadır.

KAYNAKÇA
Olweus D. (1993). Bullying at School: What we Know and What we Can Do.
Cambridge MA: Blackwell, 8-13
Pişkin M. (2002). Okul zorbalığı: Tanımı, türleri, ilişkili olduğu faktörler ve
alınabilecek önlemler. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri Dergisi, 2002;
2(-): 531-562.
Akço, S., Aksel, Ş., Arman, A.R., Beyazova, U., Dağlı, T. (2004). Çocuk istismarı ve
ihmali uygulama kitabı. İstanbul: Türk Adli Tıp Kurumu-Unicef. S:104-200
Olweus, D. (1994). Bullying at school, in Aggressive behavior, Springer, 97-130
Ayas, T. (2012). The Effect of Parental Attitudes On Bullying And Victimizing
Levels Of Secondary School Students. Procedia-Social and Behavioral
Sciences, 55, 226-231.
Çınkır Ş. Okullarda Kabagüç (2006). Türleri, Etkileri ve Önleme Stratejileri, 1.
Şiddet ve Okul: Okul ve Çevresinde Çocuğa Yönelik Şiddet ve Alınabilecek
Tedbirler Uluslararası Katılımlı Sempozyumu Bildiri Özetleri,17-44, İstanbul.
Güner, F. (2009). İlköğretim 7.Sınıf Öğrencilerinden Akran Zorbalığı Zorba Ve
Kurbanlarının Okul Başarı Düzeyleri ve Sosyometrik Statülerinin
Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, 54-61 ,Kafkas Üniversitesi.
Türkbay, T. (2004). “Çocukluk Çağı ve Gençlik Depresyonu”, Mayo Clinic
Depresyon. Güneş Kitabevi. Ankara
Sadock B.J, Ruiz R, Sadock V.A. Kaplan. (2014). Sadock's Synopsis of Psychiatry:
Behavioral Sciences/clinical Psychiatry, Lippincott Williams & Wilkins:.74
Akdemir D. (2017). Duygudurum Bozuklukları. M. Yurdakök, Yurdakök Pediatri.Güneş Tıp
Kitapevleri, Ankara.
Çakmaklı, K . (1997). Psikososyal sağlığın korunması, Deha Matbaacılık. İstanbul.

Disleksi Nedir?

Disleksi çok yaygın görülen bir öğrenme bozukluğudur.Özellikle okuma,yazma,konuşma,akıl yürütme,dinleme gibi alanlarda sorun yaşandığında dikkat çeker.0-6 yaş arasında tanı konulabilir. Disleksi okul çağında sorunlar yaşanana kadar fark edilmez.Akademik alanda fonksiyonel yetersizlik söz konusudur.Bu durum fark edildiği anda bir uzmana başvurulması gerekir.Okuldan alınacak herhangi bir destek yeterli olmayacaktır.Psikolojik destek alınması gerekir.Fark edilmediği zaman ise daha çok sorun yaşanmaya başlanır.Aile çocukta bir sorun olduğunu görüp kabullenmediğinde destek
almayabilir ya da hiç fark etmemiş olabilir.Genelde ülkemizde bir uzmana başvurmak yaygın değildir.Bunun sebebi bu bozukluğun yetersizlik ve rahatsızlık olarak görülmesinden kaynaklanır.Halbuki gerekli yardım ve destek
alındığında okuma problemleri düzelebilir.En önemli nokta ise stresten ve stres yaratacak alanlardan çocuğu uzak
tutmaktır.Çünkü stres ve baskı hissettiğinde daha da zorlanacaktır.Bu kısımda ailenin rolü çok büyük bir yer kaplamaktadır.Çünkü doğru yaklaşım ve destek ile yaşanan sorunlar azalacaktır.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ve İNTERNET BAĞIMLILIĞI

Özel öğrenme güçlüğünün meydana gelmesine neden olan etkenlerin varlığı henüz kesin bir
şekilde ortaya konmasa da konuyla ilgili farklı alanlarda ve çeşitli konularda çalışmalar
yapılmaya devam etmektedir. Genel olarak özel öğrenme güçlüğünün nedenleri üzerinde
yapılan çalışmalar bilişsel farklılıklar, genetik-kalıtsal faktörler ve merkezi sinir sistemi yapısı
gibi konular üzerine odaklanmaktadır (Karaman,2012). Özel öğrenme güçlüğüne dair tıp
alanında yapılan çalışmalar bu bozukluğun temel etkeni olarak merkezi sinir sistemi yapısını
işaret etmektedir (Bender,2016).
Özel öğrenme güçlüğüne sahip çocukların çoğuna kaygı bozuklukları, depresyon, dikkat
eksilikliği hiperaktivite bozukluğu gibi tanılar da eşlik etmektedir (Sahoo vd., 2015). Bu
doğrultuda, özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda duygusal ve davranışsal problemlerin
görülme yüzdeliği yüksektir. Araştırmalar, özel öğrenme güçlüğü tanılı çocukların %24-
52’sinde davranışsal, sosyal ve duygusal problemlerin olduğunu göstermektedir. Normal
gelişim gösteren ve ÖÖG tanısı olmayan çocuklarda ise bu oranın tahmini %18 düzeyinde
olduğu bilinmektedir.
Yapılan çalışmalar ile birlikte özel öğrenme güçlüğü olan çocukların davranışsal, sosyal ve
duygusal olarak yaşadıkları ortak problemler şu şekildedir (Özan,2017) :
 Sınır ve engellere karşı birden tepki gösterme,
 Çabuk öfkelenme,
 Akralarına oranla düşük rekabet duygusuna sahip olma,
 Düşünmeden ani hareket etme ve tepki gösterme; dolayısı ile eylemlerinin sonuçlarını
üstlenememe
 Akranlarıyla ve sosyal çevresiyle sağlıklı iletişim kurma güçlüğü yaşama,
 Değişik koşullara uyum sağlama problemi yaşama
 Çevresine kendini ifade etmesi gerektiği durumlarda güçlük çekme
Günlük hayat rutininde buna benzer sorunlarla sıklıkla yüzleşen, zihin düzeyi olarak normal
ya da normalin üstünde gelişim gösteren ancak ailesi ve öğretmenleri tarafından beklenilen
akademik başarıyı sergileyemeyen, akranlarıyla ve ailesiyle iletişim güçlüğü yaşayan ve
kendisinin anlaşılmadığını hisseden bunun sonucunda yalnızlık hissi yaşayan özel öğrenme
güçlüğü tanısı almış çocuklar internetin canlı ve büyüleyici dünyasını bir kaçış olarak görme
eğilimine sahip olabilir (Üdücü,2019).
Çocuklar, internetin çözüme kavuşturamadığı sorunlarını unutmasına, geçici de olsa huzur
sağlayarak kendisine güven duymasına, kendini güçlü hissetmesine, kontrolün kendisinin
elinde hissetmesine, internet aracılığıyla katıldığı sanal sosyal çevre ile yalnızlık hissinin
azalmasına olanak sağladığına inanarak internette vakit geçirme sürelerinin mümkün olduğu
kadar uzun olmasını talep edebilir. Nitekim, Üdücü (2019) yapmış olduğu araştırmada özel
öğrenme güçlüğü tanısı almış öğrencilerin tanı almamış öğrencilere kıyasla daha fazla internet
bağımlılığı düzeyine sahip olduğu sonucuna ulaşmıştır. Yapmış olduğu araştırma da, özel
öğrenme güçlüğü tanısı almış öğrencilerde ailelerin denetleme durumlarına göre internet
bağımlılığı düzeyleri değiştiğini bulgulamıştır.
Ailelerin internet kullanımı hakkında çocuklarını bilgilendirmesi ve çocuklarının internet
kullanımını denetlemesi bununla beraber çocukların interneti belki de en çok kullanmalarına
neden olan yalnızlık hissini çocuklarının iletişim ve sosyal becerilerini geliştirerek
azaltmasına yardımcı olmaları, internet dışında çocuklarına kendisine güven duymasına ve
kendini güçlü hissetmesine olanak sağlayacak yeni alanlar yaratmaları çocukların internet
bağımlılığı riskini mutlaka azaltacaktır.

KAYNAKÇA
Bender W. N., (2016). Öğrenme Güçlüğü Olan Bireyler ve Eğitimleri, Nobel Yayınevi,
Ankara.
Özan G. B., (2017). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ve Özel Öğrenme Güçlüğü Olan
9-12 Yaş Aralığındaki Çocuklarda Bibliyoterapi Kullanımının Kişilerarası Sorun Çözme
Becerilerine Etkisinin İncelenmesi (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). , Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul.
Karaman D.,(2001). Özgül Öğrenme Bozukluğu, AJCI, 6(4), s.288-298.
Sahoo, M. K., Biswas, H., Padhy, S. K., (2015). Psychological co-morbidity in children with
specific learning disorders, Journal of family medicine and primary care, 4(1), s.21.
Korkmazlar Ü., (2003). Özel Öğrenme Bozukluğu: Değerlendirme ve Özel Eğitim, Özel
Okullar Derneği Yayını, İstanbul, s.7-10.

Özel Öğrenme Güçlüğü

Özel öğrenme güçlüğü, zekası normal ya da normalin üstünde olan çocukların;
yaş, zeka düzeyi ve aldıkları eğitime göre okuma, yazma ve matematik öğrenmede
beklenenden geride olma durumudur (Karaca ve diğerleri, 2018:33). Bu bozukluk,
DSM 5’in Nörogelişimsel Bozukluklar Bölümü’nde yer almaktadır. DSM 5
tanımlaması ve ölçütlerine göre (APA, 2013); özel öğrenme güçlüğü; “kişinin
yaşına, aldığı eğitime ve zeka düzeyine uymayacak şekilde en az 6 ay süreyle temel
akademik becerileri öğrenmede güçlük yaşaması ve bozukluğun, okul başarısını ve
günlük yaşam etkinliklerini önemli derecede engellemesi şeklinde belirtilmiştir. Bu
temel akademik beceriler :
• Kelimelerin doğru ve akıcı bir şekilde okunması
• Okuduğunu anlama
• Yazılı anlatım ve yazım
• Aritmetik hesaplama
• Matematiksel akıl yürütme, olarak kategorize edilmiştir.
Yapılan çalışmalara göre; özel öğrenme güçlüğünün erkek çocuklarda, kız
çocuklarına göre çok daha yaygın olduğu ortaya koyulmuştur (Rutter, Caspi,
Fergusson ve diğerleri., 2004). Bu bozukluğa neden olan etmenler konusunda kesin
sonuçlar olmamakla birlikte, doğum öncesi ve doğum sonrası yaşanan sorunlar, düşük
kilolu doğumlar, dikkat eksikliği bozuklukları, yeme alışkanlıkları, görsel – işitsel –
algısal ve benzeri sorunların özel öğrenme güçlüğü ile ilişkili olabileceğini
varsayılmaktadır (Salman ve diğerleri, 2016: 28). Aynı zamanda özel öğrenme
güçlüğü tanısı alan bireylerin, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, çeşitli kaygı,
depresyon bozuklukları ve karşıt gelme bozuklukları gibi eş tanıları da beraberinde
aldıkları saptanmıştır. Bu bozukluk tanısını alanların, kişisel farklılıkları göz önüne
alınıp, kuvvetli ve zayıf yönleri değerlendirilerek, uzmanlar tarafından bir bireysel
eğitim programı hazırlanır. Bu programda, müfredata uygun şekilde, bireyin algısal,
motor, dil, sosyal, bilişsel alanlarına odaklanılır (Asfuroğlu, Fidan, 2016: 38).
Özel öğrenme güçlüğü ve komorbidite gösterdiği bozukluklar ile ilgili yapılan
araştırmalar incelendiğinde; Uz-Bas (1998) çocukların sosyal becerileri ve okul
uyumu ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelediği araştırmasında, akademik
basarısızlıkları olan çocukların depresyon düzeyleri ile öğrenilmiş çaresizlik
davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler oldugunu ortaya koymuştur.
Bir başka çalışmada, Rea ve arkadasları (2002) da öğrenme güçlügü gösteren
çocuklar üzerinde çalışmışlar ve onların davranışlarını incelemişlerdir. Bu çalışma ile

öğrenme güçlüğü gösteren çocukların karışık duygular yaşadıkları, içe kapandıkları,
kaygılı bireyler oldukları belirtilmistir (Rea ve diğerleri, 2002).
Özel öğrenme güçlüğünün en sık eşlik ettiği tanılardan bir diğeride Dikkat Eksikliği
Hiperaktivite Bozukluğudur. Birliktelik yüzdeliği %30 ve 70 arasında değişmektedir.
Yapılan araştırmalara göre; DEHB ve ÖÖG birlikteliği genetik ortak özelliklerden
kaynaklandığını göstermektedir. Ortak kalıtımsal özellikler, nörogelişimsel süreçleri
etkileyerek bu iki bozukluğun gelişmesine sebep olabilir (Cantwell, Baker, 1991).

KAYNAKÇALAR:
Karaca O., Karaca D.T., Çalış S., Yiğit G. (2018). Disleksi: Özgül Öğrenme Güçlüğü
(1.Baskı). İstanbul: Psikonet Yayınları
American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of
mental disorders (5th ed.). Arlington, VA: Author.

Salman U., Özdemir S., Salman A.B., Özdemir F. (2016) ‘Özel Öğrenme Güçlüğü ‘
Disleksi’’, FNG & Bilim Tıp Dergisi 2016;2(2):170-176

Rutter M., Caspi A., Fergusson D, Horwood L.J.,Goodman R., Maughan B., Moffitt
T.E., Meltzer H., Caroll J. (2004). Sex differences in developmental reading disorders
Asfuroğlu Ö.B., Fidan S.T. (2016). ‘Özgül Öğrenme Güçlüğü’, Osmangazi Tp
Dergisi, 2016;38 (Özel Sayı 1).

UZ B., A .(2003). İlkögretim 4. ve 5. Sınıflarda Okuyan Ögrencilerin Sosyal
Becerileri ve Okul Uyumu ile Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişkinin
İncelenmesi. İzmir: Yayınlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi
Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

REA, J. (2002). Outcomes for Students With Learning Disabilities in Inclusive and
Pullount programs. Coincil for exeptional children. Vol:68 No.2pp. With Learning
Disabilities in
Cantwell D. P., Baker L. (1991) Association Between Attention Deficit Hyperactivity
Disorder and Learning Disorders, http//: doi.org/10

Özel Öğrenme Güçlüğü Olan Çocuklarda Yazılı Anlatım Becerisi

Öğrenme güçlüğü olan çocuklar yazılı anlatımda da sık sık sorun yaşamaktadırlar. Öğrenme güçlüğü olan çocukların yazılı anlatımlarını inceleyen çeşitli araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların sonuçlarına bakıldığında öğrenme güçlüğü olan çocukların yazı yazarken birçok yazım, noktalama, büyük harf kullanımı hataları yaptıkları ve okunaksız yazdıkları ve yaptıkları yanlışları düzeltme becerilerine sahip olmadıkları görülmüştür. Ayrıca, yazarken planlama yapma becerilerinin zayıf olduğu, yazılı anlatımlarında kullandıkları sözcüklerin basit ve sıradan olduğu, yazılı anlatımlarında basit cümle yapısını kullandıkları ve yazılı anlatımlarının çok az düşünce içerdiği görülmektedir.

Özel Öğrenme Güçlüğünde Erken Tanı

Özel öğrenme güçlüğü hakkında yapılan sayısız araştırma erken tanı ve müdahalenin önemine işaret etmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, risk grubunda yer alan çocuklar daha okul öncesi dönemde belirlenebilmekte ve uygun müdahale programları ile desteklendiğinde öğrenme güçlüğü ile tanılanma olasılıkları büyük oranda azalmıştır. Bu müdahale programlarının amacı çocukların genel gelişimsel düzeylerini arttırmaktır. Bu programlar kapsamında kaba motor, ince motor, dikkat, sosyal beceriler ile alıcı ve ifade edici dil becerileri ve erken okur- yazarlık becerileri geliştirilir ve sonraki yıllarda gerekli akademik beceriler için bir temel oluşturulur. Erken tanı koyulan ve eğitime vakit kaybetmeden başlanan çocukların yaşıtlarına yetişebilmekte olduğu ve gerçek potansiyellerini gösterebildiği araştırmalarda görülmüştür.

Özel Öğrenme Güçlüğü Olan Bireylerde İnce ve Kaba Motor Gelişimi

Tıp, psikoloji ve eğitim gibi çeşitli alanlardaki profesyoneller arasında öğrenme güçlüğünün tanımı konusunda tartışmalar sürmektedir. Öğrenme güçlüğü, bireyin zihinsel geriliği olmamasına rağmen akademik olarak gerilik yaşamasıdır. Öğrenme güçlüğü açık olmayan psikolojik ve nörolojik etmenler sonucu çocuğun akademik alanlarda, dilde, zihinsel süreçlerde ve motor gelişim düzeylerinde normal gelişiminin gerisinde kalmasıdır. Özel öğrenme güçlüğünde okuma yazma gibi becerilerin yanında ince motor beceriler, denge ve motor-koordinasyonla ilgili çeşitli sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan bireyler el tercihinde gecikir ve iki ellerini karışık olarak kullanırlar. Yapboz, küpler, lego gibi oyuncaklarla oynamada zorlanırlar. Kalemi hatalı tutar, şekillerin çizimine yanlış yönden başlar, geometrik şekilleri modelden bakarak kopya etmede güçlük yaşarlar. Bunlar gibi ince motor becerilerin yanı sıra kaba motor becerilerde ve koordinasyonda da sorunlar yaşarlar. Örneğin; ritmik hareket etmek, el çırpmak, merdiven inip-çıkmak, sek sek oynamak, zıplamak, top atmak-yakalamak, ip atlamak ve bisiklet sürmek vb. Bu bireylerin kazalara yatkın ve sakar oldukları görülür. El yazıları genellikle bozuktur. Sağ ve solu karıştırırlar. Ayakkabı ve kravat bağlama, küçük yaşlarda düğme ilikleme ve yardımsız giyinme gibi becerilerde zorlanırlar.

Özel Öğrenme Güçlüğünde Üstbilişsel Beceriler

Anlama, bireyin okuduğu ya da duyduğunu doğru olarak algılaması ve yorumlamasına dayalı bir beceridir. Okuduğunu anlama metinde verilen bilgilerle zihinde var olan bilgi yapılarının birleştirerek anlam kurmadır. Dolayısıyla okuma sürecinin temeli okuduğunu anlamaktır. Okuduğunu anlama becerisi akademik başarı için gereken en temel becerilerden biridir. Okuduğunu anlamlandırma sürecinde okur, metindeki en küçük birim olan sesten başlayarak, sözcük, tümce ve en sonunda metin düzeyinde bir bilişsel işlemleme süreci gerçekleştirir. Hatırlama becerisinin yetersiz olması, algıdaki zayıflıklar, dikkati sürdürmede eksiklik veya dil yetersizliği gibi sorunlar okuma ve yazmayı olumsuz yönde etkileyen durumlardandır. Bunların dışında, kelime tanıma ve ayırt etmede yaşanan yetersizlik, cümle ve cümleleri ilişkilendirmede yetersizlik, düşünceleri organize etme becerisindeki yetersizlik, ilgi ve dikkat eksikliği gibi diğer özel durumlar sebebiyle de okumada anlam kurma her zaman istenilen düzeyde olmayabilir.
Okuma ve anlamlandırma sürecini etkileyen etmenler bilişsel ve üstbilişsel etmenlerdir. Bilişsel etmenler, okuma sırasında okurun zihninde gerçekleşenlerdir. Üstbilişsel etmenler ise okurun, zihninde gerçekleşen bilişsel işlemlerin farkında olması ve bu bilişsel işlemleri yönlendirebilme becerisidir. Üstbiliş becerilerinin kullanılması bireylerin özellikle akademik başarılarında önemli etkiye sahiptir. Öğrenme güçlüğü olan bireyler çoğunlukla üstbilişsel problemler yaşarlar. Bu bireyler bir görevin ne derece zor olduğuna karar vermek, kendilerine yardımcı olacak stratejileri belirlemek, uygulamak ve seçip uyguladıkları stratejinin işe yarayıp yaramadığını izlemek ve gerekli durumlarda farklı bir stratejiye geçmek gibi üstbilişsel becerileri edinmede ve uygulamada güçlükler yaşarlar. Üstbilişsel öğretim aracılığı ile öğrencilerin bu becerileri geliştirilerek akademik başarıları arttırılabilir.

Kaynak: Uçar-Rasmussen, M., Cora-İnce, N. (2017). Özel öğrenme güçlüğü olan bireylere üstbilişsel okuduğunu anlama stratejilerinin öğretiminde sesli düşünme yönteminin etkililiği. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 17 (4), 2180-2201.

Disleksiyle İlgili Yanlış Bilinenler

Disleksiyle ilgili bazı yanlış inançlar bulunmaktadır. Ayna yazısı adı verilen yazıyı tersten yazma, harf ya da kelimelerin yerini değiştirme durumunun sadece disleksiye sahip bireylerde görüldüğü inanışı bunlardan bir tanesidir. Oysa ayna yazısı ile yazmayı öğrenme döneminin olağan sürecinde karşılaşılabilmektedir. Ancak, acemilikten sonra da sürerse disleksiden şüphelenilmesi gerekmektedir. Bir diğer yanlış inanış da disleksinin yaş ilerledikçe geçtiği düşüncesidir. Araştırmalar bozukluğun yetişkinlikte de devam ettiğini göstermiştir. Disleksiyle ilgili yanlış inançların en önemlilerinden biri de bu durumun zekâ düzeyi yüksek olan bireylerde görülemeyeceğidir. Oysa disleksiye sahip tüm bireylerin zekâ düzeyleri düşük olmadığı gibi özel yetenekli de olabilmektedirler.

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Günümüzde özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuk sayısı oldukça fazladır. Bu öğrenciler ne aileleri ne de öğretmenleri tarafından tam olarak anlaşılamadıkları için eğitim hayatlarında çeşitli zorluklar yaşamaktadırlar. Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların genel davranış özellikleri okul öncesi dönemde kendini konuşmada gecikme, birbirine yakın heceli kelimelerde sesler karıştırma, ayakkabıların bağlanmasında başarısızlık, sağ-sol karıştırma, kullanılacak el konusunda belirgin bir seçim yapamama, alfabedeki harf ve seslerin öğrenilmesinde zorluk yaşama ve zaman ve yön kavramları birbirine karıştırma şeklinde gösterir.

Özel Öğrenme Güçlüğü ve Duygular

Öğrenme güçlüğü yaşayan öğrenciler zaman zaman duyguları anlama, anlamlandırma ve ifade etme gibi alanlarda güçlük yaşayabilirler. Yaşlarına uygun olmayan duygu ve düşünceler hissedebilir ve olaylara akranlarından farklı tepkiler verebilirler. Bu sebeple öğrenme güçlüğü olan öğrenciler öfkelerini kontrol ederken zorlanabilir ya da öfkelerini ifade ederken zorlandıkları için duygularını içlerine atabilirler. Okullardaki psikolojik danışma birimlerinin okullardaki öğrencilerin ailesine, öğretmenlere ve okul idarecilerine öğrenme güçlüğünün belirtileri ve öğrenme güçlüğü almış öğrencilerin akademik zorlukların dışında ne gibi zorluklar yaşayabileceği hakkında bilgi vermesi önemlidir.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNDE ÖĞRETMENLERİN ROLÜ

Okul çocuğun toplumsallaştığı en önemli kurumdur. Çocuğun özgüveninin gelişmesinde, sosyalleşmesinde, kimliğinin oluşumunda ve paylaşmayı öğrenmesinde okulun rolü oldukça fazladır. Çocuğun okulda yaşadığı başarısızlık akranları ile olan uyumunu, aile içi ilişkilerini ve kendi ruh sağlığını olumsuz olarak etkilemektedir. Ebeveynler sorunu görmezden geldiğinden, bir kısmı nereden yardım alacağını bilemediğinden, bir kısmı da gerek doktorlar gerekse de okul rehberlik servislerince yanlış yönlendirildiğinden okul sürecinde sorun yaşayan öğrencilere tanı koyma süreci gecikmektedir. Öğrenme güçlüğünü erken yaşta belirlemede ve müdahalede, okulöncesi kurumlardaki eğitimcilerin, birinci sınıf öğretmenlerinin ve çocuk doktorlarının çok önemli rolleri vardır. Eğitimcilerin öğrenme sorunu olan çocuğu erken fark etmesi ve onun diğer çocuklardan daha farklı öğrenme stillerine sahip olduğunun farkında olması, öğrenme güçlüğü olan çocuklara özel olarak hazırlanan bireyselleştirilmiş eğitim programı ve farklı değerlendirme yöntemlerini de beraberinde getirecektir. Eğitimcilerin, göstereceği bu çaba ile öğrenme güçlüğü yaşayan öğrenciler, erken müdahale şansı yakalayarak yaşanan olumsuzluklar en aza indirilebilecektir.

ERGENLİK DÖNEMİNDE ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Çocuklukla erişkinlik arasındaki dönem gençlik çağı olarak adlandırılmaktadır. Bedensel, duygusal ve toplumsal gelişim ve değişimin yaşandığı bu dönem, araştırmacılara göre farklılık gösterse de UNESCO bu çağı 12-24 yaş aralığı olarak kabul etmiştir. Ön ergenlik adı verilen dönem 12-14 yaş arasında görülen hızlı gelişen fiziksel ve davranışsal değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Ergenlik dönemi birey için baş etmesi oldukça zor bir evredir çünkü ergenlik döneminde birey değişen beden, duygu ve davranışlarını kabullenmekte zorlanır. Bu dönemde birey içine kapanır, çocukluk dönemindeki fikir ve alışkanlıkların kendisi için yeterli olmadığını fark eder. Eski fikir ve alışkanlıkların yerlerine yenisinin kazanılması sonucunda duygusal gerginlik ortaya çıkar. Ergen öfke, korku, kıskançlık gibi duyguları kontrol altında tutmak ister. Bu dönemdeki birey öfkesini sağlıklı bir şekilde ifade etmekte problemler yaşayabilir. Anne ve babasının etkisinden çıkıp örnek alabileceği modeller arar. Yani birey bu dönemde yeni bir kimlik arayışındadır. Bu karmaşık süreç ergen için yorucudur bu sebeple daha hassas olabileceği bu dönemde öz-yeterlik algısı ile ilgili problemler yaşayabilir. Öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin ergenliğin getirdiği zorluklardan etkilenmesi normal gelişim gösteren akranlarına göre daha fazla önem taşımaktadır. Bunun sebebi gelişimleri yavaş olan bu gençlerin duygusal olgunluk, bilişsel farkındalık veya bilgiyi işleme ve karar verme süreçlerinin geç oluşması gibi yetersizlikler olabilmektedir. Örneğin bu bireyler kendisine kötü niyetli yaklaşan insanları fark edemeyebilirler. Arkadaşlık kurmada sorun yaşayabilirler. Arkadaş gruplarında yer almak yerine uygun olmayan ve tutarsız davranışlarla gruplara katılmayı deneyebilirler.

MATEMATİKTE ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Matematikte kavramayı geliştirme önemli fakat güç bir hedeftir. Öğrencilerin matematikteki öğrenme güçlüklerini ve bu güçlüklerin kaynağını bilmenin, onları gidermek için farklı öğretim yöntemleri bulmanın, bu hedefe ulaşmada önemli bir adım olduğunu belirtilmiştir. Matematiğin farklı konularındaki öğrenme güçlüklerini ortaya çıkarmak üzere yapılan birçok çalışma vardır. Tall (1993), matematikte öğrenme güçlüklerini araştırmak için uygulanan değişik çalışmalarda tespit edilen güçlüklerden bazılarını şöyle sıralamıştır: temel kavramların yetersiz bir şekilde kavranması, sözel problemleri matematiksel olarak formüle etmedeki yetersizlik ve cebirsel, geometrik ve trigonometrik becerilerdeki eksiklik. Tall ve Razali (1993) yaptıkları çalışmada; öğrenme güçlüklerinin, öğrencilerin kavramları kullanma ve işlemleri koordine etmede yoğunlaştığını belirtmişlerdir. Keza, işlemsel olarak algılayanların karşılaştıkları güçlüklerin kavramsal olarak algılayanların karşılaştıkları güçlüklerden daha çok olduğunu ifade etmişlerdir. Yapılan çalışmalar güçlükleri giderme çalışmalarının, güçlükleri belirleme çalışmalarından oldukça az olduğunu göstermiştir. Güçlükleri gidermeye yönelik olarak bilgisayar programları, görselleştirme, uygun materyal kullanımı ve öğrenme güçlükleri doğrultusunda öğretimi yeniden tasarlamanın kullanıldığı görülmüştür. Hem matematikte hem de diğer alanlarda öğrencilerin sıklıkla yaşadıkları öğrenme güçlükleri tespit edilerek bunları gidermeye yönelik yöntemler geliştirilmesi önem taşımaktadır.

Kaynak: Tatar, E. ve Dikici, R. (2008) Matematik Eğitiminde Öğrenme Güçlükleri. Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 5 (9), 183-193.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ VE MATEMATİK

Öğrenme güçlüğü çok geniş bir alanı kapsar fakat matematikte öğrenme güçlüğü dendiği zaman bu alana özgü bir takım yetersizliklerden bahsedilmektedir. Herhangi bir konuda öğrenme güçlüğü yaşayan bir öğrencinin gelecek konularda başarıya ulaşması zordur. Temel kavramların öğrenilmesindeki yetersizlikler öğrencilerde öğrenme güçlüklerini artıran önemli nedenlerden biridir. Matematikteki konuların güçlü bir sıralı yapıya sahip olduğu göz önüne alınırsa temel kavramların öğreniminde yaşanılan öğrenme güçlüklerinin bu kavramların üzerine inşa edilen kavramların öğrenimini de etkilediği söylenebilir. Tüm branşlarda olduğu gibi matematikte de tüm öğreticilerin anlattığı konu ile ilgili öğrencilerin ne tür öğrenme güçlüklerine sahip olduğunu bilmesi öğretim yöntemlerini seçmede fayda sağlayacaktır. Bu farkındalık öğrenme güçlüklerinin giderilmesine yönelik yapılacak olan çalışmalar için de yol gösterici olmaktadır.

Öğrenme Güçlüğünün Sosyal Hayata Etkisi

Öğrenme güçlüğün bireyin kişisel, sosyal, duygusal ve bilişsel olmak üzere bütün gelişimsel alanlarını etkileyen önemli bir faktördür. Öğrenme güçlüğü olan çocuklar öğrenci, arkadaş, evlat ya da kardeş gibi çeşitli rollerde zorluklar yaşayabilmektedir. Araştırmalara bakıldığında öğrenme güçlüğü olan bireylerin bilişsel ve akademik yönlerinin gelişmesinin temel alındığı söylenebilir. Fakat birey yaşadığı akademik ve bilişsel problemlerin yanı sıra sosyal ve duygusal problemler de yaşamaktadır. Öncelikle akademik başarıyı yükseltmek istendiği için yaşanan duygusal ve sosyal problemler ikinci plana itilmektedir. Oysa bireyin bu problemleri aile, okul, iş gibi birçok yaşam alanındaki ilişkilerini etkileyeceği için çok önemlidir. Bireyin toplumla uyum içinde olması ve toplum tarafından kabul gördüğünü hissetmesi ruh sağlığı için önemlidir. Bu sebeple öğrenme güçlüğü olan bireyin yaşadığı sosyal ve duygusal problemler göz ardı edilmemesinin, çözüm yolları araştırmasının birey için faydalı olacağı belirtilmektedir. Bu çocukların sosyal etkileşimleri normal öğrenen yaşıtlarından farklı olabilmektedir. Sosyal ortamlardaki olayları yorumlamada yetersiz kalıp karşısındakinin duygularının farkına varmakta ve isimlendirmekte zorluklar yaşarlar. Genellikle öğretmenler tarafından zorlu öğrenciler olarak bilinirler. Hem eğitimcilerin hem de ailelerin bu çocukların özelliklerini iyi bilmelerinin, yaşayacakları problemlerin farkında olup yaklaşım tarzlarını ona göre belirlemelerinin yararlı olduğu düşünülmektedir.

Özgül Öğrenme Güçlüğü ve Diğer Bozukluklar

Özgül öğrenme güçlüğüne eşlik eden tanıların başında dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gelmektedir. Yapılan araştırmalar ÖÖG ve DEHB birlikteliğini %30-50 olarak bulmuştur. Öğrenme güçlükleri arasından özellikle okuma güçlüğünün DEHB ile ilişkisi ortak kalıtımsal etkenlerle açıklanmaktadır. Bu iki tanının bir arada bulunduğu durumlarda her ikisinin de tedavi açısından değerlendirilmesinin önemli olduğu belirtilmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun dışında, davranış bozuklukları da öğrenme güçlüklerine eşlik edebilmektedir. Okuma güçlüğü ile davranım bozukluğunun özellikle erkeklerde bir arada bulunmasına sıklıkla rastlanır. Yapılan çalışmalar öğrenme güçlüğü yaşayan erkeklerin sınıf içerisinde negatif bir tutum gösterdiklerini ve sözel patlamalarda bulunduklarını, kızların ise akademik olarak yaşadıkları hayal kırıklığını içlerine atarak daha da içe kapanık ve depresif bir tutum sergilediklerini göstermiştir. Depresyon ve anksiyetenin de ÖÖG’ye eşlik eden durumlar olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda; ÖÖG’de düşük benlik saygısı, somatik yakınmalar, anne, baba veya öğretmenle kötü ilişki ve akran ilişkilerinde zorluklar yaşamanın tanılı bireylerde tanı almayan akranlarına göre daha fazla olduğu belirtilmiştir. Özgül öğrenme güçlüğü tedavisi bireysel farklılıklar göz önüne alınarak yapılmalıdır. Burada ek psikiyatrik tanıların olup olmaması önemlidir. Eşlik eden psikiyatrik tanıların gözden kaçırılmaması ve tedavisinin sağlanması uzun dönemde bireylerin hayat kalitesini iyi yönde etkileyerek bireye ve topluma önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Kaynak: Özçivit Asfuroğlu, B. ve Tülin Fidan, S. (2016) Özgül Öğrenme Güçlüğü. Osmangazi Tıp Dergisi, 38 (Özel Sayı 1), 49-54.

Öğrenme Güçlüğü Hangi Alanları Etkiler?

Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların bilişsel gelişimin önemli unsurlarından olan hafızada problem yaşadıkları düşünülmektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan yaşıtlarıyla kıyaslandığında tanısı olmayan çocukların performansı, onların bilişsel fonksiyonlarını daha etkili bir şekilde kullandıklarını ve bildikleri veya bilmedikleri şeyin ayırdına varmada daha başarılı olduklarını göstermektedir. Yapılan çalışmalardan yola çıkarak özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların bilişsel gelişimlerinde özellikle hafıza konusunda ciddi problemler yaşadıkları sonucuna ulaşmak mümkündür. Bilişsel gelişim okul olgunluğunun belirleyicilerinden biridir ve çocukların okul olgunluğuna ulaşmadan okula başlamaları gelişimsel ve psikolojik açılardan sakıncalı olabilmektedir. Çocukların 5-7 yaş aralığında rahatlıkla saptanabilen öğrenme bozukluğu veya dikkat eksikliği gibi bozukluklara sahip olup olmadıkları değerlendirilmelidir. Özel öğrenme güçlüğü veya dikkat eksikliği bulunan çocuklara yaşıtlarından farklı bir eğitim öğretim verilmelidir. Bunun yanında ebeveynler özel öğrenme güçlüğü veya dikkat eksikliği bulunan çocuklarla iletişim konusunda bilinçlendirilmeli ve psikolojik açıdan olumlu davranış stilleri geliştirmeleri için desteklenmelidir.

Okullar ÖÖG Hakkında Yeterli Farkındalığa Sahip mi?

Eğitim ve öğretim sürecinden beklenen, bireylerin bu süreçten en iyi şekilde fayda sağlayabilmesidir. Bu nedenle bu süreçte hiçbir birey göz ardı edilmemelidir. Diğer bir deyişle, eğitim ve öğretimin temel hedefine ulaşma yolunda hiçbir birey eğitim-öğretim hakkından mahrum bırakılmamalıdır. Eğitim-öğretimde fırsat eşitliğinin sağlanmasında en önemli nokta ise bireysel farklılıkların dikkate alınmasıdır. Bir sınıftaki her bir birey kişisel özellikler, bedensel özellikler, zihinsel özellikler gibi bazı özelliklere sahiptir ve bu özellikler her birey için farklıdır. Bireysel farklılıklar ise eğitimde bazı uyarlamalar yapılmasını gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, eğitimde bazı uyarlamalar yapılmadan özel eğitim gerektiren bireyler olarak adlandırılan bireylerin genel eğitimden yararlanabilmesi mümkün olamamaktadır. Okul ortamında bazı çocuklar kolaylıkla uyum göstermiş ve başarılı olmuşken, bazı çocuklar ise öğrenememekte ve okula gitme isteksizliği ya da okul reddine sebep olacak duygusal sorunlar yaşamaktadırlar. Bu bireylere normal gelişim gösteren akranlarıyla verilen eğitim yeterli kalmayacağı için, ayrıca özel eğitim de uygulanmalıdır. Özel eğitime ihtiyaç duyan gruplardan bir tanesi de özel öğrenme güçlüğüne sahip bireylerdir. Türkiye’de sınıf öğretmeni adaylarıyla yapılan bir çalışmada öğretmen adaylarının ÖÖG’ye ilişkin orta düzeyde bilgi sahibi oldukları tespit edilmiştir. Sınıf öğretmeni adaylarının kendilerini en yetersiz gördükleri konu ise öğretimde uygulanacak yöntem ve tekniklerdir. Ayrıca öğretmen adayları kendilerini tanılama süreci ve ÖÖG türleri hakkında da yetersiz bulmaktadır.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN DİĞER BECERİLERLE İLİŞKİSİ NEDİR?

Özel öğrenme güçlüğü çocukların akademik becerileri edinmesi sürecinde ortaya çıkan problemlerle kendini gösteren nörolojik bir bozukluk olarak görülmektedir. Özel öğrenme güçlüğünün hangi nörolojik sapmalardan dolayı ortaya çıktığı net olarak ortaya konmamıştır. Yapılan çalışmalar özel öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların nörobilişsel açıdan tanı almamış çocuklardan farklılaştığını göstermektedir. Tanı almamış çocuklar tanı alan çocuklara göre dikkat seviyesi ve problem çözme becerisi bakımından daha yüksek performans göstermektedir. Dikkat ve problem çözme becerilerinin gelişimine yönelik yapılacak eğitimler bu çocukların gelişimine katkı sağlayabilmektedir.

Sosyal Beceriler Öğrenme Güçlüğünden Nasıl Etkilenir?

Öğrenme güçlüğü, özellikle son 30-40 yıldır en çok konuşulan ve tartışılan özel eğitim konularından biridir ve öğrenme güçlüğüne sahip çocuklar özel gereksinimli çocuklar içerisinde büyük bir yer kaplamaktadır. Öğrenme güçlüğü olan çocukların okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda güçlükler yaşadığı bilinmektedir fakat bu çocukların bir kısmı sosyal becerilerde de bazı güçlükler yaşamaktadır. Araştırmalar öğrenme güçlüğü olan çocukların yaşıtlarıyla olumlu sosyal etkileşimler kurmakta zorlandıklarını, çevresindekiler ile etkileşim kurmaktan uzak durduklarını ve genellikle akranları ve öğretmenleri tarafından dışlandıklarını göstermektedir. Öğrenme güçlüğü olan çocukların sosyal becerilerde yaşadıkları güçlüklerin temelinde, sözel olmayan ipuçlarını algılamadaki yetersizliklerinin olduğu belirtilmiştir. Öğrenme güçlüğü olan çocukların çevreyle iletişimleri arttıkça sözel olmayan ipuçlarını algılamadaki becerileri gelişmekte ve akranlarıyla aralarındaki fark azalabilmektedir. Türkiye’de yapılan bir araştırmanın sonuçları öğrenme güçlüğü olan çocukların akranlarının üçüncü sınıfta ulaştığı sözel olmayan ipuçlarını algılama seviyesine ancak beşinci sınıfa geldiklerinde ulaşabildiklerini göstermiştir. Bu yüzden, öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin sosyal beceri yetersizliklerinden dolayı oluşabilecek olumsuz sosyal etkileşimlerin önlenebilmesi için erken dönemde müdahale programları ile desteklenmesi önemlidir. Erken dönem müdahalelerin yapılabilmesi için ebeveynlerin ve öğretmenlerin de bu konularda bilgilendirilmesi önem taşımaktadır.

Kaynak: Kılıç Tülü, B. Ve Ergül, C. (2015). Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların Sözel Olmayan İpuçları ile Aktarılan Duyguları Algılama Becerileri. Türk Psikoloji Dergisi, 30(76), 32-44.

OKUMA GÜÇLÜĞÜ

Yazılı sembolleri anlamlandırma süreci olarak tanımlanan okuma, birçok bilişsel ve dilsel beceriyi içeren karmaşık bir görevdir. Okuma süreçlerini ayrıntılı olarak inceleyen çalışmalara bakıldığında, okumanın en önemli amacının anlama olduğu ve okuma etkinliğinin başarılı olması için okuyucuların yalnızca çözümleme yapmalarının yeterli olmayacağı, aynı zamanda çözümledikleri sözcükleri uygun şekilde anlamlandırmaları gerektiği, aksi takdirde okuma güçlüklerinden söz edilebileceği araştırmacılar tarafından vurgulanmaktadır. Alan yazında yapılan araştırmalarda, okuyucuların farklı nedenlerden dolayı okuduğunu anlama becerisinde güçlükler yaşadıkları ve yüksek bir okuduğunu anlama performansına sahip olabilmeleri için hem kelime hem de cümle düzeyinde etkin işlemleme yapabilmenin gerekliliği vurgulanmaktadır. Okuyucuların okuma yaparken öncelikle cümlelerde yer alan kelimeleri doğru şekilde işlemlemeleri, ardından bu kelimeleri cümlelerin sözdizimsel özellikleri bağlamında analiz ederek cümle düzeyine taşımaları ve cümlede verilmek istenen mesajı doğru şekilde algılamaları gerektiği belirtilmiştir. Yapılan araştırmada okuma güçlü¬ğü olan öğrencilerin toplam cümle anlama puanlarının, okuma güçlüğü olmayan öğrencilere göre daha düşük olduğu görülmüştür. Elde edilen bu bulguyu açıklamak için ilgili alanyazına bakıldığında, bu durumun daha çok okuyucuların sesbilgisel bilgi ve becerilerindeki ve dola¬yısıyla da kelime işlemleme becerilerindeki sınırlılıkları ile açıklandığı görülmektedir. Bu çalışmaya katılan okuma güçlüğü olan öğrencilein cümle anlama için gerekli olan sözdizimsel bilgi ve becerilerde okuma güçlüğü olmayanlara göre belirgin sınırlılıkları olduğu görülmüştür. Okuma güçlüğünün nedenlerini bilmek etkili stratejiler geliştirebilmek açısından önem taşımaktadır.

DİSLEKSİ ZEKA DÜZEYİ İLE İLGİLİ BİR PROBLEM MİDİR?

Disleksi zeka düzeyi ile ilgili bir problem değildir. Dislektik bireyler normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahiptirler. Disleksi tanısının konulabilmesi için normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olma şartı aranmaktadır. Dislektik bireylerin yaşadıkları öğrenme problemleri farklı öğrenme stillerine sahip olmaları sonucudur. Disleksiye zeka geriliği neden olmaz.

DİSLEKTİK ÇOCUKLAR NASIL ÖĞRENİRLER?

Disleksi okuma ve okuduğunu anlama güçlüğü olarak tanımlanır. Öğrenme güçlüğünün alt türlerinden biridir. Dislektik çocuklar normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olmalarına rağmen kendilerinden beklenilen hedeflere aynı anda ulaşamazlar. Bu durum öğrenme stillerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır.

Dislektik çocuklar herhangi bir özel ya da devlet okulunda eğitimlerine devam ederken özel eğitim desteği almalıdır. Bu özel eğitim desteği çocuk için hazırlanan bireysel eğitim programı ile gerçekleşir. Verilen destek eğitimi çocukların yatkın olduğu öğrenme stili tespit edilerek uygulanır. Bu şekilde çocuk eksikliklerini tamamlayana kadar ve kendi başına müfredat takibi yapabilene kadar desteklenir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE SEBEP OLAN NEDİR?

Öğrenme güçlüğü normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip çocukların çeşitli akademik alanlarda sorun yaşaması ve performanslarının altında başarı göstermesi sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Öğrenme güçlüğünün nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber yapılan araştırmalar sonucu genetik (kalıtsal) ve çevresel bazı etmenlere (doğum öncesi, doğum sonrası ve doğum sırasında yaşanan bazı olumsuzluklar) bağlı olabileceği ortaya konmuştur.

DİSLEKSİ HER BİREYDE AYNI ŞEKİLDE Mİ GÖRÜLÜR?

Disleksi okuma ve okuduğunu anlama güçlükleri olarak tanımlanır. Öğrenme güçlüğünün alt türlerinden biridir. Dislektik bireyler normal veya normal üzeri zeka düzeyine sahip olmalarına rağmen potansiyellerinin altında başarı gösterirler. Bu durum akademik başarısızlığa neden olmaktadır.

Disleksi her bireyde aynı düzeyde ve aynı şekilde gözlemlenmez. Disleksi de bireysel farklılıklar vardır. Bazı bireylerde hafif düzeyde disleksi semptomları görülürken bazı bireylerde disleksi semptomları daha şiddetlidir. Ayrıca bazı bireylerde disleksi tanısına eşlik eden ek tanılar bulunabilir.

Disleksi tedavisi akademik destek ile sağlanır. Disleksi de bireysel farklılıklar olduğu için akademik destek için hazırlanan programlarda bireyseldir. Hazırlanan bireysel eğitim programları kişinin ihtiyaç, eksiklik ve yatkın olduğu öğrenme stili dikkate alınarak oluşturulur.

DİSLEKSİ İLERLEYEN YAŞLARDA GEÇER Mİ?

Disleksi normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip çocuk ve bireylerin okuma, okuduğunu anlama problemleri yaşamasıdır. Disleksinin ilaçla tedavisi yoktur. Tedavi akademik destek ile gerçekleşir. Çocuk ya da yetişkin birey disleksi tanısı aldıktan sonra bireysel eğitim programları eşliğinde verilen akademik desteğe (tedavi sürecine) başlamalıdır. Tedavi sürecinde hazırlanan program kişinin ihtiyaçlarına, disleksinin şiddetine ve benzeri faktörlere göre değişkenlik göstermektedir.

Dislektik bir çocuk ya da yetişkin bireye müdahalede bulunulmaması kişiler için durumu daha fazla olumsuz hale getirir. Özellikle çocukluk döneminde konulan disleksi tanısında erken müdahale son derece önemlidir. Disleksiye müdahale edilmediği, destek eğitim programlarına başlanılmadığı sürece semptomlar gözlemlenmeye ve kişinin hayatını zorlaştırmaya devam eder.

YETİŞKİNLERDE DİSLEKSİ GÖRÜLÜR MÜ?

Disleksi okuma güçlüğü olarak tanımlanır. Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma ve okuduğunu anlamada sorun yaşamalarına ve günlük hayatlarında olumsuzluklara neden olmaktadır. Disleksi yetişkinlikte görülebilmektedir. Tanı yapılan akademik değerlendirme ile konulur. Tedavi süreci hazırlanan bireysel eğitim programları doğrultusunda akademik destek sağlanmasıyla gerçekleşir.

DİSLEKSİ TESTİ NEDİR?

Disleksi, öğrenme güçlüğünün okuma bozukluğu olarak tanımlanan alt türlerinden biridir. Disleksi normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, okuduğunu anlama problemleri yaşaması sonucu akademik başarısızlığa neden olmaktadır.

Özel olarak disleksinin tespitine yönelik geliştirilmiş bir test yoktur. DSM-V tanı kriterlerine göre hazırlanmış bir akademik değerlendirme uygulanır. Bu değerlendirme öğrenme güçlüğünün tüm alt türlerini sınamayı kapsar. Değerlendirme sonucunda zeka ile ilgili bir anormallikten ya da eşlik eden farklı bir sorundan şüpheleniliyorsa CAS veya WISC-IV zeka testlerinden birinin uygulanması gerekir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TÜRLERİ BİR ARADA MI GÖRÜLÜR?

Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, yazma, matematik gibi eğitsel alanlarda sorun yaşayarak potansiyellerinin altında başarı göstermelerine neden olan durum öğrenme güçlüğü olarak adlandırılır. Okuma ile ilgili problemlere neden olan öğrenme güçlüğü türü disleksi; yazma ile ilgili sorunlara neden olan tür disgrafi; matematikte güçlük yaşanmasına neden olan tür ise diskalkulidir.

Bireyde öğrenme güçlüğünün üç türü bulunabileceği gibi ikisi ya da yalnızca biri de bulunabilir. Birden fazla öğrenme güçlüğü türü semptomları sergileyen bireylerde bir tür diğer türe göre daha düşük seviyede seyredebilir.

DİSLEKSİ TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?

Disleksi tedavisi birey için hazırlanan özel eğitim programları doğrultusunda akademik destek ile gerçekleşir. Tedavinin ne kadar süreceği çeşitli faktörlere göre değişkenlik göstermektedir. Bunlar;

– Disleksinin şiddeti,
– Eşlik eden farklı bir tanının olup olmadığı,
– Bireyin zeka düzeyi,
– Bireyin yaşı ve bulunduğu eğitim kademesi,
– Aile ve okul işbirliği,
– Akran İlişkileri,
– Psiko-sosyal etmenlerdir

Bu faktörlere bağlı olarak disleksi tedavi sürecinin ne kadar olacağı, eğitimin ne sıklıkta olması gerektiği farklılık göstermektedir.

DİSLEKSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Disleksi, bireyin öğrenme stillerindeki farklılıktan kaynaklanan bir durumdur. Bir hastalık değildir. Bu sebeple disleksinin herhangi bir ilaç tedavisi yoktur. Tedavi süreci akademik destek ile gerçekleştirilir. Dislektik kişi için bireysel bir program hazırlanır. Kişi disleksi semptomlarını günlük hayatına adapte edebilene kadar ve akademik eksikliklerini tamamlayana kadar eğitsel destek süreci devam eder.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BİR HASTALIK MIDIR?

Zeka düzeyi normal ya da normal üzeri olan bireylerin çeşitli akademik alanlarda sorun yaşamaları ve potansiyellerinin altında başarı göstermeleri öğrenme güçlüğü olarak tanımlanmaktadır. Öğrenme güçlüğü de yaşanılan problemler fizyolojik bir rahatsızlığa bağlı olarak gerçekleşmez. Bu sebeple öğrenme güçlüğü bir hastalık değil farklılıktır. Bireylerin öğrenme alanında yaşadıkları zorlukların sebebi öğrenme stillerinin farklı olmasından kaynaklanır.

DİSLEKSİNİN DUYGUSAL GELİŞİME ETKİLERİ NELERDİR?

Dislektik çocuklar kendilerinden beklenilen hedeflere ve becerilere akranları ile aynı zamanda ulaşmakta sorun yaşarlar. Bu durum hayal kırıklığına sebep olurken çevrelerinden gelen olumsuz tepkiler de öfke ve kızgınlık duygularını yaşamalarına sebep olabilir. Akademik başarısızlığın ve öğrenme sürecinin karmaşıklaşmasıyla öfkenin arttığı ve bu öfkenin sınıf arkadaşlarına yöneltildiği gözlemlemiştir. Ev ortamında ise kızgınlıklarını ebeveynlerine karşı yöneltmeleri söz konusudur. Özellikle anneler öfke patlamalarına daha sık tanık olurlar. Başarısız olacaklarına ve yapamayacaklarına dair düşünceleri çocukların endişe duymasına yol açar. Duydukları endişeden dolayı verilen görevden ve sorumluluklardan kaçınmaya başlarlar.

DİSLEKSİDE İLAÇ TEDAVİSİ VAR MIDIR?

Disleksi normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma ve okuduğunu anlamada sorun yaşamalarına neden olan öğrenme güçlüğü türlerinden biridir. Disleksi bir hastalık değildir. Yaşanan güçlük bireyin öğrenme stilindeki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Disleksinin ilaçla tedavisi mümkün değildir. Disleksi tedavisi bireysel eğitim programları ile  alanında uzmanlaşmış kişiler tarafından verilen akademik destektir. Bu eğitim sürecinde uzman kişi özel öğretim yöntemlerini kullanır.

DİSLEKSİ NASIL FARK EDİLİR?

Disleksi normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma ve okuduğunu anlama alanında sorun yaşamasına neden olan bir öğrenme güçlüğüdür. Dislektik çocuklarda yaygın olarak gözlenen bazı belirtiler vardır. Bunlar:

* “Çini”yi “için” diye okurlar. 41’i 14 yazarlar,
* P’yi d, d’yi b yazarlar ve bir kelimeyi oluşturan harflerin sırasını hatırlayamazlar,
* Ödevlerini tahtadan alamazlar; kaybederler,
* İçinde bulundukları yılı, günü ve mevsimi ayırt edemezler,
* Kahvaltıya öğle yemeği diyebilirler; dün, bugün ve yarını karıştırabilirler,
* Gördüklerini ya hatırlayamazlar ya da zihinlerinde canlandırmakta sorun yaşarlar,
* Satır takibi yapamazlar,
* Okuma düzeyleri yavaştır,
* Okuduğunu anlamakta sorun yaşarlar.

DİSLEKSİ VE ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Öğrenme güçlüğü normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, yazma ve matematik gibi alanlarda sorun yaşaması olarak adlandırılır. Öğrenme güçlüğü matematik, okuma ve yazma alanlarında yaşanan güçlüğünün genel adı yani ana başlığıdır. Disleksi ise normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma alanında sorun yaşaması ve akademik olarak başarısız olma durumudur. Disleksi öğrenme güçlüğünün alt türlerinden biridir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN NEDENİ NEDİR?

Zeka düzeyi normal ya da normalin üzerinde olan çocukların; okuma, yazma, matematik gibi akademik alanlarda sorun yaşaması sonucu ortaya çıkan durum öğrenme güçlüğü olarak adlandırılır. Öğrenme güçlüğü merkezi sinir sistemindeki bir fonksiyon bozukluğu sonucu ortaya çıkan nörolojik temelli bir durumdur. Ayrıca yapılan araştırmalar sonucu öğrenme güçlüğünün kalıtsal olabileceğine yönelik bulgulara rastlanmıştır.

DİSLEKSİ VE ZEKA DÜZEYİ ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?

Disleksi okuma ve okuduğunu anlama gibi güçlüklere neden olan öğrenme güçlüğü türlerinden biridir. Dislektik bireyler normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olmalarına rağmen akademik olarak başarısızlık yaşarlar. Akademik başarısızlıklarının sebebi öğrenme stillerinin farklı olmasından kaynaklanır. Öğrenme güçlüğünün tüm türlerinde olduğu gibi disleksi tanısı için zeka düzeyinin normal ya da normal üzeri olması şartı yer alır. Disleksi, zeka düzeyi anormalliği ile ilgili bir sorun değildir.

DİSLEKSİ VE DEHB ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?

Disleksi okuma bozukluğu olarak tanımlanan öğrenme güçlüğü türüdür. Dislektik bireyler okuma, okuduğunu anlama, satır takibi gibi alanlarda zorluk yaşarken harflerin okunmasında da yanlışlık yapabilirler. DEHB ise dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudur. Bir bireyde yalnızca dikkat eksikliği ya da hiperaktivite bozukluğu görülebileceği gibi ikisi aynı anda gözlemlenebilir. Çoğu bireyde disleksi tanısına dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu durumlarından birinin ya da her ikisinin de eşlik ettiği gözlemlenmiştir. Ancak disleksi ve DEHB’in her zaman birlikte görüleceği kanısı doğru değildir.

DİSKALKULİ NEDİR?

Diskalkuli matematik ile ilgi öğrenme sorunları olarak tanımlanan öğrenme güçlüğü türüdür. Diskalulisi olan bireyler

-Rakamları karıştırır,
-Toplama, çıkarma, çarpma ve bölme
işlemlerinde sorun yaşar,
-İşlem basamaklarını karıştırır,
-Çarpım tablosunu ezberleyemez,
-Onluk bozarak ve onluk alarak yapılan işlemlerde sorun yaşar,
-Problemlerde zorlanır.

DİSGRAFİ NEDİR?

Disgrafi yazma bozukluğu olarak tanımlanan öğrenme güçlüğü türlerinden biridir. Bireyler normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olmalarına karşın yazarken

-Harf atlayarak yazma
-Hece atlayarak yazma
-Rakamları tersten yazma
-Harfleri tersten yazma
gibi sorunlar yaşarlar.

Tedavi süreci diğer öğrenme güçlüğü türlerinde olduğu gibi akademik destek ile gerçekleşir.

DİSLEKSİNİN SOSYAL GELİŞİME ETKİSİ

Disleksi normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, okuduğunu anlama gibi problem yaşamasına sebep olan ôğrenmr güçlüğü türlerinden biridir. Dislektik bireylerin eğitim hayatlarındaki başarısızlık sebebiyle benlik saygıları düşebilir. Okuldaki akranları tarafından örslenebilir ve akran zorbalığına maruz kalabilirler. Ayrıca dislektik bireylere bazı durumlarda sözel olmayan öğrenme güçlüğünün de eşlik ettiği gözlemlenmiştir. Sözel olmayan öğrenme güçlüğü sosyal ve duygusal mesajları okuyamama gibi problemlere neden olmaktadır.

DİSLEKSİ TESTİ NEDİR?

Yalnızca disleksinin tespitine yönelik geliştirilmiş bir test yoktur. Birey DSM-V tanı kriterlerine göre hazırlanan akademik bir değerlendirmeye alınır. Akademik değerlendirme sonucu zeka düzeyi ile ilgili herhangi bir problemden şüpheleniliyor ya da eşlik eden başka bir problem olduğu düşünüluyorsa CAS ya da WISC-IV zeka testleri uygulanır.

DİSLEKSİ TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?

Disleksi tedavisi akademik destekle gerçekleşir. Bireysel olarak hazırlanan eğitsel programlar ile birey disleksi semptomlarını tolere edebilen ve akademik olarak içerisinde bulunduğu eğitsel kademeyi kendi başına takip edebilen kadar desteklenir. Tedavinin ne kadar süreceği birden fazla faktör bağlıdır. Bunlar;

-Zeka düzeyi
-Yaş
-Eğitsel eksiklikler
-Disleksinin şiddeti
-Eşlik eden başka bir sorunun olup olmaması
-Aile ve okul idaresi iş birliği
-Psiko-sosyal durum

olarak sıralanabilir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TÜRLERİ NELERDİR?

Öğrenme güçlüğü normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin çeşitli akademik alanlarda güçlük yaşaması ve potansiyellerinin altında başarı göstermesidir. Bireylerin sorun yaşadığı akademik alana göre öğrenme güçlüğü türlere ayrılmaktadır. Bunlar;

*Disleksi (okuma güçlüğü)
*Disgrafi (yazma güçlüğü)
*Diskalkuli (matematik güçlüğü)

olarak adlandırılmaktadır.

DİSLEKSİ TESTİ NEDİR?

Disleksi özel öğrenme güçlüğünün okuma bozukluğu olarak tanımlanan türüdür. Disleksinin tespiti DSM-5 tanı kriterleri dikkate alınarak uygulanan akademik değerlendirme ile gerçekleşir. Yalnızca disleksinin ya da öğrenme güçlüğünün tespiti için geliştirilmiş bir test bulunmamaktadır. Akademik değerlendirme sonucu disleksiye farklı bir durumun eşlik ettiği ya da zeka düzeyinde anormallik olduğu düşünülüyorsa CAS ve WISC-IV zeka testlerinden birinin uygulanması gerekir.

DİSLEKSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Disleksi bir hastalık değildir. Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin öğrenme stillerinin farklı olması nedeniyle potansiyellerinin altında başarı göstermeleri durumudur. Disleksi bir hastalık olmadığı için herhangi bir ilaç tedavisi de yoktur. Tedavi süreci akademik destek ile gerçekleşir. Bu akademik destek birey için hazırlanan eğitsel bir program ile başlar. Bu eğitsel program bireyin eksikliklerine göre hazırlanır. Birey disleksi semptomlarını tolere edebilene kadar akademik desteğe devam edilir.

DİSLEKSİ

Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, okuduğunu anlama gibi alanlarda sorun yaşaması disleksi olarak adlandırılır. Dislektik bireyler;
-Hece atlar,
-Heceleri tersten okur,
-Harfleri tersten okur,
-Yön kavramlarını karıştırır,
-Ardaşıklık gerektiren becerileri yerine getirmekte zorlanır,
-Satır takibi yapamaz.

DİSLEKSİ NASIL FARK EDİLİR?

Disleksi okuma ve okuduğunu anlamada sorunlara neden olan öğrenme güçlüğü türlerinden biridir. Dislektik bireylerde en çok gözlemlenen semptomlar

-Hece atlayarak okuma
-Hece ekleyerek okuma
-Heceleri tersten okuma
-Harfleri tersten okuma
-Satır takibi yapamama
-Okuduğunu anlayamama
-Ardışık sıralama gerektiren becerileri yerine getirememe
-Sağ ve sol gibi yön kavramlarını karıştırma

şeklinde sıralanabilir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN TEDAVİSİ NEDİR?

Öğrenme güçlüğü bir hastalık değildir. Bireyin normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olmasına rağmen öğrenme stilinin farklı olması sonucu potansiyelinin altında başarı göstermesi durumu öğrenme güçlüğü olarak adlandırılır.

Öğrenme güçlüğü bir hastalık olmadığı için ilaç tedavisi de yoktur. Bireyin eksiklikleri, öğrenme güçlüğünün türü, şiddeti ve bireyin ihtiyaçlarına göre hazırlanan bireysel eğitim programları ile bireye akademik destek sağlanır. Bu akademik destek birey öğrenme güçlüğü semptomları ile başa çıkabilene ve adaptasyon sağlayabilene kadar devam eder.

DİSLEKSİDE OKUL SEÇİMİ NASIL OLMALIDIR?

Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin akademik olarak performanslarının altında başarı sergilemeleri sonucu ortaya çıkan güçlük öğrenme güçlü olarak tanımlanmaktadır. Öğrenme güçlüğünün okuma ve okuduğunu anlama sorunları ile kendini gösteren türü disleksidir.

Dislektik bireyler tersten okuma, hece atlama, harfleri yanlış okuma, satır takibi yapamama, hece ekleyerek okuma gibi semptomlar gösterirler. Dislektik bireyler diğer bireyler gibi normal bir şekilde eğitim hayatlarına devam edebilirler. Okul seçimi ailelerin kararında olup devlet ya da özel okul olabilir. Disleksinin tedavisi diğer öğrenme güçlüğü türlerinde de olduğu gibi eğitsel destektir. Dislektik bireyler devlet ya da özel okullarda kendi eğitim kademelerinde akademik hayatlarına devam ederken mutlaka eğitsel destek almalıdır.

DİSLEKSİ VE DİSKALKULİ ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?

Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin çeşitli akademik alanlarda sorun yaşamaları sebebi ile potansiyellerinin altında başarı göstermeleri öğrenme güçlüğü olarak adlandırılır. Öğrenme güçlüğü bireyin zorluk yaşadığı alana göre türlere ayrılır.

Disleksi bireyin okuma, okuduğunu anlamada sorun yaşaması ve beraberinde yanlış okuma,tersten okuma, hece atlayarak okuma gibi belirtilerin gözlendiği okuma güçlüğü olarak tanımlanan öğrenme güçlüğü alt türlerinden biridir.

Diskalkuli ise bireyin matematiksel işlemlerde ve problemlerde sorun yaşaması ile kendini gösteren matematik öğrenme güçlüğü olarak tanımlanan öğrenme güçlüğü alt türüdür.

Bireylerde sadece birisi gözlemlenebilirken ikisi birden de gözlemlenebilir. Ayrıca öğrenme güçlüğünün diskalkuli isimli yazma bozukluğu olarak tanımlanan bir alt türü daha bulunmaktadır.

YETİŞKİNLERDE DİSLEKSİ OLABİLİR Mİ?

Disleksi okuma ve okuduğunu anlama sorunları olarak kendini gösteren öğrenme güçlüğü türlerinden biridir. Disleksi okulöncesi, okul çağı çocuklarda ve yetişkinlerde gözlemlenebilir. Yetişkin bireylerde disleksi semptomları yetişkinlik döneminde aniden ortaya çıkmaz. Bireyler eğitim hayatlarında birçok sorunla karşılaşır. Çoğu yetişkin dislektik birey zor bir eğitim hayatları olduklarından ve bu durumu bir türlü adlandıramadıklarından bahsederler. Yetişkin dislektik bireylerin bazıları bu semptomlarla başa çıkabilmek için kendi adaptasyon yöntemlerini geliştirmiştir. Bu semptomları tolere edemeyen bireyler için tedavi süreci çocukluk döneminde disleksi tedavisi ile aynı şekilde gerçekleşir. Birey akademik bir değerlendirmeye alınır ve zorluk yaşadığı tespit edilen alanlar ile ilgili eğitsel destek programına alınır. Bu program ile semptomlar tolere edilene kadar akademik olarak desteklenir. Tedavi çocuklara oranla yetişkinlerde daha kısa sürebilir. Burada etki eden en önemli faktör farkındalık düzeylerinin yetişkinlerde daha yüksek olmasıdır.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ VE BENLİK SAYGISI

Okullarda yürütülen eğitim ve öğretim faaliyetleri öğrencileri gelecekteki yaşamlarına hazırlamayı amaç edinmektedir. Bu süreçte öğrencilerden başarılı olmaları beklenmektedir. Fakat birçok çocuk okul hayatının başından itibaren öğrenmede sorunlar yaşayabilmektedir. Öğrenmedeki sorunların ve okul başarısızlığının altındaki sebepler; okulla ilgili sebepler, aile ile ilgili sebepler, çevresel kültürel sebepler ve çocuğun yapısal özellikleri olarak sıralanabilir. Çocuğun yapısal özellikleri altında olan özel öğrenme güçlüğü okuma, yazma ve aritmetik beceriye ilişkin güçlükleri kapsamaktadır. Çocuk çabalarına rağmen başarılı olamıyor ve bununla ilgili ailesinden destek alamıyorsa öğrenilmiş çaresiz yaşayarak olumsuz bir benlik algısına sahip olabilir. Bunun yanında çocuk daha hırçın bir hale gelebilir. Çocuğun sahip olduğu olumsuz benlik algısı yeteneklerini tam olarak ortaya koyamamasına neden olur. Singer’in 2005 yılında yaptığı çalışmada öğrenme bozukluğu tanısı almış çocukların kendileriyle alay edilmesini önlemek için akademik başarısızlıklarını ve duygularını sakladıkları bulunmuştur. Bu da sosyal ortamlardan çekilme ve aslında oldukları gibi davranmama ile sonuçlanabilir. Özel öğrenme güçlüğünün yarattığı bu sonuçlara bakıldığında okullardaki öğretmen ve velilere öğrenme güçlüğü ve sonuçlarıyla ilgili bilgilendirme seminerlerinin yapılması, bu öğrencilerin benlik saygılarının arttırılması için psikolojik danışmanlık hizmetlerinin verilmesi ve akademik başarısı düşük olan öğrencilerin akademik başarılarını arttırmaya yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Kaynak:
Sarıpınar, E.G. (2006). Öğrenme Güçlüğü: Okuma Güçlüğünde Akademik Beceri ve Duyusal Motor İşlevleri Değerlendirme Testlerinin Kullanılabilirliği. Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Singer E. (2005). The strategies adopted by Dutch children with dyslexia to maintain their self-esteem when teased at school. Journal of Learning Disability, 38(5), 411-423.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR?

Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, yazma ve matematik gibi alanlarda güçlük yaşaması öğrenme güçlüğü olarak adlandırılır. Öğrenme güçlüğü okulöncesi dönemde görülmektedir ancak genel olarak çocukların ilkokula başlaması ile okuma ve yazmada sorun yaşamaları sonucu fark edilmektedir. Ebeveynlerin ve okulöncesi eğitmeninin iyi bir gözlemci olup farkındalıklarının yüksek olması öğrenme güçlüğünün okulöncesinde tespit edilmesini mümkün kılmaktadır.

ÔĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISINDA YARARLANILAN TESTLER NELERDİR?

*ÖÖG Batarya Testi
*Matematik Testi
*Görsel İşitsel Testler
*Okuma Testi
*Gesell Gelişim Figürleri Testi
*Yazı Testi
*Saat Çizimi Testi
*Head Sağ – Sol Ayırt Etme Testi
*Harris Lateralleşme Testi
*Öncelik Sonralık İlişkilerinin Sorgulanması
Sıralama
*WISC-IV Zeka Testi
*CAS Zeka Testi

Öğrenme güçlüğünün tespiti için geliştirilmiş bir test bulunmamaktadır. Öğrenme güçlüğü semptomları gösteren bir bireyin tanılama için yazı, okuma ve matematik gibi akademik becerilerinin ölçüldüğü akademik bir değerlendirmenin uygulanması gerekir. Akademik değerlendirme sonucunda zeka düzeyinde bir sorun ya da eşlik edebilecek başka bir sorundan şüphe ediliyorsa CAS ya da WISC-IV zeka testlerinden birinin uygulanması önerilir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ VE DİSLEKSİ ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?

Öğrenme güçlüğü normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, yazma, matematik gibi akademik alanlarda sorun yaşaması ve kendilerinden beklenilen performansın altında başarı göstermeleri sonucu ortaya çıkan bir güçlüktür. Disleksi ise öğrenme güçlüğünün okuma ve okuduğunu anlama problemleri olarak adlandırılan türlerinden biridir. Öğrenme güçlüğünün 2 tane daha alt türü bulunmaktadır. Bunlar; diskalkuli (matematikte güçlük) ve disgrafi (yazmada güçlük) olarak adlandırılır. Bireyde öğrenme güçlüğünün tüm alt türleri bulunabileceği gibi ikisi ya da yalnızca biri de bulunabilir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ GEÇER Mİ?

Öğrenme güçlüğü normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda sorun yaşaması ve potansiyellerinin altında başarı göstermeleri durumudur. Öğrenme güçlüğü bir hastalık değildir. Bireylerin akranları ile aynı anda öğrenememeleri ya da sorun yaşamalarının nedeni öğrenme stillerinin farklı olmasından kaynaklanır. Bu sebeple öğrenme güçlüğü semptomları geçmez. Birey aldığı bireysel eğitim desteği ile bu semptomlar ile başa çıkmayı ve hayatına adapte olmayı sağlar.

DİSLEKSİ TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?

Disleksi okuma güçlüğü olarak tanımlanır. Yanlış okuma, hece atlama, harfleri tersten okuma, hece ekleyerek okuma, satır takibi yapamama, okuduğunu anlamama gibi problemler dislekside en çok karşılaşılan semptomlardır. Disleksi tedavisi birey için hazırlanan eğitsel destek programları ile gerçekleşir. Bu program bireyin eksiklikleri tespit edilerek hazırlanır. Disleksinin eğitim desteği dışında bir tedavisi bulunmamaktadır. Tedavinin ne kadar süreceği bazı faktörlere göre değişkenlik gösterir.
– Tanının ne zaman (kaç yaşında) konulduğu
– Disleksiye eşlik eden başka bir problemin (DEHB gibi) olup olmama durumu
– Bireyin eksiklikleri
– Disleksinin şiddeti
– Aile ve okul desteği
– Psiko-sosyal olarak olumsuz bir durum olup olmaması
gibi faktörler disleksi tedavi sürecini etkiler.

DİSLEKSİ TANISI NASIL KONULUR?

Disleksi semptomları gösteren bir birey için öncelikle tıbbı muayene gereklidir. Tıbbı muayene ile bireyde gözlemlenen semptomların herhangi bir fizyolojik problemden kaynaklanıp kaynaklanmadığı tespit edilir. Tıbbı muayeneden sonra birey, eğitsel bir değerlendirmeye alınır. Bu değerlendirme öğrenme güçlüğü alanında uzmanlaşmış özel eğitim uzmanları, psikologlar ve psikolojik danışmanlar tarafından yapılmaktadır. Bu değerlendirme sürecinde bireyin eğitim öyküsü, aile, okul, öğretmen gözlemlerine yer verilir. Değerlendirme bireyin sorun yaşadığı okuma, yazma ya da matematik gibi alanlardaki akademik becerilerinin test edilmesini içerir. Değerlendirme sonucunda bireyin eksiklikleri tespit edilerek birey için destek eğitim programı hazırlanır. Bu program ile birey akranlarının düzeyine erişene kadar akademik olarak desteklenir.
Değerlendirme sonucunda disleksiye eşlik eden başka bir sorunun ya da zeka anormalliğinin olduğu düşünülüyorsa CAS ya da WISC-4 zeka testlerinin uygulanması gerekir. Eğitsel değerlendirmeye dayanan bu süreç ile eğitsel tanı konulur. Ancak disleksinin raporlanması için gerekli olan tıbbı tanı çocuk psikiyatrisleri tarafından yapılmaktadır.

DİSLEKSİ NEDİR? DİSLEKSİYE NE SEBEP OLMAKTADIR?

Disleksi okuma güçlüğü olarak tanımlanan öğrenme güçlüğü alt türlerinden biridir. Dislektik bireyler okuma, okuduğunu anlama, satır takibi gibi konularda sorun yaşarken; hece atlama, heceleri tersten okuma, hece ekleyerek okuma, harfleri karıştırma gibi semptomlar sergilerler. Dislektik bireylerin yaşadıkları bu zorluklar zeka düzeyindeki herhangi bir anormallikten kaynaklanmaz. Disleksi tanısında da diğer öğrenme güçlüğü türlerinde olduğu gibi normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olma kriteri yer alır. Dislektik bireylerin yukarıda yer alan zorlukları yaşamalarının nedeni öğrenme stillerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu farklılığın nedeni yapılan araştırmalar neticesiyle kesin olarak ortaya konmamakla beraber genetik etmenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN TEDAVİSİ NEDİR?

Öğrenme güçlüğü, normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin öğrenme stillerindeki farklılıklar sebebiyle matematik, okuma, yazma gibi akademik alanlarda sorun yaşanması durumudur.

Öğrenme güçlü bir hastalık değildir. Bu nedenle herhangi bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Tedavi bireyin sorun yaşadığı alan ya da alanlar tespit edilerek hazırlanan bireysel eğitim programları ile gerçekleşir. Bireysel eğitim programları ile kişi, eksiklikleri tamamlanana ve akranlarının düzeyine erişene kadar akademik olarak desteklenir.

DİSLEKSİ (OKUMA GÜÇLÜĞÜ) NEDİR?

Okuma bireyin eğitime ulaşmaktaki en önemli araçlarından biridir. Okuma, bilgi edinmekten fazlasıdır. Kişinin düşünme becerisinin gelişmesinde, kişiliğinin kurulmasında ve ruhsal sağlığının sağlıklı olmasında etkili rol oynar. Okumayı öğrenme uzun bir süreçtir. Sembolleri çözmek, anlamak ve yorumlamak zamanla kazanılan becerilerdir ve bunların doğru kazanılabilmesi için karşılaşılan okuma güçlüklerinin de zamanında fark edilip çözülmesi gerekir. Okuma güçlüğüne sahip çocuklarda kendine güvensizlik, okumak için isteksizlik ve çaresizlik hissi görülmektedir. Okuma becerisindeki ilerlemeler çocuğun kendine güveninin gelmesini ve okumaya istekli olmasını sağlar. Okuma güçlüklerinin olabildiğince erken sınıflarda fark edilmesi ve gerekli müdahalenin zamanında yapılması önemlidir.

Kaynak: D. Arslan & M. Z. Dirik (2008). İlköğretim İkinci Sınıf Öğrencilerinin Okuma Güçlüklerini Gidermede Okumayı Geliştirici Duyuşsal Yaklaşımın Etkisi. Eğitim Fakültesi Dergisi ,21 (1), 1-18.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Öğrenme güçlüğünde en çok karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

-Harfleri karıştırma (b-d gibi)
-Sesleri karıştırma (v-f gibi)
-Sıralı ve ardaşıklık gerektiren becerilerin öğreniminde zorluk
*Alfabe
*Aylar
*Günler
*Ritmik Sayma
-Zaman ve yön kavramlarını karıştırma (dün-bugün, sağ-sol gibi)
-Okumada güçlük
*Heceleri tersten okuma
*Hece atlayarak okuma
*Satır takibi yapamama
*Hece ekleyerek okuma
-Matematikte güçlük
*Çarpım tablosunu ezberleyememe
*Sayıları tersten okuma
*Problemleri anlamama ve yapamama
-Yanlış ve eksik yazma

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ NEDİR? TÜRLERİ NELERDİR?

Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin; okuma, yazma ve matematik becerilerinde zorluk yaşayıp akademik olarak başarısız olmaları sonucu ortaya çıkan güçlük öğrenme güçlüğüdür. Öğrenme güçlüğü olan bireyler normal ya da normal üzeri zeka düzeylerine sahip olmalarına rağmen öğrenme stillerindeki farklılıklardan dolayı potansiyellerinin altında başarı gösterirler. Öğrenme güçlüğü zorluk yaşanılan akademik alana göre 3 türe ayrılır. Bunlar:

-Disleksi (Okuma güçlüğü)
-Disgrafi (Matematikte güçlük)
-Diskalkuli (Yazmada güçlük)

Olarak sıralanmaktadır.

DİSLEKSİ BİR HASTALIK MIDIR?

Disleksi bir hastalık değildir. Okuma ve okuduğunu anlama güçlüğü olarak da bilinen öğrenme güçlüğü alt türlerinden biridir. Dislektik bireylerin zeka düzeyleri normal ya da normal üzeridir. Diğer bireyler gibi aynı anda hedeflere ulaşamamalarının nedeni zeka düzeyi ile alakalı bir problemden değil öğrenme stillerinin farklı olmasından kaynaklanır. Disleksi bir hastalık olmadığı gibi herhangi bir ilaç tedavisi de yoktur. Tedavi birey için hazırlanan destek eğitim programları ile gerçekleşir.

DİSLEKSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Disleksi çocuklar, benzer sesteş harfleri karıştırma (d ile b gib), harf atlama veya ekleme, alfabeyi öğrenmede güçlük çekme, organize olamama, verilen talimatları takip etmede zorlanma, yön ve zaman kavramlarını karıştırma gibi öğrenme güçlüğü gösterebilirler. Disleksi okuma, yazma, öğrenme, ifade etme, anlatma becerileriyle birlikte özellikle matematik becerilerinin kazanılıp ifade edilmesinde ortaya çıkan öğrenme bozukluğudur.

DİSLEKSİ TESTİ

Disleksi okuma ve okuduğunu anlama bozukluğu olarak da ifade edilen öğrenme güçlüğünün alt türlerinden biridir. Dislektik bir bireyde okuma hızı düşüktür; okurken hece atlama, hece ekleme, satır takibi yapamama, yanlış okuma, tersten okuma gibi sorunlar gözlemlenir.

Diğer öğrenme güçlüğü türlerinde de olduğu gibi yalnızca disleksinin tespitine yönelik geliştirilmiş bir test yoktur. Birey DSM-V tanı kriterleri dikkate alınarak hazırlanan akademik bir değerlendirmeye alınır. Birey çocuk ise ve değerlendirme sonucu zeka düzeyinde bir anormallik ya da farklı bir tanının (hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi) eşlik ettiği düşünülüyorsa WISC-IV veya CAS zeka testleri uygulanır. Yetişkinlerde de yine aynı akademik değerlendirme uygulanmakta; değerlendirme sonucu semptomların psikolojik ya da fizyolojik bir problemden kaynaklandığı düşünülüyorsa uygun yönlendirmeler yapılmaktadır.

DİSLEKSİ

Bireyin normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olmasına rağmen okuma, matematik ve yazma gibi akademik alanlarda sorun yaşaması öğrenme güçlüğü olarak tanımlanmaktadır. Öğrenme güçlüğünün okuma bozukluğu olarak tanımlanan alt türü disleksidir. Disleksinin bazı belirtileri;
-Okumada güçlük,
-Okuma hızının düşük olması,
-Heceleri tersten okuma,
-Harfleri karıştırma (b-d gibi),
-Heceleri ya da kelimeleri atlayarak okuma,
-Hece ekleyerek okuma,
-Satır takibi yapamama,
-Yön kavramında zorluk (sağı-solu karıştırma).

DİSLEKSİ BİR HASTALIK MIDIR?

Disleksi bir hastalık değildir. Dislektik bireylerin öğrenme stilleri diğer bireylerden farklılık gösterir. Bu nedenle dislektik bireyler akranları ile aynı hedeflere aynı anda ve aynı yöntem ile ulaşmakta güçlük çekerler. Dislektik bireyler eğitsel olarak desteklenmelidir.

DİSLEKSİ NEDİR?

Disleksi öğrenme güçlüğü alt türlerinden biridir. Okumada güçlük, hatalı okuma, okuma hızının düşük olması, okuduğunu anlama problemleri gibi sorunlar disleksi belirtileri olarak karşılaşılan belirtilerdir. Disleksi diğer öğrenme alanlarını da etkileyebilir. Bir bireyde hem disleksi hem de diğer öğrenme güçlüğü türleri bulunabilir. Disleksinin tedavisi diğer öğrenme güçlüğü türlerinde de olduğu gibi akademik destek ile gerçekleştirilir. Bu akademik destek birey için hazırlanan bireysel programlar ile sağlanır. Birey disleksi semptomları ile kendisi başa çıkabilene ve hayatına tolere edebilene kadar tedavi süreci devam eder.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ NASIL TESPİT EDİLİR?

Bireyin zihinsel bir problemi olmamasına rağmen okuma, yazma, matematiksel işlemler, uyum sağlama gibi alanlarda güçlük çekmesi öğrenme güçlüğü belirtileri olarak gözlemlenebilmektedir. Yalnızca öğrenme güçlüğünün tespitine yönelik geliştirilmiş bir test bulunmamaktadır. Zeka ile ilgili bir problem ya da öğrenme güçlüğüne eşlik edebilecek başka bir tanının olabileceği düşünüldüğü zaman WISC-IV ve CAS zeka testleri uygulanmaktadır. Belirtilen durumlar dışında DSM-V tanı kriterleri dikkate alınarak yapılan akademik bir değerlendirme ile öğrenme güçlüğü tespit edilebilmektedir.

DİSLEKSİ VE DİKKAT EKSİKLİĞİNİN BENZERLİKLERİ NELERDİR?

*Her ikisinde de okuma yazma sorunları bulunabilir.
*Her ikisinde de yazının bozuk olma olasılığı yüksektir.
*Her ikisinde de harflerin tanınması gecikebilir.
*Her ikisinde de sakarlık görülebilir.
*Her ikisinde de ince motor ve kaba motor becerilerde sorun yaşanabilir.
*Her ikisinde de dikkat sorunları gözlenebilir.
*Her ikisinde de sözlü ifade de zorlanma görülebilir.

DİSGRAFİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

● Okunaksız yazı.
● Yazı yazmak veya çizmekten kaçınma, yazarken çabuk yorulma.
● Kalemin sıkı, yanlış, eğik ya da garip bir şekilde tutulması
● Yazma ya da kopyalama hızında düşüklük.
● Tahtadan ya da kitaptan deftere not aktarırken zorluk çekme.
● Harflerin boyutları ve şekillerinde düzensizlik, tamamlanmamış harfler yapma.
● Büyük ve küçük harfleri/ el yazısı –düz yazı harfleri karıştırma.
● Yazım esnasında ses atlama veya ekleme.
● Kelimeler arasında boşluk bırakmama, yanlış heceden ayırarak yazma ya da birkaç
parça halinde yazma.
● Cümlelerde bitmemiş veya atlanmış kelimeler.
● Yazımlarda satır başından başlamama, satır atlama veya ters yönde yazma.
● Birçok imla yanlışı yapma.
● Söz dizimi yapısı ve dilbilgisi ile ilgili zorluk çekme.
● Yazıyı bir iletişim aracı olarak kullanmada zorlanma.
● Kağıt üzerinde düşünceleri düzenleme güçlüğü.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI KİM TARAFINDAN KONULMAKTADIR?

Öğrenme güçlüğü çeşitli akademik alanlarda yaşanılan güçlükler olarak tanımlanır. Öğrenme güçlüğü yaşayan bireyler normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip olmalarına karşın öğrenme stillerindeki farklılıklardan dolayı kendilerinden beklenilen hedeflere ulaşmada sorun yaşarlar. Öğrenme güçlüğünde tıbbi tanı psikiyatristler tarafından konulur. Eğitsel tanı ise öğrenme güçlüğü alanında uzmanlaşmış özel eğitim uzmanları, psikolog ve psikolojik danışmanlar tarafından DSM-V tanı kriterleri baz alınarak yapılan akademik bir değerlendirme süreciyle konulabilmektedir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TEDAVİ SÜRECİNDE İZLENECEK ADIMLAR NELERDİR?

1. Sorunla ilgili öncelikle ebeveynin gözlemlerini almak ve değerlendirme sonucu hakkında ebeveyni bilgilendirmek.
2. Çocuğun öğretmenini varsa PDR servisini bilgilendirmek ve işbirliği yapmak.
3. Yetersiz ve sorunlu olan becerileri geliştirici özel eğitim programı hazırlamak,
hedefleri saptamak.
4. Geri bildiren, farkına vardıran, düzelttiren bir yaklaşımla çocuğun hatasını fark edip düzeltmesine fırsat vermek.
5. Anne-babayı, çocuğun öğrenme, ders çalışma, davranış ve alışkanlıklarından
sorunlarla nasıl baş edebilecekleri konusunda bilgilendirmek.
6. Öğrenme güçlüğüne eşlik eden benlik saygısı, sosyal beceriler ve duygusal
davranışsal sorunlar var ise bireysel-grup terapiye yönlendirmek.
7. Periyodik olarak değerlendirmek, devam eden sorunlar için yeni hedefler belirlemek.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TESTİ

Öğrenme güçlüğü okuma, yazma ve matematik gibi çeşitli akademik alanlarda yaşanılan güçlük olarak adlandırılır. Öğrenme güçlüğünde zeka düzeyinin normal ya da normal üzeri olması kriteri yer alır.

Yalnızca öğrenme güçlüğünün tespitine yönelik geliştirilmiş bir test bulunmamaktadır. Öğrenme güçlüğünün tespitinde ilk olarak tıbbı bir kontrolden geçilmesi gerekir. Tıbbı kontrol ile yaşanılan güçlüğün fizyolojik bir sorunun sonucu olup olmadığı değerlendirilir. Herhangi bir fizyolojik nedene bağlı olmaksızın öğrenmede sorun yaşanması öğrenme güçlüğüne işaret olabilir. Bu aşamada bir uzmana başvurmak gerekir. Öğrenme güçlüğü yaşadığı düşünülen bir birey akademik olarak değerlendirilir. Bu değerlendirme DSM-V tanı kriterlerine göre yapılmaktadır. Akademik değerlendirmenin yanı sıra aile ve öğretmen gözlemlerine de başvurulur. Değerlendirme sonrası zeka düzeyinde bir anormallikten şüpheleniliyor ya da eşlik eden başka bir tanı olabileceği düşünülüyorsa CAS ve WISC-IV zeka testlerinden birinin uygulanması önerilir. Bu testler yalnızca öğrenme güçlüğünün tespiti için geliştirilmemiştir ancak öğrenme güçlüğünü en iyi yordayabilen testlerdir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?

Öğrenme güçlüğü; normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma, yazma, matematik gibi akademik alanlarda zorluk yaşaması ve potansiyellerinin altında başarı göstermeleri sonucu ortaya çıkan güçlük olarak adlandırılır.

Öğrenme güçlüğünün herhangi bir ilaç tedavisi yoktur. Tedavi birey için hazırlanan bireysel eğitim programları eşliğinde akademik destek ile gerçekleştirilir. Tedavi sürecini etkileyen etmenler şu şekilde sıralabilir:

*Tanının ne zaman konulduğu,
*Bireyin akademik alanlardaki eksiklikleri,
*Bireyin potansiyeli (zeka düzeyi),
*Öğrenme güçlüğüne eşlik eden başka bir tanının olup olmaması,
*Aile ve okul işbirliği
gibi etmenler tedavi süreci ve süresini etkilemektedir. Bireyin eğitim desteğini ne kadar ve ne sıklıkta alması gerektiği bu etmenlere bağlı olarak bireyden bireye değişiklik göstermektedir.

MATEMATİK ÖĞRENME BOZUKLUĞU (DİSKALKULİ) BELİRTİLERİ NELERDİR?

● Rakamları ve aritmetik sembolleri tanımada zorlanma,
● Rakamları seçme ve yazmada hata yapma,
● Ritmik saymayı öğrenmekte, tek, çift saymada güçlük,
● çekme, sayarken sayıları atlama, sıralama yapmada zorlanma,
● +, – , x ve diğer işaretleri saptama ve bunları doğru kullanmakta zorlanma,
● Toplama, çıkarma, çarpma, bölme işlemlerinde zorlanma,
● Matematik problemlerinde sonuca ulaşmayı sağlayan işlem sırasını oluşturamama,
● Çarpım tablosunu ezberleyememe veya birkaç gün içinde unutma,
● Hafıza problemleri yaşayarak, çok basit hesap hataları yapma,
● Matematiksel sembolleri birbiri ile karıştırma,
● Sağ-sol kavramını öğrenememe veya sürekli bu konuda hata yapma,
● Dikkat bozukluğu, konsantre olamama,
● Tarih, saat, zaman kavramlarına hakim olamama,
● Geometrik şekil – cisimleri ve şekillerle ilgili bağıntıları öğrenmede güçlük.
● İşlemlerde sürekli parmak saymak zorunda kalma,
● Matematiğe karşı endişe veya olumsuz tutum,
● Çarpım tablosunu ezberleyememe, çabuk unutma,
● Akıl yürütme yöntemlerini ve çok aşamalı hesaplama yöntemlerini öğrenmekte
zorluk,
● Mesafe, ağırlık, uzunluk, zaman tahmini yapamama.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ KARŞISINDA NELER YAPILMALIDIR?

Erken tanı bu çocukların geleceklerini etkileme açısından çok önemlidir, çünkü bu çocukların sadece akademik hayatları değil, akademik başarısızlık nedeniyle psikososyal gelişmeleri/hayatları da bu durumdan olumsuz etkilenir.

Erken tanı veli ve öğretmenlerdeki farkındalık ile mümkündür. Soruna yaklaşımda okul, aile, psikolog, psikiyatrist ve özel eğitim uzmanı işbirliği gereklidir. Çocuğunun güçlük çektiği alana yönelik kinestetik, işitsel ve görsel eğitim metotları seçilmeli; eğitsel eksikliklerine göre bireysel bir program hazırlanarak desteklenmelidir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TANISI NE ZAMAN KONULMAKTADIR?

Okul öncesi dönemde; çocukları dikkatli bir şekilde gözlemleyen ebeveynler ve profesyonel kontrolü tercih ederek bir uzman yardımı alan aileler öğrenme güçlüğü tanısının erkenden konulmasını sağlarlar. Öğrenme güçlüğü belirtilerinin, çocukların okul hayatı başladığında daha aktif bir şekilde görülmesi ve tespit edilebilmesi nedeniyle, öğrenme güçlüğü tanısı genellikle çocukların eğitim hayatının başladığı ilk yıllarda konulur.

Öğrenme güçlüğü ne kadar erken fark edilir ve teşhis ne kadar erken konulursa, o kadar hızlı ve erken bireysel eğitim desteğinden faydalanılmakta ve iyileşme sağlanmaktadır. Ayrıca yetişkinlik döneminde de öğrenme güçlüğü gözlemlenebilmektedir.

DİSLEKSİ TEDAVİSİ

Normal ya da normal üzeri zeka düzeyine sahip bireylerin okuma alanında sorun yaşaması ve kendilerinden beklenilen performansın altında başarı göstermeleri ile sonuçlanan güçlük disleksidir. Disleksi öğrenme güçlüğünün alt türlerinden biridir. Dislektik bireylerin okuma hızları düşüktür. Okuma yaparken hece atlama, heceleri tersten okuma, satır takibi yapamama gibi sorunlar yaşarlar.

Disleksinin de diğer öğrenme güçlüğü türlerinde olduğu gibi herhangi bir ilaç tedavisi yoktur. Tedavi bireysel olarak hazırlanan eğitsel destek programları ile gerçekleşir. Hazırlanan bu program ile birey, disleksi semptomlarını tolere edebilene kadar akademik olarak desteklenir. Tedavinin ne kadar süreceği bireyin disleksisinin şiddeti, tanının konulduğu zaman (erken tanı tedavi süreci için olumlu bir etkendir), disleksi tanısına eşlik eden başka bir tanı olup olmaması gibi çeşitli etkenlere bağlıdır.

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Özel öğrenme güçlüğü genel olarak çocuk ilkokuldayken fark edilir. Okul öncesi dönemlerde erken teşhis için dikkat çalışması, eşleştirme oyunları, kalem kağıt çalışmaları gibi çalışmalar yaptırılır. Bu çalışmalar çocuğun işitsel dikkat, adlandırma, kelimeleri yerinde kullanarak konuşma ve ince motor becerilerinin (kalem kullanma, makas tutma vb) gelişimini sağlar. Okul öncesi dönemde çocukta görülen konuşmada gecikme, yanlış sözcük kullanımı, tekerlemeleri öğrenememe, şarkı/şiir ezberleyememe, renkleri adlandırılmama gibi durumlarla karşılaşıldığında çocuk takip edilmeli ve bu eksikleri kapatmaya yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Özel eğitimin amacı herhangi bir alanda öğrenme güçlüğü çeken çocuğu erkenden teşhis etmek, ihtiyaç duyduğu alanları desteklemek ve eksiklerini giderecek çalışma programını sunmaktır.